<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dünyadaşlık Yazıları &#8211; ERG</title>
	<atom:link href="https://egitimreformugirisimi.org/category/4dunyadaslik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egitimreformugirisimi.org</link>
	<description>Eğitim Reformu Girişimi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Dec 2024 14:25:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2024/05/cropped-erg_logo1-1-32x32.png</url>
	<title>Dünyadaşlık Yazıları &#8211; ERG</title>
	<link>https://egitimreformugirisimi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Aborjinlerin İzinde, Eğitimin Bugününü ve Geleceğini Sorgulamak</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-aborjinlerin-izinde-egitimin-bugununu-ve-gelecegini-sorgulamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadaşlık Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-aborjinlerin-izinde-egitimin-bugununu-ve-gelecegini-sorgulamak/</guid>

					<description><![CDATA[19. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı, “Dünyadaşlık” temasıyla gerçekleşti. Konferansta “Birbirimizi ve tüm varlıkları gözeten, tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu önemseyen ‘dünyaları’ eğitim yoluyla nasıl kurabiliriz?” sorusuna birlikte yanıt aradık. <br></br>Konferans sona erse de, ERG Blog’da dünyadaşlığın farklı boyutlarını konuşmaya devam ediyoruz. Yazı dizimizin dördüncü bölümünde, Şebnem Feriver, Avustralya’nın ilk halkları olan Aborjinlerin kadim birikiminin, dünyadaşlık bağlamında bugünün ve geleceğin eğitimlerine neler öğretebileceğini sorguluyor. Gezegenimizde kalan biyoçeşitliliğin yüzde 80’ini koruyan yerli halkların eğitim sistemi için yol gösterici olabilecek mücadelelerinden örnekler veriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="35897" class="elementor elementor-35897" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-78734f32 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="78734f32" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-73d2e1f elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="73d2e1f" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>1788 yılında İngilizlerin yerleşim amacı ile ilk defa topraklarına ayak bastığı Avustralya’nın ilk halklarının (Aborjinlerin¹</span><span>) yaklaşık 65 bin yıl önce bu kıtayı kendilerine yurt edindikleri ifade ediliyor. Aborjin halklarının önemli özelliklerinden birisi varlıklarını en uzun süre kesintiye uğramadan sürdürebilmiş halklar olmaları, yani gezegenimizdeki en uzun insani kadim bilgiyi barındırmaları.</span></p><p><span>Bu yazı, başta Aborjin halkları olmak üzere kadim halkların birikimlerinin dünyadaşlık bağlamında bugünün ve geleceğin eğitimlerine neler öğretebileceğine dair bir egzersiz yapmayı hedefliyor. Yer-temelli eğitimi on binlerce yıldır toplumsal ve ekolojik denge²</span><span> hedefiyle sürdüren Aborjin halklarının en temel dayanak noktaları yaşadıkları coğrafya, yani yerel alanları, yöreleri. Aborjin halkları için yöreleri varlıklarını borçlu oldukları, bağlantıda oldukları, aralarındaki sosyal ilişkileri düzenleyen, kültürel uygulamalara yön veren, kimliklerini ve topluluklarını birlikte inşa ettikleri, yaşamla bütünleştikleri, atalarıyla ilişkilerini sürdürdükleri, birlikte bir bütün oldukları (bir nevi dünyalaştıkları³</span><span>) ve birlikte olageldikleri (bu kavramı yazının devamında açıklamaya çalışacağım) yerler. Aborjinlere göre yöreler hem hiç kimsenin hem de tüm varlıkların müştereği; yöreler türler arası akrabalıkların kurulduğu, eksiltmeden sonrakilere aktarılması gereken alanlar.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-75b48d3 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="75b48d3" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img decoding="async" src="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2023/09/Yorem.jpg.webp" title="" alt="" loading="lazy" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">Damien ve Yilpi Marks’ın Yörem isimli çalışması</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1970551 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="1970551" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Aborjin halklarının çok yönlü akrabalık sistemleri, dünyadaşlık bağlamında bize önemli ipuçları sunabilir. Her halkın kendine göre farklı kurgusu olmakla beraber Aborjin halklarında genel olarak üç seviyeli bir akrabalık yapısı olduğu görülüyor. </span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-a1ecb05 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="a1ecb05" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>Aborjinlerin dünyadaşlık hakkında ipucu veren akrabalık bağları</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-e318da7 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="e318da7" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><b>Birinci Seviye-Yarımlar:</b><span> Her şeyin bir bütünün yarısı olduğu kabulüne dayanarak oluşturulan bu sistemin temel varsayımına göre tüm evrenin anlaşılması için bu yarımların bir araya gelmesi gerekiyor. Çocuklar, topluluğun anasoylu veya babasoylu olmasına bağlı olarak anne veya babalarından Yarım miras alıyorlar. Aynı Yarım’dan olanlar kardeş kabul ediliyor, dolayısıyla kendi Yarım’larından olan kişilerle evlenmemeleri gerekiyor ve aynı Yarım’dan olanların karşılıklılık ilkesi içinde birbirlerini destekleme yükümlülüğü bulunuyor. Bu yapı ile bir dayanışma sistemi de hayata geçirilmiş oluyor. Aborjin halklarının dillerinde “lütfen” ve “teşekkür ederim” gibi ifadelerin yer almadığı görülüyor, zira insan türünün kendi türüne karşı sorumluluklarının ilave bir nezaket göstermeye gerek kalmayacak şekilde tanımlanmış olduğu ifade ediliyor.</span></p><p><b>İkinci Seviye-Totemler:</b><span> Her bireyin en az 4 totem sahibi olması gerekiyor. Bu totemlerin bireyleri toprak, su, hava aracılığıyla evrene bağladıklarına inanılıyor. Bu totemlerden ilki bireylerin halklarına, ikincisi klanlarına, üçüncüsü aile gruplarına ve sonuncusu da bireysel totemlerine işaret ediyor. Her birey kendi totemlerinin refahından arada bir sahiplik ilişkisi olmaksızın sorumlu, onu koruması ve onunla ilgili birikimi bir sonraki nesle aktarması gerekiyor. Örneğin totemi koala olan bir topluluğun temel görevlerinden biri, koalaların yaşam alanlarını ve yaşam döngülerini korumak, dolayısıyla onlara bakım vermek ve bu bakıma dair tüm bilgiyi bir sonraki kuşağa aktarmak. Bu sistemin, totemlerin (gezegenimizdeki insan ötesi varlıkların) yaşamını refah içinde sürdürmesi için “doğru şeyin” “doğru zamanda” (bu ifadeler yazının devamında tekrar ele alınacak) yapıldığından emin olmak ve sonraki kuşaklara aktarım yapmak üzere kurulduğu görülüyor. Totemler, Yarım’lar da dikkate alınarak bölüştürülüyor, bu şekilde denge ve koruma sistemi yaratılmış oluyor. Örneğin bir topluluğun totemi gri kanguru türü iken diğer topluluğun totemi kırmızı kanguru türü oluyor. Bu sayede türler arası dinamik denge gözetiliyor, biyolojik çeşitlilik korunuyor. Aynı zamanda topluluklarının birbirlerine bağımlılıkları da görünür kılınıyor, kolektif bilinç oluşması sağlanıyor. Herkesin totemine saygı duymak temel bir kural. Bu şekilde “öteki” tanımını gerektirecek bir kurgudan da olabildiğince uzak durulmuş olunuyor.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-fff21ab elementor-widget elementor-widget-image" data-id="fff21ab" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img decoding="async" src="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2023/09/Gri-Kanguru.jpg.webp" title="" alt="" loading="lazy" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">Adrian Combarngo’nun Gri Kanguru isimli çalışması</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-07a8d1e elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="07a8d1e" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><b>Üçüncü Seviye-Deri İsimleri:</b><span> Kana bağlı soyun takip edildiği bu sistemde bir sıralı adlandırma döngüsü bulunuyor. Soyadına benzeyen ve oldukça karmaşık olan bu kurguda eşler ve çocukları ortak bir deri ismi taşımıyorlar. Deri isimleri, soydaki sıralamaya ve cinsiyete göre veriliyor. Bu yazıda soydaki sıralama yapısını ele alacağız. Anasoylu bir halkta çocuk doğuran iki kız kardeşi örnek alalım. Bu kız kardeşlerin numarası 1 oluyor, onların çocukları 2 numara oluyor. Bu yapıda 2 numaraların hepsi kardeş kabul ediliyor, 1 numaralı kadınların hepsi 2 numaralıların annesi olarak tanımlanıyor. 3 numaralı olanların hepsi 1 numaralı olanların torunu, 2 numaralı olanların annesi oluyor. Babasoylu halklarda da benzer bir durum oluşuyor. Bu sistem sayesinde bir çocuğun birçok kardeşi, aile büyüğü ve aile küçüğü oluyor. </span></p><p><span>Karşılıklı bağımlılığın, bağlantıların, yöreye, insana ve insan ötesi varlıklara sorumlulukların öğretildiği bu akrabalık mirasının öğretilmesi Aborjin halklarına göre çocukların doğuştan gelen hakları.</span></p><p><span>Dengeye, dayanışmaya, karşılıklılığa ve saygıya dayanan Aborjin kültürlerinin yukarıda aktarılanlarda da görüldüğü üzere oldukça kapsayıcı, bütünleştirici, tamamlayıcı, ekolojik yurttaşlığa hatta daha da fazlası olan dünyadaşlığa işaret eden, sarıp sarmalayan akraba kurgularının, </span><span>eğitim sistemlerimiz için neler “söyleyebileceğini” ve neler “öğretebileceğini” tahayyül etmek nasıl olurdu?</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-21b7b73 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="21b7b73" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>Aborjin kültüründe varoluşa dair yaklaşımlar</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-64fdd58 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="64fdd58" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Aborjin kültürlerinde varoluşa dair yaklaşımların birlikte olagelme ve bağlantılar etrafında oluştuğu görülüyor. Bu kavramları biraz daha anlamaya yaklaşmak için Bawaka kolektifinin (kolektif yerli olmayan Avustralyalı araştırmacılarla Aborjin kökenli Bawaka kadınlarının oluşturduğu bir topluluk) yaptığı bir araştırmadan bazı kesitler sunuyoruz:</span></p><p><span>“Her mevsim </span><i><span>ganguri</span></i><span> (bir çeşit tatlı patates) de </span><i><span>Bawaka</span></i><span> da (yörenin ismi) farklıdır. </span><i><span>Ganguri</span></i><span> için toprağı kazmak bizi değiştirir; kazarken düşündüklerimiz, hatırladıklarımız, oluşturduğumuz anılar, kaybettiğimiz ter, uzun süre üzerinde durduğumuz için ağrıyan dizlerimiz, içimize çektiğimiz hava, bizi o sırada sokan sineğin bedenimizle tanışması, sineğin salgısının bedenimize karışması, kazarken altında durduğumuz </span><i><span>Dawu</span></i><span> ağacının (bir çeşit beyaz incir ağacı) yapraklarının rüzgarla salınması ve köklerinin kalınlaşmakta olması, yeşil karıncaların bir kısmının ölmekte bir başka kısmının doğmakta olması, toprağı kazan kadınların biraz daha yaşlanmakta olmaları, belki o sırada bir hastalığın bedenlerine yerleşegelmesi… Bunların hepsi </span><i><span>ganguri</span></i><span> için toprağı kazarken olagelen şeyler, </span><i><span>gangurinin </span></i><span>kadınları değiştirmesi, kadınların </span><i><span>ganguriyi</span></i><span> değiştirmesi, ikisinin birbiri olması, ikisinin birlikte olagelmesi hep yöre sayesinde gerçekleşiyor. İnsan dünyalarının insan olmayan dünyalarla birlikte olagelmesi ve yöreyle bir olması söz konusu oluyor. Geçmiş, bugün ve gelecek birbiriyle bağlantıya geçiyor. Haklar, sorumluluklar ve davranışlar da bu çerçevede şekilleniyor.” </span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-30a238d e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="30a238d" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-814fe48 e-con-full e-flex e-con e-child" data-id="814fe48" data-element_type="container">
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-ae208ae e-con-full e-flex e-con e-child" data-id="ae208ae" data-element_type="container">
				<div class="elementor-element elementor-element-cd6e3a8 elementor-widget__width-initial elementor-widget elementor-widget-image" data-id="cd6e3a8" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img decoding="async" src="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2023/09/Mulkun-Wirrpanda-Ganguri-350x610.jpg.webp" title="" alt="" loading="lazy" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">Mulkun Wirrpanda’nın Ganguri isimli çalışması</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-3ad1eda e-con-full e-flex e-con e-child" data-id="3ad1eda" data-element_type="container">
				<div class="elementor-element elementor-element-563765c elementor-widget elementor-widget-image" data-id="563765c" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img decoding="async" src="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2023/09/Ganguri-474x324.jpg.webp" title="" alt="" loading="lazy" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">Ganguri</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-a71ca82 e-con-full e-flex e-con e-child" data-id="a71ca82" data-element_type="container">
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-013c880 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="013c880" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-42c8106 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="42c8106" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Aşağıda Bawaka kolektifinin çalışmasından başka bir kesit sunuluyor. Kesiti okurken “Yeryüzü topluluğunun kolektif iradesini bireyin iradesiyle birlikte gözeten, öteki tanımının ortadan kalktığı, birlikte olagelmenin mümkün olduğu, birbirine bakım veren ve besleyen süreçlerle bezeli, açık ve çok yönlü iletişim ağının yüceltildiği bir yaşam kurmak üzere eğitime ne tür görevler düşebileceğini tahayyül edebilir miyiz?” sorusuna birlikte cevap arayabiliriz.</span></p><p><span>“Biz </span><i><span>Bawaka</span></i><span> (yörenin ismi) ile birlikte, </span><i><span>Bawaka</span></i><span>’nın bir parçası olarak avlanırız. Her şeyin bir yeri ve zamanı var. </span><i><span>Yolŋu</span></i><span> (Bawaka’da yaşayan Aborjin halkarından biri) olmak demek bu yeri ve zamanı iyi bilmek demek. Bu aynı zamanda balığın, rüzgarın ve kumun bize ve birbirlerine gönderdiği mesajlara dikkat kesilmek de demek. Bu mesajlar bizim yöremizle yöremizin de bizimle kurduğu iletişimin bir parçası. </span></p><p><i><span>Warrkarr</span></i><span> (beyaz çiçekli bir kum zambağı) çiçeklendiğinde vatoz avlama zamanının geldiğini biliriz. Terlemeye ve susamaya başladığımızda meyvelerin olgunlaşmakta olduğunu anlarız. Bedenimizdeki susama ile ağaçlardaki meyvelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu biz de biliriz, ağaç da bilir. Bizim onlara ihtiyacımız olduğu dönemde meyveler toplanmaya hazır olur, tüm bu iletişim bizim varlığımızın önemli bir parçasıdır. Bu iletişimdeki mesajları duyabilmek için her şeyi her şey yapan bağlantıların ve ilişkilerin farkında olunması gerekir. Bu mesajlar doğrudan insanlara gönderilmez, zira insan varlıkların merkezinde değildir. Rüzgar, </span><i><span>miyapunu</span></i><span>ya (bir deniz kaplumbağası türü) kıyıları terk etme ve açık denizlere gitme zamanının geldiğini söyleyebilir, eğer insanlar olarak biz de bu rüzgarı dinlersek bu kaplumbağaları avlamak için doğru zaman olmadığını anlarız. Belli zamanlarda avlanırız, doğru zamanlarda. Belirli miktarda alırız, doğru miktarlarda. Bu zamanlara ve miktarlara biz karar vermeyiz, yöremiz ve hayvanlar buna karar verir. Eğer doğru zamansa, bu doğru zamanı bize hayvanlar, rüzgarlar, gün batımları ve bulutlar söyler.”</span></p><p><span>Bağlantılar üzerine kurgulanmış Aborjin yaklaşımlarında, insanın özünün birbirimizle ve yeryüzüyle ilişkisi üzerinden tanımlandığı görülüyor. Ayrıca, Aborjin bilgi sistemlerinde canlı-cansız ayrımının olmadığı, yörenin canlı ve hareketli olarak kabul edildiği tarif ediliyor. Yöre, karşılıklı bilgi paylaşımının, karşılıklı bakımın ve minnettarlığın sunulduğu karşılıklı ilişkiler alanı olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşımların gezegenimizdeki çeşitli coğrafyalarda yaşayan yerli halkların yaşam perspektiflerinde de hayat bulması bir tesadüf olabilir mi? Ekvador ve Peru arasında Amazon yağmur ormanlarında yaşayan Achuar halkına göre ormandaki bitkilerin ve hayvanların, insanlar gibi ruhları var, amaç hissine ve özbilince sahipler. Bu halk için orman bir besin deposundan ibaret değil, samimi bağlarla dolu bir alan ve bu alanda herkesin kaderi birbirine bağlı. </span></p><p><span>Malay yarımadasında yaşayan Chewong halkı bitkileri, hayvanları, ormanları, nehirleri kendilerinden sayıyorlar, tüm bunları “halkımız” olarak adlandırıyorlar. Her türlü varlığın aynı etik düzeyde olduğuna ve hepsinin büyük bir etik düzenin içinde var olduğuna inanıyorlar. Herkesin birbirinin refahından sorumlu olması yaklaşımı da bu çerçevede hayat buluyor. </span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-f6cbf07 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="f6cbf07" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>Yerli halkların eğitim sistemi için yol gösterebilecek mücadeleleri</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-012ccaf elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="012ccaf" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Dünya insan nüfusunun sadece yüzde 6’sını oluşturmalarına rağmen günümüzde varlığını sürdüren 7000 insan dilinden 4000 kadarını ve sayısız insan ötesi dili konuşan, gezegenimizde kalan biyoçeşitliliğin yüzde 80’ini koruyan yerli halkların mücadeleleri ve sonuçları eğitim sistemlerinin içinde nasıl yer bulabilir? Bu mücadelelerin sonuçlarından bazılarını inceleyelim. Yeni Zelanda’nın en uzun 3. nehri olan ve o yörenin yerli halkı olan Maorilerin kutsal kabul ettiği Whanganui nehrine 2017 yılında tüzel kişilik verildi. Nehir şu anda “dağlardan denize dek bölünmez ve canlı bir bütün” olarak tanımlanıyor. Adanın başka bir bölümünde bulunan Taranaki Dağı için de mahkemeler aynı kararı aldı. Te Urewara isimli millî parka yasal statü verildi, devletin mülkü olmaktan çıkarılan adaya, kendi kendinin sahibi olma hakkı tanındı. Hindistan’daki Ganj ve Yamuna nehirleri “canlı bir insanın bütün haklarını, vazifelerini ve yükümlülüklerini” kapsayan yasal haklarla donatıldı. Kolombiya Anayasa Mahkemesi Amazon nehrine yasal haklar tanıdı. Ekvador hükümeti, doğanın “var olma, hayati döngülerini sürdürme, koruma ve yenileme” hakkını tanıdı. Bolivya 2010 yılında Doğa/Toprak Ananın Hakları Yasası’nı çıkardı: “Doğa ana, birbirleriyle ilişki içinde, birbirine bağımlı, birbirini tamamlayan ve ortak bir kaderi paylaşan bütün sistemlerinin ve canlı varlıkların oluşturduğu bölünmez topluluğun biçimlendirdiği dinamik bir canlı sistemdir” ifadesini kabul etti.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-6165fd2 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6165fd2" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>Gezegen için iyi olan, insan türü için de iyidir</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-536c734 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="536c734" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Tüm bu gelişmeler gezegenimiz, dolayısıyla insan türü açısından oldukça umut verici. Zira gezegenimiz için iyi olan, bizim için de iyidir. “Bu umudu sürdürmede ve genişletmede eğitime ne tür görevler düşebilir” sorusunu sorabilir miyiz? Bu soruya cevap ararken gezegeni insanların kullanımı için bir malzeme alanı olarak gören günümüz uygulamalarının oluşmasında ve pekişmesinde eğitimin nasıl bir etkisinin olduğunu, bu etkinin tesadüfen mi kasten mi hayat bulduğunu ele alabilir miyiz? </span></p><p><span>Şimdi bir an durmanızı, yazıyı okumadan önceki siz ile yazıyı bu aşamaya kadar okuyan sizin aynı kişiler olmadığını fark etmenizi rica ediyorum. Ben de bu yazıyı yazmaya başladığım kişi değilim artık. Birlikte olageldiğimiz bu yazı ile kurduğumuz bu bağın size neler düşündürdüğünü ve hissettirdiğini anlamlandırmaya çalışın. Sonra lütfen şu sorulara cevap arayın, günümüz eğitim kurgusu neye hizmet ediyor, neye hizmet etmeli, siz bu konularda neler yapabilirsiniz?</span></p><p><span>Tüm varlıkların dünyanın yaşamdaşı olduğu kabulünün yerleştiği, tüm gezegen varlıkları olarak hepimizin birlikte olageldiğinin fark edildiği, dünyalaşma yolunda dünyadaşlığı beslediğimiz; </span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-dunyaya-ozen-gosteren-bir-egitim-anlayisi-dusunebilir-miyiz/" previewlistener="true"><span>dünyaya özen gösteren</span></a><span>, </span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/gezegeni-acik-hava-sinifina-donusturebiliriz/" previewlistener="true"><span>gezegeni açık hava sınıfına dönüştüren</span></a><span>, gezegenin kadim öğretilerini temel alan, kan bağına dayanma ihtiyacına girmeksizin türler arası bilgi ve akrabalık bağlarına dayanan, </span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/egitim-bir-arada-yasami-nasil-mumkun-kilabilir/" previewlistener="true"><span>bir arada yaşamda eğitimin rolünü ele alan</span></a><span>, </span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-icin-birbirimizle-ve-yeryuzuyle-dayanisma-daveti/" previewlistener="true"><span>dünyadaşlık için birbirimizle ve yeryüzü ile dayanışmayı</span></a><span> hedefleyen eğitim kurgularını nasıl mümkün kılabiliriz sorularına hep birlikte cevaplar arayacağımız 19. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda buluşmak ve paylaşmak dileğiyle.</span></p><p><strong> <br />(*) Bu yazıya ve hayat yolculuğuma ilham veren Burcu Meltem Arık’a çok teşekkür ederim.</strong></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-206ad42 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="206ad42" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-7e7dbfa elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="7e7dbfa" data-element_type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
			<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-7e7dbfa" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-1321" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Kaynaklar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p><span>Autralian National Geographic (DNA confirms Aboriginal culture one of Earth’s oldest) </span><a href="https://www.australiangeographic.com.au/news/2011/09/dna-confirms-aboriginal-culture-one-of-earths-oldest/" previewlistener="true"><span>https://www.australiangeographic.com.au/news/2011/09/dna-confirms-aboriginal-culture-one-of-earths-oldest/</span></a><span> </span></p><p><span>Country, B., Wright, S., Suchet-Pearson, S., Lloyd, K., Burarrwanga, L., Ganambarr, R., Ganambarr-Stubbs, M., Ganambarr, B., &amp; Maymuru, D. (2015). Working with and learning from Country: decentring human author-ity. </span><i><span>Cultural Geographies</span></i><span>, 22(2), 269–283. </span><a href="https://doi.org/10.1177/1474474014539248" previewlistener="true"><span>https://doi.org/10.1177/1474474014539248</span></a><span> </span></p><p><span>Country, B., Wright, S., Suchet-Pearson, S., Lloyd, K., Burarrwanga, L., Ganambarr, R., Ganambarr-Stubbs, M., Ganambarr, B., Maymuru, D., &amp; Sweeney, J. (2016). Co-becoming Bawaka: Towards a relational understanding of place/space. </span><i><span>Progress in Human Geography,</span></i><span> 40(4), 455–475. </span><a href="https://doi.org/10.1177/0309132515589437" previewlistener="true"><span>https://doi.org/10.1177/0309132515589437</span></a><span> </span></p><p><span>Hickel, J. (2020). </span><i><span>Çoğu Zarar Azı Karar: Dünyayı Küçülme Kurtaracak.</span></i><span> İstanbul: Metis Yayınları.</span></p><p><span>Sobrevila, C. (2008). </span><i><span>The Role of Indigenous Peoples in Biodiversity Conservation: The Natural But Often Forgotten Partners.</span></i><span> Washington D.C.: The World Bank.</span></p><p><span>Spillman, D., Wilson, B., Nixon, M., &amp; McKinnon, K. (2023). ‘New localism’ in Australian schools: Country as Teacher as a critical pedagogy of place. </span><i><span>Curriculum Perspectives.</span></i><span> </span><a href="https://doi.org/10.1007/s41297-023-00201-2" previewlistener="true"><span>https://doi.org/10.1007/s41297-023-00201-2</span></a><span> </span></p><p><span>Spillman, D., Wilson, B., Nixon, M., &amp; McKinnon, K. (2023). Reinvigorating Country as teacher in Australian schooling: beginning with school teacher’s direct experiences, ‘relating with Country’. </span><i><span>Curriculum Perspectives</span></i><span>, 43, 13–23. </span><a href="https://doi.org/10.1007/s41297-022-00176-6" previewlistener="true"><span>https://doi.org/10.1007/s41297-022-00176-6</span></a><span> </span></p><p><span>The National Museum Australia (Evidence of First Peoples) </span><a href="https://www.nma.gov.au/defining-moments/resources/evidence-of-first-peoples" previewlistener="true"><span>https://www.nma.gov.au/defining-moments/resources/evidence-of-first-peoples</span></a></p><p><span>The National Museum Australia (Indigenous Cultures and Contact History) </span><a href="https://www.nma.gov.au/learn/encounters-education/timeline" previewlistener="true"><span>https://www.nma.gov.au/learn/encounters-education/timeline</span></a><span> </span></p><p><span>The University of Sydney (Our Aboriginal and Torres Strait Islander Community Kinship Module) </span><a href="https://www.sydney.edu.au/about-us/vision-and-values/our-aboriginal-and-torres-strait-islander-community/kinship-module.html" previewlistener="true"><span>https://www.sydney.edu.au/about-us/vision-and-values/our-aboriginal-and-torres-strait-islander-community/kinship-module.html</span></a></p></div></div><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-1322" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Dipnotlar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p><sub>¹ <span>Kolonizasyon döneminden önce Avustralya’da yaklaşık 500 kadar yerli halkın olduğu, 250 civarında dilin ve 600 kadar diyalektin konuşulduğu ifade ediliyor. Bu halkların hepsi Aborjin olarak adlandırılsa da tek tip bir Aborjin halkından bahsedilmesi mümkün değil. Bu yazıda ele alınan konularda Aborjin halkların genel olarak ortaklaştıkları yönlerine vurgu yapılmaya çalışılmıştır.<br /></span><span>Ayrıca, bu yazıyı yazarken kullandığım kaynakların İngilizce olduğunu, Aborjin kavramlarının İngilizce ifade edilirken anlam kaybettiğini, ilaveten Türkçe yazım yaparak bu anlam kaybının daha da arttığını kabul etmek yerinde olacaktır.<br /></span><span>Elbette bir de perspektif konusunun da farkında olmakta yarar vardır. Ülkemizin de içinde olduğu “Batı” tarzı eğitimden geçmiş bendenizin yazdığı, yine Batılı bireyler tarafından kaleme alınmış ve “olabildiğince” Aborjin yaklaşımlarını yansıtan çalışmalardan beslenen bu yazının alışagelinen perspektiflerden dolayı yanlı, eksik ve kusurlu olabileceğini, tüm bunlar için özür dilemek isterim.<br /></span><span>Son olarak Aborjin geleneklerinin bugünkü perspektifle bakıldığında zararlı olarak nitelendirilebilecek yönleri olduğunu bildiğimi ve bu halklara sonsuz bir kabul ile yaklaşmadığımı ifade etmek isterim.</span></sub></p><p><sub><span> ² Burada kullanılan denge ifadesi ile bileşenleri ile birlikte sürekli değişerek dönüşen dinamik bir dengeye işaret edilmektedir.</span></sub></p><p><sub>³<span> </span><span>Donna Haraway tarafından sıklıkla kullanılan “worlding” ifadesi bu yazıda “dünyalaşma” ifadesi ile ele alınmıştır. Türler arası özellik barındıran, etkenliği ve üretkenliği ön plana çıkartan bu kavram ile Haraway “birlikte dünyalar yapmaya ve birlikte olagelmeye” işaret etmektedir. Haraway’in açtığı yoldan ilerleyen Common Worlds Araştırma Kolektifi, eğitimin yeni dünyalar yapmak ve birlikte olagelmek için, yani dünyalaşmak için önemli bir araç olduğunu savunur.</span></sub></p></div></div></div>		</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dünyaya Özen Gösteren Bir Eğitim Anlayışı Düşünebilir Miyiz?”</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-dunyaya-ozen-gosteren-bir-egitim-anlayisi-dusunebilir-miyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 16:17:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadaşlık Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-dunyaya-ozen-gosteren-bir-egitim-anlayisi-dusunebilir-miyiz/</guid>

					<description><![CDATA[21 Ekim’de gerçekleşecek 19. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nın bu yılki teması “Dünyadaşlık”. Konferansta “Birbirimizi ve tüm varlıkları gözeten, tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu önemseyen ‘dünyaları’ eğitim yoluyla nasıl kurabiliriz?” sorusuna birlikte yanıt arayacağız. Konferans öncesinde ERG Blog’da yayımlanan yazılarla dünyadaşlığın farklı boyutlarını konuşmaya devam ediyoruz. Yazı dizimizin üçüncü bölümünde, SU Gender Direktörü Zeynep Gülru Göker, “Dünyaya özen gösteren bir eğitim anlayışı nasıl olabilir?” sorusuna bakım etiği perspektifinden cevap veriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="35901" class="elementor elementor-35901" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-3f52d4f e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="3f52d4f" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-1a13ba2 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="1a13ba2" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>İnsanlar hayatlarının birçok döneminde bakıma muhtaç olurlar. Ancak bunun üzerine günbegün düşünmek zorunda olmayan ve bakım sorumluluklarını başkalarına ücretli ya da ücretsiz olarak devredebilen bazı gruplar ve kişiler, bakımın toplumsal hayat ve ilişkilerdeki rolünü kavrayamayabilir. Hatta “bakım emeğini değersiz görüp küçümseyebilir” der Joan Tronto. Bakım/özen etiği üzerine çalışmalarıyla bu alana yön vermiş olan siyaset felsefecisi Tronto, bu durumu “imtiyazlı sorumsuzluk” olarak tarif eder. Kronik hastalığı ya da sürekli bakım ihtiyacı olmayanlar, belirli bir sınıfa mensup olduğu için özel ve/veya nitelikli bakım hizmetlerine erişimi olanlar, bakım sorumluluklarını başkalarına, çoğunlukla da kadınlara, ücretli ya da ücretsiz olarak devredenler, bakımın insan hayatındaki önemi üzerine düşünmeme lüksüne sahip olabilirler.</span></p><p><span>Yakın zamanda COVID-19 salgınının da gösterdiği gibi her insan için önemli olan bakım ihtiyacını ve toplumsal hayat için elzem olan bakım emeğini ciddiye almak, üzerine düşünmek birbirimize ve dünyayla kurduğumuz ilişkiye ne katar? İşte Türkçeye bakım, özen ya da ihtimam etiği olarak farklı şekillerde çevrilen “</span><i><span>care ethics”</span></i><span> bu gibi sorulara cevap arayışıyla, 1980’lerin ortalarında ayrı bir ahlaki kuram olarak ortaya çıkıyor. Günümüzde bakım/özen etiği denince kimi zaman birbiriyle çelişebilen yaklaşımların da yer aldığı ancak ortak noktaları insanların birbirine belirli bakım ilişkileriyle bağlı olmasının ahlaki ve politik önem taşıdığı görüşüne dayanan bir kuramlar bütününden bahsetmek mümkün.</span></p><h4><em><b>“COVID-19 bakım ihtiyacı ve emeğinin hayatın merkezinde olduğunu gösterdi” </b></em></h4><p><span>COVID-19 salgını belki de o güne kadar bakım üzerine çok da fazla düşünmek zorunda kalmamış birçok insan için dahi bakım ihtiyacının ve emeğinin hayatın ne kadar merkezinde olduğunu gösterdi. Salgının görünür kıldığı bir olgu da bakım emeğinin cinsiyete dayalı eşitsizlikleri sürdüren ve pekiştiren iktidar ilişkileriyle örülü olduğuydu. Modern refah devletinin kuramsal çerçevesinde vatandaşlık, ücretli emek piyasasında çalışarak topluma ve ekonomiye katkıda bulunmayla tanımlanır. Eve ekmek-gelir getiren/erkek ile bakım veren/kadın ayrımı, bu ayrımın da hiyerarşik bir temele oturması, kadın emeği üzerindeki tahakkümü meşrulaştırır ve sürdürür. Feminist düşünürler yıllardır bakım vermenin/özen göstermenin kadınla eşleştirilen bir faaliyet olarak görülmekten çıkarılması, bakım emeğinin değer kazanması, sömürülmemesi gerektiğini savunuyorlar. Nancy Fraser’ın </span><i><span>evrensel bakım verici</span></i><span> modeli örneğinde olduğu gibi bakıma dair ihtiyaç ve sorumlulukları vatandaşlığın merkezine alan sosyal politika modellerini teşvik ediyorlar.</span></p><h4><em><b>“Bakımın bağlamı insanlarla sınırlı değil”</b></em></h4><p><span>Bakım/özen etiğini feminist ve politik bir zemine oturtan en önemli düşünürlerden, yazının başında da bahsettiğim Tronto’nun, Berenice Fisher ile birlikte yaptığı geniş tanıma göre İngilizce’de </span><i><span>care</span></i><span> (bakım/özen/ihtimam/ilgi), “Üzerinde olabildiğince iyi yaşayabilmek amacıyla dünyayı korumak, kollamak, devam ettirmek ve tamir etmek için yaptığımız her şeyi içeren bir eylemdir. Bu dünya bedenlerimizi, benliklerimizi, çevremizi yani yaşam-sürdürücü ve karmaşık bir ağla ördüğümüz her şeyi içerir” (Fisher ve Tronto, 1990: 40). Bu çerçevede bakım anne-çocuk ilişkisi gibi tekil ya da özel değil; sadece kadınların sahip olduğu ya da kadınlara has bir özellik de değil. Zira bakım/özenin ve kadın ahlakı diye öne sürülen şefkat, duygular, özen, duyarlılıkla bağlantılı düşünceler ile eylemlerin özel alanla ve kadınlıkla ilişkilendirilmesi tarih içinde gerçekleşmiştir. Tronto’ya göre bakım/özen, birilerine ait bir karakter özelliği değil de geliştirilebilecek bir tasarruftur. Yukarıdaki tanıma göre bakımın bağlamı insanlarla da sınırlı değil. Örneğin bakım/özen etiğini temel alan feminist bir politikanın imkân ve sınırlarını birçok farklı alanda, bugün en belirgin olarak da toplumsal cinsiyet eksenindeki ekoloji tartışmalarında görmek mümkün.</span></p><h4><b>“Birbirimizi ve canlıları kucaklayalım, sevelim” yaklaşımın ötesine geçebilmek </b></h4><p><span>Fisher ve Tronto, bakımın farklı aşamalarından bahsediyorlar ve bu aşamaların her biri bakımın etik unsurlarına karşılık geliyor: </span><i><span>Dikkat</span></i><span> (ötekinin ihtiyacına dikkatini vermek, varsaymamak, kırılganlıkları dikkate almak); </span><i><span>sorumluluk</span></i><span> (ihtiyaçları karşılamak için sorumluluk almak); </span><i><span>yeterlilik</span></i><span> (verilen bakımın nitelikli ve yeterli olmasını sağlamak); </span><i><span>cevap verebilirlik</span></i><span> (bakım emeğinin etik ilkeler çerçevesinde gerçekleşmesini sağlamak, gerçekleşmediği durumlarda müdahale edebilmek için hesap verebilir mekanizmalar kurmak). Bu unsurlardan hareketle, insana, canlıya ve dünyaya özen gösteren bir eğitim anlayışı üzerine düşünebilir miyiz? Özeni bir kişisel özellik değil, ahlaki ve entelektüel boyutları olan kasti bir duruş olarak görürsek, “birbirimizi ve canlıları kucaklayalım, sevelim” gibi iyi niyetli ama biraz naif yaklaşımların ötesinde kırılganlıkları, eşitsizlikleri ekonomik ve politik bağlamın içinde kavramayı nasıl öğrenir ve öğretiriz?</span><span> </span><span>Bunu yaparken bakım/özen yaklaşımını önemseyen ancak neoliberal ve ben-merkezci bazı iyi olma hâli uygulamalarının ve söylemlerinin ötesine geçmeyi nasıl sağlarız? Bakım ilişkilerini demokratikleştirmeyi ve bakım emeğini küçümsememeyi, görünür kılmayı sağlamak, “Bakım ilişkilerini daha demokratik bir zemine nasıl taşırız?” sorusu üzerine eğitim bağlamında da düşünmek çok kıymetli. Bakım konusuna ve bakım emeğine değer veren, insana, tüm canlılara ve dünyaya özen gösteren eğitim yaklaşımlarının iyi örneklerini 19. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda dinlemek için sabırsızlanıyorum.</span></p><p><i><span>*Bu yazı yazarın “Özenli Vatandaşlık: Feminist Bakım Etiğini Yeniden Politikleştirmek” isimli makalesinden hareketle yazılmıştır.</span></i></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1c24dcb elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="1c24dcb" data-element_type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
			<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-1c24dcb" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-2951" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Kaynaklar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p>Göker, Z.G. (2020). “Özenli Vatandaşlık: Feminist Bakım Etiğini Yeniden Politikleştirmek”, Kadın/Woman 2000, 21(1): 89-106.</p><p>Fisher, B., Tronto, J.C. (1990). Toward a Feminist Theory of Caring. E.K. Abel ve M. Nelson (Der.) Circles of Care (s. 36-54). Albany, NY: SUNY Press.</p><p>Fraser, N. (1994). “After the Family Wage: Gender Equity and the Welfare State”, Political Theory 22(4): 591-618.</p><p>Tronto, J. C. (1993). Moral Boundaries: A Political Argument for an Ethic of Care . New York: Routledge.</p></div></div></div>		</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Gezegeni Açık Hava Sınıfına Dönüştürebiliriz”</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-gezegeni-acik-hava-sinifina-donusturebiliriz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 09:56:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadaşlık Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-gezegeni-acik-hava-sinifina-donusturebiliriz/</guid>

					<description><![CDATA[Önümüzdeki ekim ayında gerçekleşecek 19. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nın bu yılki teması “Dünyadaşlık”. Konferansta “Birbirimizi ve tüm varlıkları gözeten, tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu önemseyen ‘dünyaları’ eğitim yoluyla nasıl kurabiliriz?” sorusuna birlikte yanıt arayacağız. Konferans öncesinde ERG Blog’da yayımlanan yazılarla dünyadaşlığın farklı boyutlarını konuşmaya devam ediyoruz. Yazı dizimizin ikinci bölümde Roots &#038; Shoots Türkiye Başkanı Aslıhan Niksarlı, Dr. Jane Goodall’ın insanlığın dünyadaki rolüne ilişkin anlayışını değiştiren, çığır açan keşifleri üzerinden insan merkezli bir öğrenmenin yerine dünya merkezli bir öğrenmenin nasıl mümkün olduğunu anlatıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="35903" class="elementor elementor-35903" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-43f0bc6e e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="43f0bc6e" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-18d0ad8 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="18d0ad8" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><a href="https://janegoodall.org/our-story/about-jane/" previewlistener="true"><span>Dr. Jane Goodall</span></a><span> İngiltere’de yaşayan orta hâlli bir ailenin meraklı ve hayvansever kızıydı. Çocukluğunu oyuncak hayvanlar, Tarzan ve Dr. Dolittle’ın hikâyeleri ve arka bahçesinde yaptığı gözlemlerle geçirirdi. Henüz 10 yaşındayken en büyük hayali Afrika’ya gitmek ve hayvanlarla yaşamaktı. Gençliği boyunca bu hayalin peşinden koştu, ancak 1950’lerde </span><i><span>beyaz bir kadın </span></i><span>olarak Afrika’ya gitmek ve hayvanlarla çalışmak çok zordu. Öte yandan ailesinin Jane’ın bu hayaline destek olacak imkânı da yoktu. Öyle ki Jane maddi imkânları elvermediği için üniversiteye bile gidememiş, kısa süreli bir sekreterlik okuluna devam etmişti. Jane farklı işlerde çalışıp para biriktirdi. 23 yaşına geldiğinde bir arkadaşının daveti üzerine Nairobi, Kenya’ya gitti.</span></p><p><span>Jane, bu ziyaretinde ünlü paleoantropolog </span><a href="https://leakeyfoundation.org/louis-leakeys-legacy/" previewlistener="true"><span>Dr. Louis Leakey</span></a><span> ile tanıştı. Bu tanışıklık Jane’in hayal bile edemeyeceği bir dünyanın kapısını araladı. Kısa sürede Jane’in doğaya ve hayvanlara olan ilgisinden ve bilgisinden etkilenen Leakey şempanzelerle gerçekleştirmek istediği çalışma için Jane’in şahane bir aday olduğunu fark etti. Ancak Jane’in akademik bir eğitimi yoktu. Daha önce yaptığı doğa gözlemleri ve okumaları dışında herhangi bir bilgisi ya da hayvanlarla çalışma tecrübesi de olmamıştı. Fakat Dr. Louis Leakey Jane’in formal bir eğitimi olmamasının bu çalışma için daha da kıymetli olduğuna inanıyor, Jane’in önyargılardan uzak, açık fikirlilikle şempanzeleri tanıyabileceğine güveniyordu.</span></p><p><span>14 Temmuz 1960 tarihinde Jane, şimdiki adıyla Gombe Ulusal Parkı’na doğru yola çıktı. Burada fosillerden öğrenemeyeceğimiz bilgileri yaşayan en yakın akrabamız olan şempanzeleri gözlemleyerek öğrenmeyi, ilk insanların neye benzeyebileceğine dair bilgi toplamayı hedefliyordu. Fakat bu o kadar da kolay olmayacaktı. Jane her gün engebeli arazilerde elinde bir not defteri ve bir dürbünle kilometrelerce yürüyordu. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış ve henüz hiçbir bilgiye ulaşamamıştı. Bir yandan fon kaynakları azalıyordu. </span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1b36008 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="1b36008" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>David Greybeard ve insanlık tarihi</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-cf07824 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="cf07824" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Jane gün geçtikçe umutsuzluğa kapılıyordu, ta ki bir gün beyaz sakallı, iri bir şempanze yanına yaklaşana dek. Bu şempanze daha sonra Jane’in – etologların o dönem hayvanlara isim yerine numara verilmesi gerektiğini söylemesine rağmen – David Greybeard adını verdiği şempanzeydi. Greybeard kısa sürede Jane’in varlığını kabul etmişti. Bu iki açıdan çok önemliydi: Birincisi Greybeard şempanze topluluğunun üst düzey erkek bireylerinden biri olduğu için, diğer grup üyelerinin de Jane’in gözlem yapmasına izin vermelerine vesile olacaktı; ikincisi önümüzdeki zamanlarda Jane’in yapacağı en önemli gözlemin öznesi olacak ve insanlık tarihinin akışını değiştirecekti. </span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-95716d1 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="95716d1" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img decoding="async" src="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2023/07/Jane-chimp-2048x1331.jpeg.webp" title="" alt="" loading="lazy" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">Kaynak: Jane Goodall Institute</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-ebe3ce9 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="ebe3ce9" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Jane büyük bir sabır ve istikrarla şempanzelerin güvenini kazandı. Her gün onlarla birlikte güne başlayıp, gün içinde onları takip edip, bulduğu her fırsatta gördüklerini not aldı, çizdi. Uzaktan bir gözlemci olmak yerine şempanze topluluğunun komşusu oldu. Şempanzeler Jane’i aralarına kabul etti. Bundan kısa süre sonra Jane, Greaybeard’ın termit avlamak için kendine bir alet yaptığını </span><a href="https://www.nature.com/articles/2011264a0" previewlistener="true"><span>gözlemledi</span></a><span>. Bir dalın yapraklarını sıyırıp onu termitleri yakalamak için kullandığını öğrendi. Bu çığır açıcı bir gözlemdi! Öyle ki yüzyıllar boyunca alet kullanımı insanları diğer hayvanlardan ayıran yegane özellikti. İnsan “alet kullanan varlık” olarak tanımlanıyordu. Jane heyecanla </span><span>Dr. Louis Leakey’e şempanzelerin alet kullandığını anlatan bir telgraf </span><span>çekti. </span><span>Bu telgrafa Leakey’nin </span><a href="https://www.science.org/doi/10.1126/science.1187921#body-ref-R2"><span>cevabı</span></a><span> oldukça netti: “Şimdi ‘alet’i yeniden tanımlamalı, ‘insanı’ yeniden tanımlamalı ya da şempanzeleri insan olarak kabul etmeliyiz.”</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-0b5a5c2 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="0b5a5c2" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>İnsanı yeniden tanımlamalı mıyız?</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-2722cc6 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="2722cc6" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Dr. Jane Goodall’ın şempanzelerle yaptığı gözlemler insanlık tarihinde şüphesiz devrim niteliğinde oldu. Goodall yalnızca şempanzelerin alet kullandıklarını değil, sanıldığının aksine otçul olmadıklarını, avlandıklarını ve et yediklerini de keşfetti. Rakip gruplara karşı savaşa girdiklerini ve kendi türlerinin üyelerini öldürdüklerini gözlemledi. Goodall, şempanze annelerin bebekleriyle geliştirdikleri yakın ilişkilere ve kardeşlerin paylaştığı güçlü aile bağlarına şahit oldu. Tüm bu bulgular, bir zamanlar yalnızca insana ait olduğu düşünülen birçok davranışın, milyonlarca yıl önce şempanzelerle paylaştığımız ortak atalarımızdan miras kalmış olabileceğini gösterdi. Çığır açan keşifleri, insanlığın dünyadaki rolüne ilişkin anlayışını değiştirdi. Peki bu nedenle </span><span>insanı yeniden tanımlamalı ya da şempanzeleri insan olarak kabul etmeli miydik? </span><span>Yoksa tüm bu keşifler insanlar ve hayvanlar arasında keskin bir çizgi olmadığı anlamına gelebilir miydi? Biraz daha ileri gidecek olursak Burcu Meltem Arık ve Şebnem Feriver’in </span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-icin-birbirimizle-ve-yeryuzuyle-dayanisma-daveti/" previewlistener="true"><span>sordukları</span></a><span> gibi “</span><span>tüm insanların ve insan olmayan türlerin bağlantı içinde olduğunu, yeryüzünün her yerinde yaşamını sürdüren canlı ve cansız sistemlere, ağlara ve birbirimize bağlı olduğumuzu görmemize kapı açabilir miydi? </span></p><p style="text-align: right;"><b>“Yağmur ormanlarında tüm canlıların birbirine bağlı olduğunu,<br /></b><b>her birinin bir rolü olduğunu öğrendim.<br /></b><b>Doğayla güçlü bir manevi bağ hissettim.”</b><b><br /></b><b><br /></b><b>Dr. Jane Goodall</b></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-59989ed elementor-widget elementor-widget-image" data-id="59989ed" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img decoding="async" src="https://www.egitimreformugirisimi.org/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2023/07/Jane-1-2048x1375.jpeg.webp" title="" alt="" loading="lazy" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">Kaynak: Jane Goodall Institute</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-77b3d8d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="77b3d8d" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Jane’in arka bahçesinde başlayan gözlem serüveni Afrika’nın yağmur ormanlarında devam ederken, şempanzelerin alet kullanımının i</span><span>nsan olmanın ne anlama geldiğine dair algımızı değiştirmesi konusunda farklı görüşler oldu. Bunların bir çoğu insan-hayvan ikiliğinin ötesine geçemedi. Şempanzeleri kendi türleri içinde değil insanlar üzerinden anlamaya çalışmanın çabasıyla kimileri için yalnızca bir bilgi, bir haber olarak kaldılar. Öte yandan Jane’in bu keşifleri şempanzelerden öğrenecek çok şeyimiz olduğunun kanıtı oldu. </span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-60d8083 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="60d8083" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4>Şempanzelerden neler öğrenebiliriz?</h4>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-516d71e elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="516d71e" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Dr. Jane Goodall şempanzelerde alet kullanımını keşfettikten sonra şempanzelerle yapılan çalışmalar ivme kazandı. Farklı alanlardan gelen katkılar, saha çalışmalarıyla birlikte yabanda yaşayan şempanzeler hakkında birçok yeni bilgiye ulaşıldı. Şempanzelerin yaşadıkları bölgelere ulaşmak her zaman kolay olmadığından özellikle son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte gizli video teknolojisi şempanzeler hakkında bir çok yeni bilginin kapısını araladı. Kongo Cumhuriyeti Nouabalé-Ndoki Ulusal Parkı’na yerleştirilen kameralar daha önce çok az araştırmacının gördüğü davranışları gözlemleme şansı sağladı.</span><b><span> </span>Şempanzeler, sadece aletlerini paylaşarak genç nesilleri<span> </span></b><a href="https://www.nature.com/articles/srep34783.epdf?sharing_token=1Q7RyIWko2ShhYahQXMt7NRgN0jAjWel9jnR3ZoTv0Oh5TeuHwGAO6kXkSlBX3ecoihVwVFKsowMrWkmViOW3E14kD-qfyFaCfaPDxmRedd5aba3r9IPRmNkNOoZs5er4MexS0o0NnSrRyxQv9Kx7w%3D%3D" previewlistener="true"><b>eğitiyorlardı!¹</b></a></p><p><span>Nouabalé-Ndoki Ulusal Parkı’na yerleştirilen kameralar yetişkin şempanzelerin termit avlamak için uzun bitki sapları seçtiğini ve bu saplarla termitleri yediklerini kayda almıştı. Ancak bu zaten artık bilmediğimiz bir şey değildi. </span><a href="https://vimeo.com/186308470" previewlistener="true"><span>Burada</span></a><span> ilginç olan genç şempazelerin de aynısı denemek istemesi, bunun için yetişkin şempanzelere yalvarmaları ve yetişkin şempanzenin termit avlamak için hazırladığı bitki sapını gençlere vermesiydi. Bu, doğadan öğrenebileceklerimizi paylaşan </span><a href="https://asknature.org/strategy/sharing-tools-passes-on-knowledge/" previewlistener="true"><span>ask nature.org</span></a><span>’da  da belirtildiği gibi </span><b>şempanzeler arasında öğretmeye dair bir niyet veya talimat olmasa bile sadece iş için gerekli aracı sağlamak bir öğretim şekliydi!<span> </span></b><span>Yetişkin şempanzeler aletlerini paylaşarak hem genç şempanzelere termit avlamayı öğretmek için ekstra bir çaba harcamıyor hem de genç şempanze kendi istekleriyle bir şeyler öğreniyordu. </span></p><p><span>Bu keşif, Jane’in şempanzelerde alet kullanımını keşfetmesi kadar büyük bir keşif olmasa da farklı şempanze topluluklarının geliştirdikleri yöntemlere dair önemli </span><span>bulgular</span><span> ortaya koydu. Aynı zamanda biz insanlara, şempanzelerden öğrenebileceklerimiz hakkında yeni ipuçları sağladı. Tabii ki bugün şempanzelerden öğrenebileceklerimiz yalnızca bununla kısıtlı değil. Hatta öğrenebileceğimiz tek türler de şempanzeler değil. Ezberlerden sıyrılıp evlerin, okulların, sınıfların, duvarların dışına çıkar, sesleri dinler, kokuları takip eder, etrafı gözlemler, yeni dokular keşfederek kendimize yeni bir oyun alanı açabilir, canlı ve cansız tüm varlıklarıyla gezegeni bir tür “açık hava sınıfına” dönüştürebiliriz. İşte o zaman tüm canlıların birbirine bağlı olduğu düşüncesiyle, gezegeni paylaştığımız canlı ve cansız varlıklarla bizler de elimizdeki aletleri paylaşır, insan merkezli bir öğrenmenin yerine dünya merkezli bir öğrenme koyar, insanı yeniden tanımlamak yerine gezegenimizi tanımaya çaba harcar ve kim bilir, belki bu sefer “</span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-icin-birbirimizle-ve-yeryuzuyle-dayanisma-daveti/" previewlistener="true"><span>dünyanın sofrasında birlikte oturabiliriz</span></a><span>”. </span></p><p><sub><i><span><br />*Bu yazı Burcu Meltem Arık ve Şebnem Feriver’in Dünyadaşlık için Birbirimizle ve Yeryüzüyle Dayanışma davetinden ilhamla yazılmıştır. Burcu ve Şebnem’e, bana ilham kaynağı oldukları için teşekkür ederim. Ayrıca Burcu’ya hem bu yazı hem de hayatımın farklı noktalarında desteği, yoldaşlığı ve dünyadaşlığı için teşekkürü borç bilirim. </span></i></sub></p><p><sub><br />¹<span> </span><span>Şempanzeler, 15-150 bireyden oluşan kalabalık topluluklarda yaşayan sosyal canlılardır. Günlerininin büyük bir kısmını yiyecek arayarak ve birbirlerini tımar ederek geçirirler. Grup içerisindeki bireylerin birbirleriyle ilişkileri kuvvetlidir. Özellikle anneler ve yavrularının çok güçlü bağları vardır. Yavru şempanzeler sosyal öğrenme yoluyla bağımsız bir birey oluncaya kadar anneleriye birlikte yaşar, hem annelerini hem de grubun farklı yetişkinlerini gözlemler, taklit ederler. Bu nedenle şempanzelerin birbirlerinden öğrenmesi şaşırtıcı değildir. Ancak her şempanze topluluğu birbiriyle aynı yöntemi izlemez. Kültürleri topluluktan topluluğa değişir. Bu nedenle öğrenme metodları, farklı toplulukların kullandıkları farklı stratejiler her zaman şaşırtıcıdır.</span></sub></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim Bir Arada Yaşamı Nasıl Mümkün Kılabilir?</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-egitim-bir-arada-yasami-nasil-mumkun-kilabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jul 2023 13:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadaşlık Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-yazilari-egitim-bir-arada-yasami-nasil-mumkun-kilabilir/</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl 19’uncusunu düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nın teması “Dünyadaşlık”. Konferansta “Birbirimizi ve tüm varlıkları gözeten, tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu önemseyen ‘dünyaları’ eğitim yoluyla nasıl kurabiliriz?” sorusuna birlikte yanıt arayacağız. Ekim ayında gerçekleşecek konferans öncesinde ERG Blog’da yayımlanacak yazılarla dünyadaşlığın farklı boyutlarını konuşmaya, tartışmaya başlıyoruz. İlk bölümde TÜSEV Programlar Uzmanı Tütengül Küçüker, eğitimin ve sivil toplumun bir arada yaşamın gerçekleşmesindeki önemli rolünü kaleme aldı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="35907" class="elementor elementor-35907" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-8b0df71 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="8b0df71" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-1eed668 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="1eed668" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Öğrenciler oyun mekânında dağınık şekilde dururlar. Öğretmen kendisinden en uzakta ve en yakında olan öğrencinin adını söyler ve yanına çağırır. Her öğrenci kendine bir eş seçer ve oyun başlar. Öğrenciler birbirlerinden en uzak noktaya giderler. Daha sonra doğru koşarak en kısa sürede yakınlaşmaya çalışırlar. En kısa sürede koşarak birbirine yakınlaşan öğrenciler alkışlanır.</span></p><p><span>İlkokul öğrencileri için oyun önerilerinin yer aldığı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ders kitabında yukarıda bahsedilen “Uzak Yakın” isimli oyunun kazanımı şu şekilde belirtilmiş: “Dengeleme hareketlerini artan bir doğrulukta yapar.” Peki ama gerçek hayatta farklı yaşam koşullarına, kültürel değerlere, etnik kökenlere ya da ekonomik sınıflara ait çocuklar en kısa sürede birbirlerine yakınlaşıp üstüne bir de alkışlanıyorlar mı? Yoksa herkes en yakınındaki, en çok kendine benzeyenle mi iletişime devam ediyor, kitapta dediği gibi sadece dengede mi kalmaya çalışıyoruz? Kutuplaşmanın bir hayli yükseldiği, toplumsal çatışmaların giderek arttığı, bir arada yaşamanın her geçen gün zorlaştığı günümüzde bahsedilen oyundaki gibi nasıl birbirimize yakın durabiliriz? Karşılaşma mekânlarını nerelerden başlayarak nasıl yaratabiliriz? Çocukluk döneminden itibaren yaşamımızı sürdürdüğümüz ve kültürden bağımsız düşünemediğimiz mikro çevrelerden, okul, mahalle, iş, kent hatta yurttaşlığa varan süreçte illa bir öğretmene mi ihtiyacımız var? Ya da mikro evrenlerimizin dışına çıkmak ve bir arada yaşamak için eğitim üstüne düşünmekle başlamak nasıl olur?</span></p><h4><b>Nasıl bir kapsayıcılık? </b></h4><p><span>Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nın (BAYETAV) “</span><a href="https://konda.com.tr/uploads/bay-rapor-son-5a95b7b58709fb32177f0e2df9bde1bfe265382bf340e7cf99b0d32aac9f981e.pdf"><span>Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırması Kutuplaşan Toplumda Bir Arada Yaşama Kapasitesi</span></a><span>” başlıklı araştırmasında okul bireyin toplumla bağlarını kurma aracı ve aynı zamanda toplumla ilgili olumlu ya da olumsuz fikirlerin geliştiği yer olarak tanımlanıyor. Peki bu kamusal mekânda “bana benzemeyene” karşı geliştirdiğimiz önyargılar ve ayrımcı davranışlar olmadan nasıl bir eğitim yapısından bahsetmek ya da tahayyül etmek yerinde olur? İşte bu noktada karşımıza çıkan yegâne kavram “kapsayıcı eğitim” oluyor. Bir can simidi gibi ona her tutunmak istediğimizde körü körüne değil, aksine kavramın barındırdığı katmanları da sabırla açmamız ve üstüne düşünmemiz gerekiyor. Kapsayıcılık kavramının kendisinin de çok kolay anlaşılan ya da açıklanabilecek bir kavram olmadığının farkında olarak bu kavramın yanında gelen bir arada yaşamın neye tekabül ettiğini de düşünmek gerekiyor. Prof. Dr. Kenan Çayır,</span><a href="https://secbir.bilgi.org.tr/wp-content/uploads/2022/12/Kapsayici-Egitim-Calistayi.pdf"><span> </span><span>Kapsayıcı Eğitim: Kesişimsel ve Disiplinerarası Perspektifler Çalıştayı</span></a><span>’nda yaptığı konuşmada bu kavramının kendi içinde barındırdığı hiyerarşiye dikkat çekerken aynı zamanda kavramın bir arada yaşamdaki önemine değiniyor. Bu yazının temel hedefi bu kavramın etrafındaki tartışmalar olmadığı için kapsayıcılığı adil ve yatay ilişkiler bağlamında ve eğitim özelinde herhangi bir baskın grup tarafından belirlenen çerçevesi olmadan kullandığımı da özellikle belirtmek istiyorum. Yine aynı çalıştayda da belirtildiği şekilde aslında kapsayıcı eğitimle hedeflenen ve bir arada yaşamın bir aracı olan bu anlayış bir nihai hedef değil bir süreç olarak algılanabilir. Ancak o zaman farklı paydaşların devam eden katkılarıyla değişerek ve dönüşerek sadece dengede kalmaktan çıkabiliriz. O halde dengede kalmaktan ziyade harekete geçmek, farklılıklar içinde çatışmadan uzlaşmaya gitmek için nereden başlamamız gerekiyor? </span></p><h4><b>Ağaçtan üç elma düşse sivil topluma kaç tanesi düşer?</b></h4><p><span>Bir arada yaşamın önündeki engellerin en kaba hatlarıyla toplumsal eşitsizlikler olduğunu söyleyebiliriz. Toplumsal eşitsizlikler toplumsal çatışmaları beraberinde getiriyor. Bu çatışmalar en fazla </span><span>mevsimlik gezici tarım işçisi ailelerin çocukları, mülteci çocuklar, yoksul çocuklar, Roman çocuklar, kız çocuklar ve özel gereksinimli çocuklar gibi </span><span>kırılgan gruplar üstünde hissediliyor. Bu toplumsal travmaların telafisi çok kısa zamanda olmayacak olsa da bu travmaların ve getirdiği öğretilerin yerine yenilerini inşa etmemiz için eğitimin iyileştirici gücüne kulak verebilir miyiz? Diğer bir şekilde ifade edersek eğitim içinde bulunduğumuz toplumun hem mikro bir yansıması hem de değişim için önemli bir başlangıç noktası olabilir mi? </span><b>Ekonomik nedenlerle derinleşen fırsat eşitsizliğinin içinde yaşarken kapsayıcı ve çok kültürlü bir eğitimi tahayyül etmek şu şartlar altında zor olabiliyor. Hak temelli çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının gözlem, araştırma ve savunuculuk faaliyetlerine ve akademiye şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.</b><span> Bireyler için karşılaşma alanlarının yaratılması, bu alanların bir arada yaşam için elverişli ve sürdürülebilir olmasının sağlanması için mücadele veren sivil toplum aktörlerinin çalışmaları bize bu yolculukta eşlik edebildiği takdirde, bu rehberlik sayesinde farklı olandan korkmadan aynı gezegeni paylaştığımızın farkına varabiliriz. Yine</span><a href="https://konda.com.tr/uploads/bay-rapor-son-5a95b7b58709fb32177f0e2df9bde1bfe265382bf340e7cf99b0d32aac9f981e.pdf"><span> </span><span>BAYETAV</span></a><span>’ın araştırmasında belirtildiği gibi, “…kendinden farklı olanın dünyasına ilişkin bilgisizlik yani onlarla temas kurmama ya da ezber bozacak olanlara karşı içe kapanma hâli, cehaleti ve de korkuyu besliyor. Böylece ötekine yönelik ayrımcı tavır gelişiyor.” </span></p><h4><em><b>“Bir arada yaşamın başlangıcı eğitim”</b></em></h4><p><b>Buradan yola çıkarak bir arada yaşamın başlangıcı sayılabilecek eğitimin, önyargılara karşı ortak ve etkin mücadele perspektifiyle, her grubun özgün ihtiyaçları ve sesleri olduğunu gözeterek tahayyül edilmesi gerektiğini düşünüyorum.</b><span> Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi’nin (BOMOVU)</span><a href="https://bomovu.org/pdfjs/full?file=https%3A%2F%2Fbomovu.org%2Fassets%2Fsources%2Fraporlar_makaleler_2-cf58c6ba66777774162f94632eac4a518aff6bf78524e8bb71952be695ed1d6c.pdf"><span> </span><span>Irksallaştırmak Nasıl Hissettiriyor?</span></a><span> adlı atölye çalışmasının raporunda yer alan eğitim tanımı da tam da bu hedef doğrultusunda kurgulanıyor: “Hangi pedagojik teknik kullanılırsa kullanılsın, kurum olarak eğitim, sürekli sorgulanabilecek ve sorgulanması gereken bir amaç ile yaratılmış bir alan olarak düşünülmelidir.” Yazıda bahsettiğim karşılaşma alanları da tam olarak birbirimize diyalog alanları yaratabildiğimiz ve bu şekilde birbirimizi anlamayı ve tanımayı başarabileceğimiz bir işlev görüyor.</span></p><h4><b>Sonuç yerine dayanışmayı hatırlamak</b></h4><p><b>Eğitimde hâkim ve yapısal iktidar biçimlerinin dönüşmesi, farklı katmanlarla yenilenmesi ve bir arada yaşamın önündeki engellerin ortadan kaldırılabilmesi için de öncelikli olarak kamunun da sivil alana dikkatini vermesi gerekiyor.<span> </span></b><span>Şimdi denilebilir ki sivil toplum için o çok kullandığımız “elverişli” alan yeteri kadar var mı? Bu yazının konusu olmadığı ve kavramın da tartışması uzun süreceği için bu soruyu şimdilik birlikte düşünmek için bir kenara bırakıyorum. Diğer yandan son yıllarda içinden geçtiğimiz pandemi, ekonomik krizler, seçimler ve 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Türkiye’de “daralan” sivil toplumun tüm bu zorluklara ve yaşanan baskılara inat bir arada yaşamı sesini her zamankinden daha gür ve cesurca çıkararak mücadele verdiğini söylemek yanlış olmaz. Özellikle deprem bölgesinde yaşayan farklı kültürel grupların nasıl kırılganlaştığını ve bir aradalıkların aslında ne kadar narin olduğuna şahit olduk. Diğer yandan ortaya çıkan bu tablo ikircikli bir yapıya da sahip. Bu yazının odak noktası olan eğitim ve hak alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının afet bölgesinde yürüttüğü çalışmaların toplumsal çatışmalar ve ayrımcılıkla mücadelede önemli bir işlev gördüğünü unutmamak gerekiyor. Burada amacım elbette sivil topluma bir güzelleme değil ama bir arada dünyayı paylaşarak yaşadığımızı hep hatırlayarak devam etmek, birbirimizden güç almak, dayanışmayı ve umudumuzu kaybetmemek için küçük bir hatırlatma sadece.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyadaşlık için Birbirimizle ve Yeryüzüyle Dayanışma Daveti</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-icin-birbirimizle-ve-yeryuzuyle-dayanisma-daveti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2022 10:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadaşlık Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/dunyadaslik-icin-birbirimizle-ve-yeryuzuyle-dayanisma-daveti/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoklu krizler döneminde birbirimizin hâlinden anlamamız şart. Birbirimizi ve tüm varlıkları gözeten, tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu önemseyen “dünyaları” eğitim yoluyla nasıl kurabiliriz? Burcu Meltem Arık ve Şebnem Feriver, ERG Blog’da eğitimin aktif yurttaşlık amacının aktif dünyadaşlığa nasıl taşınabileceğini sorguluyorlar.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="34361" class="elementor elementor-34361" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-4fa7f1e e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="4fa7f1e" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-ef44081 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="ef44081" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span>Tartışmalı bir tanım da olsa “Antroposen”, yani “İnsan Çağı” olarak adlandırılan bir dönemdeyiz. Bu dönemi </span><a href="https://www.stockholmresilience.org/research/research-news/2021-04-30-new-netflix-documentary-brings-the-planetary-boundaries-to-the-world.html"><span>adlandıranlara göre</span><span> </span></a><span>yeryüzünde “insan”ın etki etmediği, etkisinin görülmediği tek bir nokta bile yok – artık. Yine aynı uzmanlara göre “insan”, tarihinde ilk defa bu etkinin farkında. “İnsan” tırnak içerisinde, çünkü aslında yeknesak bir insan prototipi yok. Her biri birbirinden farklı insanlar var. Her birinin gezegenimize etkisi de, olan bitenlerden etkilenme oranı da bambaşka. </span></p><p><span>Antroposen açıklanırken sıklıkla “çoklu krizler”den bahsedilir. İklim, biyolojik çeşitlilik, sağlık, kültür, ekonomi, eğitim krizi… İnsanlık tarihinde elbette ki krizlerle ilk defa karşılaşılmıyor. Ancak, birbirini tetikleyen çoklu krizlerin varlığı ve bu krizlerin kesişimsel etkilerinin şiddeti artıyor. Eğitimde değişim/dönüşüm ihtiyacı da yeni değil. Ancak son krizlerle birlikte bu ihtiyaç çok daha yaşamsal oldu. Ya hep birlikte ve tüm canlılarla var olmayı öğrenip bunu yaşamın her alanına yansıtacağız ya da… Durum açık ve net. Yeryüzünün sıcaklığı sanayi öncesi döneme göre 1,5-5℃ artacak gibi görünüyor. Bilim insanları, hak temelli çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri ve genç iklim/ekoloji aktivistleri bu artışın 1,5℃’de sınırlanması için karar vericilerden taleplerde bulunuyor, seslerini her ölçekte ve fırsatta duyurmaya çalışıyorlar. Bu sınır varoluş için elzem. Taleplerin arasında eğitimin radikal bir şekilde değişmesi önemli bir yer tutuyor. </span></p><h4><b>Antroposen Çağı’nda eğitimin rolü </b></h4><p><span>Eğitim sisteminin mevcut krizlere dayanıklı, krizlerin etkilerini azaltıcı ve hafifletici, aynı zamanda ileride oluşabilecek krizleri önleyici hâle gelmesi artık kaçınılmaz. Sadece krizlere tepki vermek de yetmez. Eğitimin onarıcı rolünü de düşünmek önemli. Krizlere hazırlanmaktan öte “başka bir dünya tahayyülü” kurma, “başka bir dünya hikâyesi” oluşturma zamanındayız. Buradaki “başka bir dünya”, </span><a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/870386"><span>gezegenin yaşam ilkeleri</span></a><span>yle uyumlu, insanın birbirinden, diğer canlılardan, hatta cansız varlıklardan ayrı görülmediği, herhangi bir monokültürün dayatılmadığı, diğer bir deyişle farklılıkların ötekileştirilmediği, birbirimizi ve yeryüzünü tüm öğeleriyle ve çeşitliliği kucaklayarak gözettiğimiz, sürdürülebilir bir dünya. Tek ve ideal “bir dünya” değil, çoğulcu “dünyalar” olmalı. Kendisinden farklı olanı</span><span> yok sayan tek “bir dünya” değil, çokkültürlü “dünyalar” amaçlayan bir eğitim gözetmeliyiz. </span></p><h4><b>Eğitim kurgularında birbirimizi ve gezegenimizi nasıl gözetebiliriz?</b></h4><p><span>Birbirimizi ve tüm varlıkları gözeten, tüm yaşam biçimlerinin bugün ve yarın müşterek varoluşunu ve serpilmesini önemseyen “dünyaları” eğitim yoluyla nasıl kurabiliriz ve destekleyebiliriz? Gezegenimizin öğretilerini insanlığın öğretilerinin temeline nasıl konumlandırabiliriz? Gelişmeyi sadece ekonomik gelişme olarak değil, insanların toplumsal yaşama etkin ve anlamlı katılabilmesi olarak görmeyi eğitimle nasıl sağlarız? Büyüme odaklı yaklaşımı önce küçülme sonra da tam da gezegenimizin başardığı şekilde denge yaklaşımına nasıl dönüştürebiliriz? Toplumsalı/toplumu da sadece insan toplulukları olarak anlamayıp </span><a href="https://permacultureturkey.org/aldo-leopold-ve-toprak-etigi/"><span>Aldo Leopold’un önerdiği gibi</span></a><span> havaları, karaları, suları, canlı ve cansız varlıkları da katacak şekilde nasıl genişletebiliriz? Eğitim kurgularında, sınıf içinde, okul veya kent ekosisteminde birbirimizi ve gezegenimizi nasıl gözetebiliriz? Tüm insanların ve insan olmayan türlerin bağlantı içinde olduğunu, yeryüzünün her yerinde yaşamı sürdüren canlı ve cansız sistemlere, ağlara ve birbirimize bağlı olduğumuzu nasıl görünür kılarız? İçinde bulunduğumuz “Antroposen” dünyayla eğitim kurgumuz arasındaki ilişkiyi görüp bunu nasıl değiştirebiliriz? Eğitimin öznelerinin -çocukların, gençlerin, öğretmenlerin- bu değişime etkin ve anlamlı katılımlarını sağlamak için ne yapabiliriz? </span></p><p><span>Kutuplaşmanın aşılması alanında çalışan </span><a href="https://www.turkuazlab.org/yayinlar/"><span>Pınar Uyan Semerci ve Emre Erdoğan’ın da belirttiği gibi</span></a><span> “[d]ünyada ve Türkiye’de birçok sorun beraberce düşünmeyi  ve ortak hareket etmeyi gerektiriyor.” İçinde bulunduğumuz ve bizi bekleyen çoklu krizler döneminde “birbirimizin hâlinden anlamayı başarmamız şart”. Sadece kendi türümüzle, hatta sadece kendimize benzeyen insanlarla değil, farklılıklarımızı umursayarak, daha kapsayıcı gözetme biçimlerini nasıl geliştirebiliriz? </span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/gezegenimizden-ilham-alarak-egitimi-kurgulamak/"><span>Gezegenimizin özündeki karmaşıklık, bütünsellik, döngüsellik ve çeşitliliği</span></a><span> eğitim sistemlerine nasıl yansıtabiliriz? Eğitimin aktif yurttaşlık amacını aktif dünyadaşlığa nasıl taşıyabiliriz? Eğitimi, bu soruları düşünerek, nasıl kapsayıcı, ihtimam temelli, müşterekleri anlayan-koruyan ve geliştiren şekilde onarıcı, sürdürülebilir yapabiliriz? </span></p><h4><em><b>“Dünyanın sofrasında birlikteyiz”</b></em></h4><p><span>Sibel Yardımcı “</span><a href="https://www.e-skop.com/skopbulten/hepimiz-likeniz-feminist-yasam-ve-dunyayla-akrabalik/5673"><span>Hepimiz Likeniz! Feminist Yaşam ve Dünyayla Akrabalık</span></a><span>” başlıklı yazısında kapsayıcı, onarıcı, sürdürülebilir “dünyalar” için bir tür “dünyadaşlık” öneriyor. Ona göre farklı türler ”ekmeği paylaşırlar”, “yani dünyanın sofrasında birliktedirler.” Bu birliktelik de önemli bir sorumluluktur; “[d)ünyanın mevcut kurulumuna, yaşama hükmeden sınırlara müdahil olma” sorumluluğu. “</span><a href="https://www.egitimreformugirisimi.org/gezegenimizden-ilham-alarak-egitimi-kurgulamak/"><span>Gezegenimizden İlham Alarak Eğitimi Kurgulamak</span></a><span>” başlıklı yazıda da bu sorumluluk bize hatırlatılıyor: “[g]ezegenimiz sayısız karmaşık sistemin bir arada çalıştığı bir bütün. En temel çabası varlığını sürdürmek. Bu bütün içinde her bileşenin bir görevi var. Sadece canlı bileşenler [değil], esen rüzgârın, kurumuş yaprağın, çakan şimşeğin, hareketsiz duran bir kayanın dâhi bu gezegenin varlığını sürdürmek üzere edindiği bir görev var. İnsanlık olarak tek evimiz gezegenimizin varlığını sürdürme çabasında bizim görevimiz ne?”</span></p><h4><b>Dünyadaşlığı 19.İÖK’te birlikte düşünelim, iyi örnekleri çoğaltalım</b></h4><p><span>Dünyadaşlığımızı birlikte, diğer türlerle ve “öteki” olarak dayatılan insanlarla dayanışma içinde güçlendirebiliriz. Bunun yollarını ve olanaklarını 19. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda birlikte örmek istiyoruz. Sizleri, </span><span>19. İÖK’e kadar gezegenimizle ve birbirimizle kurduğumuz bağları tekrar düşünmeye ve bu bağların güçlenmesi için iyi örnekler oluşturmaya davet</span><span> ediyoruz. İnsanın dünyayla kurduğu ilişkiyi ele alalım, dünyadaşlığın nasıl olabileceğini, gezegenimizi gözeten, gezegenimizden öğrenen bir toplum olmanın yollarını birlikte oluşturalım. Çocuklara ve gençlere bu bağlamda öğrenme fırsatları sağlayalım ve iyi örnekler oluşturalım. Oluşturduğumuz iyi örneklerin insanın gezegenimizin mütevazi bir bileşeni olduğunu hatırlattığından ve insan dışındaki varlıkları da beslediğinden ve zenginleştirdiğinden emin olmanın yollarını arayalım. Eğitim sistemlerinin insan yapımı diğer sistemler arasında yer alan ekonomik sistemlerle, toplumsal sistemlerle, kültür ve sanatla ilişkilerini görünür kılalım; bu sistemlerin dayanıklılığını artırmak üzere birlikte düşünelim ve tartışalım. </span></p><p><span>19. İÖK’te buluşuncaya kadar kalın sağlıcakla!</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
