<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ERG</title>
	<atom:link href="https://egitimreformugirisimi.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egitimreformugirisimi.org</link>
	<description>Eğitim Reformu Girişimi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Aug 2026 07:51:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2024/05/cropped-erg_logo1-1-32x32.png</url>
	<title>ERG</title>
	<link>https://egitimreformugirisimi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Öğretmenliğin İtibarı &#124; Öğretmenin Bir Günü: Okul Yolu, Okul, Okul Sonrası</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/ogretmenligin-itibari-ogretmenin-bir-gunu-okul-yolu-okul-okul-sonrasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 14:47:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48758</guid>

					<description><![CDATA[Öğretmenliğin İtibarı yazı dizisinin ilk bölümünde öğretmenin bir gününü ele aldık. Mesleki itibarın/itibarsızlığın öğretmenin hayatına nasıl tezahür ettiğini öğretmenlerden dinledik. Öğretmenlik mesleğinin itibarındaki dönüşüm ve bu dönüşümün etkileri bir öğretmenin sabah okula gidişten gece eve dönüşe kadar geçen zaman diliminde somutlaşıyor. Günün 10 saatini ders anlatarak geçiren, akşam veli sorularını yanıtlayan ve kişisel gelişim atölyelerine ayıracak vakti olmayan öğretmen için itibar, yerini fiziksel ve psikolojik yorgunluğa bırakmış durumda.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48758" class="elementor elementor-48758" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-0a49887 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="0a49887" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-499359a elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="499359a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Mesleki itibar alanyazında, bir mesleğin toplumsal algıda, meslekler hiyerarşisindeki yeri olarak tanımlanıyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu yazı kapsamında, itibarın bileşenleri, mesleğin çalışma koşullarını belirleyen yapısal faktörler ile o mesleğin toplum nezdinde sahip olduğu sembolik değer olarak konumlandırılıyor. Bu kurguda bir mesleğin itibarı, parçası olduğu sistemin önemine, imkânlarına, eksikliklerine ve niteliğine ilişkin içgörüler sunuyor. Araştırmalar,</span><span style="font-weight: 400;"> Türkiye&#8217;de ve dünyada öğretmenlik mesleğinin itibarında süregelen bir düşüş olduğuna işaret ediyor. Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Anketi (TALIS) 2024 sonuçlarına göre de Türkiye’de ve TALIS’e katılan ülkelerde öğretmenlerin çoğunluğu toplumun, politika yapıcıların ve medyanın öğretmenlere değer vermediğini düşünüyor (Tablo 1). </span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-fdd82b6 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="fdd82b6" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-8ea6f90 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="8ea6f90" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<table><tbody><tr><td> </td><td colspan="2"><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenliğin toplumda değer gördüğünü düşünüyorum (%)</span></p></td><td colspan="2"><p><span style="font-weight: 400;">Politika yapıcılar, bu ülkede/bölgede öğretmenlerin görüşlerine değer verirler (%)</span></p></td><td colspan="2"><p><span style="font-weight: 400;">Bu ülkede/bölgede öğretmenlere medyada değer verilir (%)</span></p></td></tr><tr><td> </td><td><p><span style="font-weight: 400;">TR</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">TALIS</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">TR</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">TALIS </span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">TR</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">TALIS</span></p></td></tr><tr><td><p><span style="font-weight: 400;">İlkokul (12 ülke)</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">24</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">31,5</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">18,3</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">26,6</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">17,9</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">27,7</span></p></td></tr><tr><td><p><span style="font-weight: 400;">Ortaokul (49 ülke)</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">22,3</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">35,3</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">19,5</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">29,1</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">17,5</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">31,5</span></p></td></tr><tr><td><p><span style="font-weight: 400;">Lise (8 ülke)</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">25,2</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">37,6</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">20,1</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">30,5</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">18,9</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">36,2</span></p></td></tr></tbody></table>								</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-130b1dd elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="130b1dd" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de öğretmenlerin mesleki itibara yönelik görüşlerini inceleyen başka bir çalışmada da öğretmenlerin “mesleki itibar bakımından kendilerini giderek daha gerilemiş olarak değerlendirdikleri…değişimin temel dinamiklerini toplumsal kültürün mesleğe atfettiği anlamda” aradıkları sonucu ortaya çıkıyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu gerilemenin sebepleri arasında “yazılı-görsel ve sosyal medya, özlük hakları, Bakanlığın yönetim politikaları ve sorunlara duyarsızlığı, veli baskısı, öğretmenlerin kendilerini geliştirmemeleri, eğitimdeki başarısız tablo gibi pek çok faktör”</span><span style="font-weight: 400;"> sıralanıyor. Öte yandan, gerilemenin göstergelerini öğretmenlerin toplum içinde gördükleri saygının azalması ya da maaşların yeterli olmaması gibi tekil sorunlara indirgememek önemlidir. Öğretmenliğin itibar kaybını anlamak; hem mesleğe yönelik politikaları hem de mesleğe dair toplumsal algıyı birlikte ele almayı, bu iki boyutun birbirini nasıl biçimlendirdiğini bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirmeyi gerektiriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Buradan yola çıkarak, ERG’nin öğretmen derinleşme çalışmaları kapsamında hazırladığı yazı dizisinin ikinci bölümünde odağa, öğretmenin bir gününü koyduk ve mesleki itibarın/itibarsızlığın öğretmenin hayatına nasıl tezahür ettiğini öğretmenlerden dinledik.  Amacımız kişisel anlatıları mağduriyet hikâyelerine ya da genellemelere dönüştürmek değil, yapısal koşullar ve toplumsal algının yansımalarını bireylerin deneyimlerinde görünür hâle getirmekti. Bu doğrultuda, farklı kademelerden, branşlardan ve illerden beş öğretmenle derinlemesine görüşmeler yaptık. Bu sınırlı ancak derinlikli örneklemle temsiliyet kaygısı gütmedik; farklı bağlamlarda öznel deneyimleri dinlemeyi ve kavramsal tartışmamızı sahada somutlaştırmayı önceliklendirdik. Zira, “[b]ir bilginin genellenememesi, o bilginin…toplumdaki kolektif bilgi birikimi sürecine dahil olamayacağı anlamına gelmez.”</span><span style="font-weight: 400;"> Kaldı ki yazı dizisi kapsamında yaptığımıza benzer vaka çalışmalarında elde edilen sonuçların genellenmesinin meşruiyeti “vakaların tipikliğinde değil, olguların birbiriyle nasıl ilişkilendiğine dair oluşturulan teorik önermeler ve bunların değerlendirilmesinde yatar.”</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu bölümde öğretmenlerin zihinsel, duygusal ve fiziksel meşguliyetlerini, ders anlatmanın ötesindeki sorumluluklarını, görünmeyen emeklerini, mesai kavramını fiilen ortadan kaldıran iş yüklerini, öğretmenlerin hikâyelerini dinleyerek ve bu hikâyeleri ERG’nin kavramsal dünyasına entegre ederek ortaya koymayı amaçladık. Anlatıları okula geliş, okulda geçirilen süre ve okul sonrası olmak üzere üç zaman dilimine ayırdık; her dilimde yalnızca en zorlayıcı ve göz ardı edilen başlıkların değil, bu gündelik pratiklerin mevzuatla nasıl bir kopukluk/gerilim içinde olduğunun da altını çizmeye gayret ettik. Zira, mesleğin bir iş olarak nasıl yürütüldüğü ile kamuoyunun bu işin nasıl yürütüldüğünü düşündüğü arasındaki mesafenin açılması, mesleğin sembolik değerini ve neticede yapısal koşullarını yıpratan bir döngüyü getiriyor. Bu alanda gözlemlenen itibar erozyonunun durdurulması ise yalnızca bir meslek grubuna bakışı iyileştirmek için değil, eğitimin bir kamu hizmeti olma niteliğini sürdürebilmesi adına kritik bir önem taşıyor.</span></p><h4><b>Okula Geliş</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin yaşadıkları şehre, çalıştıkları okula göre işe geliş deneyimleri farklılaşıyor. Özellikle merkezden uzak okullarda çalışan öğretmenler için okul yolu sadece lojistik bir sorun değil, öğretmenlik mesleğine ilişkin hiyerarşilerin ve güç ilişkilerinin gündelik hayatta somutlaştığı alanlardan biri. İşe gidişin günün hangi saatinde gerçekleştiği, ne kadar sürdüğü ve nasıl yapıldığı ev dışında çalışan herkes için iş yolunun zorluk derecesini belirleyen faktörler.</span><span style="font-weight: 400;"> Ancak on binlerce</span><span style="font-weight: 400;"> öğretmen için standart iş yolu stresine mesleğe özgü yapısal ve sembolik iki boyut daha ekleniyor: Yapısal boyut, pek çok okula toplu taşımayla ulaşım sağlanamaması ve bu durumun çözümü için öğretmenlere yol gösterici kurumsal alternatiflerin sunulmamasıyla ilgilidir. Sembolik boyut ise bu kurumsal boşluğun öğretmeni zorbalık ve saygısızlıklara açık hâle getirmesini içeriyor. </span></p><h4><b>Okul Yolu: Bir iktidar alanı</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz beş öğretmene okula nasıl ulaştıklarını sorduğumuzda, İstanbul’da çalışan 17 ve 19 yıllık öğretmenler B.P. ve S.G.’den okullarına rahatça ulaştıklarını duyduk:  </span><i><span style="font-weight: 400;">“Evimle okulum arası yürüyerek 7 dk.” </span></i><span style="font-weight: 400;">ve</span><i><span style="font-weight: 400;"> “Okulum ve evim araba ile 5 dk. o açıdan şanslıyım.” </span></i><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, yakın dönemde merkezden uzak okullara atanmış öğretmenlerin mesaileri başlamadan çok önce, ağır koşullarla mücadele etmeleri gerektiği ortaya çıktı. Bu mücadeleyi duymak, öğretmenlerin homojen ve kimliksiz bir grup olmadığını; bazılarının mesaiye beş dakika kala okula gidebilirken azımsanmayacak bir kısmının daha güne başlamadan tahmin edilenin ötesinde zorlukları aşmak durumunda kaldığını hatırlamak açısından önemlidir. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">“Bakanlık öğretmen kadrolarında 16/6/2023 tarihinden sonra göreve başlayanlar zorunlu çalışma yükümlülüğü” kapsamındadırlar.</span><span style="font-weight: 400;"> Zorunlu hizmet bölgesinde yer alan okulların büyük çoğunluğu da kırsal bölgelerdedir.</span><span style="font-weight: 400;"> Dolayısıyla yeni öğretmenler (çoğunlukla) ulaşım şartları zorlu olan bölgelerde ilk öğretmenlik deneyimlerini yaşıyorlar. Yani en deneyimsiz öğretmenler en zorlu koşullarda işe ulaşıyor ama bu, deneyim kazanıldığında sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor. Bir köy okulunda okulöncesi öğretmeni olarak çalışan ve yedi yıllık öğretmenlik deneyimi olan C.Ç. şöyle diyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Önceden uzak yerlere gönderilirken MEB sorumluluğunu alıyormuş, lojman açıyor ya da servis ayarlıyormuş ama artık bunların hepsi senin üstünde.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> Öğretmen ulaşımına ilişkin herhangi bir yasal düzenleme ya da kurumsal yükümlülük tanımlı değil. Yani öğretmenler yol (ve yemek) ücreti almıyor, toplu taşıma olmayan yerlerde ulaşım için başvurabilecekleri resmi çözüm mekanizmaları bulunmuyor. Ayrıca, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun &#8220;mahrumiyet bölgelerinde görevli öğretmenlere konut sağlanır&#8221; şeklinde ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun köylerde öğretmene lojman tahsis edileceği yönünde maddeleri olsa da bu düzenlemeler uygulamada karşılık bulmuyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal ölçekte çözümlerin olmadığı koşullarda özel servis araçları tek seçenek hâline geliyor. Öğretmenlerden; servis şoförlerinin, servislere alternatif olmadığından ve öğretmenlerin ödeyecekleri miktara dair bir yasal düzenleme bulunmadığından rasgele ücretlendirme yaptığını duyduk. C.Ç. bu tabloyu şöyle anlatıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;Fahiş fiyat veriyorlar. Maaşımız düzenli yatıyor diye kafalarından bizim hayatımızı planlıyorlar. O yolun ücreti 1.000 liraysa 5.000 söyler, şikayet edecek bir yer de yok.&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> Öğretmen, bu tabloda, ne servis şoförlerine karşı kurumsal bir koruma sağlayabilecek kamu çalışanı statüsüne ne de kendi çözümünü geliştirecek ekonomik güce sahip. “</span><i><span style="font-weight: 400;">Maaşımız düzenli yatıyor diye kafalarından bizim hayatımızı planlıyorlar”</span></i><span style="font-weight: 400;"> cümlesi, toplumda yer etmiş “haksız avantaj” anlatısının öğretmenin düzenli gelirini nasıl bir kırılganlık hâline getirdiğini ve servis şoförlerinin bu zafiyetin üstüne zorbalıkla nasıl gittiğini net olarak gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Toplu taşıma altyapısının ve kurumsal ulaşım desteğinin yokluğunda öğretmenler çoğu zaman diğer öğretmenlerin özel aracıyla okula gitmek zorunda kalıyor. Bu çözüm görünürde pratik olsa da uygulamada hem öğretmenler arası bir güç dengesizliğine zemin oluşturuyor hem de öğretmenleri yine servis şoförlerinin saldırısına açık hâle getirebiliyor. C.Ç. bu durumu şöyle aktarıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;Öğretmenler bir arabaya binip toplu gidebiliyorlar. Ufak bir şakalaşmada araç sahibi &#8216;o zaman git kendine araç bul&#8217; demişti. Mecbur olduğumu biliyor, keşke o arabaya binmek zorunda olmasam.&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> Öğretmenler, meslektaşlarının özel araçlarını kullanmaya mecbur kaldıklarında bir bağımlılık hiyerarşisine</span><span style="font-weight: 400;"> hapsolabiliyor. Araç sahibinin &#8220;git kendine araç bul&#8221; diyebilme gücü, mesleki dayanışmayı bir tahakküm ilişkisine dönüştürüyor. Masrafı düşürmek için özel araçlarda bir araya gelen öğretmenler ayrı bir baskıyla daha karşılaşabiliyor. C.Ç. şöyle devam ediyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;Servis parası fazla geldi, üç kişi birleşip arabayla gidiyorsun, o zaman da servisçiler baskı yapıyor, önünü kesebilir, sıkıştırabilir arabada. Psikolojik baskı çok yorucu. Kadın olunca ayrıca çekiniyorsun.&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> Böyle olunca ulaşım sorunu yalnızca ekonomik bir yük veya lojistik bir zorluk olmaktan çıkıyor; toplumsal cinsiyet boyutuyla birlikte fiziksel bir tehlike ve güvensizlik unsuruna dönüşüyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sosyal drama</span><span style="font-weight: 400;"> metodolojisi, “gündelik hayatın yüzeyinin altında gizlenen toplumsal yapının görünür hâle geldiği şeffaflık alanlarını”</span><span style="font-weight: 400;"> somutlaştırarak öğretmenlerin hikâyelerini görülmeyen/konuşulmayan bağlam içinde değerlendirebilmek için yol göstericidir. Kolektif bir deneyimin içindeki güç çatışmalarını ve kriz anlarını sahneye taşıyan sosyal drama; bireysel gibi görünen bir yaşantının aslında hangi toplumsal gerilimlerin ve sistematik temassızlıkların ürünü olduğunu keşfetmeye yarar. İdari baskı ile güvenlik riski arasında kalan bir öğretmenin danışman öğretmeniyle görüşme yapmak için otostop çekmek zorunda kalması bir sosyal drama anı olarak alınabilir. Şu anda deprem bölgesindeki bir ilköğretim okulunda psikolojik danışmanlık yapan Ö.D.,</span><span style="font-weight: 400;"> bir köy okuluna okulöncesi öğretmeni olarak atandığı ilk sene otostop çekerek bindiği bir arabadaki düşüncelerini şöyle anlatıyor: &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Saçımdan tel bıraktığımı hatırlıyorum arabaya, DNA&#8217;m bulunsun diye.</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; Ö.D. durumu danışmanına anlattığında ise danışmanın</span><i><span style="font-weight: 400;"> “o zaman sürekli gelmenize gerek yok” </span></i><span style="font-weight: 400;">dediğini aktarıyor, yani öğretmenliğin idari görevlerinin yerine getirilemediği durumlarda dahi ulaşıma çözüm üretilemediği ortaya çıkıyor. Ö.D.&#8217;nin “uç” olarak nitelendirilebilecek örneği bu anlamda bir sosyal drama olarak işliyor; rutinin ötesine bakıldığında, sistemin gerçekte nasıl işlediği/işlemediğini görünür kılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu öğretmen, idari sorumluluklarını yerine getirmek için çıktığı yolda can güvenliğinin olmamasını normalleştirmek durumunda kalıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yapısal koşulların yarattığı bu olumsuz tablo, örneğin yol kenarında otostop çeken bir öğretmen imgesi, mesleğin itibarını doğrudan zedeliyor. Aynı zamanda, itibarı düşük bir mesleğin mensubu olarak öğretmen, servis şoförünün zorbalığına açık hâle geliyor. Elbette bu, doğrusal bir neden-sonuç ilişkisi değil; kişisel ilişkiler ile Türkiye’nin ve bölgelerin ekonomik, sosyal ve siyasi bağlamı bu süreci çok yönlü şekillendiriyor. Fakat, okul yolu; yapısal eksikliklerin sembolik değer kaybını, sembolik değer kaybının ise yapısal kırılganlığı tetiklediğini gösteren örnekler barındırması açısından önemlidir. Yakın dönemde yayımlanan, Ardahan’da bir servis şoförünün bir öğretmene şiddet uyguladığı haberi</span><span style="font-weight: 400;"> de meselenin münferit bir olay olmadığına işaret ediyor. Zira, alanyazın ve yaptığımız görüşmeler öğretmen kamu idaresi desteğinden mahrum kaldığında öğretmenin “saygı gören bir kamu görevlisi” statüsünden çıkıp, “hizmet sağlayıcısına” indirgendiğini gösteriyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Dolayısıyla çözümün, yalnızca ulaştırma politikalarını değil, mesleğin sembolik konumunu da kapsayacak şekilde bütünsel ele alınması gerekiyor.</span></p><h4><b>Okulda geçirilen süre</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Kapısından girdikten sonra bir öğretmen okulda neler yapıyor? Kim için, nasıl emek harcıyor? Bu emeğin ne kadarı “iş” sayılıyor? Bir öğretmenin mesleğinin yükümlülüklerini yerine getirebilmek için görev tanımının, mesai saatlerinin ve okulun fiziksel mekanının çok ötesinde emek sarf etmesi gerekiyor. Ancak toplumsal algıda öğretmenliğin meslek olarak tanımı büyük ölçüde ders anlatan öğretmen imgesiyle sınırlı kalabiliyor. Ders saatleri de toplumsal algıda “bakıcılık”, “dadılık” ve “mürebbiyelik”</span><span style="font-weight: 400;"> gibi ev içiyle özdeşleşen hizmetlerle ilişkilendirilebiliyor. 17 yıllık sınıf öğretmeni B.P. şu şekilde durumu özetliyor: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Bizim mesleğe çok insan iş olarak bakmıyor…Yorucu bir iş yaptığımızı da toplumun geneli düşünmüyor. 6 saat çocuklarla eğlendin, onları eyledin gibi düşünüyorlar.” </span></i></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu bölümde, öğretmenlerin bir günde okulda ders dışındaki zamanlarda varoluşunu ve içinde bulunduğu dinamikleri değerlendiriyoruz. Mesleğin gerektirdiği zihinsel, fiziksel ve duygusal emeğin yapısal olarak nasıl görünmez kılındığını ve bu görünmezliğin mesleksizleştirme süreciyle nasıl iç içe geçtiğini anlamaya çalışıyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-d2ef2c3 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="d2ef2c3" data-element_type="container" data-e-type="container" data-settings="{&quot;background_background&quot;:&quot;classic&quot;}">
					<div class="e-con-inner">
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-0d4f932 e-con-full e-flex e-con e-child" data-id="0d4f932" data-element_type="container" data-e-type="container" data-settings="{&quot;background_background&quot;:&quot;classic&quot;}">
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-55e8dd2 e-con-full e-flex e-con e-child" data-id="55e8dd2" data-element_type="container" data-e-type="container">
				<div class="elementor-element elementor-element-5c91292 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5c91292" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerle yaptığımız görüşmeleri ve bu belgenin hazırlanmasını izleyen dönemde okullarda ciddi şiddet olayları yaşandı. Okulda şiddet hep vardı ancak 2026’dan itibaren arka arkaya gerçekleşen, öğrencilerin ve öğretmenlerin ağır yaralanmaları hatta ölümleriyle sonuçlanan olaylar, konuyu acil eylem gerektiren bir noktaya taşıdı. Yani, öğretmenler okullarında bu bölümde bahsettiğimiz sorunları yaşarken bir yandan da kendilerinin ve öğrencilerinin güvenliğine dair endişe duyuyorlar. Veliler tarafından fiziksel şiddet görüyor, öğrenciler tarafından öldürülüyorlar. </span></p><p> </p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin yaşadıklarını </span><a href="https://egitimreformugirisimi.org/yayinlar/baglari-sikilastirmak-adil-guvenli-ve-bariscil-okullar-icin-oneriler/"><span style="font-weight: 400;">Bağları Sıkılaştırmak | Adil, Güvenli ve Barışçıl Okullar için Öneriler</span></a><span style="font-weight: 400;"> başlıklı politika notumuzda ele aldık. Öğretmenlerin şiddet karşısında yalnız bırakılmaması, okulun güvenliğinin sağlanmasının yalnızca öğretmen ve idarecilerin omuzlarına yüklenmemesi gerektiğinin altını çizdik. Okulların, tüm paydaşların kendilerini güvende ve ait hissettiği mekanlara dönüşmesine yönelik savunuculuk çalışmalarımız devam edecek.</span></p>								</div>
				</div>
				</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-a8c24c6 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="a8c24c6" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><b>Okulda sadece ders yok: Mesleksizleşme ve görünmez emek</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">“Öğretmenler az çalışıp erkenden eve gidiyor” anlatısının üstesinden öğretmenlerin yaptıkları işleri sıralayarak gelmeye çalışmak mümkün değil. Zira öğretmenin emeğindeki görünmezlik, bu emeğin algıda hane içiyle ilişkilenen doğası gereği “işten sayılmayan” bir alana hapsedilmesinden kaynaklanıyor. Öğretmenin emeğini sadece niceliksel olarak savunmak, meselenin özündeki yapısal değersizleştirmeyi değiştirmiyor. Öğretmenlik itibarsızlaşan bir meslek olduğundan öğretmenlerin eğitim ve mesleki gelişim süreçleriyle edindikleri yetkinlikleri avukatlık ya da doktorlukta olduğu şekliyle mesleki özerklik ve saygıya dönüşmüyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Yani öğretmenlik toplumsal algıda ve kurumsal kültürde profesyonel bir uzmanlık alanı olarak görülmüyor. Öğretmenliğin bir uzmanlık alanı olarak tanınmaması, alanyazında mesleksizleşme kavramıyla açıklanıyor. Mesleksizleşme; öğretmenin kendi işine dair karar alma yetkisini, özerkliğini ve entelektüel derinliğini kaybederek programları uygulayan bir “teknisyene” dönüşmesi olarak tanımlanabilir. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu dönüşüm öğretmenin bir gününün kurgusunda somut biçimde gözlemlenebilir. Öğretmenin günlük çalışma dinamiği değerlendirmeler, göstergeler, raporlar, veriler ve formlarla dolu. Öğretmen neyi nasıl öğreteceğine değil, neyi nasıl belgeleyeceğine odaklanmak zorunda kaldıkça uzmanlığını kullanabileceği alan daralıyor. Türkçe öğretmeni S.G. yalnızca belgeleme için yapılan evrak işlerinin çok fazla olduğunu anlatıyor:</span><i><span style="font-weight: 400;"> “Öğrencilere kulüp çalışması yaptıracak ders saatimiz yok ama kulüp çalışmaları kusursuz şekilde yapılmış gibi evraklar hazırlıyoruz. Kulüp çalışması yok ama o defteri doldurmamız gerekiyor.” </span></i><span style="font-weight: 400;">S.G.&#8217;nin anlattığı, yalnızca fazladan iş değil; yapılmayan etkinlikleri belgelemek için harcanan, öğretmeni bir idari veri işçisine dönüştüren, performatif bir görev.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu durumda, yapısal koşullarla uzmanlığı görünmez kılınan/atıl kalan öğretmenliğin sembolik değeri de bilgi ve değer üreten değil, talimatı yerine getiren bir mesleğe indirgeniyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Görünmez emek kavramı, bu bağlamda mesleksizleşmenin hem ürünü hem de mekanizması olması bakımından önemlidir. Görünmez emek; sistematik olarak gözden kaçırılan, “sahne arkasında” gerçekleşen ve piyasa mantığında “işten sayılmayan” emeği tanımlar.</span><span style="font-weight: 400;"> Kadınların ev içi emeğinin, erkeklerin kamusal alandaki ücretli emeğine kıyasla değersizleştirilmesi bu duruma bir örnek. Yaptığımız görüşmelerde öğretmenler için en görünmez ve yoğun emek biçimlerinden birinin duygusal emek olduğunu gördük. Bu emek türü, başkasının duygusal ihtiyacını karşılayabilmek için kendi duygusal kaynaklarını harcamakla ilgilidir. Sınıf öğretmeni B.P. duygusal emeğin mesleğinde tuttuğu yeri şöyle anlatıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Bir çocuğun beslenmesine baktığında her şeyi anlıyorsun. Yüzüne baktığımda bir çocuğun önceki akşam dayak yediğini anlıyorum. Bazı çocuklar bizlerden daha büyük bir kederin içinde olabiliyor. Savaş görmüş çocuklarım var benim bir kere. Ülkesini özlüyorlar. Yoksul öğrencimiz oluyor, ayakkabısına  bakıyorsunuz o size yük oluyor. O ayakkabıyı bir yolunu</span></i> <i><span style="font-weight: 400;">bulup değiştirene kadar o ayakkabıyı siz ya da sizin yeğeniniz de giyiyor gibi hissediyorsunuz. En çok o anlamda yorucu</span></i><span style="font-weight: 400;">…</span><i><span style="font-weight: 400;">Yoksulluğundan sen sorumlu değilsin ama kahroluyorsun.” </span></i><span style="font-weight: 400;">B.P.’nin bu örnekte yalnızca öğretmen değil, veli ve sosyal hizmet ile beslenme uzmanı olarak da konumlanması gerekiyor. Mesleksizleşme tam olarak bu şekilde işliyor: Öğretmenin görev sınırları genişliyor ama bu genişleme ne tanımlanıyor ne de karşılık görüyor. Burada değişmesi gereken nokta öğretmenin öğrencisine yardım etmesi değil. Sorun, etik ve mesleki sorumluluklarını yerine getirirken öğretmenlerin sistemin sınırlılıkları ve yetersiz kaynaklar nedeniyle yalnız ve desteksiz kalması, “kahrolması.” Araştırmalar, öğretmenlikte sarf edilen duygusal emeğin tükenmişlik ve meslekten kopuşa neden olduğunu gösteriyor; duygusal emeğin görünür kılınmasının öğretmenlerin bu olumsuz sonuçlardan korunması için önemli olduğuna işaret ediyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p><h4><b>İlişkiler: Öğretmen-idareci, öğretmenler odası</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenliğin itibarı/itibarsızlığı öğretmenlerin günlük hayatını dönüştürüyor ve öğretmenlerin “yönetiliş biçimlerini ve sınıflarında ve okullarında var olma şekillerini”</span><span style="font-weight: 400;"> değiştiriyor. Öğretmen itibarsızlaştıkça okuldaki hareket alanı daralıyor: Fikrini söylerken ölçüp biçiyor, hakkını ararken risk hesaplıyor, meslektaşıyla sohbet ederken temkinli davranıyor. Okulun fiziksel mekânı değişmese de öğretmenin içinde hareket ettiği ilişkisel alan dönüşüyor. Araştırmalar, okuldaki farklı paydaşlarla kurulan ilişkilerin niteliğinin öğretmenin hem mesleki tatminini hem de eğitim-öğretim hedeflerini gerçekleştirme kapasitesini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu bölümde öğretmenlerin idareciler ve meslektaşlarıyla okul ortamındaki ilişki dinamiklerini ve itibar meselesinin bu dinamikleri nasıl şekillendirdiğini öğretmenlerin anlatıları üzerinden ele alıyoruz. Öğretmenin okulda en çok zamanını geçirdiği sınıf ortamındaki öğretmen-öğrenci dinamiklerine ise yazı dizisinin bir sonraki bölümünde değiniyoruz. </span></p><p><b>Öğretmen-idareci ilişkileri: Sokak düzeyi bürokrasi ve gücün dağılımı</b></p><p><span style="font-weight: 400;">Okulu bir işyeri olarak tanımlayan, öğretmenlerin hak ve sorumluluklarını düzenleyen politikalar okulların iç dinamiklerine okul idarecisinin uygulamayı seçtiği doğrultuda yansıyor. Bu doğrultunun olumlu ya da olumsuz olması büyük ölçüde okul idarecisinin inisiyatifinde. “Sokak düzeyi bürokrasi”</span><span style="font-weight: 400;"> kavramının işaret ettiği üzere, belirsizliğin ve karmaşıklığın çok olduğu sistemlerde politikaların nasıl uygulandığına karar veren kişi kurumsal hiyerarşinin merkeze göre en alt basamağında yer alan kişidir. Okul ekosisteminde bu kişi, mevzuatı kendi anlayışına göre yorumlama ve uygulama gücüne sahip olan okul müdürüdür. Sınıf öğretmeni D.Z. bunu kendi okulunda nasıl yaşadığını şu şekilde aktarıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Babasının çiftliği gibi kullanan idareciler geliyor, onların çok zorbalığına maruz kalıyoruz. &#8216;Sen benim işçimsin ve ben buranın sahibiyim&#8217; havasında o kadar çok müdür var ki.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> Özel okullarda ve devlet okullarında öğretmenlik yapmış C.Ç., iyi idareciliği ise gücün kişiselleşmediği bir örnekle aktarıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“İyi örnek olarak anlattığım okulda idareciler kendilerini öne çıkarmıyorlardı. Bir müdür gelmiş bir şeyler yapmış, diğeri gelmiş onun üzerine kurmuş bir şeyler. İdareciyle hiç muhatap olmadan, olması gerektiği kadar görüşerek işlerimi hallediyordum.”</span></i></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerle yaptığımız görüşmelerde öğretmenlerin bir günlerini anlatırken duygusal olarak en çok zorlandığı konu idarecilerle olan ilişkileri ve yaşadıkları olumsuz deneyimler oldu. Müdür tarafından işe başlatılmayan Ö.D.’nin mesleğinin ilk yıllarında yaşadıkları, yetkinin nasıl bir baskı aracına dönüşebildiğini kanıtlıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Bir gün müdür ‘sen niye laftan anlamıyorsun?’ dedi. ‘Sen iyilikten anlamıyorsun o zaman, gerekirse müdür yardımcımı istifa ettirir öğretmenliğe geçiririm, normumuz dolar, gelemezsin. Köy okuluna göndeririz seni’ dedi.” </span></i><span style="font-weight: 400;">Ataması yapılmış, çalışmak için kaymakamlık izni çıkmış bir öğretmenin o okulda çalışma hakkı teknik olarak yasal güvence altında olsa da pratikte tüm idari süreçlerin nasıl sonuçlanacağı, müdürün inisiyatifinde. Özellikle mesleğinin başındaki öğretmenler, okul idarecilerinin sahip oldukları otorite ve yaptırım gücü karşısında eleştiri yapma, hakkını savunma, fikrini beyan etme ve bir öğretmen olarak sahip oldukları yetkileri kullanma anlamında oldukça güçsüz ve korunmasız.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu deneyimler yalnızca kişisel bir çatışma ya da kırgınlıkla bitmiyor, öğretmenin müdürle ilişki kurma biçimi mesleğini nasıl yapabileceğini ve mesleğinin gördüğü itibarı doğrudan etkiliyor. Bu ilişkiyle ilgili olarak sokak düzeyinde bürokrasi kavramını kullanırken müdürün uyguladığı baskının, bireysel bir kötü niyetin sonucu olmadığını, iktidarın mantığının yansıması olduğunu belirtmek önemli.</span><span style="font-weight: 400;"> Burada asıl mesele müdürün kişiliği değil, sistemin okul müdürüne tanıdığı bu gücü kullanma yetkisi. Dolayısıyla öğretmen-idareci ilişkisinde yaşanan itibarsızlaşma sistemin okulda nasıl örgütlendiğini gösteren, kurumsal kültürle ilgili bir sorunun tezahürü. </span></p><p><b>Öğretmenler odası: Dayanışma ve gözetim</b></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenler odası; bir yandan öğrenme ve dayanışmaya dayalı potansiyel bir topluluk alanı, öte yandan hiyerarşilerin, dışlanmanın ve iktidarın yeniden üretildiği bir mekân. Öğretmenin deneyimi, statüsü (ücretli &#8211; kadrolu), sendikası, medeni durumu gibi pek çok değişken öğretmenler odasının iklimini belirliyor. Öğretmenler odası, dışlayıcı hiyerarşilerden arındığında, mesleki deneyimin aktarıldığı ve duygusal yükün paylaşıldığı bir &#8220;öğrenme topluluğu&#8221; işlevi görebiliyor. Mesleki kimlik ve bilgi aktarımı çoğu zaman koridorda ve öğretmenler odasında kurulan gündelik ilişkilerden doğuyor. B.P. bu potansiyeli somutlaştırıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Okulun iklimine göre öğretmenler odası gitmek istemediğiniz ya da nefes almak için gitmek istediğiniz yer oluyor&#8230;17 yıllık öğretmen olmama rağmen genç kaldım. 28-30 yıllık arkadaşlar var, tecrübelerinden faydalanıyorum. Soruyorum, onlardan öğreniyorum.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ancak bu potansiyel her okulda gerçeğe dönüşmüyor. Öğretmenler odasının iklimi, öğretmenin davranışlarını ve duygusal dünyasını da denetime açtığından,</span><span style="font-weight: 400;">  öğretmenlerin başbaşa kaldığı alan gerçekten güvenli değilse, yani iktidar oraya da sızıyorsa öğretmenler ders aralarında dahi görünmez sadakat testlerinden geçmek zorunda kalıyorlar. İdareciler fiziksel olarak odada olmasa bile iktidarın “gözü ve kulağı” olan öğretmenlerin varlığı odayı bir denetim ve ihbar mekanizmasına dönüştürebiliyor. 22 yıldır sınıf öğretmenliği yapan D.Z. şöyle diyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;Sınıftan çıkınca 10 dakika teneffüsümüz var, bir nefes almak istiyorsun ama sürekli odada kimlerin olduğuna dikkat ediyorsun. Çünkü konuştuğun olumsuz bir cümle anında iletiliyor. Çok çirkin.&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> Bu güvensizlik ortamı öğretmeni okulun en sosyal alanından koparıyor:</span><i><span style="font-weight: 400;"> &#8220;O yüzden gitmiyorum öğretmenler odasına, sınıfımda geçiriyorum arayı, kafa dinliyorum.&#8221; </span></i><span style="font-weight: 400;">D.Z.&#8217;nin anlattığı yalnızca kişisel bir tercih değil, öğretmenler arasındaki duygusal mesafenin ve güvensizliğin fiziksel bir ayrışmaya dönüşmesi. Dayanışmanın geliştirilebileceği alan gözetim korkusuyla işlevsiz kılındığında öğretmen meslektaşından kopuyor ve meslektaş dayanışmasından mahrum kalıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenler odasındaki güvensizliğin tek bir kaynağa bağlanması doğru olmaz. Bu güvensizlik, kurumun içinde üretildiği kadar dışarıdan da besleniyor. Ortak mesleki bir zemin ve bunu inşa edecek kurumsal alan olmadığında bir arada olmak dayanışma değil, stratejik bir mesafelenme üretiyor. D.Z. öğretmenler arasındaki bu mesafelenmeyi deneyimlediğini söylüyor:</span> <span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">Öğretmenler arasında inanılmaz bir parçalanmışlık var. Sen bundansın, sen şu sendikadansın.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> Bu durum, D.Z.’nin okulunda öğretmenlerin iktidarla kurdukları ilişki biçimine göre konumlandıklarını gösteriyor. Öğretmen, kendi mesleki görüşünü açıklayabileceği, meslektaşlarıyla ortak anlam dünyaları geliştirebileceği bir kamusal alandan yoksun kaldıkça “ortak bir dünyayı paylaşma yetisini” yani birlikte görünür olma ve hareket etme kapasitesinini yitiriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin mesleksizleştirilmesi de okullarda öğretmenlerin gruplaşması ve yalnızlaşmasıyla yakından ilişkili.</span><span style="font-weight: 400;"> Dayanışma olmayınca yaşanan mesleki izolasyon öğretmeni hem okulda hem de eğitim sistemi içinde yalnız bırakıyor. Öğretmenlik toplumsal algıda kolektif bir meslek olmaktan çıkıp bireylerin kişisel çabasına indirgendiğinde eğitime ilişkin yapısal sorunların da adresi ve sorumlusu öğretmen olabiliyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu çerçevede itibarsızlaşma, yalnızca sembolik bir değer kaybı değil; yapısal sorunların faturasını öğretmene keserek, sisteme yönelik olası eleştiri ve hak savunuculuğu zeminini işlevsiz kılan politik bir mekanizma olarak da işliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenin okulda geçirdiği gün, bu ilişkisel dinamiklerin bütünü içinde şekilleniyor: İdarecinin inisiyatifine göre değişen bir hareket alanı, öğretmenler odasının sunduğu ya da sunamadığı dayanışma ve tüm bunların altında seyreden mesleki yalnızlık. Okulun fiziksel sınırları içinde deneyimlenen bu mesleksizleşme ve kurumsal yalnızlık, öğretmen için okul zilinin çalmasıyla son bulmuyor. Öğretmenin bir günü okul kapısından çıkışıyla bitmiyor, bu noktada mesai sonlanmıyor; farklı bir biçime bürünüyor. Bir sonraki bölümde, öğretmenin okul sonrası vaktini kuşatan bu görünmez mesaiyi, veli iletişiminin sınır tanımayan yapısı ve ekonomik hayatta kalma stratejileri üzerinden ele alıyoruz.</span></p><h4><b>Okuldan çıkış</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bir okul gününün sona ermesi, öğretmenin öğretmenlikle ilgili görevlerinin bittiği anlamına gelmiyor. Öğretmen; değerlendirmesi gereken ödevlerle, vermesi gereken özel derslerle, hazırlaması gereken planlarla, yanıtlaması gereken veli mesajlarıyla eve dönüyor. Yani, öğretmenlerin “bir gün”ünde mesai fiili olarak hiç bitmiyor. Aksine, bugünün öğretmenlik deneyimi, okulun duvarlarını aşan ve evin mahremiyetine tezahür eden kesintisiz bir mesai döngüsünde gerçekleşiyor. Burada “zaman yoksulluğu” kavramı, öğretmenin yaşam kalitesini belirleyen temel bir eşik olarak karşımıza çıkıyor. Zaman yoksulluğu; bireyin yükümlülüklerini (gelir getiren iş ve hane içi emek) yerine getirdikten sonra geriye kalan zamanın dinlenmeye, kişisel gelişime ve sosyalleşmeye yetmediği, iş yükü ve iş yoğunluğu</span><span style="font-weight: 400;"> arasındaki ilişkiden doğan, kronik bir yetersizlik hâli olarak tanımlanabilir. 19 yıldır öğretmenlik yapan S.G.’nin, okuldan sonra evde geçirdiği zamanı anlatırken dile getirdiği: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Bu sene kişisel gelişimim için iki atölye vardı katılmak istediğim; film okuma ve yazma atölyesi. Katılamadım açıkçası. Kendime ayıracağım vakitten hep kısmak zorunda kalıyorum”</span></i><span style="font-weight: 400;"> serzenişi, zaman yoksulluğunun öğretmenin hayatında bulduğu karşılığı açıklıkla ortaya koyuyor.</span></p><h4><b>Velilerle ilişkiler</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Ailenin çocuğun eğitimini önemseyip eğitim süreçlerinin bir paydaşı olarak sorumluluklarını yerine getirmesi çocuğun iyi olma hâlinin olmazsa olmazlarından. Veli-öğretmen işbirliği bu bakımdan çocuğun hem okulda hem evde ortak hedefler doğrultusunda desteklenebilmesi için kritik bir mekanizma. Ancak, görüşmelerde bu mekanizmanın pek çok öğretmen için oldukça zorlayıcı bir hâl aldığını duyduk. “Bir gün”lerini dinlediğimiz beş öğretmenin de sorun yaşadığını söylediği ortak konu velilerle ilişkileri oldu. Bu, rastlantı değil; veli ilişkileri, öğretmenin zaten baskı altındaki mesleki itibarının yeniden müzakere edildiği bir alan haline gelmiş durumda. D.Z. şöyle diyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“İşini öğretmeye çalışan bir veli grubu da var ama sana çok minnettar olan veli tarzı da var. Okumuşu daha iyi anlıyor seni, ama içlerinden saygısızları da çıkabiliyor tabii ki.”</span></i></p><p><span style="font-weight: 400;">TALIS 2024 sonuçları bu saygı probleminin genele yansıyan bir durum olduğuna işaret ediyor. TALIS 2024’e göre çalıştığı okuldaki veli ve ebeveynlerden değer gördüğünü belirten öğretmenlerin</span><span style="font-weight: 400;"> oranı Türkiye’de %61,1; TALIS ortalamasında %69,3’tür (Tablo 2). Türkiye bu sonuçla TALIS’e katılan ülkelerde sonlarda yer alıyor. Devlet okullarında çalışan öğretmenler özel okuldakilere, şehirlerde çalışan öğretmenler köy okulu öğretmenlerine göre daha az değer gördüğünü düşünüyor.</span></p><p><b>Tablo 2. Okulumda veli ve ebeveynler öğretmenlere değer verir sorusuna “katılıyorum” ve “kesinlikle katılıyorum” yanıtını veren öğretmenlerin oranı (%)</b></p><table><tbody><tr><td colspan="2"> </td><td><p><span style="font-weight: 400;">TR</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">TALIS</span></p></td></tr><tr><td colspan="2"><p><span style="font-weight: 400;">TOPLAM</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">61,1</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">69,3</span></p></td></tr><tr><td rowspan="2"><p><span style="font-weight: 400;">Okulun konumu </span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">Köy</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">65,6</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">70,9</span></p></td></tr><tr><td><p><span style="font-weight: 400;">Şehir</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">58,4</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">69,7</span></p></td></tr><tr><td rowspan="2"><p><span style="font-weight: 400;">Okulun türü</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">Devlet</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">59,8</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">67,7</span></p></td></tr><tr><td><p><span style="font-weight: 400;">Özel</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">68,3</span></p></td><td><p><span style="font-weight: 400;">77,3</span></p></td></tr></tbody></table><p><span style="font-weight: 400;">Alanyazın, veli-öğretmen ilişkilerinin Türkiye eğitim tarihindeki dönüşümünün, “eti senin kemiği benim”</span><span style="font-weight: 400;"> ifadesiyle bilinen öğretmene mutlak teslimiyet anlayışından pedagojik bir yetki devri talebine geçişi işaret ediyor. Görüştüğümüz tüm öğretmenler bu talebin en zorlayıcı boyutunun velilerin öğretmenin her an ulaşılabilir olması beklentisi olduğunu ifade ettiler; bu durumun özel ve profesyonel zamanın zaten net olmayan sınırını fiilen ortadan kaldırdığını söylediler. S.G. bize “bir gün”ünü anlatırken şöyle diyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“En çok şikayetçi olduğumuz şey veli whatsapp grupları.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> Okuldan sonra dört gün özel derse giden B.P. de velilerle ilişkisini şöyle aktarıyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Akşamları evde veli arıyor, hocam ödevde şunu yapamadık…Bazı zamanlar saat 21-22&#8217;ye kadar sınıfa dair bir şeylerle iç içesin.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> D.Z.’nin anlattığı üzere, telefonu açmamak da çözüm olmuyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Açmıyorum, [açamayacağımı] anlıyorlar. Hemen 5 dakika sonra mesaj yazıyorlar.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> D.Z. devam ediyor: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Kimse kimseye gecenin 10&#8217;unda yanıt vermek zorunda değil. Benim de iki tane çocuğum var, kızım üniversite sınavına hazırlanıyor. Lütfen anlayışlı olun dedim, ben de bir anneyim…” </span></i><span style="font-weight: 400;">D.Z.’nin bu sözleri, bölümün başında ele aldığımız mesleki itibarsızlaşmayı en yalın hâliyle ortaya koyuyor: Öğretmen, mesai saatleri dışında veli iletişim taleplerine yanıt vermek zorunda kaldığı sürece mesleki bir uzmanlık değil, her an erişilebilir bir &#8220;hizmet&#8221; sunuyor. Yani, veli-öğretmen işbirliği her iki tarafın da inisiyatif alıp aynı zamanda sınır koyduğu hassas bir denge gerektiriyor; öğretmen devamlı yanıt veren tarafta kaldığında bu ilişki bir işbirliği olmaktan çıkıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yoğunluk, talepler, üst üste gelen işler ve öğretmenliğin doğasının getirdiği “sonu gelmeme” durumunda öğretmenler gerilimli bir denge tutturma çabası içine giriyorlar; bu çabanın sonucunda fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak tükeniyorlar.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu bitmek bilmeyen “top çevirme” hâli, öğretmenin sadece akşam saatlerini değil, mesleki saygınlığını ve kişisel iyi olma halini de zaman yoksulluğunun derin boşluğuna çekiyor. Okul zili çalsa da öğretmenin zihnindeki mesai, bir sonraki günün ilk dersine kadar kesintisiz ve görünmez bir yük olarak devam ediyor.</span></p><h4><b>Özel dersler</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Karşılaştırmalı işgücü piyasası alanyazını, pek çok ülkede öğretmenler ve diğer meslek gruplarının maaşları arasında büyük uçurumlar bulunduğunu ortaya koyuyor.</span><span style="font-weight: 400;"> ABD’den bir araştırmaya göre 2018 yılında öğretmenler, eğitim bakımından denk oldukları mesleklerin mensuplarına göre haftalık %21,4 daha düşük ücret alıyorlardı.</span><span style="font-weight: 400;"> Türkiye için de öğretmenlere ilişkin “yüksek maaşa az çalışma” gibi söylemlerin sahanın gerçekleriyle uyuşmadığını gördük. Yaptığımız görüşmelerde öğretmenlerin fiziksel sınırlarını zorlayan bir “ekstra mesai” döngüsüne hapsolduğunu öğrendik. Toplumun bir kesimi tarafından öğretmenlerin hak etmediği kadar yüksek olduğu iddia edilen maaşlar, aslında pek çok öğretmeni ek gelir kaynakları aramaya zorlayacak kadar yetersiz. Türkçe öğretmeni S.G. maaşların hak edilmediği söylemini şöyle yorumluyor: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Toplumun öğretmene karşı algısı siyaset kurumundan bağımsız değil. Uzun zamandır zaten yata yata para kazanıyorlar diye bir algı yerleştirildi. Öğretmen emir altında çalışan memur olarak görülüyor.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> diyor. Deprem bölgesinde okul psikolojik danışmanı olan Ö.D. de yine itibarsızlıktan beslenen ama tam tersi bir sonuca giden bir örnek veriyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">“Sanki öğretmenlik çok kötü bir meslek, yapılmayacak bir iş. Neden? Ekonomik olarak güvende değiliz. ‘O kadar okudun da noldu bak ben senden daha iyi durumdayım.’ Ben bu nesle etki etmeye çalışıyorum en azından.” </span></i><span style="font-weight: 400;">Görülebileceği üzere, fazla kazandığı için eleştirilen de az kazandığı için yaftalanan da öğretmen… </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Görüşmelerimiz kapsamında hikâyelerini dinlediğimiz beş öğretmen de kadrolu öğretmenler. Yani taban maaş, ek ders ücreti, aile ve çocuk yardımı, unvan tazminatı, maaş promosyonu ve gelir vergisi dilimi gibi başlıklarda özellikle ücretli öğretmenler ve özel okul öğretmenlerine göre daha avantajlı konumdalar. Buna rağmen İstanbul’da yaşayan, okula evlerinden 5-10 dakikada ulaşabilen (bkz. Okul Yolu Bölümü), 17 ve 19 yıllık deneyimi olan iki öğretmenin okuldan sonra evlerine zor döndüğünü çünkü gelirlerini desteklemek için özel ders verdiğini duyduk.</span><span style="font-weight: 400;"> Öğretmenlerin gelirinin bir kısmını velilerin haneiçi eğitim harcamaları oluşturmaya başladığında, yani öğretmen hayatını sürdürmesine imkân tanımayan düşüklükte maaşlara mahkum olup ikincil gelir kaynaklarına başvurduğunda, kamusal eğitimde bir “gizli özelleşme”</span><span style="font-weight: 400;"> olmuş oluyor. Bakanlığın eğitim sektöründe özelleşmenin artmasına ilişkin iradesi düşünüldüğünde,</span><span style="font-weight: 400;"> olumsuz yapısal koşulların doğurduğu meslekteki itibarsızlaşmanın hükümetin stratejik önceliklerine hizmet eden süreçler olduğu söylenebilir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">B.P. bu düzenlemenin ekonomik arka planını açıkça ortaya koyuyor: &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Ekonomik şartlardan dolayı insanca yaşam yaşayabilmek için… Besininden kısmamak, iyi bir kışlık ayakkabı ya da mont alabilmek, senede bir yaz tatili belki senede bir yurt dışına çıkabilmek için… Tek maaşla sadece kiranızı, faturalarınızı ödeyebilirsiniz. Hafta içi dört gün özel derse gidiyorum. İki öğrenci olduğunda eve gelişim 21.30 oluyor. Günde en az 10 saat ders anlattığım bir hayatım var.&#8221; </span></i><span style="font-weight: 400;">S.G. ise durumunu şöyle özetliyor: </span><i><span style="font-weight: 400;">&#8220;Eşim çalışıyor, oğlum lisede okuyor. Özel derse gidene kadar evde 1,5 saatim var. Evin işlerini yapıyorum. Sonra derse gidiyorum. Özel derslerim 17.00-18.00 gibi başlıyor, eve dönüşüm saat 20.00-21.00&#8217;i buluyor.&#8221;</span></i><span style="font-weight: 400;"> Bu iki örnekte de mesleğinde çok uzun seneler geçirmiş deneyimli öğretmenler, evlerine akşam 21.00 gibi dönüyorlar, yani “bir gün”leri okul çıkış zili çaldıktan çok sonra hâlâ devam ediyor. Bu bağlamda, itibarsızlık bir algı meselesiyle sınırlı kalmıyor; kadro güvencesine sahip, deneyimli öğretmenler bile yapısal koşullardan dolayı büyük şehirlerde temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına çok uzun mesailer yapıyor. Ülkenin zorlayıcı ekonomik şartlarında öğretmenlerin düşük maaşlarına yönelik savunuculuk yapma gücü; sendikal parçalanmışlık, mesleki itibarsızlık ve dengesiz öğretmen arz havuzu gibi sebeplerden dolayı bulunmuyor. Öğretmenler, çözümü ek gelir kaynaklarında aramak ve “bir gün”lerini bir türlü bitirememek durumunda kalıyorlar. </span></p><h4><b>Değerlendirme</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu yazıda öğretmenin bir gününü üç zaman dilimine ayırarak ele aldık: okul yolu, okulda geçirilen süre ve okul sonrası. Bu ayrım analitik bir kolaylık sağlasa da yazı boyunca görünür olan şey, bu dilimler arasındaki sınırın fiilen var olmadığı. Öğretmen işe giderken zaten mesaisini yapıyor; okulda ders anlatırken aynı zamanda sosyal hizmet, idari görev ve duygusal destek sunuyor; eve döndükten sonra da veli mesajlarına yanıt veriyor, ders planlıyor, özel ders veriyor. Mesai kavramının bu denli muğlaklaştığı bir meslekte “öğretmenler az çalışıyor” anlatısının bu denli yaygın olması, algıyla gerçeklik arasındaki mesafenin ne kadar açıldığını gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu mesafe rastlantısal değil. Yazı boyunca öğretmenlerin anlattıkları, yapısal koşullar ile sembolik değer kaybının birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturduğunu ortaya koyuyor. Kurumsal ulaşım desteğinden yoksun bırakılan öğretmen, servis şoförünün zorbalığına açık hâle geliyor; idarecinin keyfi uygulamalarına karşı korumasız kalan öğretmen, mesleki özerkliğini yitiriyor; meslektaşlarıyla dayanışma kuramayan öğretmen yapısal sorunların tek muhatabı ve sorumlusu olmaya mahkum ediliyor; maaşı temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen öğretmen ise gece geç saatlere uzanan bir özel ders döngüsüne hapsolarak kamusal eğitimde sessiz bir özelleşmenin parçası hâline geliyor. Her bir halka bir sonrakinin yolunu açıyor. Görüştüğümüz öğretmenler, zorlu koşullara rağmen mesleklerini sürdürüyorlar; sınıflarında anlamlı ilişkiler kuruyorlar, meslektaşlarından öğreniyorlar, öğrencilerinin sorunlarına çözüm arıyorlar. Ancak bu bireysel yılmazlığın, yapısal problemlerin çözümünün önüne geçmesine izin verilmemesi gerekiyor. Öğretmenlerin sarf ettiği görünmez emek ne kadar olağanlaşırsa bu emeğin görünür kılınması ve karşılığının verilmesi o kadar erteleniyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlik mesleğinin itibarını yeniden inşa etmek, yalnızca bir algı yönetimi meselesi değil. Bu yazıda görünür olan; itibarın maddi koşullardan, kurumsal kültürden ve politika tercihlerinden bağımsız ele alınamayacağı. Okul yolunu güvenli kılmak, idarecinin yetkisini keyfilikten çıkarıp hesapverebilirlikle sınırlandırmak, öğretmenler arasında dayanışmayı mümkün kılacak koşulları oluşturmak, veli-öğretmen ilişkisini işbirliği temelinde yeniden düzenlemek ve maaşları insanca bir yaşam standardına taşımak; bunların her biri hem yapısal hem sembolik bir dönüşümü gerektiriyor. Bu dönüşüm olmadan, öğretmenin bir günü bu yazıda anlatılan biçimiyle devam edecek; itibar tartışması ise gerçekliğin çok uzağında, öğretmenleri inciten bir biçimde sürüp gidecek. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yazı dizisinin bir sonraki bölümünde okulda güvenlik ve şiddeti öğretmenlerden dinleyecek ve eğitim ortamlarının güvenliğinde öğretmene yüklenen sorumluluğu irdeleyeceğiz. </span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-7df3dc0 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="7df3dc0" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-2213ee2 elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="2213ee2" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-2213ee2" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-3571" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Kaynakça</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p>¹ <span style="font-weight: 400;">Hoyle, E. (2001). Teaching: Prestige, status and esteem. </span><i><span style="font-weight: 400;">Educational Management &amp; Administration</span></i><span style="font-weight: 400;">, 29(2), 139-152.</span><a href="https://www.google.com/search?q=https://doi.org/10.1177/0263211X010292001"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1177/0263211X010292001</span></a></p><p>²</p><p><span style="font-weight: 400;">Kraft, M.A. ve Arnold Lyon, M. (2024). The rise and fall of the teaching profession: Prestige, interest, preparation, and satisfaction over the last half century. </span><i><span style="font-weight: 400;">Annenberg Institute at Brown University</span></i><span style="font-weight: 400;">. </span><a href="https://doi.org/10.26300/7b1a-vk92"><span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.26300/7b1a-vk92</span></a><span style="font-weight: 400;">;</span><a href="https://www.oecd.org/en/publications/results-from-talis-2024_90df6235-en.html"><span style="font-weight: 400;"> </span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">OECD (2025). Results from TALIS 2024: The state of teaching. </span><i><span style="font-weight: 400;">OECD Publishing.</span></i><a href="https://doi.org/10.1787/90df6235-en"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1787/90df6235-en</span></a><span style="font-weight: 400;">;</span><a href="https://www.journals.uchicago.edu/doi/full/10.1086/662010"><span style="font-weight: 400;"> </span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Santoro, D. A. (2011). Good teaching in difficult times: Demoralization in the pursuit of good work. </span><i><span style="font-weight: 400;">American Journal of Education</span></i><span style="font-weight: 400;">, 118(1), 1-23.</span><a href="https://www.google.com/search?q=https://doi.org/10.1086/662010"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1086/662010</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Sunar, L. (2020). Türkiye’de çalışma hayatı ve meslekler. </span><i><span style="font-weight: 400;">Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı</span></i><span style="font-weight: 400;">. </span><a href="https://tyap.net/mediaf/Calisma_Hayati.pdf"><span style="font-weight: 400;">https://tyap.net/mediaf/Calisma_Hayati.pdf</span></a><span style="font-weight: 400;">;  </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. </span><i><span style="font-weight: 400;">İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 13(3), 1674-95.</span><a href="https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969</span></a></p><p>³ <span style="font-weight: 400;">OECD (2025). Results from TALIS 2024: The state of teaching. </span><i><span style="font-weight: 400;">OECD Publishing.</span></i><a href="https://doi.org/10.1787/90df6235-en"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1787/90df6235-en</span></a></p><p>⁴ <span style="font-weight: 400;">Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. </span><i><span style="font-weight: 400;">İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 13(3), 1674-1695.</span><a href="https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969</span></a></p><p>⁵ <span style="font-weight: 400;">Atmaca, T. (2020). Öğretmenlerin toplumsal saygınlık ve imajlarına olumsuz etki eden faktörlerin incelenmesi. </span><i><span style="font-weight: 400;">Yaşadıkça Eğitim</span></i><span style="font-weight: 400;">, 34(1), 152-167.</span><a href="https://doi.org/10.33308/26674874.2020341165"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.33308/26674874.2020341165</span></a></p><p>⁶ <span style="font-weight: 400;">Flyvbjerg, B. (2006). Five misunderstandings about case-study research. </span><i><span style="font-weight: 400;">Qualitative Inquiry</span></i><span style="font-weight: 400;">, 12(2), 219-245.</span><a href="https://doi.org/10.1177/1077800405284363"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1177/1077800405284363</span></a></p><p>⁷ <span style="font-weight: 400;">Evens, T.M.S. ve Handelman, D. (Ed.). (2006). The Manchester school: Practice and ethnographic praxis in anthropology. </span><i><span style="font-weight: 400;">Berghahn Books</span></i><span style="font-weight: 400;">.</span> <span style="font-weight: 400;">http://www.jstor.org/stable/j.ctt9qddxc</span></p><p>⁸ <span style="font-weight: 400;">Santelli, F .A. ve Grissom, J. A. (2022). A bad commute: Does travel time to work predict teacher and leader turnover and other workplace outcomes?</span><i><span style="font-weight: 400;"> Annenberg Institute at Brown University.</span></i><span style="font-weight: 400;"> https://doi.org/10.26300/dzcj-wg46</span></p><p>⁹ <span style="font-weight: 400;">Türkiye'de 46 bin 232 öğretmen köylerde görev yapıyor Her köy okuluna ulaşımda sıkıntı bulunmadığını, şehirlerin çeperlerinde ya da deprem bölgelerinde doğrudan şehir içinde de ulaşım sorunları yaşandığını hatırlamak önemlidir. Okulların toplu taşımayla bağlantısı üzerine elimizde veri bulunmasa da köylerde çalışan öğretmen sayısı on binlerce öğretmenin okula ulaşımda sıkıntı yaşama potansiyeli bulunduğunu söylemeyi mümkün kılıyor.</span></p><p>¹⁰ <span style="font-weight: 400;">Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği (2026, 9 Ocak). </span><i><span style="font-weight: 400;">Resmî Gazete</span></i><span style="font-weight: 400;"> (Sayı: 33132).</span><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=43919&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5"> <span style="font-weight: 400;">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=43919&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5</span></a></p><p>¹¹ <span style="font-weight: 400;">KODA (2024). Öğretmenin eğitim yolculuğu-2: Öğretmenlerin mesleki gelişim yolculukları ve ihtiyaçları üzerine bir araştırma. </span><i><span style="font-weight: 400;">Köy Okulları Değişim Ağı.</span></i> </p><p>¹²</p><p><span style="font-weight: 400;">Anadolu Ajansı (2020, 24 Kasım). Okulun kömürlüğünü onarıp öğrencilerin ayrılmak istemediği bir ana sınıfına dönüştürdü.</span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/yasam/okulun-komurlugunu-onarip-ogrencilerin-ayrilmak-istemedigi-bir-ana-sinifina-donusturdu/2052798"><span style="font-weight: 400;"> Nisan 2026, </span><span style="font-weight: 400;">https://www.aa.com.tr/tr/yasam/okulun-komurlugunu-onarip-ogrencilerin-ayrilmak-istemedigi-bir-ana-sinifina-donusturdu/2052798</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Memur Postası (2023, 11 Mart). Köy öğretmenlerine lojman ücreti şoku.</span><a href="https://www.memurpostasi.com/haber/8158313/koy-ogretmenlerine-lojman-ucreti-soku"><span style="font-weight: 400;"> Nisan 2026, </span><span style="font-weight: 400;">https://www.memurpostasi.com/haber/8158313/koy-ogretmenlerine-lojman-ucreti-soku</span></a></p><p>¹³ <span style="font-weight: 400;">Emerson, R. M. (1962). Power-dependence relations. </span><i><span style="font-weight: 400;">American Sociological Review</span></i><span style="font-weight: 400;">, 27(1), 31-41.</span><a href="https://www.google.com/search?q=https://doi.org/10.2307/2089716"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.2307/2089716</span></a></p><p>¹⁴</p><p><span style="font-weight: 400;">Victor Turner’in sosyal drama kavramı burada metodolojik bir araç olarak, yapının yüzeye çıktığı anı yakalamak için kullanılıyor. Sosyal dramanın kademelerinden olan “çözüm/kopuş” anı bu hikayede bulunmuyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">bkz. Geertz, C. (1973). Thick description: Toward an interpretive theory of culture.</span><i><span style="font-weight: 400;"> Basic Books</span></i><span style="font-weight: 400;">. https://www.jstor.org/stable/1343180</span></p><p>¹⁵ <span style="font-weight: 400;">Turner, V. (1974). Dramas, fields, and metaphors: Symbolic action in human society. </span><i><span style="font-weight: 400;">Cornell University Press.</span></i></p><p>¹⁶ <span style="font-weight: 400;">Ö.D.’den kendisinin o dönemde çalıştığı okulun lojmanının anasınıfı olarak kullanıldığını ve tuttuğu evle okul arasında 30 km. mesafe olduğunu öğrendik.</span></p><p>¹⁷ <span style="font-weight: 400;">Demirören Haber Ajansı. (2024, 18 Ekim). Eğitim Gücü-Sen Başkanı Özat'tan servis şoföründen öğretmene şiddet açıklaması.</span><a href="https://www.dha.com.tr/amp/egitim/egitim-gucu-sen-baskani-ozattan-servis-soforunden-ogretmene-siddet-aciklamasi-2836979"><span style="font-weight: 400;"> Nisan 2026, </span><span style="font-weight: 400;">https://www.dha.com.tr/amp/egitim/egitim-gucu-sen-baskani-ozattan-servis-soforunden-ogretmene-siddet-aciklamasi-2836979</span></a></p><p>¹⁸</p><p><span style="font-weight: 400;">Hargreaves, A. (2000). Four ages of professionalism and professional learning. </span><i><span style="font-weight: 400;">Teachers and Teaching</span></i><span style="font-weight: 400;">, 6(2), 151-182.</span> <a href="https://doi.org/10.1080/13540600050033044"><span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1080/13540600050033044</span></a><span style="font-weight: 400;">;</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ozga, J. ve Lawn, M. (2017). Teachers, professionalism and class: A study of organized teachers. </span><i><span style="font-weight: 400;">Routledge</span></i><span style="font-weight: 400;">.</span><a href="https://doi.org/10.4324/9781315225548"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.4324/9781315225548</span></a></p><p>¹⁹ <span style="font-weight: 400;">Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. </span><i><span style="font-weight: 400;">İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 13(3), 1674-1695.</span><a href="https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969</span></a></p><p> </p></div></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Yoksulluk Çocukları ve Toplumları Zehirliyor”</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/yoksulluk-cocuklari-ve-toplumlari-zehirliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48750</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın Çocuklarının Durumu Raporu 2025’e göre dünyada 412 milyon çocuk aşırı yoksulluk içinde; 417 milyon çocuk ise eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve temiz su gibi temel alanların en az ikisinde ciddi yoksunluk yaşıyor. ERG Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık, UNICEF tarafından yayımlanan ve çocukların yoksulluk durumunu ortaya koyan raporun gösterdiklerini ve çocuk yoksulluğunu azaltmanın hangi politikalarla mümkün olabileceğini ERG Blog’a yazdı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48750" class="elementor elementor-48750" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-f50ec48 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="f50ec48" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-6f025a5 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6f025a5" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz yılın sonlarında UNICEF, “</span><a href="https://www.unicef.org/reports/state-of-worlds-children/2025"><i><span style="font-weight: 400;">Dünyanın Çocuklarının Durumu 2025 /Çocuk Yoksulluğunu Sonlandırmak: Ortak Sorumluluğumuz</span></i></a><span style="font-weight: 400;">” raporunu yayımladı.</span><span style="font-weight: 400;"> Rapor, &#8220;yoksulluk çocukluğu zehirler&#8221; ve “yoksulluk toplumları da zehirler” cümleleriyle başlıyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu ifadeler bugün milyonlarca çocuğun yaşadığı gerçekliği yansıtıyor.</span><i><span style="font-weight: 400;"> </span></i></p><p><span style="font-weight: 400;">Yoksulluk çocukların sağlığını, eğitimini ve geleceğini doğrudan etkiliyor. Yoksulluğu yalnızca gelir eksikliği olarak tanımlamak bu gerçekliği kavramak için yeterli değil; asıl mesele, bir çocuğun neyi yapıp yapamayacağı, kim olup olamayacağı üzerindeki kısıtlar. Sağlıklı olmak, eğitim görmek, oynamak, güvende hissetmek, toplumsal yaşama katılmak; bunların her biri hem bir hak hem de birbirini besleyen yapabilirlikler. Çocuklukta bu yapabilirliklerden yoksun büyümek, yetişkinlikte hangi kapıların açık kalacağını da belirliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Rapora göre bugün dünyada 412 milyon çocuk aşırı yoksulluk içinde yaşıyor; 417 milyon çocuk ise eğitim, sağlık, barınma, beslenme, sanitasyon ve temiz su gibi temel alanların en az ikisinde ciddi yoksunluk yaşıyor. Raporda, özellikle üç akut krizin (çatışmaların yayılması, iklim değişikliğinin etkilerinin artması, kalkınma fonlarının aniden kesilmesi) birbirini de etkilemesiyle, uzun süredir çözülmeye çalışılan çocuk yoksulluğu sorununun artık görmezden gelindiği belirtiliyor. Öyle ki küresel askeri harcamaların 2,72 trilyon dolar gibi rekor bir seviyeye ulaştığı bir dönemde yüz milyonlarca çocuğun temel ihtiyaçlardan yoksun yaşaması, ne kaynak sorunu ne de kaderle açıklanabilir. Bu durum siyasi ve ekonomik tercihlerin göz göre göre oluşturduğu bir sonuç. Bu gerçek bizlere raporda bir kez daha sayılarla hatırlatılıyor. Yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçekte, hangi alanlara ne kadar kaynak ayrılacağına, hangi harcamaların önceliklendirileceğine, vergi adaletinin nasıl sağlanacağına karar veriliyor. Siyasi ve ticari çıkarlar doğrultusunda alınan kimi kararlar çocukların yaşam haklarının örselenmesiyle sonuçlanıyor. Demografik değişimler, ekolojik krizler, süratle gelişen teknolojiler 2050’de bugünden çok farklı bir dünya yaratacak. Bu örselenmeye karşı çabalar aynı hızda artmalı ve güçlenmeli. Çocuk yoksulluğu “uzun vadede yetişkin yoksulluğunun en önemli habercisi ve belirleyicisidir.”</span></p><h4><b>Krizlerin çocuk yoksulluğuna etkisi </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Rapordaki bulgulara göre, 2014-2024 arasında yoksulluğu oluşturan nedenlerle mücadelenin önceliklendirilmesiyle, aşırı yoksullukla karşı karşıya kalan çocukların oranı küresel ölçekte yüzde 24,3&#8217;ten yüzde 19,2&#8217;ye geriledi. Bu ilerleme önemli olmakla birlikte her daim kırılganlığını korudu. Nitekim, pandemi döneminde bir yıl öncesine göre yaklaşık 20 milyon çocuk daha aşırı yoksulluğa sürüklendi ve toparlanma önceki yıllardaki hızda gerçekleşmedi. Sadece bu veri bile, krizlerin çocuklar üzerindeki çarpan etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. Günümüzde yaşanan çoklu krizleri düşündüğümüzde bu kırılganlığın kalıcı bir zemine oturduğunu, iyimser olsak dahi oturmaya ramak kaldığını iddia etmek mümkün. İklim krizi, artan çatışmalar ve kesilen yardım finansmanının aynı anda devreye girdiği bir dönemde kazanımlar hızlı bir şekilde gerileyebiliyor. Üstelik bu ilerleme coğrafi olarak son derece eşitsiz bir tablo ortaya koyuyor. </span></p><h4><b>Çatışma bölgelerinde iki çocuktan biri aşırı yoksul </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Çatışmadan etkilenen ülkelerde çocuk yoksulluğu azalmak yerine artmaya devam ederken, görece istikrarlı ülkelerdeki düşüş küresel ortalamanın olumlu görünmesini sağlıyor. Krizler çocukların okula ve sağlık hizmetlerine erişimini, ailelerin geçimlerini doğrudan sekteye uğratıyor. UNICEF raporuna göre, kırılgan ve çatışmadan etkilenen 31 ülkede aşırı yoksulluğa maruz kalan çocukların oranı 2014&#8217;te yüzde 46 iken 2024&#8217;te yüzde 50,2&#8217;ye çıktı. Yani bu ülkelerde her iki çocuktan biri aşırı yoksul. Aynı dönemde çatışmadan etkilenmeyen ülkelere bakıldığında ise bu oranın yüzde 19,9&#8217;dan yüzde 11,4&#8217;e gerilediği belirtiliyor. Dünyanın bazı yerlerinde iyileşebilen, diğer yerlerinde ise kötüleşip derinleşen bir durumdan bahsediyoruz. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, çocuk yoksulluğu çatışmaların yaşandığı coğrafyalarda artıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Raporda, 133 ülke için çocuk yoksulluğu gelir durumunun yanı sıra eğitim, sağlık, barınma, beslenme, sanitasyon yani tuvalet gibi temel hijyen olanakları ve su olmak üzere altı temel alan üzerinden yapılan analizlerle ele alınıyor. Bu alanlar birbirini tetikliyor ve etkileri de zamanla katlanarak artıyor. Rapora göre, düşük ve orta gelirli ülkelerde çocukların yüzde 22&#8217;si en az iki alanda, yüzde 7&#8217;si ise üç ya da daha fazla alanda, yüzde 1’i dört ya da daha fazla alanda yoksunluk yaşıyor. Bulgular sanitasyona erişimin tüm gelir gruplarında en yaygın yoksunluk alanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu durum yalnızca düşük gelirli ülkelerin sorunu olarak da görülmemeli. Yüksek gelirli ülkelerdeki çocuklar da sosyoekonomik durumlarına veya bulundukları bölgelere göre aşırı maddi ve sosyal yoksunlukla karşı karşıya kalabiliyor. Yüksek gelirli ülkelerde yaklaşık 50 milyon çocuk maddi yoksulluk içinde yaşıyor. Farklı yoksulluk biçimleri kesiştikçe ve iç içe geçtikçe çocukların önündeki yollar da giderek daralıyor. Bugün yetersiz beslenen ve okula gidemeyen bir çocuk, hem daha kötü sağlık koşullarıyla yüzleşiyor hem de ileriki yaşamında daha düşük kazanca sahip oluyor. Yoksulluk çocukların potansiyelini ortaya koyma fırsatını da alıyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Bu kısır döngü de kendiliğinden kırılmıyor. Çocuk yoksulluğunun artık daha fazla kanıta ihtiyacı yok, asıl ihtiyaç üretilen kanıtlara dayalı kararlar almayı zorunlu kılacak siyasi ve kurumsal mekanizmaları inşa etmek ve bu mekanizmaların hesap verebilirliğini sağlayıp güvence altına almak.</span></p><h4><b>Eğitim yoksunluğu tüm yaşam döngüsünü etkiliyor</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Raporda öne çıkan çarpıcı konulardan biri eğitim yoksunluğunun diğer tüm alanlardaki yoksunluklarla çok güçlü bir ilişki içinde olması. Eğitime erişime ket vurulduğunda beslenme, sağlık ve ekonomik güvence de sarsılıyor. 2024 yılında yaklaşık 242 milyon çocuğun eğitimi seller, fırtınalar, sıcak dalgaları gibi iklim şokları nedeniyle kesintiye uğradı. Çatışma bölgelerinde durum daha da ağır. Dünya genelinde çocukların yaklaşık yüzde 19&#8217;u çatışma bölgelerinde yaşıyor. Eğitim kesintileri kamuoyunda ağırlıkla anlık ya da dönemlik bir öğrenme kaybı olarak tartışılıyor. Oysa bu durum bireyin tüm yaşam döngüsünü etkiliyor. Kız çocuklar, özel gereksinimi olanlar, mülteciler için mevzu daha da derinleşiyor. Ekonomik baskı altındaki aileler çoğunlukla kız çocukların eğitiminden vazgeçiyor. Eğitimden koparılan kızlar; çocuk yaşta, erken ve zorla evlilik ya da ev içi bakım yüküyle çok daha fazla karşılaşıyorlar. </span></p><h4><b>Kadının eğitim düzeyi çocuğun yoksulluğunu belirliyor</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bir çarpıcı veri ise hanelerin eğitim durumu ve yoksulluk arasındaki ilişki. Hane reisinin hiç eğitimi olmadığı durumlarda, çocuklar yüzde 32,9 oranında aşırı yoksullukla karşı karşıya kalırken, hane reisinin yükseköğretim mezunu olduğu durumlarda bu oran yalnızca yüzde 5,8. Hane reisine ilişkin bu veri, çocuğun yaşadığı hanedeki yetişkin eğitim düzeyinin yoksulluk riski üzerindeki belirleyici etkisini görünür kılıyor; bu etkinin çocukların gündelik bakımını, gelişimini ve eğitime devamını doğrudan etkileyen kadınların eğitim düzeyiyle birlikte düşünülmesi gerekiyor. Kadınların yükseköğretime katılımının düşük olduğu ülkelerde çocuk yoksulluk oranlarının belirgin biçimde yüksek olduğu görülüyor. Bu ilişki eğitimsizliğin hem hane gelirine hem de çocukların gelişimine yansımasının doğrudan bir sonucu.</span></p><h4><b>Hanehalkı geliri dijital erişimi belirliyor</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Yoksunluğun bir de hızla büyüyen dijital boyutu var artık. Dijital araçlara erişimin eğitim hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu pandemi döneminde iyice görünür oldu. Eğitim çevrimiçi ortama taşındığında milyonlarca çocuk için okul fiilen kapandı. Doğu ve Güney Afrika ile Güneydoğu Asya&#8217;daki 12 ülkeyi kapsayan UNICEF araştırması, 12-17 yaş arası çocukların beşte birinin evde internet kullanmadığını ortaya koyuyor. Bu örneklemdeki bazı Afrika ülkelerinde çocukların çocukların yüzde 33-yüzde 75’i internet bağlantısına sahip değil. Hanehalkı geliri dijital erişimin en güçlü belirleyicisi olarak ifade ediliyor. Yoksul hanelerde yaşayan çocukların internete erişimi hem daha sınırlı hem de daha düşük kaliteli. Dijital uçurum coğrafi bir sorun olmanın ötesinde, mevcut eşitsizlikleri pekiştiren bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. İyi donanımlı bir evde büyüyen çocukla cihazı ve bağlantısı olmayan bir çocuk aynı müfredatı takip etmiyor; fırsat eşitsizliği ekrandan çok önce başlıyor.</span></p><h4><b>Eşitsizlik okul öncesinde filizleniyor </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">En yüksek yoksulluk oranları en küçük çocuklar arasında görülüyor. 2024 yılı verilerine göre, aşırı maddi yoksulluk yaşayan beş yaş altı çocukların oranı yüzde 22,3 iken bu oran 15-17 yaş grubunda yüzde 14,9&#8217;a geriliyor. Yani en yüksek yoksulluk riski, gelişimin en kritik olduğu dönemde görülüyor. Araştırmaların ortaya koyduğu üzere, beyin gelişiminin büyük bölümü ilk beş yılda tamamlanıyor; bu dönemde yaşanan yoksulluğun bilişsel gelişim, dil becerisi ve duygusal düzenleme üzerindeki etkileri kalıcı olabiliyor. Erken çocukluk döneminde yetersiz beslenen, sağlık hizmetlerine erişemeyen ya da güvenli bir ortamda büyümeyen bir çocuğun okula başladığında yaşıtlarıyla arasındaki uçurumu kapatması giderek zorlaşıyor. Üstelik erken çocukluk eğitimine katılımın düşük olduğu ülkelerde çocuk yoksulluk oranlarının daha yüksek olduğu görülüyor. Bu dönemdeki eğitime erişim, yoksulluğun kuşaklar boyu aktarılmasını kıran en kritik müdahale noktalarından biri. Eşitsizlik okul öncesinde filizleniyor, okulla birlikte kapanması gerekirken aksine derinleşiyor. Erken çocukluk dönemine yapılan yatırımın geri dönüşü hem bireysel hem toplumsal açıdan en yüksek olan yatırımlar arasında olmasına karşın bu dönem, politika gündemlerinde hak ettiği yeri çoğunlukla bulamıyor. Bu alandaki kazanımlar da krizler döneminde ilk vazgeçilenler arasında yer alıyor. </span></p><h4><b>Ekolojik krizler çocuk yoksulluğunu nasıl etkiliyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Raporda paylaşılan veriler iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve kirlilik gibi ekolojik krizlerin çocuk yoksulluğunu nasıl derinleştirdiğini de ortaya koyuyor. Yaklaşık bir milyar çocuk, yani toplam çocuk nüfusunun yarısı, iklim krizinin etkileri bakımından son derece yüksek risk altında olan ülkelerde yaşıyor. Her yıl beş çocuktan dördü seller ve sıcak hava dalgaları gibi en az bir aşırı iklim tehlikesiyle karşılaşıyor. Yoksulluk içinde yaşayan çocuklar iklim şoklarına karşı daha savunmasız ve iklim şokları aileleri daha derin bir yoksulluğa sürüklüyor. 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle 2030 yılına kadar iyimser iklim senaryolarına göre 32 milyon, kötümser olanlara göre ise yaklaşık 132 milyon insanın daha aşırı yoksulluğa itileceği tahmin ediliyor. Ekolojik krizlerin etkileri daha çok bu krizlerin oluşmasına hiç etkisi olmayanların üzerinde görülüyor. 2023 yılında yaklaşık 9 milyon çocuk çoğu iklim değişikliği kaynaklı felaketler nedeniyle evlerinden oldu. 2050 yılı için yapılan tahminlere göre, sekiz kat daha çocuk aşırı sıcak hava dalgalarına, 3,1 kat daha çocuk aşırı nehir taşkınlarına ve 1,7 kat daha çocuk aşırı yangınlara maruz kalacak. Burada sıradan bir öngörüden bahsedilmiyor. İklim politikasının aynı zamanda bir çocuk hakları politikası olduğu ortaya konuluyor. Bununla birlikte, iklim ve kalkınma stratejilerinin entegrasyonu olduğu durumda, yani yönetişim, sosyal koruma, yeşil dönüşüm ve dijital altyapıya yönelik koordineli yatırımların yapılması durumunda 2050 yılına kadar 175 milyon insanın aşırı yoksulluktan kurtulabileceği öngörülüyor.  </span></p><h4><b>Hangi politikalar fark yaratır?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu yazıda yer verilen ve verilemeyen daha birçok bulgu ışığında rapor, çocuk yoksulluğunun nedenlerini azaltmayı başaran ülkelerin deneyimlerinden yola çıkarak etkisi kanıtlanmış beş temel politika alanı öneriyor. Bu politikalar, özellikle de birlikte uygulandığında uzun vadeli etkiler oluşturabiliyor.</span></p><ol><li><b> Çocuk yoksulluğunun azaltılması hedefinin ulusal öncelik olması</b></li></ol><p><span style="font-weight: 400;">Politika önerilerinden ilki, çocuk yoksulluğunun ulusal öncelik hâline getirilmesi. Bu kapsamda, çocuk yoksulluğunun azaltılması hedefinin yasalara, ulusal planlara ve bütçelere girmesi, çocukları hak öznesi olarak tanınmasına ve bağlayıcı bir yükümlülüğe dönüşmesine katkıda bulunabiliyor. Bu hedefin önceliklendirilmesi, siyasi iradenin harekete geçmesini, kaynakların buna göre yönlendirmesini ve sektörler arası koordineli eylemin gerçekleşmesini sağlayabiliyor. Raporda, bu politika önerisi çerçevesinde verilen örnekler arasında Bangladeş’te yapılan uygulamalar yer alıyor. Bangladeş’te kapsamlı bir strateji çerçevesinde ve kapsayıcı ekonomik büyüme politikalarının yanı sıra sosyal korumanın eğitim, sağlık, beslenme ve sanitasyon yatırımlarıyla birleşmesi sonucunda 2000-2023 arasında çok boyutlu çocuk yoksulluğunun 32 yüzde puan azaldığı açıklanıyor. </span></p><ol start="2"><li><b> Destekleyici makro ekonomik politikaların oluşturulması</b></li></ol><p><span style="font-weight: 400;">İkinci politika önerisi olarak destekleyici makro ekonomik politikaların oluşturulması gösteriliyor. Küresel ekonomik düzenin bir sonucu olarak gelişmekte olan 45 ülke sağlığa harcadığından daha fazla, 22 ülke ise eğitime harcadığından daha fazla borç faizi ödüyor. Bu da çocuklara yönelik harcamaların nasıl bir baskı altında olduğunu yansıtıyor. Bu politika önerisi kapsamında maliye bakanlıkları, merkez bankaları ve ticaret kurumları arasında koordinasyon sağlanması; faiz oranına ilişkin kararların aileler üzerindeki etkisi düşünülerek planlama yapılması, faiz oranlarının özellikle iş kayıpları ve gıda enflasyonu açısından düzenli olarak değerlendirilmesi; çocuk yoksulluğunun azaltılmasına yönelik finansmanın sürdürülebilir olması, yasal güvence altına alınması ve enflasyona karşı otomatik olarak korunması gösteriliyor. Çocuğa duyarlı bütçelemenin ve şeffaflık mekanizmalarının hesap verebilirliği destekleyeceği de paylaşılıyor. Güney Afrika&#8217;nın yıllık Çocuk Bütçesi şeffaflığa iyi bir örnek olabilir. Hükümet çocuklara yönelik harcamalarını kamuoyuyla paylaşarak hem hesap verebilirliği hem de bu alandaki savunuculuğu güçlendiriyor. </span></p><ol start="3"><li><b> Kapsamlı nakit transferleri </b></li></ol><p><span style="font-weight: 400;">Üçüncü politika önerisi ise kapsayıcı sosyal korumanın genişletilmesi. Kapsamlı nakit transferi programlarının yoksulluk oranlarının azalmasında, beslenme ve sağlığın iyileşmesinde, okula devamın artmasında etkili olduğu ifade ediliyor. Çocuk işçiliğini ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti azalttığı da belirtiliyor. Ancak bu programların başarılı olmasının önkoşulu var: Transferlerin düzenli, öngörülebilir ve yeterli olması. Sosyal transferlerin çocuk yoksulluğunu azaltmadaki başarısı ülkeden ülkeye çarpıcı biçimde farklılaşıyor. Transferler öncesinde yoksulluk oranları benzer düzeyde olan ülkeler arasında bile, uygulanan sosyal politikaların tasarımına ve çocuklara ne ölçüde öncelik tanındığına bağlı olarak, transferler sonrasında kimi ülkeler yoksulluğu yarı yarıya azaltırken kimileri neredeyse hiç ilerleme kaydedemiyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Verilen iyi örnekler arasında, Polonya’nın son yıllarda uygulamaya koyduğu ve çocuk yoksulluğu oranlarının önemli ölçüde azalmasını sağlayan evrensel çocuk yardımı programı gösteriliyor. Program, gelir düzeyi gözetilmeksizin tüm ailelere düzenli nakit transferi yapılmasına dayanıyor. Tanzanya da dikkat çekici bir örnek olarak verilebilir. Ülkede, genişletilmiş nakit transferi programının yanı sıra çocuk beslenmesine yönelik yatırımlar, kentsel su ve sanitasyon hizmetlerine erişimin iyileştirilmesi ve ücretsiz ilköğretim uygulanmasıyla 2000-2023 arasında çocuklardaki ciddi yoksunluk oranı 46 yüzde puan düştü. Nakit yardımlarının tamamlayıcı hizmetlerle desteklendiğinde çok daha dönüştürücü bir etki yarattığını bu örnek açıkça gösteriyor. Küresel ölçekte ise durum hâlâ sorunlu. 2023 yılında dünya genelinde çocukların yalnızca dörtte biri herhangi bir sosyal yardım programından yararlanabildi ve 1,8 milyar çocuk destek kapsamının dışında kaldı.</span></p><ol start="4"><li><b> Nitelikli kamu hizmetlerine erişimin artırılması</b></li></ol><p><span style="font-weight: 400;">Dördüncü öneri nitelikli kamu hizmetlerine erişimin genişletilmesi. Çocukların eğitime, sağlığa, suya, sanitasyona, beslenmeye, bilgiye, oyuna ve barınmaya erişebilmesi hem çocuk haklarının hayata geçirilmesi hem de yoksulluğun kuşaklar arası aktarımının kırılması açısından elzem. Erken çocukluk dahil temel eğitime erişimin olmaması, yoksunluğun anahtar göstergelerinden biri. Endonezya&#8217;da Okul Operasyonel Yardım Programıyla ailelerin mali yükü azaltılıyor, bunun sonucunda da okul kayıtları ve devam artıyor. Peru&#8217;da da okul günü uzatılarak sağlık, beslenme ve telafi eğitimi bir arada sunuluyor. Okulların yüzde yirmi beşinden fazlasının yeterli sanitasyon olanaklarından yoksun olduğu düşünüldüğünde, bu alandaki yatırımların özellikle kız ve özel gereksinimli çocuklar için ne denli belirleyici olduğu görülebilir. Ücretsiz ve besleyici okul yemeği programları da bu başlık altında öne çıkıyor. Beslenme eksikliğinin öğrenme ve sağlık üzerindeki etkileri göz önüne alındığında okul yemeği bir sosyal yardım uygulaması değil, eğitim hakkının bileşeni olarak ele alınmalı.</span></p><ol start="5"><li><b> Ebeveyn ve bakım verene yönelik politikalar</b></li></ol><p><span style="font-weight: 400;">Son politika önerisi olarak da ebeveynler ve bakım verenler için insana yaraşır işlerin teşvik edilmesi yer alıyor. Rapor, insana yaraşır işi güvenli çalışma koşulları, sağlık sigortası, emeklilik hakkı, ücretli izin, iş güvencesi ve esnek çalışma düzenlemelerini de kapsayacak şekilde ele alıyor. Aile dostu politikalar; yani ebeveyn izni, çocuk bakımı ve düşük ücretli çalışanlar için gelir desteği de bu çerçevede kritik. 2023 rakamlarına göre, küresel işgücünün yüzde 58&#8217;inden fazlası kayıt dışı. Düşük gelirli işlerde çalışanların oranı yüzde 11&#8217;i aşıyor. Çalışan nüfusun yüzde 39,3’ünü oluşturmalarına rağmen düşük gelirli işlerde çalışanlar arasında kadınların oranı ise yüzde 50,4. Kadın istihdamı ile çocuk yoksulluğu arasındaki ilişki de araştırmaların tutarlı biçimde ortaya koyduğu bir bulgu. Kadınların işgücüne katılımının yüksek olduğu ülkelerde çocuk yoksulluk oranlarının genel olarak daha düşük seyrettiği görülüyor. Ancak kadın istihdamının gerçek anlamda çocuk yoksulluğunu azaltabilmesi için güvenli, kayıtlı ve yeterli ücretli işlere erişimin, erişilebilir çocuk bakım hizmetleriyle birlikte sunulması gerekiyor. Endonezya’nın kayıt dışı çalışanları sosyal koruma sistemine dahil etmesi ve bunun sonucunda sağlık sigortasına, emekliliğe erişimin artması ailelerin dayanıklılığını destekliyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu beş politika önerisinin tamamı her ülke için önemli. Rapor, 1980&#8217;den bu yana çocuk yoksulluğunu oluşturan nedenlerle mücadelede ilerlemenin mümkün olduğunu kanıtlamayı amaçlıyor. Bu ilerleme, mücadeleye yönelik politikaların önceliklendirilmesi, bunlara ilişkin kaynak ayrılması ve alınan kararların, atılan adımların gerçekleşip gerçekleşmediğinin izlenmesiyle olabildi. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yoksulluk bir insan hakları ihlali ve bu ihlal, kaynakların nereye aktığına dair kararların bir sonucu. Rapordaki örnekler ilerlemenin mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bunun gerçekleştiği yerlerde siyasi öncelik açık biçimde çocuklardan yana konulmuş. Yoksulluğun çocukları ve toplumu zehirlememesi için yoksulluğu oluşturan nedenlerle mücadeleye bir an bile vazgeçmeden, tam aksine çok daha fazla önem ve öncelik verilerek devam edilmeli.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Politika Meselesi Olarak Eğitimde Yaratıcılık</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/bir-politika-meselesi-olarak-egitimde-yaraticilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:06:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48717</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye'de ve dünyada eğitim politikalarında yaratıcılık kavramı her geçen gün daha çok tekrar ediliyor. Yaratıcılık çoğu zaman herhangi bir bilişsel yetenek, sanatsal aktivite ya da öğrencilere gelecekteki iş sahasında fark yaratmaları adına bir rekabet aracı olarak tanımlanıyor. Oysa yaratıcılık bunun çok daha ötesinde; öğrencilerin iyi olma hâlini, aidiyet duygusunu ve güvenli okul ortamlarını destekleyen temel bir eğitim unsuru. Indiana Üniversitesi’nden Deniz Emir, eğitim politikalarında ve uygulamalarında  yaratıcılığın önemini ERG Blog’a yazdı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48717" class="elementor elementor-48717" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-4d135c0d e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="4d135c0d" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-61806e57 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="61806e57" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim alanında sıklıkla savaşlar, iklim krizi, eşitsizlikler, yoksulluk ve eğitime erişim gibi kritik sorunları tartıştığımız bu zamanda yaratıcılığı gündeme getirmenin ne faydası olabilir? İlk bakışta eğitimde yaratıcılık bu ciddi meselelerin yanında kulağa lüks gelebilir. Öte yandan bugün, yaratıcılığın bilim veya teknoloji odaklı eğitim gibi iddialı söylemlerle harmanlanarak öğrencileri geleceğin iş pazarına hazırlayan çekici bir pazarlama sloganına dönüştüğünü söylemek mümkün. Peki yaratıcılık ya aslında lüks ya da bir pazarlama sloganı değil de öğrenmenin ve gelişimin özü ise? Son yıllarda uluslararası alanyazında karşımıza çıkan ve yaratıcılık pratiklerine bedenin aktif katılımını savunan bedenlenmiş yaratıcılık (embodied creativity), akademik çevrelerde dolaşan yeni bir eğitim modası olmanın ötesinde, uzun zamandır gözden kaçırdığımız çok temel bir gerçeği hatırlatıyor olabilir mi? Dahası öğrencilerin gelişimlerini, aidiyet duygularını ve daha güvenli okul ortamlarını desteklemek için önemli olanaklar sunabilir mi?</span></p><h4><b>Yaratıcılığın Gözden Kaçan Tarafı </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bugün Türkiye&#8217;deki ve dünyadaki eğitim politikalarında yaratıcılık kavramı her geçen gün daha çok tekrar ediliyor. Özellikle yapay zekâ çağında insan olmaya en içkin özellik olan yaratıcılık, özgünlük, başarı gibi kavramlarla eğitim alanyazınında önemli tartışmalar üretiyor. Günümüz küresel eğitim söylemleri ve özellikle 21. yüzyıl becerileri içerisinde yaratıcılık çoğu zaman herhangi bir bilişsel yetenek, sanatsal aktivite ya da öğrencilere gelecekteki iş sahasında fark yaratmaları adına bir rekabet aracı olarak tanımlanıyor. Roman, öykü türlerinde ve aynı zamanda yaratıcılık psikolojisi ve estetik konularında yazan Nihan Kaya&#8217;nın deyişiyle, yaratıcılık eğitimde çoğu zaman yatay hayatın ihtiyaçları üzerinden değerlendiriliyor. Yatay hayat gündelik yaşamı, başarıyı ve maddi dünyayı ifade ederken; yaratıcılığın insanın özüne, anlam arayışına ve içsel gelişimine uzanan dikey tarafı çoğu zaman gözden kaçıyor. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması (TIMSS) gibi değerlendirmelerde ise yaratıcılık ölçülebilir, gözlemlenebilir bir beceri. Ancak yaratıcılık ölçülebilir bir düşünme becerisi olmasının yanı sıra egitimin diğer boyutlarıyla da birlikte düşünülmeli.  Bu yazıda, bedenleşmiş yaratıcılık yaklaşımından hareketle, yaratıcılığın eğitimde beden, çevre ve sosyal etkileşimlerle bağını ve önemini tartışıyorum. Amacım, yaratıcılığın daha kapsayıcı, bütüncül ve süreç odaklı biçimde desteklenmesi için politika önerileri sunmak; bununla birlikte yaratıcılığın  çocuk ve ergen gelişimine olumlu etkisinin ve belki de okulda şiddet, zorbalık gibi büyük sorunları önleyici bir strateji olarak yeniden düşünülmesini önermek. Yaratıcılığa dair yeni bir bakış açısı sunmak adına, hakkında henüz küresel ve yerel anlamda deneysel, kapsamlı çalışmalar yapılmayan ama eğitimin geleceğine ve özüne bakışı açısından heyecan uyandıran bedenleşmiş yaratıcılık imkânlarından bahsedelim şimdi.</span></p><h4><b>Bedenleşmiş Yaratıcılık Nedir?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bedenleşmis yaratıcılığın temel aldığı bedenleşmiş pedagoji, felsefede Descartes ile anılan düalist beden ve zihin ayrımına karşı çıkıyor. Bu anlayışa göre en iyi öğrenme, bedenin öğrenme sürecine bütünsel bir şekilde, aktif katılımıyla mümkün oluyor. Türkçede bu kavram için &#8220;bedenlenmiş&#8221; ve &#8220;bedenleşmiş&#8221; kullanımları birlikte görülse de, bu yazıda “embodied cognition” alanyazınıyla kavramsal tutarlılık sağlamak amacıyla “bedenleşmiş” ifadesini tercih ettim. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bedenleşmiş pedagojinin ilham kaynaklarından biri olan Fransız filozof Maurice Merleau-Ponty, insanların yalnızca bir bedenin “sahibi” olmadığını, bedenin kendisi olduklarını söylüyor.  Bu nedenle öğrenme ve yaratıcılık da yalnızca zihinde gerçekleşen süreçler değil, bedenimizle ve çevremizle kurduğumuz ilişkinin bir parçası. Bedenleşmiş pedagoji ve yaratıcılık yaklaşımları çoğunlukla modern fenomenoloji ve bedenleşmiş biliş kuramlarına dayandırılsa da bu anlayışın izlerini Afrika&#8217;daki Ubuntu felsefesinde ve birçok yerli eğitim geleneğinde görmek mümkün. Burada “bedenleşmiş” derken kastedilen, bedenin öğrenmeye eşlik etmesi değil, eğitim ortamında öğrenmenin zaten beden aracılığıyla gerçekleştiğinin kabul edilmesi. Öğrenmenin doğası ve öğrenme bilimine dair çalışmalar yürüten ABD’li bilişsel psikoloji uzmanları Macrine ve Fugate’ye göre, modern anlamda zorunlu eğitim bedeni merkeze alan pratikleri zayıflatarak bugün eğitim çevrelerinde keskin bir biçimde eleştirilen geleneksel, öğrencilerin makineleştiği pasif eğitim ortamlarına zemin hazırladı. Ancak günümüzde zihin ve beden  bütünlüğünü temel alan bedenleşmiş pedagoji ve bedenleşmiş yaratıcılık kuramları, günümüz eğitim politikalarına yeni olanaklar sunuyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yaratıcılık; deneyimsel ve yaşam, kişilik ile</span><span style="font-weight: 400;"> varoluşu ifade eden bir olgu. Eğitim alanında yaratıcılık ise çoğu zaman zihinde gerçekleşen bir süreç olarak tanımlanıyor. Oysa yaratıcılık bedenle, hareketle, çevreyle ve deneyimle ilişkili bir süreç. Bedenleşmiş pedagojiye göre insanlar bilgiyi yalnızca düşünerek değil, hareket ve etkileşim yoluyla öğreniyor ve anlamlandırıyor. En soyut kavramlar veya metaforlar bile özünde bedensel deneyimlerle şekilleniyor. Örneğin &#8220;sıcak bir insan&#8221; dendiğinde bu ifadenin zihnimizde kazandığı anlam, geçmiş bedensel ve duyusal deneyimlerimizden geliyor. Başka bir deyişle, bu yaklaşıma göre yaratıcı süreçlerde beyin ve bilişsel mekanizmalar büyük rol oynuyor. Yaratıcılık da beden, çevre, materyaller ve diğer insanlarla kurduğumuz etkileşimlerden besleniyor ve bu ilişkiler ağı içinde ortaya çıkıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bedenleşmiş yaratıcılık kuramı yaratıcılığı; bedenleşmiş (embodied), çevreye gömülü (embedded), eylem yoluyla ortaya çıkan (enactive) ve bireyin sınırlarının ötesine uzanan (extended) olarak dört ilkeyle ele alıyor. Örneğin öğrenci derste resim, poster, maket gibi yaratıcı bir ürün hazırladığında bu ürün zihnin ve varoluşun ötesine geçiyor ve dışarıda vücut buluyor. Öte yandan bedenleşmiş yaratıcılık alanındaki ilk ve önemli araştırmacılardan Linda H. Malinin&#8217;e göre, öğrencinin sınıftaki hareketliliği, çevreyle etkileşimi ve hatta sağlıklı bir duruş pozisyonu bile öğrenme ve yaratıcılık süreçlerini etkileyebiliyor. Beden ve duyular herhangi bir şekilde öğrenme sürecine dahil olduğunda yaratıcılık da harekete geçiyor. Bu nedenle eğitimde mümkün olduğunca harekete, çoğul deneyimlere, keşfetmeye, farkındalığa ve duyguların sözlü ya da sanatsal yollarla ifade edilmesine alan açmak gerekiyor. Bunlara alan açılması öğrencilerin yaratıcı potansiyellerini de sınıf ortamına taşımalarına katkı sağlıyor. Yaratıcı drama, sanat çalışmaları, proje tabanlı öğrenme ya da öğrencilerin sınıfın ötesinde, çevreyle ve toplumla ilişki kurabileceği yaratıcı görevler her anlamda gelişimi destekliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Eğitimde yaratıcılık üzerine önemli çalışmaları olan ABD’li psikolog ve eğitim bilimci Keith Sawyer, öğrenmenin kendisinin tam anlamıyla yaratıcı bir süreç olduğunu; ancak diyalog, işbirliği, doğaçlama ve sanatsal pratiklerle gerçekleştiğini söylüyor. Ayrıca disiplinlerarası işbirliğine ve tüm paydaşların katılımına dayanan bir eğitimin yaratıcılığı ve öğrenmeyi son derece güçlendirebileceğinden bahsediyor. Sawyer’a göre öğrenmede ve öğretmede risk almak, kendiliğindenlik ve diyalog, yaratıcılık için olmazsa olmaz. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu yaklaşımı baz alan en etkileyici örneklerden birini, Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi&#8217;nde katıldığım bir derste deneyimledim. Ders kapsamında İngiliz şair Andrew Fusek Peters&#8217;ın </span><i><span style="font-weight: 400;">Last Night, I Saw the City Breathing </span></i><span style="font-weight: 400;">(</span><i><span style="font-weight: 400;">Dün Gece Şehrin Nefes Aldığını Gördüm</span></i><span style="font-weight: 400;">) adlı şiiri üzerine çalışıyorduk. Ancak şiiri pasif bir şekilde analiz etmek yerine, küçük gruplara ayrılarak şiiri şehirde dolaşarak yeniden yorumlamamız istenmişti. Bunun için kampüs ve şehir içinde hareket ederek kaydettiğimiz görüntülerle bir video hazırladık, ardından şiiri kendi yorumumuzla yeniden seslendirdik. Hareketi, gözlemi, teknolojiyi, sanatsal üretimi ve işbirliğini bir araya getiren bu etkinlik son derece ufuk açıcıydı. Yıllar sonra bedenleşmiş yaratıcılık alanyazınıyla tanıştığımda, o deneyime farklı gözle bakmaya başladım. Çünkü etkinlikte geleneksel anlamda bir şiiri analiz edip yapı ve içerik bakımından incelemiyor; hareket ediyor, çevreyle etkileşime giriyor, birlikte karar alıyor, anlamı ve sanat eserini farklı yollarla yeniden üretiyorduk. Bu ve benzeri çalışmalar bedensel yaratıcılığın imkânları göz önüne alınarak çeşitlendirilip ölçme değerlendirme süreçlerine, ders planlarına her sınıf düzeyinde dahil edilebilir. </span></p><h4><b>Çocuk Gelişiminde ve Eğitimde Yaratıcılığın Önemi </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bütünsel ve bedenleşmiş yaratıcılık yaklaşımı özellikle ergenlik döneminde ayrı bir önem kazanıyor. Bunun nedeni ortaokul ve lise yıllarının çocukların benliklerini inşa ettikleri ve bu sebeple çevrelerinden yoğun biçimde etkilendikleri bir dönem olması. Yaratıcılığın gelişmesi aynı zamanda kişinin kendisini ifade etmesi, güçlü yönlerini keşfetmesi ve toplumla daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesi anlamına geliyor. Buna rağmen yaratıcılığa dayalı deneyimlerin özellikle lise yıllarında giderek azaldığını görüyoruz. Macrine ve Fugate&#8217;nin Movement Matters (Hareketin Önemi) adlı kapsamlı çalışmasında vurguladıkları gibi ergenlik döneminde hareket ve yaratıcılık önceki sınıf düzeylerine ve yaşlara kıyasla son derece kısıtlanıyor. Çevresel beklentiler, sınav baskısı, toplumsal cinsiyet rollerinin katılaşması ve çocukluktan yetişkin rolüne geçiş algısı gibi etkenlerden dolayı ergenlik yıllarında harekete, yaratıcı ve sanat bazlı aktivitelere daha az alan bırakılıyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Oysa</span> <span style="font-weight: 400;">i</span><span style="font-weight: 400;">yi tanımlanmış, bütünsel ve anlamlı yaratıcılık pratikleri, çocukların ve ergenlerin gelişimlerine olumlu katkı sağlama potansiyeline sahip. Eğitim alanyazınında “olumlu çocuk ve ergen gelişimi” olarak adlandırılan yaklaşım; riskli davranışlardan uzak duran, kendisini ifade edebilen, yaşamına anlam verebilen ve dayanıklılığı yüksek bireylerin yetişmesini ifade ediyor. Latin Amerika’nın önde gelen eğitim araştırmacılarından olan Kosta Rikalı Claire de Mézerville’e göre yaratıcılık da bu sağlıklı gelişim sürecinin önemli bileşenlerinden biri. ABD’de ergen gelişimi ve psikolojisi alanında çalışmalar yürüten Albert ve Steinberg&#8217;in vurguladığı gibi, özellikle çevresel etmenlerin çocuk ve gençlerin karar alma süreçleri ve kimlik inşaları üzerinde son derece etkili olduğu ortaokul ve lise dönemlerinde, bütünsel yaratıcılık pratikleri, yüksek riskli davranışları önleyici bir rol oynayabilir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yaratıcılığı</span><span style="font-weight: 400;"> destekleyen öğrenme ortamları öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini, farklı bakış açılarını anlamalarını, empatiyi ve işbirliğini teşvik ediyor; böylece arkadaşlık kurma, iletişim ve birlikte çalışma gibi beceriler de gelişiyor. Örneğin, okulda şiddetin önlenmesi için yalnızca disiplin ve güvenlik politikaları tek başına yeterli olmayabiliyor. Bu tür sorunların çözümü, öğrencilerin yaratıcı katılımlarının desteklendiği öğrenme ortamlarının oluşturulmasıyla da mümkün. Nitekim araştırmacılar Dwiningrum, Wahab ve Haryanto&#8217;nun 2020 yılında Endonezya&#8217;da gerçekleştirdiği araştırma  yaratıcı öğretim stratejilerinin öğrenciler arasındaki zorbalığı azaltma ve daha olumlu okul ortamları oluşturma potansiyeline işaret ediyor. Bu durum, yaratıcılığın yalnızca akademik başarıyla değil, öğrencilerin birbiriyle kurduğu ilişkiler, kendini ifade etme özgürlüğü ve okul iklimiyle de bağlantılı olduğunu gösteriyor. 1975 yılında, yaratıcılık hakkındaki en bilinen eserlerden biri olan Courage to Create (Yaratma Cesareti) kitabını yazan, varoluşçu ve hümanist psikolog Rollo May’e göre de yaratıcılık mümkün olduğunca hareket özgürlüğü ve farkındalık gerektiriyor. İnsanın yaratıcı potansiyeli ancak güvende ve özgür hissettiği ortamlarda en verimli düzeyde ortaya çıkabiliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında, performans ve sınav odaklı eğitim ortamlarının yaratabileceği dışlanma ve rekabet duygularına karşı, yaratıcılığı merkeze alan öğrenme deneyimleri eğitimde kapsayıcılığa da katkı sağlıyor. Bu nedenle yaratıcılık, yalnızca geleceğin iş gücüne hazırlayan bir beceri olarak değil; öğrencinin iyi olma hâli, aidiyet duygusu, güvenli okul iklimi ile olumlu çocuk ve ergen gelişimini destekleyen temel eğitim amaçlarından biri olarak ele alınmalı.</span></p><h4><b>Türkiye’de ve Yaygın Küresel Eğitim Politikalarında Yaratıcılık</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki eğitim sisteminde son yıllarda yapılan en geniş kapsamlı öğretim programı reformu olan Maarif Modeli’nin, öğrencilerde yaratıcılığın gelişmesine dair olumlu ve gelecek vadeden olanaklar sunduğu söylenebilir. Modelde, ontolojik bütünlük ilkesi kapsamında beden ile zihnin eğitimde bir bütün olarak algılanması vurgulanıyor. Modelin daha çok sorgulamaya, keşfetmeye dayalı yapısı öğrencileri yaratıcı sorun çözme, bilgi ve fikir üretme alanında destekleyebilir. Yaratıcılık kavramı, Maarif Modeli’nde entelektüel eğilimler başlığı altında kısaca “</span><i><span style="font-weight: 400;">Farklı açılardan olaylara bakabilme yeteneği ile geçmiş deneyimleri de işe katarak alışılagelmiş kalıpların dışında yeni durumlara uyum sağlayarak özgün ürün, fikir üretilmesine ve problemlere çözümler oluşturulmasına ilişkin zihinsel örüntüler</span></i><span style="font-weight: 400;">” olarak tanımlanıyor. Öğretim programlarında, küresel söylemler ve 21. yüzyıl becerilerine paralel şekilde ölçülebilir bir eğilim, düşünme yetisi olarak ifade ediliyor. OECD’nin </span><i><span style="font-weight: 400;">PISA 2022 Yaratıcı Düşünme Çerçevesi</span></i><span style="font-weight: 400;"> ise yaratıcılığı, sanatla sınırlı olmayan, disiplinlerarası özgün fikirler üretme, problem çözme becerisi olarak tanımlıyor. Yaratıcılık bu çerçevede, tüm öğrencilerin ve paydaşların toplumsal sorunlarla, krizlerle başa çıkabilmesi için önemli bir araç. </span></p><h4><b>Türkiye’de Eğitimde Yaratıcılığı Zorlaştıran Etkenler Neler?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de yaratıcılığa dair eğitim alanında yapılan çalışmalarda gözlemlenen ortak sonuçlar mevcut. Özgen ve Erdem’e göre, özellikle yaratıcılık pratiklerinde sınav odaklı sistem, rekabet, okul imkânları ve bu konudaki profesyonel gelişim bazında pek çok engelle karşılaşılıyor. Bunun nedeni, yaratıcılığı destekleyen eğitim ortamları oluşturmanın </span><span style="font-weight: 400;">sadece </span><span style="font-weight: 400;">öğretmenlerin çabasıyla mümkün olmaması. Yaratıcılık pratikleri okulun sahip olduğu imkânlar, sınıf mevcudu ve öğrencilerin yaşadığı sosyal koşullarla da yakından ilişkili. Örneğin, Türkiye’de yabancı dil öğretimi üzerine çalışan araştırmacılar Çelik ve Akyıldız&#8217;ın İngilizce öğretmenleriyle yaptığı bir araştırmaya göre, kalabalık sınıflar ve sınav baskısı yaratıcı etkinliklerin uygulanmasının önündeki en önemli engellerden biri. Türkiye&#8217;de öğrencilerin yaratıcı öğrenme fırsatlarına erişimi de bölgeden bölgeye, okuldan okula hatta sınıftan sınıfa değişebiliyor. Kentsel yoksulluk ve sosyoekonomik eşitsizlikler üzerine çalışmalar yürüten Ataç’ın PISA 2019 verilerine dayanan araştırması, sosyoekonomik eşitsizliklerden etkilenen öğrencilerin yaratıcılığı destekleyen öğrenme fırsatlarına daha sınırlı erişebildiğini gösteriyor. Bu nedenle yaratıcılığı geliştirmeye yönelik politikalar tasarlanırken öğrencilerin yaratıcı deneyimlere erişimini sınırlayan sosyoekonomik koşullara değinmek elzem.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Zorluklara rağmen Türkiye&#8217;de yaratıcılığı; önce öğretmeni, sonra öğrenciyi ve genel anlamda tüm eğitim paydaşlarını güçlendirecek bir araç olarak gören çalışmalar da mevcut. Örneğin Eğitim Reformu Girişimi’nin yürütücülüğünü üstlendiği Öğretmen Ağı, ülkenin dört bir yanından eğitimcileri ve eğitimi önemseyen paydaşları bir araya getiren çalışmalar yürütüyor. Ağ’ın yaratıcı eğitim alanında disiplinlerarası ve demokratik bir yapı içerisinde sürdürdüğü çalışmalar oldukça umut verici. Örneğin 2021 yılından bu yana düzenlenen </span><a href="https://www.ogretmenagi.org/yaratici-ozguven-festivali"><span style="font-weight: 400;">Yaratıcı Özgüven Festivali</span></a><span style="font-weight: 400;">; öğretmenleri, sanatçıları, araştırmacıları ve farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek yaratıcılığı bir sonuç değil, birlikte öğrenilen ve geliştirilen bir süreç olarak ele alıyor. Festival kapsamında yaratıcı problem çözmeye, hata yapma cesaretine, disiplinlerarası işbirliğine ve öğretmenlerin yaratıcı özgüvenlerini güçlendirmeye yönelik atölye ve etkinlikler düzenleniyor. </span><a href="https://www.ogretmenagi.org/yaratici-problem-cozme-programi"><span style="font-weight: 400;">Yaratıcı Problem Çözme Programı</span></a><span style="font-weight: 400;"> ise öğretmenlerin eğitimde karşılaştıkları sorunlara yaratıcı ve uygulanabilir çözümler geliştirmelerini destekliyor. Bu çalışmaların ortak noktası, yaratıcılığı yalnızca öğrencilerden beklenen bir beceri olarak değil; öğretmenlerin, okulların ve eğitim topluluklarının birlikte geliştirebileceği bir kapasite olarak görmeleri. Çünkü yaratıcılığı destekleyen bir eğitim ortamının en temel koşullarından biri, öğretmen liderliğinin, öğretmen esenliğinin ve mesleki gelişimin desteklenmesi. </span></p><h4><b>Türkiye için Politika Önerileri </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye gibi, merkezi ve sınavların son derece belirleyici olduğu bir sistemde her ne kadar birdenbire bir yaratıcılık reformu mümkün olmasa da bu alanda atılabilecek pek çok adım bulunuyor. Bu adımları beş maddede sıralayabiliriz:</span></p><ul><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Yaratıcılığın eğitimin merkezine yerleştirilmesi</b><b><br /></b><span style="font-weight: 400;">Yaratıcılık ek bir beceri ya da yan kazanım olarak değil, öğrenmenin ve gelişimin temel bileşenlerinden biri olarak ele alınmalıdır.</span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Yaratıcılığın ölçme ve değerlendirmenin bir parçası olması</b><b><br /></b><span style="font-weight: 400;">Yaratıcı pratikler etkili bir şekilde ölçme ve değerlendirmenin parçası hâline geldiğinde ona verilen önem ve emek de artacaktır.</span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Yaratıcılığın tüm derslerin ve öğretmenlerin sorumluluğu olarak görülmesi</b><b><br /></b><span style="font-weight: 400;">Yaratıcılık sanat dersleriyle sınırlandırılmamalıdır. Tüm branşlarda yaratıcı düşünmeyi destekleyen yöntemler kullanılmalı, öğretmenlere uygulamalı mesleki gelişim fırsatları sunulmalıdır. Yaratıcılığın en somut ve keyifli hâliyle ortaya çıktığı sanat disiplinlerinden ögretimde yararlanılmalıdır. </span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Her yaş düzeyinde harekete alan açılması</b><b><br /></b><span style="font-weight: 400;">Yaratıcı drama, dans, sanat entegrasyonu ve bedenleşmiş yaratıcılığın yazıda bahsettigim dört farklı ilkesini de göz önüne alan uygulamalar erken çocukluk döneminden başlayarak her düzeyde yaygınlaştırılmalıdır.</span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Yaratıcılığın, öğrencinin iyi olma hâlinin ve güvenli okul ikliminin bir parçası olarak düşünülmesi</b><b><br /></b><span style="font-weight: 400;">Yaratıcılık; öğrencinin iyi olma hâlini, aidiyet duygusunu ve dayanıklılığı destekleyen bir kaynak olarak görülmeli, zorbalık ve okul şiddetini önlemeye yönelik çalışmalara dahil edilmelidir. Rehberlik servisleri ile birlikte yüksek riskli davranışlara yönelik önlemlere yaratıcılık eklenmelidir.  </span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Yaratıcılık pratiklerinde eşitliğin ve kapsayıcılığın ön planda olması</b> <span style="font-weight: 400;"><br /></span><span style="font-weight: 400;">Kapsayıcı ve bütünsel bir yaratıcılık politikası içerisinde standart başarı ölçütlerinin dışında kalan öğrencilerin de yaratıcı potansiyellerinin desteklenmesi kritik. Ayrıca, yaratıcılığı tam anlamıyla destekleyen bir eğitimin, eğitimde fırsat eşitliği ile doğrudan bağlantılı olduğu da unutulmamalı.</span></li></ul><p><span style="font-weight: 400;">Yaratıcılığı ölçülebilir bir bilişsel beceri olarak görmek yerine, bedenleşmiş, ilişkisel ve deneyimsel bir süreç olarak ele almak, eğitim politikaları açısından yeni fırsatlar sunabilir. Öğrencilerin hareket ederek, hissederek, deneyimleyerek ve birlikte üreterek öğrenmelerine alan açan bir eğitim anlayışı; yaratıcılığın yanı sıra öğrencinin iyi olma hâlini, aidiyet duygusunu ve olumlu çocuk ve ergen gelişimini de destekleyebilir. Bu nedenle yaratıcılık, geleceğin işgücünü hazırlayan bilişsel bir araç olmanın ötesinde, daha kapsayıcı, güvenli ve katılımcı okul kültürleri inşa etmenin önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmeli. Son olarak vurgulamak isterim ki, eğitim politikalarında yaratıcılık, en az diğer politika alanları kadar kritik; zira yaratıcılık okulun özü ve özbenliğin bir parçası. Kendisini, çevresini her gün yeniden yaratan, sağlıklı, mutlu nesiller ancak etkili yaratıcılık politikalarıyla geleceğe taşınabilir. </span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-5433c09 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="5433c09" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-42c4643 elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="42c4643" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-42c4643" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-7001" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Kaynakça</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p><span style="font-weight: 400;">Albert, D., &amp; Steinberg, L. (2011). </span><i><span style="font-weight: 400;">Judgment and Decision Making in Adolescence</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Ergenlikte yargılama ve karar verme]. Journal of Research on Adolescence, 21(1), 211–224.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ataç, E. (2019). Modeling educational inequalities: Class, academic achievement, and regional differences in Turkey. Education and Urban Society, 51(5), 659–692.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ayyıldız, P., &amp; Yılmaz, A. (2021). </span><i><span style="font-weight: 400;">Moving the Kaleidoscope: The Effect of Creative Personality Traits on Creative Thinking Dispositions of Preservice Teachers</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Yaratıcı kişilik özelliklerinin öğretmen adaylarının yaratıcı düşünme eğilimleri üzerindeki etkisi]. Thinking Skills and Creativity, 41.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Briedis, M., &amp; Navarro, M. (2024). </span><i><span style="font-weight: 400;">Conceptual Problems with Disembodied Cognition in Learning Environments and the Alternative of Embodied Creativity</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Öğrenme ortamlarında bedeninden kopuk biliş anlayışının sorunları ve bedenleşmiş yaratıcılık alternatifi]. Creativity Studies, 17(1), 244–253.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Çelik, V., &amp; Tümen Akyıldız, S. (2021). </span><i><span style="font-weight: 400;">Creativity in EFL Classes: Examining Turkish Secondary School Teachers' Attitudes and Thoughts</span></i><span style="font-weight: 400;"> [İngilizce derslerinde yaratıcılık: Türk ortaöğretim öğretmenlerinin görüş ve tutumları]. International Online Journal of Education and Teaching, 8(3), 2007–2027.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dilekçi, A., &amp; Karatay, H. (2023). </span><i><span style="font-weight: 400;">The Effects of the 21st-Century Skills Curriculum on the Development of Students’ Creative Thinking Skills</span></i><span style="font-weight: 400;"> [21. yüzyıl becerileri müfredatının öğrencilerin yaratıcı düşünme becerilerine etkisi]. Thinking Skills and Creativity, 47, 101229.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dwiningrum, S. I. A., Wahab, N. A., &amp; Haryanto, H. (2020). </span><i><span style="font-weight: 400;">Creative Teaching Strategy to Reduce Bullying in Schools</span></i><span style="font-weight: 400;">[Okullarda zorbalığı azaltmaya yönelik yaratıcı öğretim stratejileri]. International Journal of Learning, Teaching and Educational Research, 19(4), 343–355.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Education Reform Initiative. (2025). Education Monitoring Report 2025.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Eisner, E. W. (2002). </span><i><span style="font-weight: 400;">The Arts and the Creation of Mind</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Sanat ve zihnin inşası]. Yale University Press.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Global Partnership for Education. (n.d.). </span><i><span style="font-weight: 400;">21st Century Skills: What Potential Role for the Global Partnership for Education?</span></i><span style="font-weight: 400;"> [21. yüzyıl becerileri: Küresel Eğitim Ortaklığının olası rolü].</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Griffin, P., McGaw, B., &amp; Care, E. (2012). </span><i><span style="font-weight: 400;">Assessment and Teaching of 21st Century Skills</span></i><span style="font-weight: 400;"> [21. yüzyıl becerilerinin değerlendirilmesi ve öğretimi]. Springer.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kalin, N. M. (2018). </span><i><span style="font-weight: 400;">The Neoliberalization of Creativity Education: Democratizing, Destructing, and Decreating</span></i><span style="font-weight: 400;">[Yaratıcılık eğitiminin neoliberalleşmesi]. Springer.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kaya, N. (2013). Yazma Cesareti. Ayrıntı Yayınları.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kazan, T. S. (2005). </span><i><span style="font-weight: 400;">Dancing Bodies in the Classroom: Moving Toward an Embodied Pedagogy</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Sınıfta dans eden bedenler: Bedenleşmiş pedagojiye doğru]. Pedagogy, 5(3), 379–408.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kozikoğlu, İ., &amp; Küçük, B. A. (2020). The Investigation of the Relationship Between Teachers’ Creative Thinking Tendencies and Individual Innovative Characteristics. Journal of Education and Future, 17, 25–37.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Macrine, S. L., &amp; Fugate, J. M. (Ed.). (2022). </span><i><span style="font-weight: 400;">Movement Matters: How Embodied Cognition Informs Teaching and Learning</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Hareket önemlidir: Bedenleşmiş biliş öğretme ve öğrenmeyi nasıl şekillendirir?]. MIT Press.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Malinin, L. H. (2019). </span><i><span style="font-weight: 400;">How Radical Is Creativity Embodied? Implications of 4E Approaches for Creative Research and Teaching</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Yaratıcılık ne kadar bedenleşmiştir? 4E yaklaşımının araştırma ve öğretime etkileri]. Frontiers in Psychology, 10, 2372.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">May, R. (1994). </span><i><span style="font-weight: 400;">The Courage to Create</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Yaratma Cesareti]. W. W. Norton &amp; Company.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Mézerville, C. (2019). </span><i><span style="font-weight: 400;">Adolescence and Creativity: Cognitions and Affects Involved in Positive Youth Development</span></i><span style="font-weight: 400;">[Ergenlik ve yaratıcılık: Olumlu gençlik gelişiminde bilişsel ve duygusal süreçler]. Arts and Humanities Open Access Journal, 3(4), 163–168.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD). (2022). </span><i><span style="font-weight: 400;">PISA 2021 Creative Thinking Framework</span></i><span style="font-weight: 400;">[PISA 2021 Yaratıcı Düşünme Çerçevesi]. OECD Publishing.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Özgen, V., &amp; Erdem, A. R. (2024). Teacher Views on Providing Creative Thinking to Students. Journal of Education, Theory and Practical Research, 10(1), 66–77.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sawyer, K. (2015). </span><i><span style="font-weight: 400;">A Call to Action: The Challenges of Creative Teaching and Learning</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Eylem çağrısı: Yaratıcı öğretme ve öğrenmenin zorlukları]. Teachers College Record, 117(10), 1–34.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sica, L. S., Ragozini, G., Di Palma, T., &amp; Aleni Sestito, L. (2019). </span><i><span style="font-weight: 400;">Creativity as Identity Skill? Late Adolescents’ Management of Identity, Complexity and Risk-Taking</span></i><span style="font-weight: 400;"> [Kimlik becerisi olarak yaratıcılık? Ergenlerin kimlik, karmaşıklık ve risk yönetimi]. Journal of Creative Behavior, 53(4), 457–471.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Vivekanandan, R., &amp; Pierre-Louis, M. (2020). </span><i><span style="font-weight: 400;">21st Century Skills: What Potential Role for the Global Partnership for Education? A Landscape Review</span></i><span style="font-weight: 400;"> [21. yüzyıl becerileri ve Küresel Eğitim Ortaklığının rolü üzerine bir değerlendirme]. Global Partnership for Education.</span></p></div></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MESEM: Eğitimin Kıyısında İş Hayatının Ortasında</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/mesem-egitimin-kiyisinda-is-hayatinin-ortasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 11:16:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48518</guid>

					<description><![CDATA[2024-25’te, 15-18 yaş aralığındaki 392 bin 887 genç Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) kayıtlıydı. Bu çocuklar haftanın bir günü “okul”da, 4 ya da 5 günü işteler. ERG, çocuk işçiliği, iş kazaları ve eğitimden kopuş tartışmalarının merkezindeki MESEM’leri, bu kurumlara devam eden gençlerin ve kurumlarda çalışan eğitimcilerin gözünden anlatıyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48518" class="elementor elementor-48518" data-elementor-post-type="post">
						<section data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-73442b0 elementor-hidden-mobile elementor-section-full_width elementor-section-stretched elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="73442b0" data-element_type="section" data-e-type="section" data-settings="{&quot;stretch_section&quot;:&quot;section-stretched&quot;}">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-16 elementor-top-column elementor-element elementor-element-c3a351d" data-id="c3a351d" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-898cfe9 acenter read_more_alignment-center button_animation_toggling elementor-widget elementor-widget-wgl-service-1" data-id="898cfe9" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-service-1.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					            <a class="wgl-service_link" href="#1" target="_blank"></a>        <div class="wgl-service-1">
            <div class="wgl-service_content-wrap">
                <div class="wgl-service_content">
                    <h3 class="wgl-service_title"><br>MESEM’lerin tarihi ve yapılan değişiklikler<br></h3>                </div>
            </div>
        </div><div class="wgl-service_button-wrapper"><div  class="wgl-service_button"><i aria-hidden="true" class="flaticon flaticon-right-arrow"></i></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
		</div>
				<div class="elementor-column elementor-col-16 elementor-top-column elementor-element elementor-element-6606e0c" data-id="6606e0c" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-27502c9 acenter read_more_alignment-center button_animation_toggling animation_yes elementor-widget elementor-widget-wgl-service-1" data-id="27502c9" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-service-1.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					            <a class="wgl-service_link" href="#2"></a>        <div class="wgl-service-1">
            <div class="wgl-service_content-wrap">
                <div class="wgl-service_content">
                    <h3 class="wgl-service_title"><br>Neden MESEM’e kaydoluyorlar?<br><br></h3>                </div>
            </div>
        </div><div class="wgl-service_button-wrapper"><div  class="wgl-service_button"><i aria-hidden="true" class="flaticon flaticon-right-arrow"></i></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
		</div>
				<div class="elementor-column elementor-col-16 elementor-top-column elementor-element elementor-element-ea79a24" data-id="ea79a24" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-2ee1ec9 acenter read_more_alignment-center button_animation_toggling animation_yes elementor-widget elementor-widget-wgl-service-1" data-id="2ee1ec9" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-service-1.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					            <a class="wgl-service_link" href="#3"></a>        <div class="wgl-service-1">
            <div class="wgl-service_content-wrap">
                <div class="wgl-service_content">
                    <h3 class="wgl-service_title"><br><br>İşyeri deneyimleri<br><br></h3>                </div>
            </div>
        </div><div class="wgl-service_button-wrapper"><div  class="wgl-service_button"><i aria-hidden="true" class="flaticon flaticon-right-arrow"></i></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
		</div>
				<div class="elementor-column elementor-col-16 elementor-top-column elementor-element elementor-element-b0ac45a" data-id="b0ac45a" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-2b11a73 acenter read_more_alignment-center button_animation_toggling animation_yes elementor-widget elementor-widget-wgl-service-1" data-id="2b11a73" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-service-1.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					            <a class="wgl-service_link" href="#4"></a>        <div class="wgl-service-1">
            <div class="wgl-service_content-wrap">
                <div class="wgl-service_content">
                    <h3 class="wgl-service_title"><br><br>“Okul” deneyimleri<br><br></h3>                </div>
            </div>
        </div><div class="wgl-service_button-wrapper"><div  class="wgl-service_button"><i aria-hidden="true" class="flaticon flaticon-right-arrow"></i></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
		</div>
				<div class="elementor-column elementor-col-16 elementor-top-column elementor-element elementor-element-f93df2f" data-id="f93df2f" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-a151929 acenter read_more_alignment-center button_animation_toggling animation_yes elementor-widget elementor-widget-wgl-service-1" data-id="a151929" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-service-1.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					            <a class="wgl-service_link" href="#5"></a>        <div class="wgl-service-1">
            <div class="wgl-service_content-wrap">
                <div class="wgl-service_content">
                    <h3 class="wgl-service_title"><br>İşyerlerinin denetimi<br><br></h3>                </div>
            </div>
        </div><div class="wgl-service_button-wrapper"><div  class="wgl-service_button"><i aria-hidden="true" class="flaticon flaticon-right-arrow"></i></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
		</div>
				<div class="elementor-column elementor-col-16 elementor-top-column elementor-element elementor-element-5139dd3" data-id="5139dd3" data-element_type="column" data-e-type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-65d7515 acenter read_more_alignment-center button_animation_toggling animation_yes elementor-widget elementor-widget-wgl-service-1" data-id="65d7515" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-service-1.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					            <a class="wgl-service_link" href="#6" target="_blank"></a>        <div class="wgl-service-1">
            <div class="wgl-service_content-wrap">
                <div class="wgl-service_content">
                    <h3 class="wgl-service_title"><br><br>Değerlendirme<br><br></h3>                </div>
            </div>
        </div><div class="wgl-service_button-wrapper"><div  class="wgl-service_button"><i aria-hidden="true" class="flaticon flaticon-right-arrow"></i></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-a2d82aa e-con-full e-flex e-con e-parent" data-id="a2d82aa" data-element_type="container" data-e-type="container">
				<div class="elementor-element elementor-element-cdbda97 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="cdbda97" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<blockquote>
<p><strong><em>Okul bana göre değil.</em></strong></p>
</blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu cümle, MESEM&#8217;e devam eden pek çok çocuğun hikâyesinde farklı biçimlerde tekrar ediyor. Kimi akademik olarak &#8220;başarısız&#8221; olduğu, kimi ekonomik sorunlar nedeniyle, kimi de meslek öğrenmek istediği için okulun kendine göre olmadığını düşünüyor. Bu düşüncelerinden yola çıkarak yaptıkları “seçim”, ardında pek çok yapısal sorun da barındırıyor. “Hem maaş alırım hem işi öğrenirim” ile “ağlayıp çıkmak istediğim oldu” arasında farklı deneyimlere sahip çocukların ortak noktası haftanın bir günü “okul”a gittikleri, 4 ya da 5 günü işletmelerde çalıştıkları hayatlarında eğitimin giderek silikleşmesi. Mevzuatta “öğrenci” olarak görünüyorlar; ancak gündelik hayatları, ortamları, sorumlulukları ve karşılaştıkları riskler bir “öğrenci”ninkinden çok farklı. Bu yazı MESEM’lere devam eden çocukların ve MESEM’lerdeki eğitimcilerin anlatıları üzerinden MESEM’lerin sahadaki karşılığını anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim Reformu Girişimi (ERG), bunun için&nbsp; MESEM’lerle ilgili 6 Şubat &#8211; 23 Mart 2026 tarihleri arasında saha ziyaretleri ve telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. 15-19 yaş aralığındaki 32 MESEM öğrencisi, 9 farklı MESEM’de görev yapan 15 öğretmen ve idareciyle </span><span style="font-weight: 400;">yapılan görüşmelerde çocukların hem işyerlerinde hem de “okul”daki deneyimlerini öğrenmeyi, ihtiyaçlarını anlamayı ve hak ihlallerini görünür kılmayı amaçladık. Ayrıca, MESEM’lerde görev yapan öğretmen ile idarecilerin sistemin işleyişine dair tespitlerini dinlemeyi hedefledik. </span><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin ve öğretmenlerin </span><span style="font-weight: 400;">deneyimlerini, ihtiyaçlarını çekinmeden anlatabilmeleri, bizim de aktarabilmemiz için yazıda hiçbir öğretmenin ve kurumun adına açıkça yer verilmiyor. Öğrencilerin isimlerini ise değiştirerek yayımlıyoruz.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin ve eğitimcilerin deneyimlerine geçmeden önce MESEM programını,</span> <span style="font-weight: 400;">bugüne gelinen süreci etkileyen </span><span style="font-weight: 400;">sistem değişikliklerini anlatarak yazıya başlıyoruz. </span></p>								</div>
				</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-3ef1cc2 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="3ef1cc2" data-element_type="container" data-e-type="container" id="1">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-ab716b5 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="ab716b5" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><strong>MESEM’lerin tarihi ve yapılan değişiklikler </strong></h4><p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerin tarihi, çırak, kalfa ve ustaların eğitimlerini sistemli hale getiren ve kuruluşu 1977 yılına uzanan Çıraklık Eğitim Merkezlerine dayanıyor. Çıraklık Eğitim Merkezleri 2001 yılında Mesleki Eğitim Merkezi adını aldı. 2016 yılında yapılan </span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/12/20161209-5.htm"><span style="font-weight: 400;">değişiklikle</span></a><span style="font-weight: 400;"> ise örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı. Yani ortaokul veya imam hatip ortaokulu mezunu olan, 14 yaşını bitirmiş çocuklar da MESEM’lere kayıt olmaya başladı ve MESEM’lerde de meslek lisesi diploması verilmeye başlandı. Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınmasının amacı, </span><span style="font-weight: 400;">işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve ahilik kültüründen gelen usta-çırak ilişkisiyle öğrencilerin mesleklerini işbaşında öğrenmeleri olarak </span><a href="https://meslegimhayatim.meb.gov.tr/egitim/mesleki-egitim"><span style="font-weight: 400;">açıklandı</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına dahil edilmesinin ardından başka değişiklikler de yapıldı. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan </span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/12/20211225-1.htm"><span style="font-weight: 400;">değişikliklerle</span></a><span style="font-weight: 400;">, işletmelerin, MESEM’e devam eden 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u, 12. sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin en az yüzde 50’si kadar ücret ödeyeceği belirtildi. Bu ücret de işsizlik sigortası fonundan karşılanarak devlet desteği kapsamına alındı. İşveren üzerindeki maddi yük kaldırılarak işverenlerin programa katılmaları teşvik edildi.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">MEB, öğrencilerin işyerindeki eğitimlerinden sorumlu usta öğretici sayısını ve usta öğretici yanında çalışabilecek öğrenci sayısını artırmak için de çeşitli adımlar attı. Daha önce usta öğretici unvanına sahip olmak için, ustalık belgesine sahip olanların iş pedagojisi kurslarını başarıyla tamamlamaları gerekiyordu. Ancak, 2021’de yapılan değişikle en az 10 yıldır usta olarak çalışanların kurslara katılma zorunluluğu kalktı ve iş pedagojisi sınavına doğrudan katılma hakkı tanındı. Bir diğer değişiklik de usta öğretici yanında çalışabilecek maksimum öğrenci sayısında yapıldı: Bir usta öğreticinin yanında en fazla çalışabilecek MESEM öğrencisi sayısı 12’den 40’a yükseltildi. Ancak, bu üst sınır iki yıl sonra 16’ya </span><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18812&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5"><span style="font-weight: 400;">düşürüldü</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu değişiklikler hem MESEM hem de MESEM’e giden öğrenci sayısındaki artışta önemli rol oynadı. 14-22 yaş grubunda, 2020-21’de 159 bin 773 olan öğrenci sayısı 2021-22’de 400 bin 437&#8217;ye ulaştı. 2023-24 yılı itibarıyla MESEM’lerde öğrenim gören öğrenci sayısının sabit bir seyir izlediği görülüyor; 2023-24 eğitim öğretim yılında MESEM’lerdeki öğrenci sayısı 422 bin 709, 2024-25 eğitim öğretim yılında ise 421 bin 930. 2024-25 yılında, MESEM öğrencilerinin 392 bin 887’si ise 18 yaş ve altındaydı.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerde bugün  toplam 39 alan ve 193 dalda eğitim veriliyor. MESEM’e devam eden çocuklar ve gençler haftada bir gün teorik dersler için “okula” gidiyor, 4 ya da 5 gün ise uygulamalı eğitim aldıkları işletmelerde çalışıyorlar. Çocuklar 11. sınıfın sonunda sınavı verdiklerinde kalfa, 12. sınıfın sonunda da usta olmaya hak kazanıyorlar. </span><span style="font-weight: 400;">MEB, bu kurumlara kayıtlı öğrencileri “örgün eğitim kapsamındaki mesleki eğitim merkezi programındaki öğrenciler” olarak tanımlıyor. Ancak, öğrencilerin okulda geçirdikleri süreden daha fazlasını işletmelerde geçirdikleri düşünüldüğünde, bu programın “örgün eğitim” olduğunu söylemek ve MESEM’leri diğer okullar gibi tanımlamak güç.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-23eabbf e-con-full e-flex e-con e-parent" data-id="23eabbf" data-element_type="container" data-e-type="container" id="2">
				<div class="elementor-element elementor-element-b4f27eb elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="b4f27eb" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><strong>Neden MESEM’e kaydoluyorlar?</strong></h4><p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin MESEM’e devam etmesi çoğu zaman öğrencinin tercihi gibi görünse de o tercihin ardında pek çok yapısal sorun yatıyor. Çocukların ve gençlerin MESEM’leri tercih etmesi ya da etmek zorunda kalmasına dair sebeplere geniş bir pencereden bakmak gerekiyor; yoksulluk, öğrencinin akademik durumu, eğitimdeki fırsat eşitsizlikleri, eğitim ortamları ve okul iklimi, öğrenci-öğretmen ilişkisinin niteliği, toplumda eğitimin çıktılarına olan inancın zayıflaması… </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yaptığımız görüşmeler de bunu açıkça ortaya koyuyor. </span><span style="font-weight: 400;">Ç</span><span style="font-weight: 400;">ocukların MESEM’e gidiş nedenleri farklılaşsa da sebeplerin başında akademik başarılarının düşük olması geliyor. Akademik başarı odaklı, okullar arasındaki imkân ve öğrenme farklarının olduğu bir eğitim sisteminde, özellikle sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı öğrenciler için okulda var olmak ve tutunmak hiç kolay değil. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz 32 çocuk arasında üçü Anadolu lisesi, 23’ü meslek lisesini bırakıp MESEM’e geçen öğrencilerdi. Ortaokulun ardından 9. sınıfa direkt MESEM’de başlayan ise sadece altı öğrenci vardı. </span></p><h6><strong>Ortaokuldan sonra MESEM’e başlayanlar</strong></h6><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Liselere Geçiş Sınavı’nda (LGS) 245 gibi bir puan aldım. Endüstri meslek lisesine gidebilirdim ama mesleği daha iyi öğrenmek için MESEM’e kayıt oldum. Abim de MESEM’e gitmişti.”</strong><br /></span></i><i><span style="font-weight: 400;">(Eren, 15, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>9. sınıfa MESEM’de başladım. Oto sanayide çalışıyorum. Ortaokulda notlarım iyi değildi. MESEM’de genç yaşta mesleği öğrenirim dedim”</strong> <br />(İhsan, 16, Motorlu Araçlar </span></i><i><span style="font-size: 18px; font-weight: normal;">Teknolojisi</span></i><i><span style="font-weight: 400;"> Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Ortaokulu bitirdikten sonra MESEM’e başladım. Annem de babam da istersen normal okula git, nereye istersen dediler. İleride mesleğim olsun diye MESEM istiyordum. ‘Her şey aileme yüklenmesin, katkım olur’ dedim. Dayım kalıpçı, tesisatçı bir arkadaşı vardı. Gel yanımda başla istersen dedi. Başladım.”</strong> <br />(Mahmut, 15, Tesisat </span></i><i><span style="font-size: 18px; font-weight: normal;">Teknolojisi</span></i><i><span style="font-weight: 400;"> ve İklimlendirme Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Ortaokulda da amcamın oto sanayideki yerinde çalışıyordum. Okuyunca da markette kasiyer oluyorsun. Bari iş öğreneyim, kendi yerimi açarım dedim.”</strong> <br />(Ediz, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı) </span></i></p></blockquote><h6><strong>Zayıf ders notlarının “alternatifi”</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz öğrenciler arasında okul aidiyeti düşük, bir yıl sınıfta kaldığı ya da sınıfta kalmasa bile ders notları zayıf olduğu için MESEM’i lise diploması alabilecekleri ve meslek sahibi olabilecekleri “alternatif bir yol” olarak görenler de vardı. </span></p><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Meslek lisesinde gastronomi okuyordum. Meslek derslerim iyiydi ama ortak derslerim iyi değildi. Sınıfta kalınca bölümden de okuldan da hevesim köreldi. Hem maaş alırım hem de daha erken öğrenirim işi dedim. MESEM’e geçtim.”</strong> <br />(Barış, 16, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Ortaokuldan mezun olduğunda puanım sadece meslek lisesine tutuyordu. Liseye başladım. Baktım benden bir şey olmayacak. MESEM’e geçtim. Oto sanayide çalışıyorum.”</strong><br />(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>9. sınıfta kalınca rehber öğretmenim MESEM’e yönlendirdi.”</strong><br />(Serdar, 17, Güzelli̇k ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Meslek lisesinde muhasebe okuyordum. Matematiğim iyi değildi. 9. sınıfın ikinci döneminde okul müdürünün yönlendirmesiyle MESEM’e geçtim.”</strong> <br />(Osman, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><h6><strong>Bazı çocuklar için “mecburi istikamet”</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Açıköğretim lisesi ve MESEM’ler lisede iki yıl üst üste sınıfta kalanlar²</span><span style="font-weight: 400;"> ve ailesini geçindirmek ya da destek olmak zorunda olanlar için bir anlamda “mecburi istikamet.”</span></p><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Aslında ben lisede moda tasarımı okumak istiyordum. ‘Bu alanda çevremiz yok ki, para kazanamazsın’ dedi annem. Muhasebeye girdim. Meslek derslerinde iyiydim ama diğer dersleri anlamıyordum. İki kere kaldım. En azından MESEM ile diplomam olur.”</strong> <br />(Nur, 17, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Ailemin maddi durumu iyi değildi. Dedem de yatalaktı. Ona bakıyordu ailem, onun masraflarına katkı verdim”</strong> <br />(Hamza, 18, Elektrik- Elektronik Teknolojisi Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Annem yaşlı, babam hayatta değil. Ağabeyim çalışıyor. ‘Sen de çalış’ dediler, okutmadılar.”</strong> <br />(Emel, 17, </span></i><i><span style="font-size: 18px; font-weight: normal;">Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı</span></i><i><span style="font-weight: 400;">)</span></i></p></blockquote><h6><strong>Lise diploması almanın “kolay” yolu </strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Bazı çocuklar için de MESEM liselerden daha kolay lise diploması almanın yolu. Çocuklar haftada bir gün “okul”a gelerek lise diploması alabilmeyi cazip görse de, işletmelerde çalışmaya başladıklarında bu yolun çok da kolay bir yol olmadığını anlıyorlar. </span></p><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Okuma hevesim yoktu. Bir arkadaştan duydum MESEM’e geldim. Okula bir gün bile gelsek lise diploması alabiliyoruz”</strong> <br />(Hasan, 18, Elektrik- Elektronik Teknolojisi Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>LGS’den düşük puan aldım. Eve yakın olan bir liseye başladım. Ortam iyi değildi. Okuldakiler içki içmeye ve uyuşturucu kullanmaya davet ediyorlardı. Gitmiyordum ama bu durumu sürekli yaşamamak için de okula devamsızlık yapmaya başladım. Okulda olduğum bir gün kavgaya karıştım ve uzaklaştırma aldım. Birinci dönemin sonunda ayrılıp MESEM’e geçtim. Sırf diploma için geliyorum, mezun olunca dükkanım hazır.”</strong> <br />(Mustafa, 16, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Çalışma hayatını görünce bazen okula mı dönsem diye düşündüm ama okul da bana göre değil. Meslek öğreneyim dedim.”</strong> <br />(Ayşe, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Bazen, liseyi 9. sınıfta bırakmasaydım en azından lise hayatımı bir yıl yaşardım diyorum.”</strong> <br />(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı).</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>İşyerinden ağlayıp çıkmak istediğim oldu. 15 yaşında bir çocuk için zor. Ailem de çok karşıydı. Sektörümden memnunum ama şimdiki aklım olsa 15 yaşında başlamazdım.”</strong> <br />(Aylin, 16, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><h6><strong>Meslek öğrenme isteği mi, elde kalan tek mümkün seçenek mi? </strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerle ilgili yapılan çeşitli çalışmalar da çocukların “</span><a href="https://bianet.org/haber/mesem-li-her-2-ogrenciden-1i-calistirilirken-yaralandi-318276"><span style="font-weight: 400;">meslek öğrenmek”</span></a><span style="font-weight: 400;">, “</span><a href="https://dergipark.org.tr/en/pub/mersinefd/article/1585210"><span style="font-weight: 400;">kısa yoldan meslek sahibi olmak”</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi nedenlerle MESEM’e kaydolduklarını gösteriyor. Görüşme yaptığımız çocuklar MESEM’e geçiş sebeplerini anlatırken kimi zaman doğrudan kimi zaman da akademik becerilerinin zayıflığına atıf yaparak geleceklerini meslek öğrenerek kurmaya çalıştıklarını söylüyorlar. Ancak çocukların anlattıkları “meslek sahibi olma isteği”nin öncesindeki şartları es geçmeyerek yapısal sorunlara bakmayı gerekli kılıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunlardan biri Türkiye’deki okullar arasındaki imkân ve başarı farklarının, öğrencilerin yerleştirme sistemindeki konumunu belirleyen başlıca unsur olması.³</span><span style="font-weight: 400;"> Bir başka deyişle, öğrenciler lise düzeyinde “başarıları”na göre ayrışıyor lisede “başarılı” olanlar fen ve Anadolu liselerine, “başarısız” olanlar meslek liselerine, meslek liselerinde “başarısız” olanlar da MESEM’e gidiyorlar. Zira MESEM’lerde çalışan birçok öğretmen de, pek çok öğrenci için MESEM’i “köprüden önce son çıkış” olarak tanımlıyor. Özetle eğitimde fırsat eşitliği sağlanamadığında, mevcut seçenekler daraldığında, MESEM bazı çocuklar ve ebeveynler için geriye kalan tek mümkün yol gibi görünüyor. Eğitimde fırsat eşitsizliği çocukların yalnızca sahip oldukları imkânları değil, hayal edebildikleri ve mümkün gördükleri seçenekleri de daraltıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Görüşme yaptığımız çocukların, mesleki alanlarını ilgi ve becerilerine göre seçtikleri, rehberlik ve yönlendirme aldıkları da söylenemez.⁴</span><span style="font-weight: 400;"> Tanıdık ya da akraba işletmesi varsa, işletmenin hizmet alanı çocuğun tercihi olabiliyor ya da çocuklar, puanların yettiği okula gider gibi MESEM’lerde de nerede, hangi alanda iş bulurlarsa ya da hangi iş yerinin şartları daha iyiyse oraya gidiyorlar.</span></p>								</div>
				</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-6cbd7e6 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="6cbd7e6" data-element_type="container" data-e-type="container" id="3">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-36aa021 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="36aa021" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><strong>İşyeri deneyimleri </strong></h4><p><span style="font-weight: 400;">MESEM öğrencilerinin işyerlerinde aldıkları uygulamalı eğitimin en önemli belirleyicilerinden biri işyeri koşulları. Zira MESEM’ler çocukların işyerinde yaşadıkları yaralanmalı ve ölümlü kazalar da sık sık gündem oluyor. TBMM’de verilen bir soru önergesine yanıtta, 2025’in sonuna dek MESEM programında 2 bin 68 kaza kaydı bulunduğu; bu kazaların bin 391&#8217;inin ayakta tedavi edildiği, 597&#8217;si için istirahat verildiği, 31&#8217;inin hastanede yatılı tedavi edildiği, 5&#8217;inin yoğun bakımda tedavi gördüğü, 23&#8217;ünün cerrahi operasyon geçirdiği, 10&#8217;unun ise yaşamını yitirdiği açıklandı. Ancak, İSİG Meclisi gibi bağımsız kaynaklar MESEM programı kapsamında ölen çocuk sayısının daha yüksek olduğunu vurguluyor. </span><a href="https://www.isigmeclisi.org/21554-cocuk-isciligi-ile-mucadeleye-2025-yilinda-en-az-94-cocuk-isci-ha"><span style="font-weight: 400;">İSİG Meclisi verilerine</span></a><span style="font-weight: 400;"> göre sadece 2025 yılında 6 çocuk MESEM’lerde çalışırken hayatını kaybetti. 2023 Eylül’den bu yana MESEM’lerde hayatını kaybeden çocuk sayısı 19 oldu. Öte yandan, bir başka soru önergesine verilen </span><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T7/WebOnergeMetni/16bc1f28-e9cf-4f6a-b2e3-ab9af87017d7.pdf"><span style="font-weight: 400;">cevapta</span></a><span style="font-weight: 400;"> ise MESEM programı kapsamında yaralanma ve ölümle sonuçlanan iş kazalarının inşaat, metal, ağaç işleri, motor ve makine sektörlerinde yoğunlaştığı belirtiliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">MESEM’e devam eden çocuklar usta öğreticilik belgesine sahip çalışanı olan işyerlerinde çalışabiliyorlar.</span> <span style="font-weight: 400;">MESEM öğrencileri işletmede beceri eğitimine başlamadan, okul/kurum müdürü, işveren ve öğrencinin velisi arasında mesleki eğitim sözleşmesi yapılıyor. Bu sözleşmede tarafların görev ve sorumlulukları tanımlanıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Millî Eğitim Bakanlığı, yazılı bir soru önergesine verdiği </span><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T7/WebOnergeMetni/0e5bf65e-d885-4707-83de-e0da03a91a79.pdf"><span style="font-weight: 400;">yanıtta </span></a><span style="font-weight: 400;">öğrencilerin işletmelerde aldığı beceri eğitiminin hafta içi günlerde, günde 8 saati geçmemek üzere saat 22.00’ye kadar yapılabileceğini, hafta sonu öğrencinin işletmeye gelmesi isteniyorsa velisinden izin alınması gerektiğini belirtiyor. MESEM öğrencileri, yaz ve sömestr döneminde tatile girmiyorlar. Yıl içinde 30 gün ücretli, 30 gün ücretsiz izin hakları var. İş kazası ve meslek hastalığına karşı sigorta primleri devlet tarafından ödeniyor ancak bu prim emekliliğe sayılmıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Belirli kurallar, yasal mevzuat olsa da çocukların çalışma koşulları işyerinden işyerine değişiyor. Görüştüğümüz çocukların bazıları günde sekiz saatten fazla çalışıyor ve izin haklarını kullanamıyor bazıları ise kurallara ve çalışma saatlerine özen gösterilen iş yerlerinde çalışıyorlardı.</span></p><h6><strong>Mevzuat belli ama koşullar değişken </strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz çocukların büyük çoğunluğu küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde çalışıyorlardı. Şartların iyi olduğu küçük işletmeler de bulunuyor ancak işyerlerinin kurumsallığı arttıkça şartların iyileştiğini söylemek mümkün. İdareciler de otomotiv ve kuaförlük alanları gibi küçük ölçekli işletmelerin ağırlıkta olduğu ve kurumsal olmayan alanlarda öğrencilere kötü davranışların daha yoğunlukla yaşandığını söylüyor, kurumsal işletmelerde uygulamalı eğitim sürecinin daha belirli ve düzenli bir şekilde ilerlediğinin altını çiziyorlar. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bazı çocuklar iş yerlerini kendi bulmuş bazıları ise kayıtlı oldukları MESEM tarafından işyerlerine yerleştirilmişlerdi. Öğretmen ve idareciler, mümkün olduğu sürece, daha kurumsal ve işleyişi belirli işletmeleri tercih etmeye çabaladıklarını vurguluyorlar. Konuştuğumuz bir öğretmen, çalıştığı MESEM’deki yiyecek-içecek hizmetlerindeki öğrencileri çoğunlukla daha kurumsal ve daha fazla usta öğreticinin bulunduğu otellere yerleştirmeyi tercih ettiklerini belirtirken restoran gibi, saatlerin daha belirsiz ve daha az sayıda öğreticinin olduğu yerleri tercih etmediklerini söylüyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar içinde günde 8 saat çalışan da çalışma saati 10-12 saati bulanlar da vardı. Kimi haftanın 4, kimi 5, kimi de 6 günü çalışıyordu. Görüştüğümüz öğrenciler arasında haftanın tek “okul” gününde dahi ders bittikten sonra işe çağrıldığını söyleyenler oldu. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Tıpkı işyeri koşulları gibi öğrencilerin aldıkları ücretler de sektörden sektöre, işyerinden işyerine değişiyor. MESEM’e devam eden öğrencilere devlet tarafından 9, 10 ve 11. sınıfta asgari ücretin yüzde 30’u kadar yani en az 8 bin 422 TL, 12. sınıfta ise asgari ücretin yüzde 50’si, en az 14 bin 37 TL ödeniyor. Konuştuğumuz çocuklar arasında devletin ödediği bu ücret dışında işvereni tarafından başka hiçbir ücret ödenmeyen çocuklar da, bunun üstüne işvereni tarafından ücret eklenenler de vardı. Öte yandan Güzelli̇k ve Saç Bakım Hi̇zmetleri̇, Büro Hizmetleri gibi devlet katkısı verilmeyen alanlarda çalışanlar da vardı. </span></p><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Daha önce iki sene kurumsal bir otelin restoranında çalıştım. Haftada 4 gün çalışıyordum. Davetlerde, düğünlerde yemek yapan ekipteydim. Son senemde bir otele geçtim. Ama eski yerim daha iyiydi. Maaşı 13 bindi ama kurumsaldı. Şimdi haftanın beş günü sabah 07.00-15.30 arası çalışıyorum. 17 bin alıyorum. İş bilmeme rağmen iş vermiyorlar. Maaşlar geç yatıyor. Genel olarak mutfak zor bir ortam. Gergin. İş hayatım boyunca çok kere mutfaktan kovuldum. Parmaklarımı kestim. Tahammül yok. Ne memnunum ne memnun değilim.”</strong> <br />(Akın, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Meslekteki durumunuz tamamen çalıştığınız yere bağlı. Restoranlar daha zor. Oteller daha iyi. Güya aşçılık… Arkadaşlarımı da görüyorum tepsi sil, temizlik yap, kilolarca tavuk doğra sadece… Komi bile sana iş buyuruyor. Bir buçuk sene restoranda çalışırken gece 23.00’te çıkıyordum. 14 bin kazanıyordum. Sonra otele geçtim. İki gün sağlık raporu aldım. İşten çıkardılar. 12. sınıfım iş bulmam lazım, devamsızlıktan kalmamak için. Hocalar ‘sen de iş yeri ara’ diyorlar. Dört yılda işi öğrendim biraz ama mezun olunca da ne yapacağımı bilmiyorum. Çok da memnun değilim.”</strong> <br />(Osman, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Bir buçuk yıldır oto sanayide çalışıyorum. Haftanın beş günü 08.00-17.30 saatleri arasında çalışıyorum. Gece 23.30’a kadar mesaiye kaldığım günler de oluyor. Usta sadece devletin verdiği parayı vermiyor. Toplamda 24 bin TL kazanıyorum aylık. İşi öğreniyorum. Motoru, şanzımanı söküp takabiliyorum mesela. Bir ay yıllık izin kullandım. Çalışırken çelik ayakkabı, eldiven kullanıyoruz.”</strong> <br />(İhsan, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Oto sanayide çalışıyorum liseyi 9. sınıfın ikinci döneminde bırakıp geldim. 13 bin TL kazanıyorum.”</strong><br />(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı</span></i><span style="font-weight: 400;">) </span></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Haftanın 5 günü 09.00-19.00 saatleri arasında çalışıyorum. Ayda 13 bin TL kazanıyorum.”</strong> <br />(Ayşe, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Haftanın 5 günü 09.00-19.00 saatleri arasında. 20 bin sabit bir ücretim var. Bahşiş falan da oluyor. Benimki yine iyi; 6 bin TL, 8 bin 700 TL alanlar var.</strong> <br />(Aylin, 16, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>İnşaatlarda sıhhi tesisat yapıyoruz. Haftanın 5 günü günde 8 saat çalışıyorum. Tehlikeli işleri ustam yaptırmıyor. Dairelere tesisat yapmayı öğrendim. Temele boru atma, mutfak bataryası, musluklar bunları öğrendim. Ustam benden memnun ben de ondan memnunum. Devlet desteğiyle verilen aylık 8 bin 500 TL’nin üstüne haftalık da 6 bin TL ücret alıyorum. Yani aylık 32 bin 500 TL kazanıyorum. Birazını anneme veriyorum. Birazıyla atıştırmalık şeyler alıyorum kendime. Otobüs kartımı dolduruyorum. Üç ablam var; biri evli, biri evde, diğeri de üniversitede okuyor. Onun okul kaydına yardımcı oldum. Kalan paramı da biriktiriyorum. Bu alanda devam etmek istiyorum.”</strong> <br />(Mahmut, 15, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme)</span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>10. sınıfta denizcilik meslek lisesini bırakıp motor mekaniği alanında çalışmaya başladım. MESEM’e kayıtlı değildim bir sene. Çalıştığım yerdeki kişinin usta öğretici belgesi yoktu. Bir yıl çalıştıktan sonra MESEM’e 10. sınıftan başladım ve usta öğretici belgesi olan bir işyerine geçtim. Bir gün okula geliyor, diğer günler çalışıyorum. Bir tek pazar günü yarım gün çalışıyorum. Torna, kaynak yapıyorum. Amortisör topluyorum baştan aşağı, ustalar öğretti. Devlet teşviğinin üstüne işyeri de ekliyor 55 bin TL ücret alıyorum.”</strong><br />(Kemal, 19, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Üç katlı bir yerde çalışıyorum. Kuaför kısmı, ağda odaları, manikür, pedikür…. İzleyerek öğreneceksin dediler, ilk başta iş öğretmediler. Temizliği de yapıyordum. Son bir aydır ‘abla işlemlere geçeyim artık’ dedim. Geçtim. Şimdi memnunun. Ücret az ama kardeşimin servis parası için aileme destek oluyorum.”</strong> <br />(Nur, 17, Güzelli̇k ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Protez tırnak yapan bir yerde çalışıyorum. Uzun süredir çalışıyorum, işi iyi bildiğim için çalışma hayatından artık memnunun. Kimsenin desteği olmadan para kazanmak hoşuma gidiyor. 45 bin TL ve prim ile çalışıyorum.”</strong> <br />(Selin, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><h6><strong>Usta öğreticilerin yetkinliği</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">MESEM öğrencilerinin işyerlerinde aldıkları uygulamalı eğitimin en önemli belirleyicilerinden bir diğeri ise birebir çalıştıkları usta öğreticiler. Usta öğreticiler 40 saatlik ve 17 dersten oluşan çevrimiçi iş pedagojisi kursunu tamamlayarak sonrasında sınava giriyorlar. Bu kurs kapsamında; mesleki eğitim, iş sağlığı ve güvenliği, iletişim ve eğitim psikolojisi gibi alanlarda eğitim </span><a href="https://sehitsacitolcaykabaklioglumtal.meb.k12.tr/icerikler/ustaogreticiispedagojisikursuhakkinda_16478794.html"><span style="font-weight: 400;">alıyorlar</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Görüştüğümüz MESEM idarecileri ve öğretmenleri, usta öğreticilerin eğitim süreçlerinin çevrimiçi olarak yapılması, on yıl ve üzerinde süredir çalışanların doğrudan sınava girmesinin usta öğreticilerin niteliğini olumsuz etkilediğini vurguluyorlar. Bir müdür yardımcısı, “İş açısından usta öğreticilikte yeterliler ama pedagojik anlamda yeterli değiller. Ustalarından nasıl öğrendilerse öyle davranıyorlar” diye tanımlıyor eksikleri. Birçok idareci, öğretmen ve öğrenci de usta öğreticilere yönelik benzer eleştirilerde bulunuyor. Öğrenciler, işletmede küfre ve mobbinge maruz kaldıklarını, belirsiz saatlerde çalıştıklarını ve izin alma durumunda hafta sonu da çalışmak zorunda kaldıklarını bizimle paylaştılar. İşveren ve usta öğreticilerin “sayemde iş öğreniyorsun” diyerek ilk yıllarda çoğunlukla ayak işleri verdikleri, iş öğretmeye başladıklarında ise bunu nasıl aktaracakları konusunda ciddi sıkıntılar yaşadıklarını ve öğrencilerin çoğunlukla izleyerek uygulamalı eğitim aldıklarını duyduk.</span></p><blockquote><p><span style="font-weight: 400;"><em><strong>İşveren teşvik için çalıştırıyor, çırak yetiştirmek için değil.”</strong></em> <br />(Müdür Yardımcısı)</span></p></blockquote><blockquote><p><span style="font-weight: 400;"><em><strong>İşletmenin yükünü çıraklar taşıyor. 10-15 öğrenci çalıştıran yerler var. Devlet desteği olduğu için çalıştırıyor. Olmasa o kadar eleman çalıştırmaz işyerinde.”</strong></em> <br />(Müdür Yardımcısı)</span></p></blockquote><blockquote><p><span style="font-weight: 400;"><em><strong>Telefon tamiri yapan yerde bir bakıyorsunuz 20 MESEM’li genç var. Yükleri de gençlere taşıtıyorlar.”</strong></em> <br />(Müdür Yardımcısı)</span></p></blockquote><h6><em><strong>“Bizim küçüğümüz gelene kadar ayak işi bitmez”</strong></em></h6><p><span style="font-weight: 400;">MESEM’deki idareci ve öğretmenlerin çocuklara özellikle ilk yıllar çoğunlukla ayak işleri verildiği gözlemi, çocukların deneyimlerinin de ortak noktalarından biri. Görüşme yaptığımız çocuklardan birinin “</span><i><span style="font-weight: 400;">Çırak olduğumuz için bizim bir küçüğümüz gelene kadar bize yaptırılan ayak işi bitmez. O adamlar geçmişinde bize davranılanın iki katını yaşamışlar” </span></i><span style="font-weight: 400;">sözleri,</span> <span style="font-weight: 400;">bunun onlar için ne kadar normalleştirildiğini gösteriyor. Buna benzer sözleri hemen hemen hepsinden duyduk.</span></p><h6><strong>İki yılda iki alan, üç iş yeri değiştirdi</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Çocukların bazılarının işyerinde uğradıkları fiziksel-sözlü şiddet ve mesleki eğitimin yetersizliği sebebiyle çok daha sık işyeri ve/veya alan değiştirdiğini söylemek mümkün. </span></p><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Bir kombi bayiinde çalışmaya başladım. İşi öğretmek yerine dükkan temizliyorduk, yemekleri aldırıyorlardı. Birkaç kere gece yarısına kadar işte tuttular, bu sebeple işten ayrıldım. Sonra oto tamircisine girdim, MESEM’deki alanımı da buna göre değiştirdim. Buradaki usta sürekli hakaret ediyordu, tüm temizlik, yemek işleri bendeydi. Araba bakımını öğrettiler, onu yapabiliyorduk sadece. Yıllık izne çıkmak istedim, işten çıkardılar. 10. sınıfta motor mekanik bölümünü bırakıp tesisat teknolojisi bölümüne geçtim tekrar. Buna göre bir iş yeri buldum. Burada patrondan memnunum. 8 bin 500 TL alıyorum. MESEM kapsamında çalıştığım yerlerde şunu gördüm; mantık çırak yetiştirmek olmuyor, üç kuruşa adam çalıştırmak gibi görüyorlar bunu. Ustalar da her zaman çok nitelikli değil. İş yerleri yeterli mesleki aletlere bile sahip değil.</strong> <br />(Barış, 16, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendime Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>MESEM’de ilk yılımda önce elektrik bölümündeydim. Elektrik tesisatlarına bakan bir dükkanda 7-8 ay çalıştım. Usta işi gösteriyordu ama iş güvenliği yoktu. Her işi de yaptırıyorlardı. Sonra ayrıldım. Otomobil servisi, oto tamircisinde başladım. Burada işi çok göstermiyorlardı. Bir usta vardı, arkadaşımla yan yana oturtuyordu bizi. ‘Sen ona vur, o da sana vursun’ diyorlardı. Biz yapmayınca onlar bize vurmaya çalışıyordu. Onlara da zamanında böyle davranmışlar, böyle diyorlardı. Sonra beni oradan aldı ailem. Başka işyeri bulamadığım için devamsızlıktan kaldım. Seneye 10. sınıftan tekrar başlayacağım.”</strong> <br />(Eren, 15, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>İşyerlerine bizi ‘verelim gitsin bir işyerine’ mantığıyla yollamasınlar. Ben ilk çalıştığım otobüs, tır ve kamyon servisinde şiddet gördüm. Defalarca otobüsten düştüm. Belimde fıtıklarım var. Ustalar değişip iyi birine denk gelmeyince çalışma koşulları da değişiyor. Uzun süre temizlik yaptıranlar oldu mesela. İş yerinden ayrılmak istedim ama olmadı. Bağlı olduğum MESEM’deki müdüre şikayetlerim ulaşmamış. Ayrıldım, oto sanayide gezerken burayı buldum. Üç dört aydır burada çalışıyorum.”</strong> <br />(Tahsin, 17, Motorlu Araçlar TeknolojisiAlanı) </span></i></p></blockquote><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Benim saç koparma hastalığım var. Bunun yüzünden çalıştığım ilk kuaförde zorbalık gördüm. İkinci gittiğim işyerinde hırsızlıkla suçlandım. Üçüncüsünde güya şakaymış gibi yapıp koluma saç maşası bastılar. Bu yaşananlar yüzünden sık sık işe gitmemezlik yaptım. Sınıfta kaldım. 11. sınıf olmam lazım ama 10. sınıftayım. Bu işyerlerindeyken de sürekli temizlik yaptırıyorlardı. Şimdi çalıştığım dördüncü yerde ses çıkarıyorum, iş öğreniyorum.</strong> <br />(Emel, 17, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) </span></i></p></blockquote><h6><strong>“Yıllık izin mi, o da ne?”</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Görüşme yaptığımız 32 çocuk arasında yıllık 30 gün ücretli izin hakkının tamamını kullanabilen sadece 2 çocuk vardı. Yani, yasal haklar uygulamada her zaman hayata geçmiyor. İzin kullanmak istediği için işten çıkarıldığını anlatan da, dört yılda toplam bir hafta izin yaptığını anlatan da oldu. Küçük ev aletlerinin tamirinde çalışan elektrik elektronik bölümü 12. sınıf öğrencisi yedi genç, yıllık izin kullanıp kullanmadıklarını sorduğumuzda “izin mi o da ne?” diye yanıt verdi. Öte yandan, MESEM kapsamında çalıştıkları bu dört yılın emeklilikleri için sayılmayacak olması hemen hemen görüştüğümüz tüm çocukların sorun olarak gördüğü ortak bir noktaydı. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimleri açısından zararlı olarak tanımlanan </span><a href="https://egitimreformugirisimi.org/cocuk-isciligi-sorunu-neden-cozulemiyor/"><span style="font-weight: 400;">çocuk işçiliği</span></a><span style="font-weight: 400;">, onların sosyal yaşamlarını da sıfırlıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Görüşme yaptığımız çocukların iş dışında bir hayatları yoktu. Okuldayken, en azından okul sonrası arkadaşlarıyla görüşebildiklerini, şimdi bunun mümkün olmadığını söyleyenler oldu. Öğretmenlerden de çocukların okul-iş arasında çok kısıtlı bir hayatı olduğunu vurgulayanlar vardı.</span> </p><blockquote><p><strong><i>Çok uzun saatler çalışıyorlar. Sosyal hayatları yok. Çocukların konuşmaya da ihtiyaçları var. Okula geldiklerinde ‘etkinlik yapın’ diye talepleri oluyor. Canları çok sıkılıyor, bir şeyler yapmak istiyorlar iş dışında da.”<br /></i></strong><i style="font-weight: normal;">(Rehber Öğretmen)</i></p></blockquote><blockquote><p><strong><i>Erkek kuaföründe sabah 09.00 akşam 21.00 çalışıyorum. Çok yorgun geliyorum. Çalışmak sosyal hayatı sıfırlıyor. Yatıyorum, kalkıp tekrar işe gidiyorum. Başka bir şey yapamıyorum. MESEM’e geçeceklere hiç kolay olmadığını söylemek isterim</i></strong><span style="font-weight: 400;"><strong>.”</strong> <br />(Serdar, 17, </span><i><span style="font-weight: 400;">Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Anlatılanlar, gençlerin temel psikososyal ihtiyaçlarını karşılayamadıklarına dair de önemli ipuçları veriyor. Oysa beynin yapısal ve işlevsel olgunlaşmasının hızla sürdüğü, çevresel etkilere yüksek duyarlılık gösterdiği kritik bir gelişim evresi olan </span><a href="https://psikiyatri.org.tr/4097/turkiye-de-cocuk-isciligi-ve-ruh-sagligi-uzerine-etkileri-raporu"><span style="font-weight: 400;">çocukluk ve ergenlik döneminde</span></a><span style="font-weight: 400;"> psikososyal ihtiyaçların karşılanması ve desteklenmesi çok önemli. Ç</span><span style="font-weight: 400;">ocuk işçiliği, çocuklara yetişkin sorumluluğu yüklediği için özgüven gelişiminde de sorunlara</span><a href="https://www.istanbulbarosu.org.tr/haber/istanbul-barosu-cocuk-haklari-merkezi-23-nisan-ozel-yayini-2"><span style="font-weight: 400;"> yol açıyor.</span></a><span style="font-weight: 400;"> Akran iletişiminden mahrum kalmanın sosyal izolasyona neden olduğu; akran ilişkilerindeki bu zayıflamanın, okuldan uzaklaşma ve toplumsal dışlanmayla birlikte psikolojik sorunları derinleştiren bir döngü yarattığı belirtiliyor. Araştırmalar çocuk işçiliğinin bazı psikolojik sorunlarla güçlü biçimde ilişki olduğunu da gösteriyor; depresyon ve anksiyete, en sık görülenleri.</span><span style="font-weight: 400;"></span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-0ca7ec7 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="0ca7ec7" data-element_type="container" data-e-type="container" id="4">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-730501d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="730501d" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><strong>“Okul” deneyimleri&nbsp;</strong></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">MESEM’e devam eden çocukların ve gençlerin işyeri gibi “okul” deneyimleri de çeşitleniyor. Bununla birlikte, MESEM&#8217;lerde çalışan öğretmenler ve idarecilerin MESEM programına ve “okul”da geçen bir güne bakışları çeşitli farklılıklar barındırsa da ciddi benzerlikler de içeriyor. Hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin anlattıkları işyerlerinde alınan mesleki eğitim gibi MESEM’deki eğitimin niteliğini de sorgulatıyor.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MEB 2024-25 eğitim öğretim yılı verilerine göre Türkiye genelinde 408 MESEM bulunuyor. Bu MESEM’lerin bazıları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde, bazıları ise tamamen ayrı binalarda. Çocuklar, bir gün gittikleri merkezlerde meslek derslerinin yanı sıra sadece matematik, Türk dili ve edebiyatı, tarih, din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri görüyorlar. MESEM’lerin şartları da kurumdan kuruma değişiyor; öğrenci mevcutları da. İstanbul’da gezdiğimiz 6 MESEM içinde öğrenci mevcudu 2 bine yaklaşan da, 250’den az olan da vardı. Bazılarının fiziki kapasitesi öğrenci sayısına göre hayli sınırlı kalıyordu. Örneğin 700 öğrencinin olduğu bir MESEM’de sadece 4 derslik bulunuyordu. Tüm öğrenciler aynı gün okulda olmasa da ve her bölümün öğrencileri farklı günlerde okula gelseler de özellikle öğrenci sayısı çok olan bölümler için sınıf mevcutları yükseliyor. Meslek atölyeleri için yeterli alan bulanamayabiliyor. Bazı MESEM’lerde rehberlik hizmetlerinin daha güçlü olabildiğini, öğrenciler için risk haritası çıkarıldığını, çeşitli etkinlikler düzenlendiğini gördük. Bazılarında ise rehber öğretmen olsa da öğrenci rehber öğretmeni görmedikçe aktif çalışmalar yapılmıyordu. </span>&nbsp;</p>
<h6><strong>“Okul” günü dinlenebilmenin yolu</strong></h6>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüşme yaptığımız çocuklar haftanın bir günü gittikleri “okul”u dinlenebilmenin tek yolu olarak tarif ediyor, okul gününü verimli geçirmediklerini anlatıyor. Tüm öğrencilerin sınavlarla ilgili söylediği ortak deneyim kopya çekmelerine göz yumulduğu. MESEM’lerle ilgili sosyal medya mecralarında yapılan paylaşımlarda da sınavların kolay olduğu ve telefonla kopya çekilebildiğine dair çok sayıda örnek bulunuyor. İdareci ve öğretmenlerin de bu duruma göz yumduklarını, aksi takdirde öğrencilerin okuldan mezun olamayacaklarını söylediklerini gördük. Sadece bir MESEM ziyareti sırasında, bir müdür yardımcısı kopyaya izin vermediklerini ancak “çok temel şeyler öğrettiklerini ve sorduklarını” vurguladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">MEB, MESEM için her ne kadar örgün eğitimin içinde dese de öğrenciler hatta öğretmenler için MESEM’ler örgün eğitimdeki “okul” ortamından çok farklı. Görüşme yaptığımız öğrenciler bir gün geldikleri MESEM’i “formaliteden gelinen bir yer” olarak görüyorlar. </span>&nbsp;</p>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Okulla MESEM’in çok farkı var. Haftada bir gün… Öğretmenin beni aklında tutması çok zor. Benim de öğretmenle iletişim kurmam…”</strong> <br>(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)</span></i></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>MESEM öğrencileri de üniversite sınavına girebiliyorlar. Sınava gireceğiz ama hiçbir bilgimiz yok. İş öğrendim ama okulluk bir şey yok. Eğitim yok, sınavları da kolay geçiyoruz.”</strong> <br>(Osman, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı)</span></i></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Eğitim sistemi hoşuma gitmiyor. Mesela niye İngilizce öğretmiyorlar bize. En gerekli şeylerden biri. İşten çıkıp eve geç geliyoruz. Okul dersini de sabah erkene koyuyorlar. Çok zorlanıyoruz. İş saatlerine canlı ders koyuyorlar. İşyerinde canlı derse girsek bile nasıl faydası olsun?”</strong> <br>(Aylin, 16, Güzellik &nbsp;ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)</span></i></p>
</blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin anlatısına paralel bir şekilde öğretmenlerin de “okul”da geçen güne dair yorumları o günün çok da verimli olmadığı yönünde. </span><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin kastettiği verim sadece öğretim açısından değil. Çocukların gelişimini, olası risklere karşı takiplerini yapmak açısından da haftada bir “okul” gününün yeterli olmadığı belirtildi.</span></p>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Bir günle eğitim olmaz. Öğretmen okulda olsa öğrencisini sınıfta, okul içinde, kantinde, etkinlikte görür takip eder. Okulun çocukla ilgili görüşü olur. Burada haftanın bir günü okulda ya da işletmelerde öğrencinin gelişimiyle ilgili bir şeyi takip etmek, fark etmek çok zor.”</strong> <br>(Koordinatör Öğretmen)</span></i></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>İş öğreneyim diye değil kolay yoldan diploma alayım diye geliyor çocuklar. Eskiden Çıraklık Merkezlerine öğrenciler sadece meslek öğrenmek için gelirdi.”</strong> <br>(Müdür Yardımcısı)</span></i></p>
</blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüşme yaptığımız öğretmenlerden bazıları öğrencilerin temel eğitimden çok zayıf geldiğini de vurguluyor. Okuma yazması dahi hâlâ sorunlu öğrenciler olduğunu, pek çok çocuğun dört işlem yapamadığını söylüyorlar. Bununla birlikte öğrencilerin kendilerini “okul”dan çok işte oldukları için öğrenciden ziyade işçi olarak tanımlamaları ve buna göre davranmaları, okulda geçen bir günü ve bu bir günde yapılan eğitimi doğrudan etkiliyor.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı öğrenciler MESEM’lerin ortamından da rahatsız olduğunu vurguluyor. Anlattıkları suça sürüklenme ve güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalabildiklerini açıkça gösteriyor.&nbsp;</span></p>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Ortam çok kötü. Zorba insanlar var. Bir iki öğretmen dışında pek iletişimde olduğum öğretmen de yok. Sınavları elimizde telefonla yapıyoruz.”</strong> <br>(Emel, 17, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)&nbsp;</span></i></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Okulun ortamı serseri dolu. Sevmiyorum. Gelmek istemiyorum. Buraya gelince işlerim de aksıyor. Okul belge almak için olmasa, düzgün eğitim verilse…”</strong> <br>(Selin, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)&nbsp;</span></i></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>Buraya gelmeden önce başka bir MESEM’e devam ediyordum. Orada öğrenciler arasında içki, sigara, uyuşturucu çok yaygındı. Torbacılık yapanlar bile vardı. Babam durumu fark edince beni o MESEM’den aldı. Bir süre açık lisede okudum. Şimdi bu MESEM’e başladım.”</strong> <br>(Selma, 16, Büro Yönetimi Alanı)</span></i></p>
</blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada MEB’in 2026-27 eğitim öğretim yılında mesleki eğitimde suça sürüklenme riskini azaltmak için </span><span style="font-weight: 400;">koordinatör öğretmen, usta öğretici ve öğrencinin staj yaptığı işletmedeki ustanın birlikte yer aldığı bir </span><a href="https://t24.com.tr/gundem/meb-risk-altindaki-ogrenciler-icin-yeni-rehberlik-sistemi-hazirliyor,1313166?_t=1777274241099"><span style="font-weight: 400;">rehberlik sistemi kurma, rehberlik derslerinin de artırılması planı</span></a><span style="font-weight: 400;">nın hayata geçmesi ve sürdürülebilir olması hayati önemde.&nbsp;</span></p>
<h6><strong>Devamsızlık da önemli bir sorun</strong></h6>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin sadece haftada bir gün “okul”da olmasının yanı sıra öne çıkan bir önemli sorun daha var: Sürekli devamsızlık… Çocukların altı gün “okul”, 30 gün işyeri devamsızlık hakkı var. Ziyaret ettiğimiz tüm MESEM’lerdeki idareciler, öğrencilerin yüzde 20 ile yüzde 40 arasında değişen oranlarda sürekli devamsız olduğunu ve “okul”a gelmediğini söylüyorlar.</span> <span style="font-weight: 400;">Ortaöğretim kurumlarındaki öğrenciler iki kez sınıf tekrarı yapmaları durumunda MESEM ya da açık liseye yönlendirilirken MESEM’de öğrencilerin bu kurumla ilişiklerinin kesilmesi için üç kez sınıf tekrarı yapmaları gerekiyor. Devamsız öğrenciler, okulla birlikte işletmeye de devam etmiyorlar. Dolayısıyla, devlet katkısıyla ya da devlet katkısız herhangi bir ücret almıyorlar. Ancak, kurumla ilişiklerinin üç kez sınıf tekrarı sonrası kesilmesi idarecilerin bahsettiği gibi önemli sayıda öğrencinin kağıt üzerinde sistem içerisinde yer almaya devam etmesine neden oluyor.&nbsp;</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-dfb2587 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="dfb2587" data-element_type="container" data-e-type="container" id="5">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-c0d8df1 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="c0d8df1" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><strong>İşyerlerinin Denetimi</strong></h4><p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilerin haftalık ders saatinin çoğunu geçirdiği ve pratik eğitimlerini tamamladığı işletmelerin denetimi, MESEM süreçlerinde öne çıkan sorunların başında geliyor. MESEM programına katılan işletmeler çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmeler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verileri, bu tür işletmelerde denetim oranlarının büyük işletmelere kıyasla oldukça düşük olduğunu </span><a href="https://chm.fisa.org.tr/mesleki-egitim-merkezi-ogrencilerinin-ciraklarin-haklara-ve-ozgurluklere-erisim-raporu-yayimlandi/"><span style="font-weight: 400;">gösteriyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. İşletmelerdeki iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili koşullar 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunuyla belirlenmiş ve bu denetimlerden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sorumlu tutulmuş olsa da MEB ve dolayısıyla MESEM öğretmenleri ile yöneticileri bu süreçte önemli roller oynuyorlar. MESEM’deki iş kazalarına yönelik tartışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği dönemde, alınan önlemlerle işletmelerin iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarıyla yeniden değerlendirilmesi ve şartların iyileşmediği durumlarda öğrencilerin yerleştirilmemesi </span><a href="https://karamanisg.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2024_02/09142629_meslekiegitimdeisggenelgesi202436.pdf"><span style="font-weight: 400;">kararlaştırıldı</span></a><span style="font-weight: 400;">. Ocak 2023-Haziran 2024 döneminde, koşullara uymayan 12 bin 927 işletmenin sözleşmesi denetimler sonucunda </span><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T7/WebOnergeMetni/f26a9813-a75c-46d2-9b7b-42869448c7b7.pdf"><span style="font-weight: 400;">sonlandırdı</span></a><span style="font-weight: 400;">. Benzer bir şekilde, bir sonraki eğitim-öğretim yılında, denetimler sonucunda 23 bin 252 işletme uygunsuz bulunarak sözleşmesi </span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/egitim/bakan-tekin-mesemlere-yonelik-elestiriler-bu-yaklasim-istatistigi-de-pedagojiyi-de-goz-ardi-ediyor/3771262"><span style="font-weight: 400;">feshedildi</span></a><span style="font-weight: 400;">. Ancak, bu süreçte değerlendirme sonrasında fesih işlemlerinin ve/ya şartların iyileşmesinin denetimlerinin öğretmenlere bırakılması, öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine yönelik süreçlere dahil edilmesi sendikalar tarafından </span><a href="https://www.ebs.org.tr/haber/mesleki-egitim-kurumlari-yonetici-ve-ogretmenleri-isletmelerde-is-sagligi-ve-guvenligi-tedbirlerinin-denetiminden-sorumlu-tutulmamalidir/6019"><span style="font-weight: 400;">eleştirildi</span></a><span style="font-weight: 400;">. Ayrıca, aynı yönetmelikle MESEM’lerde verilen iş güvenliği eğitimine yönelik adımlar da sıkılaştırıldı. Öğrenciler dönem ortasında MESEM’e kaydolsalar bile iş güvenliği ve sağlığı eğitimi almaları şartı </span><a href="https://karamanisg.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2024_02/09142629_meslekiegitimdeisggenelgesi202436.pdf"><span style="font-weight: 400;">getirildi</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p><h6><strong>Denetim kağıt üzerinde haftada bir, ancak koşulların belirlediği sıklıkla…</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Uygulamalı eğitim verilen işletmelerdeki denetimlerden sorumlu olan öğretmenlere koordinatör öğretmen deniyor. Yasal mevzuat, koordinatör öğretmenlerin her hafta düzenli olarak işletmeleri ziyaret etmesini, öğrencilerin devamsızlıklarını izlemesini, not işlerini tamamlamasını ve işyeri koşullarını denetlemesini söylese de pratikte denetimlerin içeriği ve sıklığı konularında çok farklı deneyimler öne çıkıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Koordinatör öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, koordinatörlük görevinin hangi sıklıkla yapılabileceğini belirleyen birincil unsur. Her ne kadar son zamanlarda MESEM’lere kayıt konusunda okul yöneticilerine kontenjan sınırı koyma hakkı tanınmış olsa da MESEM’lerdeki öğrenci sayılarının hızlı bir şekilde artması öğretmen başına düşen öğrenci sayısının bazı okullarda ciddi şekilde yükselmesine yol açıyor. Yapılan görüşmelerde, koordinatör öğretmenin yalnızca 18 öğrenciden de 70 öğrenciden de sorumlu olduğu örneklerle karşılaştık.</span></p><blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>İş sağlığıyla ilgili pek çok şeyi öğretmene yüklediler. Bu okulda koordinatör öğretmen başına 30 işyeri düşüyor. Bir ay içinde gezmesi lazım. Çocuklarla Whatsapp grupları kuruluyor. ‘İşyerinde bir şey olmasını beklemeden söyle, hemen yaz’ diyoruz. Çocuklar öğretmenlerini bilgilendiriyor. Bize denetleyin diyorlar ama biz uzman değiliz, sürekli iş yerinde değiliz. Öğrenci baret takıyor mu, ayakkabı giyiyor mu; En fazla ona bakabiliyoruz. Bir de çocuklara okulda iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili videolu eğitim veriliyor. Bazı işyerlerinde iş sağlığı güvenliği uzmanı var, bazılarında yok.”</strong> <br />(Öğretmen)</span></i></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Buna ek olarak, şehrin büyüklüğünün ve işletmelerin okula uzaklığının da yapılması gereken ziyaretlerin sıklığında belirleyici olduğunu söylemek mümkün. Küçük şehirlerde veya ilçelerde öğretmenler çoğunlukla yasal mevzuatın şart koştuğu haftalık ziyaretlerini gerçekleştirebiliyorken büyük şehirlerde ve/ya işletmenin okuldan uzak olduğu durumlarda ziyaretlerin ayda hatta iki ayda bire dek uzayan aralıklarla yapıldığı örneklerle karşılaştık. Görüştüğümüz MESEM’lerden birinde, bir koordinatör öğretmenin okuldan 30 km uzaktaki bir işletmeye gitmesi gerektiği söylendi. Benzer bir şekilde bir sanayi sitesinde yaptığımız görüşmede, işletmede çırak olarak çalışan bir öğrencinin 15 km uzaktaki bir MESEM’e devam ettiğinin ve çalışmaya başladığı birkaç aylık süreçte koordinatör öğretmeninin işletmeyi hiç ziyaret etmediğini; işletmeyle aynı ilçede bir MESEM’e devam eden diğer çırak öğrencinin öğretmeninin ise düzenli aralıklarla işletmeyi ziyaret ettiğini öğrendik. Bazı öğrenciler, öğretmenlerin ziyaretlerinin öğrencilere imza attırmaktan ibaret olduğunu, bazıları da kendi memnuniyetini sormak yerine ustabaşının memnuniyetini sorduğunu anlattı.<br /><br /></span><span style="font-weight: 400;">MEB tarafından yapılan bir </span><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T7/WebOnergeMetni/b59d0cbb-e8a0-4eff-bf2f-7238cbc593ae.pdf"><span style="font-weight: 400;">açıklamada</span></a><span style="font-weight: 400;">, çırak öğrenci çalıştıracak işletmelerde iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmesi zorunluluğu gibi ek tedbirlerin şart koşulmadığının ve denetimlerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapıldığının </span><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T7/WebOnergeMetni/a8c44c60-c0a9-470c-987e-1a15cc755765.pdf"><span style="font-weight: 400;">altı çiziliyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Öğrenci bir işletmede pratik eğitimine başlamadan önce işyerinden ustalık belgesi, usta öğreticilik belgesi, vergi levhası, iş sağlığı ve güvenliği formu ve kimlik fotokopisi gibi </span><a href="https://sincanimkbmtal.meb.k12.tr/icerikler/mesemkayitsartlarivekayiticingereklibelgeler_16520201.html"><span style="font-weight: 400;">belgeler</span></a><span style="font-weight: 400;"> isteniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ek olarak, koordinatör öğretmenler de işletmelerin uygunluğunu denetliyor. Ancak, bu süreçte öne çıkan bazı sorunlar da var.</span></p><h6><strong>Öğretmenler iş güvenliği konusunda yalnız</strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunlardan biri birçok öğretmenin uzmanlıkları dışındaki alanlarda koordinatörlük görevi yapmaları ve kendilerini iş güvenliği konularında yetersiz ve yalnız hissetmeleri. </span></p><blockquote><p><strong><i>Her şey koordinatör öğretmene bırakılıyor. İş güvenliği açısından tam bir denetleyici değilim ki. Ben bir, iki şeyi denetlerim ama sorumluluk sadece öğretmende olmamalı. </i></strong></p><p><i><span style="font-weight: 400;"><strong>İş güvenliği eğitimi alınıyor ama her iş yerine göre değişir. Alandan alana spesifik olmalı. Bir şey olduğunda da en altta kalan öğretmen oluyor. Böyle bir sorumluluk almak istemiyoruz, evrak iletiriz ama denetleme zor…”</strong> <br />(Öğretmen)</span></i></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Yaptığımız görüşmelerde, meslek öğretmeni olmasına rağmen uzmanı olduğu meslek alanından farklı alanlarda koordinatörlük görevi yapan birçok öğretmene rastladık. Konaklama ve seyahat hizmetleri alanından olan bir öğretmen, makine teknolojisi alanından öğrencilerin koordinatörlüğünü yaptığını belirterek “Çocuk yaptığı işleri anlatıyor ama bende uzmanlık açısından karşılığı yok” diyor. Başka bir öğretmen “Mesleki ve teknik Anadolu lisesindeki öğretmen, mobilya alanında ama kuaförlüğe koordinatörlüğe gidiyor” diyor. <br /><br /></span><span style="font-weight: 400;">Koordinatör öğretmen eksiğine dair sorunları çözmek adına Şubat 2025’te yasal mevzuatta bir değişiklik yapıldı. Koordinatörlük görevi için, meslek öğretmenlerinin yanı sıra gerekli durumlarda MESEM’lerde çalışan matematik, Türk dili ve edebiyatı, tarih ve din kültürü gibi, kültür dersleri öğretmenlerinin de koordinatörlük yapmalarının </span><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18812&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5"><span style="font-weight: 400;">önü açıldı</span></a><span style="font-weight: 400;">. Bunun önceki yıllara kıyasla iş yükünü azalttığı söylenebilir ancak koordinatörlük deneyimi olmasına rağmen uzmanlık konusunda kendisini yetersiz hisseden meslek öğretmenlerinin bile yaşadığı sorunların kültür dersleri öğretmenleri tarafından ne yoğunlukta yaşanacağı önemle takip edilmesi gereken bir konu. Bu konu üzerine konuştuğumuz, koordinatör öğretmenlerden sorumlu bir müdür yardımcısı, kültür derslerine giren öğretmenlerin iş güvenliği ve sağlığı eğitimi aldıklarını ve ihtiyaç h</span><span style="font-weight: 400;">â</span><span style="font-weight: 400;">llerinde onları desteklediklerini söyledi.</span></p><h6><strong>İşyerindeki sorunların çözümü: İşyeri değiştirmek </strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">Denetimlerin sıklığından sonra öne çıkan bir diğer sorun ise koordinatör öğretmenlerin denetim süreçlerini nasıl yönettikleri ve sorun olması hâlinde hangi adımları takip ettikleri. Öğretmenler ve idareciler, işyerleri üzerinde oldukça sınırlı bir yaptırım gücüne sahip olduklarını vurguluyorlar. Bir MESEM müdür yardımcısı, şikayette bulunulsa bile verilen süre içerisinde sorunların kağıt üzerinde halledildiğini ancak uygulamada işyeri koşullarının değişmediğini açıklıkla ifade etti. <br /><br /></span><span style="font-weight: 400;">Benzer bir şekilde, işverenle konuşmak dışında atılacak kısıtlı adımları olduğunu söyleyen birçok öğretmen ve idareci, sorunların konuşulduktan sonra da çözülmemesi durumunda işverenle sözleşmeyi feshetme yoluna gittiklerini ve öğrencilerini başka bir işletmeye yerleştirdiklerini söyledi. Koşullara dair, öğretmenlerin öğrencilerle konuşurken ve işyeri ziyaretleri sırasında kişisel inisiyatif olarak tabir edilebilecek noktalara ve önlemlere dikkat ettiklerini görüyoruz. Bir MESEM koordinatör öğretmeni, asansör alanında çalışan öğrencileriyle konuşurken “asansör çukuruna indim” diyen bir öğrenci duyduğu anda öğrencisini işyerinden aldığını, çünkü asansör çukurunun o yaştaki bir çocuk için oldukça tehlikeli olduğunu söylüyor. Bir diğer öğretmen, metal ayakkabı giymenin şart olduğu sanayi koşullarında öğrencinin terlikle dolaştığını gördüğünde yine öğrencisine yeni bir işletme bulma yolunu tercih ettiğini anlatıyor. Ev teknolojisi alanında koordinatörlük yapan bir başka öğretmen ise öğrencilerinin çamaşır ya da bulaşık makinesi taşımamasını işverene şart koştuğunu ve böyle bir durum duyması hâlinde öğrencisini işletmesinden alacağını söylüyor. Buna paralel bir şekilde, maaş ödemelerini alamayan veya sözleşme koşullarına uyum sağlamayan işletmelerle iş sözleşmelerinin feshedildiğini belirtiyorlar. Ancak, öğretmenlerin sözleşme feshetme yoluna gitmelerinin öğrencilerle ve velilerle aralarını açtıkları durumlarla da karşılaştık. Bu süreçte yeni işyeri bulma konusunda yaşanabilecek zorluklar ve belirli bir süre içerisinde yeni işyeri bulunmaması hâlinde öğrencinin sınıf tekrarı yapacak olması, bu tartışmanın önemli nedenlerinden.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmen ve idarecilerin MESEM programı kapsamındaki işletmelerin denetiminde öğrenciyi işletmeden almak, koşulları kötü işletmeleri kara listelere dahil etmek ve buraya yeni öğrenci göndermemek gibi daha geçici ve kişisel inisiyatifle oluşturulmuş çözümler geliştirdikleri dikkat çekiyor. Koordinatör öğretmen başına düşen öğrenci ve dolayısıyla işletme sayısının yüksekliği, farklı alanlarda uzmanlığı olan öğretmenlerin çalışma koşullarını ve makinelere hakim olmadığı işyerlerini ziyaret etmek zorunda kalmaları denetimlerin niteliğine dair soru işaretlerini artırıyor. MESEM programına yoğun olarak katılan orta ve küçük işletmelerin denetim süreçlerinde sık bir şekilde </span><a href="https://chm.fisa.org.tr/mesleki-egitim-merkezi-ogrencilerinin-ciraklarin-haklara-ve-ozgurluklere-erisim-raporu-yayimlandi/"><span style="font-weight: 400;">ziyaret edilmemesi</span></a><span style="font-weight: 400;">, bu tip işyerlerinde iş güvenliği önlemlerinin ve danışmanlık hizmetlerinin çoğunlukla kağıt üzerinde kalması, program kapsamında işyeri kazalarının yaşanmasına yol açabiliyor.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-b630b73 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="b630b73" data-element_type="container" data-e-type="container" id="6">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-122e25e elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="122e25e" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h4><strong>Değerlendirme </strong></h4><p><span style="font-weight: 400;">Eğitim deneyimi, çocuğun iyi olma hâlinin en önemli parçalarından biri. Okul sadece akademik becerilerin kazandırıldığı bir mekân değil. Okul, sosyal duygusal öğrenmenin gerçekleştiği, çocukların sosyalleştiği, korunduğu, birey olmayı ve toplumsal yaşamı tecrübe ettikleri bir mekân olma potansiyeli <a href="https://egitimreformugirisimi.org/hayati-ogreten-degil-yasatan-okul/">taşıyor</a>. Okulun bu işlevini düşündüğümüzde, MESEM’e devam eden çocuklar okulun bu potansiyelinden hayli uzakta. Çocuklar hanelerindeki, ebeveynleri arasındaki sosyo-ekonomik eşitsizlikleri eğitimle aşabilmeli. Okullarda gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri kültür-sanat, spor, kulüp ve atölyeler gibi etkinliklerin güçlendirilmesi, okullar arasındaki imkân ve öğrenme farklılıklarının kapatılabilmesi, tüm çocukların nitelikli eğitime erişimi ve devamı için çok önemli. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencileri eğitimde tutabilmek için destek mekanizmalarının da güçlenmesi gerekiyor. Tüm bunlara dair çözümleri güçlendirmeden, artırmadan MESEM’ler tıpkı saha görüşmelerinde tanık olduğumuz örnekler gibi sadece sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı, akademik açıdan zayıf, disiplin sorunu yaşayan çocukları nereye yönlendirebiliriz sorusunun cevabı hâline gelebilir. Eğitimdeki fırsat eşitsizliklerini derinleştirebilir. </span></p><h6><strong>Mevzuatta öğrenci, işyerinde değil </strong></h6><p><span style="font-weight: 400;">MESEM programı, Bakanlık tarafından örgün eğitim içerisinde değerlendiriliyor. Ancak, çocukların ve gençlerin okulda geçirdikleri süreden fazlasını işletmelerde geçirmeleri ve kendilerini öğrenciden çok bir çalışan olarak görmeleri, MESEM&#8217;leri bir örgün eğitim programı olarak değerlendirmeyi </span><a href="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/11/EIR_2025.pdf"><span style="font-weight: 400;">zorlaştırıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Öğrencilerin eğitim açısından sahip oldukları imkânlar, “okul”daki ve işletmelerdeki koşulları onların sadece kağıt üzerinde öğrenci olduklarını gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yaptığımız görüşmeler öğrencilerin MESEM’lere kaydolmasından, işyerlerindeki koşullarına, hem “okul”da hem de işletmelerde aldıkları eğitimin niteliğine dair sorulması gereken pek çok soru olduğunu bir kere daha gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Anlatılanlar, mevzuattaki kurallara, düzenlemelere rağmen, MESEM’lerde çocuğun iyi olma hâlinin, çalışma ortamlarının uygunluğunun ve eğitimin niteliğinin büyük ölçüde işletme sahibinin ve usta öğreticinin inisiyatifine, bilgi ve becerisine kalabildiğini gösteriyor. Sahada duyduğumuz deneyimler </span><span style="font-weight: 400;">MESEM’lerin “çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak kullanılmasını meşrulaştırdığı” eleştirilerinin bir karşılığı olduğunu gösteriyor. Öğrencilerin eğitim süreçlerinden çok üretim süreçlerinin parçası hâline gelmesi, çocukların gelişimsel ihtiyaçlarının geri planda kalması ve iş güvenliği riskleri, mevcut yapının çocuk hakları açısından yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. </span></p><ul><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Öncelikle mesleki eğitimdeki mevcut durum ve ihtiyaçlar düşünülerek, MESEM’lerde eğitim ve işyeri dengesi çocuk haklarını önceleyen bir bakış açısıyla ele alınmalı ve yeniden kurgulanmalı. </span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İşletmelerin çocukların yalnızca iş öğrendikleri yerler değil, yaşlarına uygun bir şekilde zihinsel, sosyo-duygusal gelişimlerini destekleyecek şekilde kurgulanmaları da bir diğer önemli nokta. </span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">MESEM’lere dahil olan işletmelerdeki usta öğreticiler belirli aralıklarla aldıkları çeşitli eğitimlerle desteklenmeli.</span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İ</span><span style="font-weight: 400;">ş güvenliği ve sağlığı konusundaki yetersizlikler, eksikler sadece koordinatör öğretmenlerin altından kalkabileceği veya değiştirebileceği bir sorun değil. Bu nedenle, işletme denetimlerinde öğretmen sorumluluğunun eğitim-öğretim faaliyetleriyle sınırlı kalması ve iş güvenliğine yönelik denetimlerin alanın uzmanları tarafından gerçekleşmesi gerekiyor. </span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İş güvenliği uzmanlarının sayısı artana kadar, özellikle kazaların yoğun olarak gerçekleştiği alanlarda (makine, motor, inşaat gibi), koordinatör öğretmenlerin bu alanlardan seçilmesi, öğretmenlerin denetime gittikleri işletmeleri daha etkin bir şekilde denetlemelerini sağlayacaktır.</span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Çalışma Bakanlığı tarafından düzenlenen “Çocuk ve Genç İşçi̇leri̇n Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeli̇k”, çocuk işçilerin çalışabilecekleri alanları ve sektörleri yaş gruplarına göre ayırarak belirliyor. Ancak, MESEM programındaki sektör ve alanlara baktığımızda, yönetmelikle bir uyumsuzluk dikkat çekiyor. Ağır sektör olarak tanımlanabilecek ve yönetmelikte çocuk işçilerin çalışabileceği sektörler dışında kalan motor, makina ve inşaat gibi alanların MESEM programında yer alması ve öğrencilerin 9. sınıf itibarıyla bu sektörlerde çalışabilmesi öne çıkan tutarsızlık olarak </span><a href="https://elestirelpedagoji.org/wp-content/uploads/2025/10/12.mesem-modelinin-celiskileri.pdf"><span style="font-weight: 400;">dikkat çekiyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Bu bağlamda, ağır olarak tanımlanan ve yüksek kaza riski bulunan sektörlerde öğrencilerin çırak olarak işe başlayabilecekleri yaşın yükseltilmesi bir çözüm olabilir. </span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Birçok MESEM’de koordinatör öğretmen ve idarecilerin, çalışma koşulları kötü olan işyerlerini kara listeye aldıklarını ve bu işletmelere öğrenci göndermediklerini deneyimledik. Bu tip, inisiyatife dayanan önlemlerin çırak öğrenciye sahip başka kurumlarla da paylaşılması ve denetim süreçlerinde üretilen bilginin yaygınlaştırılmasına da ihtiyaç var.</span></li><li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Özellikle büyükşehirlerde artan mesafeler denetimlerin düzenli aralıklarla yapılmasının önündeki en büyük engellerden biri. İşletmeler ve okul arasındaki mesafeye sınır konulmalı.</span></li></ul><p><span style="font-weight: 400;">Saha ziyaretleri boyunca yaptığımız görüşmelerde, birçok aktör (işveren, öğretmen ve idareci) çıraklıkla uzmanlaşılan işlerde erken yaşta başlamanın öneminden bahsetti ve çoğunlukla &#8220;ağaç yaşken eğilir&#8221; atasözünü kullandı. Bu nedenle, çeşitli eleştirilerini bu yazıya yansıttığımız birçok aktör MESEM programının nitelikli çalışan yetiştirmek için gerekli, ancak geliştirilmesi gereken tarafları olan bir program olduğunu öne sürdü. Bu noktada belki de öne çıkan en önemli sorunlardan biri, çocukların işletmelerde karşılaştığı iş sağlığı ve güvenliği sorunları. Türkiye, 2023 ve 2024 yıllarında 100 bin çalışan başına düşen ölümlü iş kazası sayısında Avrupa ülkeleri arasında birinci, 100 bin çalışan başına düşen ölümlü olmayan iş kazalarında ise Avrupa ülkeleri arasında Fransa’nın ardından ikinci </span><a href="https://rshiny.ilo.org/dataexplorer22/?lang=en&amp;segment=indicator&amp;id=SDG_F881_SEX_MIG_RT_A&amp;ref_area=TUR"><span style="font-weight: 400;">sıradadır</span></a><span style="font-weight: 400;">. Türkiye’de iş güvenliğine yönelik tedbirlerde görülen yaygın sorunlar, aynı sorunların MESEM programı kapsamında işletmelerde çırak olarak çalışan çocukların da yaşamasına, yaralanmasına ve hayatını kaybetmesine yol açıyor. Bu nedenle, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinde gerçekleşecek topyekün bir iyileşme, iş kazalarını ciddi bir oranda azaltmakla birlikte çocukların fiziksel sağlıklarını da koruyacaktır. Ancak, çocukların fiziksel sağlıkları ile birlikte bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimlerini destekleyici önlemler alınması da programın geliştirilmesi gereken bir diğer önemli noktası.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, kısa vadede, çocukların maruz kaldığı hak ihlallerini azaltacak önlemlerin alınması çok önemli. Ancak mesleki eğitim, çocukların eğitim hakkını ve gelişimini merkeze alan güvenli bir öğrenme alanına dönüşmediği sürece mevcut sorunların devam etmesi ve MESEM’lerin çocuk işçiliğiyle birlikte anılması kaçınılmaz görünüyor.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-e9d749a e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="e9d749a" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-ccc24d2 elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="ccc24d2" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-ccc24d2" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-2141" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Dipnotlar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p>¹<span style="font-weight: 400;">Devlet katkısı verilen alanlar Orta Vadeli Program'da belirlenen hedefler doğrultusunda 29 Eylül 2023 tarihinde yeniden düzenlendi. Güzellik ve saç bakım hizmetleri, büro yönetimi, muhasebe ve finansman ve pazarlama ve perakende alanlarında devlet teşviği sona </span><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T7/WebOnergeMetni/d6890997-1d7c-4d27-b9f1-ebde170e31a5.pdf"><span style="font-weight: 400;">erdi</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p><p>²<span style="font-weight: 400;">Yasaya göre, örgün ortaöğretim kurumlarında iki kez sınıf tekrarı yapan öğrenciler, MESEM’e veya açık lisesine geçiş yapar. (Bkz. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/09/20230908-2.htm)</span></p><p><span style="font-weight: 400;">³2025-26 eğitim-öğretim yılında başlayan ve ortaokul-lise öğrenci gruplarını hedefleyen Mesleki İlgi ve Beceri Envanterleri mesleki rehberlik ve yönlendirme süreçlerini iyileştirmeyi amaçlıyor.</span></p></div></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmenliğin İtibarı &#124; Artan Beklentiler, Azalan İtibar</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/ogretmenligin-itibari-artan-beklentiler-azalan-itibar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 13:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48502</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi 2003 yılından bu yana süregelen izleme, araştırma, savunu ve saha çalışmalarına rehberlik etmesi amacıyla 2025-26 yıllarında iki alanda derinleşmeyi seçti: Öğretmenlik mesleği ve okul. Öğretmenlik alanında derinleşme çalışmalarımız için öğretmenlerle ve uzmanlarla görüşmeler yapıyor, ilgili mevzuatı inceliyor, ulusal ve uluslararası alanyazını tarıyor ve öğretmenlik mesleğine ilişkin güncel tartışmaları takip ediyoruz. Buna yönelik çalışmalarımızı paylaşmaya bir yazı dizisiyle başlıyoruz. Bu dizide, Türkiye’de öğretmenlik mesleğinin itibarını; bunun belirleyicisi olan ekonomik, sosyal, siyasi faktörleri ve öğretmenlerin “itibarı” nasıl deneyimlediğini araştıracağız. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48502" class="elementor elementor-48502" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-af257de e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="af257de" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-d4b2389 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="d4b2389" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunda öğretmenlik mesleğini derinlemesine konuşmak pek kolay değil. Atamalardan merkezi sınav sonuçlarına, mülakat puanlarından çalışma saatlerine kadar öğretmenler çoğu zaman bir sayıdan ibaret. Kimi zaman ise mesleğin profesyonelliğini zedeleyen bir algıyla sadece belirli günlerde “kahraman”¹</span><span style="font-weight: 400;"> olarak manşetlerdeler. Öğretmene, öğretmenin “niteliğine” ilişkin beklentiler günbegün artıyor; beklentilerdeki artış öğretmenin rolünü genişletiyor, sorumluluklarını karmaşıklaştırıyor ve mesleki gelişim gereksinimini </span><span style="font-weight: 400;">artıyor</span><span style="font-weight: 400;">. Öğretmenin eğitimdeki rolünün önemi giderek artarken mesleğin itibarı ise ekonomik durum, siyasi iklim, kültürel bakış açıları, örgütlenme hareketleri, paydaşlararası ilişkilerde dönüşüm ve sık yapılan politika reformları nedeniyle olumsuz yönde etkilenmeye devam ediyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Mesleki itibar; bir toplumun belirli bir mesleğe; o mesleğin algılanan önemi, gerektirdiği beceri düzeyi, eğitim yeterlikleri ve sosyal katkısına dayanarak atfettiği saygınlığı ifade ediyor.²</span><span style="font-weight: 400;"> Bu yazı dizisinde mesleki itibarı belirleyici faktörler³;</span><span style="font-weight: 400;"> mesleğin maddi ve profesyonel altyapısını oluşturan yapısal koşullar (ücret, özerklik, özlük hakları) ile toplumsal algıdaki sembolik değerinin (güven, statü, medya temsilleri) kesişimi olarak kavramsallaştırılıyor. Öğretmenlik mesleğinin itibarını tartışmak, yalnızca bir meslek grubunun toplumsal hiyerarşide yerini belirlemek değil, aynı zamanda eğitimin bir kamu hizmeti olarak niteliğini sorgulamak anlamına geliyor. Zira, araştırmalar “yüksek performans gösteren”⁴</span><span style="font-weight: 400;"> sistemlerinin temelinde, kendisini değerli hisseden öğretmenlerin olduğuna; mesleğin itibarıyla öğrenci başarısı arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor.⁵</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Toplumun hemen her kesiminin okul ve öğretmenle doğrudan teması olduğundan, meslek genellikle bireylerin öğrencilik yıllarındaki ya da velilik bağlamındaki kişisel deneyimleri üzerinden değerlendiriliyor. Öğretmenliği ve öğretmenin emeğini yetişkin perspektifiyle yeniden düşünmek; mesleği, öğretmenlerin çalışma koşullarına dair bilgi ve içgörü sahibi olduktan sonra yeniden değerlendirmek gerekiyor. ERG’nin öğretmenlik üzerine derinleşme çalışmaları kapsamında hazırladığımız bu yazı dizisinde mesleğin koşullarını öğretmenlerin sesiyle birlikte odağa koyarak öğretmenlik mesleğinin itibarının mesleğin hak ettiği şekilde güçlendiği bir eğitim ekosistemine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. </span></p><h4><b>İtibarı olumsuz etkileyen düzenlemelerin kısa tarihi</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Sosyal tarihimiz öğretmenlere yaklaşımın her daim değiştiğini; “mesleğin statüsü ve değerine ilişkin görüşün tutarsızlık sergilediğini ortaya koyuyor.”⁶</span><span style="font-weight: 400;"> Söz konusu tarihsel seyir, mesleğe dair bu tutarsız tavrın tesadüfi olmadığını, yapısal koşulların öğretmenliğin sembolik değerini doğrudan etkilediğini bu değerin de döngüsel biçimde mesleğin yapısal koşullarını değiştirdiğini gösteriyor. Örneğin, mesleğe giriş standartlarının düşürülmesi gibi yapısal bir dönüşümün sonucu öğretmenlerin yetkinliklerinin toplum nezdinde sorgulanmaya başlaması ve mesleki itibarın azalması olabiliyor. Nihayetinde en nitelikli adaylar öğretmenliği değil, itibarı daha yüksek alanları tercih ediyor; döngü böylece kendi kendini besliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Araştırmalar Türkiye’de “öğretmenlik mesleğinin itibarının yaklaşık yarım yüzyıldır gerilediği”ne işaret ediyor.⁷</span><span style="font-weight: 400;"> 1961’de yayımlanan İlköğretim ve Eğitim Kanunu’yla gelen vekil öğretmen uygulaması;⁸</span><span style="font-weight: 400;"> hızlı kentleşme ve büyüyen nüfusla oluşan öğretmen ihtiyacının yeterli eğitim ve formasyona sahip olmayan kişilerle giderilmesi; 1980’lerde neoliberal politikaların etkisiyle memurlar için düşük ücret politikası uygulanmaya başlanması;⁹</span><span style="font-weight: 400;"> öğretmenlere getirilen örgütlenme kısıtlaması;¹⁰</span><span style="font-weight: 400;"> 1990’larda özel okulların ve dershanelerin sayısındaki ciddi artış;¹¹</span><span style="font-weight: 400;"> eğitim fakültelerinin sayısının katlanarak artması ve atamaların KPSS’yle yapılmaya başlanması¹²</span><span style="font-weight: 400;"> mesleğin toplumsal konumunu olumsuz etkileyen uygulama ve düzenlemelerden öne çıkan başlıklar olarak gösterilebilir.¹³</span><span style="font-family: Cabin, sans-serif; font-size: 17px; font-style: normal; font-weight: 400;">’</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;">¹⁴</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Daha yakın dönemde ise kamuoyunda aralıksız tartışılan “atanamayan/ataması yapılmayan öğretmen” sorunu¹⁵,</span><span style="font-weight: 400;"> 2014’teki mevzuat değişikliğiyle özel okul öğretmenlerinin özlük haklarının devlet koruması altından çıkarılması¹⁶,</span><span style="font-weight: 400;"> dershanelerin kapanmasıyla sayısı hızla artan niteliği zayıf özel okullar, mülakatlarda adaletsizlik iddiaları¹⁷</span><span style="font-weight: 400;"> ve teknolojinin öğretmenin yerini alabileceği tartışmaları mesleğin itibarını erozyona uğrattı. Uzun yıllardır beklenen Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun mesleğin tanımını, haklarını ve güvencesini güçlendirmek yerine kariyer basamakları ve Milli Eğitim Akademileri gibi mevcut yapısal sorunları çözmeyen değişiklikler getirmesi hayal kırıklığı yarattı.¹⁸</span><span style="font-weight: 400;"> Öğretmen adaylarının Millî Eğitim Akademileri’nde yaklaşık bir yıl, çok düşük bir ücret alarak eğitim görecek olmasının mesleğin çekiciliğini azaltması riski de oldukça güçlüdür.¹⁹</span><span style="font-weight: 400;"> Bunların yanında yaygınlaşan sosyal medya kullanımı öğretmenlere dair olumsuz yorumların büyük kitlelere sirayet etmesini ve öğretmenlik mesleğinin yalnızca mesleğin sorunları üzerinden oluşmuş bir anlatıya indirgenmesini beraberinde getiriyor.</span></p><h4><b>Kamuoyunda öğretmenlik mesleği ve mesleğin sembolik değeri</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">“Yılda 200 gün tatilleri var ne gibi dertleri olabilir ki öğretmenlerin?”, “Yarım gün çalış, üç ay da tatil yap…” </span><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerle ilgili meseleler kamuoyunun gündemine geldiğinde ya da </span><span style="font-weight: 400;">öğretmenlerin sorunlarını ifade ettiği sosyal medya platformlarında bunlara benzer yorumların sıklıkla yapıldığını görmek mümkün. Öğretmenlerin tatil süresinin ve maaşlarının görece “yüksekliğine” dair toplumsal algı, öğretmenlerin hak arayışlarının/mesleğe ilişkin beklentilerinin kamuoyu nezdinde gereksiz ve fazla talepkar bulunmasını beraberinde getirebiliyor. Derinleşme çalışmalarımız sırasında görüştüğümüz öğretmenler de toplumun genelinin öğretmenlerin yorucu ve/ya zor bir iş yaptığını düşünmediğini belirttiler. Öğretmenler, yakın arkadaşlarının dahi “öğretmenler yatıyor” gibi ifadeler kullanabildiğini ve şaka yollu dahi yapılmış olsa böyle cümlelerin mesleğin itibarsızlaştırılmasını meşrulaştırabildiğini söylüyorlar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenin iş yükü ve yoğunluğu yalnızca girdiği ders saati/okulda geçirdiği süre/okulların açık olduğu gün sayısı üzerinden değerlendirildiğinde öğretmenin emeği, “kolay iş” söylemiyle görünmez kılınıyor. Mesleğin gerçek koşulları, özellikle de okulların bir işyeri olarak öğretmenlere sundukları/sunamadıkları göz ardı edildiğinde öğretmenliğin kolay ve konforlu olduğu anlatısı güçleniyor. Oysa ki ders hazırlığı, sınav değerlendirmesi, veli iletişimi, idari evrak yükü ve mesleki gelişim zorunlulukları öğretmenlerin büyük çoğunluğunun “tatil” olarak nitelendirilen dönemlerde de fiilen çalışmaya devam ettiğini gösteriyor. Toplumsal algı, öğretmenliğin kurumsal gerçekliğiyle temas etmeden oluşuyor ve bu durum mesleğin yapısal sorunlarını tartışmayı zorlaştırıyor. Bu temassızlık ayrıca öğretmenlik mesleğinin koşullarının iyileştirilmesi için yapılan savunuculuk girişimlerinin ve hak mücadelelerinin de kamuoyu nezdinde meşruiyet zeminini kaybetmesine neden oluyor.  </span></p><h4><b>Öğretmenliğin sorunlarının kamuoyuna nasıl yansıdığı mesleğin itibarını etkiliyor</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlik mesleğinin itibarında erozyon yaşanırken “[ö]ğretmen; alanyazında, politikalarda, basında ve kamuoyunda nitelikli eğitimin olmazsa olmazı olarak” konumlanmaya devam ediyor.²⁰</span><span style="font-weight: 400;"> Mesleğin itibarı; bugünün öğretmenlerinin donanımları, kapasiteleri ve becerilerinden tamamen bağımsız olarak eğitim ve istihdam politikalarının zayiatı hâline gelebiliyor. Öğretmenlik mesleğine ilişkin konuların kamuoyunda sınırlı bir çerçevede ele alınması ve öğretmenlerin sorunlarının yalnızca bu konularla gündem olması toplumun meslekle ilgili algısının da bu dar alanda şekillenmesine neden oluyor. Bu kısıtlı tartışma alanı, öğretmen yetiştirme sisteminin kurumsal yapısındaki ve istihdam süreçlerindeki temel problemleri görünmez kılıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Küresel ölçekte, pek çok eğitim sistemi öğretmen açığı ve dolmayan kadrolarla mücadele ederken Türkiye’de </span><span style="font-size: 17px;">hem ataması yapılmayan kadrolar hem de</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;"> öğretmen arz fazlası bulunuyor. Arz-talepteki dengesizlik, temel olarak öğretmen yetiştirme politikalarındaki stratejik planlama eksikliğinin ve reform tercihlerinin bir sonucudur. Eğitim fakültelerinin sayısındaki kontrolsüz artışla ihtiyacın çok üzerine geçen mezun sayısına,²¹</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;"> fen ve edebiyat fakültelerinden gelen yüz binlerce adayın eklenmesinin²²</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;"> neden olduğu akademik enflasyon²³</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;"> mesleğe girişte bir aday yığılması yarattı.  “&#8230;1990’lı yıllarda eğitim fakültesine rekabetçi bir puanla girip başarıyla bitiren bir gencin kamuya atanma ihtimali %100’e yakındı. Bugün bu oran KPSS’ye giren öğretmen adayları için %5’in altına düşmüş durumda.”²⁴</span><span style="font-size: 17px; font-weight: 400;"> </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sistemin kurgusundan gelen ve kronikleşmiş bu durum “atanamayan öğretmen” olgusunun toplumsal algıda süregelen bir mağduriyet alanı olarak yer etmesine neden oluyor.²⁵</span><span style="font-weight: 400;"> Öğretmen olma yeterliklerini karşılayan yüz binlerce kişinin aday havuzunda olması öğretmenliği sıradan, herkesin yapabileceği bir meslek konumuna getiriyor. Öğretmen adaylarının talepleri ve eleştirileri ise medyada mağduriyet ekseninden çıkamıyor. Oysa sorun, bireysel haksızlıkların çok ötesinde; öğretmen yetiştirme politikalarındaki stratejik planlama boşluğunun ve yapısal tercihlerin birikimli sonucu. Nihayetinde, öğretmenlik mesleğinin yalnızca bu tür krizler ve atama sayıları üzerinden gündeme gelmesi, toplumun meslekle kurduğu bağı bu dar alana hapsediyor. Dolayısıyla mesleki itibarı yeniden inşa etmek mesleğin bu kısıtlı tartışma çerçevesinden çıkarılarak toplumdaki değerinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor.</span></p><h4><b>Öğretmen derinleşme yazı dizisi</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Mesleğin itibarı öğretmenlerin çalışma koşullarını, motivasyonlarını ve geleceğin öğretmen kadrolarını dolaylı olarak da olsa etkiliyor.²⁶</span><span style="font-weight: 400;"> Öğretmenlik mesleğine ilişkin toplumsal yanılgılar, mesleğin gerçek koşullarını görünmez kılıyor ve öğretmenleri yıpratıyor. Özellikle mesleki hakların kamuoyunda haksız bir avantaj gibi sunulması, mevcut hakların iyileştirilmesi yönündeki mücadelelerin meşruiyetini erozyona uğratıyor; mesleğin şartları ile kamuoyundaki temsili arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor.  Dolayısıyla hem mesleğin yapısal koşulları hem de sembolik değeri giderek kötüleşiyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Derinleşme çalışmalarımız bağlamında yayımlayacağımız yazı dizisinin ilk bölümünde öğretmenlerin bir gününün nasıl geçtiğini onların hikâyeleriyle aktarırken mevcut mevzuatı inceleyecek ve alanyazındaki kavramsallaştırmalardan yararlanacağız. İlk yazı için farklı illerden, farklı kademelerden, farklı kıdeme sahip beş devlet okulu öğretmeniyle derinlemesine görüşmeler yaptık. Amacımız, öğretmenin bir gününü “okula geliş, okulda geçirilen zaman ve mesai sonrası” başlıkları altında incelemek, yapısal düzenlemelerin gündelik pratiğe nasıl yansıdığını somutlaştırmak, böylece deneyim ile politika arasındaki bağı/bağlantısızlığı görünür kılmak. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Yazı dizisinin ikinci bölümünde mesleki itibarın inşasında yapısal koşullar ile toplumsal değer arasında karşılıklı bir etkileşim bulunduğu tespitinden yola çıkarak eğitim politikalarının mesleki itibara etkisini farklı kariyer deneyimlerine sahip ücretli ve kadrolu öğretmenlerden dinleyeceğiz. İlerleyen bölümlerde okulda şiddeti ve güvenliği öğretmenler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileriyle gerçekleştirdiğimiz üç yuvarlak masa toplantısının öğrenimleri yardımıyla değerlendireceğiz ve ardından okulu bir işyeri olarak ele alarak çalışma ortamını ve iyi olma halini yine öğretmenlerden dinleyeceğiz. Nihai amacımız; mesleğin koşulları ve öğretmenlerin mesleki itibara ilişkin deneyimlerini öğretmenlerin görüşleri, aktarımları ve eleştirileriyle sahayla ilişkilendirmek ve mesleki itibarın güçlendirilmesinde öğretmenlerin mücadelesine destek olmak.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-8981d9f e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="8981d9f" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-5d1fa5f elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="5d1fa5f" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-5d1fa5f" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-9761" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Dipnotlar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p>¹<span style="font-weight: 400;">Farklı alanlardaki fedakarlıklarıyla kahraman ilan edilen öğretmenlere dair haberler sıklıkla basında yer alıyor. Birkaç örnek:</span><a href="https://www.sabah.com.tr/hakkari/2023/09/10/sinirda-fedakar-ogretmenler-okulu-boyayip-temizlik-yapti"><span style="font-weight: 400;"> Üç öğrenci bir kahraman</span></a><span style="font-weight: 400;">; </span><a href="https://www.hurriyet.com.tr/egitim/sobayi-yakan-da-var-okulu-boyayan-da-40655829"><span style="font-weight: 400;">Türkiye’den öğretmen hikayeleri: Sobayı yakan da var, okulu boyayan da</span></a><span style="font-weight: 400;">; </span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/yasam/dag-koyunun-fedakar-ogretmeni-soba-yakarak-isittigi-sinifta-ogrencileri-gelecege-hazirliyor/3751525"><span style="font-weight: 400;">Dağ Köyünün Fedakar Öğretmeni</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p><p>²<span style="font-weight: 400;">Hodge, R. W., Siegel, P. M. ve Rossi, P. H. (1964). Occupational prestige in the United States, 1925-63. </span><i><span style="font-weight: 400;">American Journal of Sociology</span></i><span style="font-weight: 400;">, 70(3), 286-302.</span><a href="https://doi.org/10.1086/223840"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1086/223840</span></a></p><p>³<span style="font-weight: 400;">Burbules, N. C. ve Densmore, K. (1991). The limits of making teaching a profession. </span><i><span style="font-weight: 400;">Educational Policy</span></i><span style="font-weight: 400;">, 5(1), 44-63.</span><a href="https://doi.org/10.1177/0895904891005001004"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1177/0895904891005001004</span></a><span style="font-weight: 400;">;</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Akiba, M., Byun, S., Jiang, X., Kim, K. ve Moran, A. J. (2023). Do teachers feel valued in society? Occupational value of the teaching profession in OECD countries. </span><i><span style="font-weight: 400;">AERA Open</span></i><span style="font-weight: 400;">, 9(1), 1-18.</span> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1177/23328584231179184;  </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. </span><i><span style="font-weight: 400;">İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 13(3), 1674-1695.</span><a href="https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969</span></a><span style="font-weight: 400;">; <br /></span><span style="font-weight: 400;">Kraft, M. A. ve Lyon, M. A. (2024). The rise and fall of the teaching profession: Prestige, interest, preparation, and satisfaction over the last half century (Working Paper No. 32386). <i>National Bureau of Economic Research</i>. https://doi.org/10.3386/w32386</span></p><p>⁴<span style="font-weight: 400;">OECD (2025). Results from TALIS 2024: The state of teaching. </span><i><span style="font-weight: 400;">OECD Publishing.</span></i><a href="https://doi.org/10.1787/90df6235-en"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1787/90df6235-en</span></a></p><p>⁵<span style="font-weight: 400;">Akiba, M., Byun, S., Jiang, X., Kim, K. ve Moran, A. (2023). Do teachers feel valued in society? Occupational value of the teaching profession in OECD countries. </span><i><span style="font-weight: 400;">AERA Open</span></i><span style="font-weight: 400;">, 9, 1-21.</span> <a href="https://doi.org/10.1177/23328584231179184"><span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1177/23328584231179184</span></a></p><p>⁶<span style="font-weight: 400;">Sykes, G. (1983). Caring about teachers. </span><i><span style="font-weight: 400;">Teachers College Record</span></i><span style="font-weight: 400;">, 84(3), 579-592.</span><a href="https://www.google.com/search?q=https://doi.org/10.1177/016146818308400305"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1177/016146818308400305</span></a></p><p>⁷<span style="font-weight: 400;">Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. </span><i><span style="font-weight: 400;">İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 13(3), 1674-1695.</span><a href="https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969"> <span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969</span></a></p><p>⁸<span style="font-weight: 400;">“İzinli öğretmenlerin yerlerine ve açık öğretmenliklere en az ortaokulu bitirenler vekil öğretmen olarak atanabilir.” bkz.  İlköğretim ve Eğitim Kanunu (1961, 5 Ocak). </span><i><span style="font-weight: 400;">Resmi Gazete</span></i><span style="font-weight: 400;"> (Sayı: 10705).  Nisan 2026, </span><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/10705.pdf"><span style="font-weight: 400;">https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/10705.pdf</span></a></p><p>⁹<span style="font-weight: 400;">24 Ocak Kararları: Polat, İ. (2015). Türkiye’de toplu iş sözleşmelerinin ücretler üzerindeki etkisi ve ekonomik analizi (1980-1997). </span><i><span style="font-weight: 400;">Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, (2), 177-198. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55109</span></p><p>¹⁰<span style="font-weight: 400;">12 Eylül’de memurların dernek ve siyasi partilere üye olmaları yasaklandı. <br /></span><span style="font-weight: 400;">Okçabol, R. (1990). Eğitimde 1980’li yıllar. </span><i><span style="font-weight: 400;">Education and Science</span></i><span style="font-weight: 400;">, 14(78), 61-71. https://educationandscience.ted.org.tr/article/view/160</span></p><p>¹¹<span style="font-weight: 400;">Keskin Demirer, D. (2012). Eğitimde piyasalaşma ve öğretmen emeğinde dönüşüm. </span><i><span style="font-weight: 400;">Çalışma ve Toplum</span></i><span style="font-weight: 400;">, 1(32), 167-186.</span><a href="https://izlik.org/JA85ZF48LL"> <span style="font-weight: 400;">https://izlik.org/JA85ZF48LL</span></a></p><p>¹²<span style="font-weight: 400;">Sezgin, F. ve Duran, E. (2011). Kamu Personeli Seçme Sınavının (KPSS) öğretmen adaylarının akademik ve sosyal yaşantılarına yansımaları. </span><i><span style="font-weight: 400;">Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 15(3), 9-22.</span> <span style="font-weight: 400;">https://dergipark.org.tr/tr/pub/tsadergisi/article/230331</span></p><p>¹³<span style="font-weight: 400;">Güçlü, M. (2013). 1950 ve 1980 yılları arasında Türkiye’de öğretmen yetiştirme alanında görülen temel eğilimler. </span><i><span style="font-weight: 400;">OPUS: Türkiye Sosyal Politika ve Çalışma Hayatı Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 3(4), 10-36. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/210691</span></p><p>¹⁴<span style="font-weight: 400;">Durdukoca, Ş. F. (2019). An analysis of teacher views on the prestige of teaching profession in Turkey. </span><i><span style="font-weight: 400;">Journal of Education and Training Studies</span></i><span style="font-weight: 400;">, 7(1), 125-139. https://files.eric.ed.gov/fulltext/EJ1202104.pdf</span></p><p>¹⁵</p><p><span style="font-weight: 400;">Bayar, A. (2021). Kronik bir problem olarak öğretmen atamaları sorunsalı. </span><i><span style="font-weight: 400;">Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi</span></i><span style="font-weight: 400;">, 10(2), 41-48. </span><a href="https://jret.elapublishing.net/files/109/MAN/10-2/10-2-4.pdf"><span style="font-weight: 400;">https://jret.elapublishing.net/files/109/MAN/10-2/10-2-4.pdf</span></a><span style="font-weight: 400;">; </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Memurlar.net (2018, 27 Mart). Atanamayan öğretmen sorunu daha da büyüyecek. Nisan 2026, </span><a href="https://www.memurlar.net/haber/672479/atanamayan-ogretmen-sorunu-daha-da-buyuyecek.html"><span style="font-weight: 400;">https://www.memurlar.net/haber/672479/atanamayan-ogretmen-sorunu-daha-da-buyuyecek.html</span></a><span style="font-weight: 400;">; <br /></span><span style="font-weight: 400;">Pervin Kaplan (2021, 15 Kasım) Atanamayan öğretmenler sorunu nasıl çözülecek? Nisan 2026, https://www.pervinkaplan.com/detay/atanamayan-ogretmenler-sorunu-nasil-cozulecek/19998</span></p><p>¹⁶<span style="font-weight: 400;">Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 14 Mart 2014</span></p></div></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zorbalıkla Mücadelede Merkeze Neyi Koyuyoruz?</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/zorbalikla-mucadelede-merkeze-neyi-koyuyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48453</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 ve 2026’da odaklandığı konulardan biri okul. Bu odaklanmanın ilk adımı olarak, geçtiğimiz yıl yirmincisini düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı da (İÖK 2025) okul temasıyla gerçekleştirdik ve <a href="https://egitimreformugirisimi.org/category/okul-hali-hayali/">Okul Hâli/Hayali</a> yazı dizisine başladık. “Okul nasıl?” diye sormaya ve düşünmeye devam ediyoruz. Yazı dizisinin dokuzuncu bölümünde Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Uzmanı Ceren Suntekin, çocukların güvenli bir sınıfı nasıl tarif ettiklerini anlatıyor; bu tariflerden yola çıkarak zorbalıkla mücadelede sorumluluğu çocuklara indirgeyen bakış açısını sorguluyor ve meseleyi ortaya çıkaran yapısal nedenlere dikkat çekiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48453" class="elementor elementor-48453" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-c5f65de e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="c5f65de" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-e2afb54 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="e2afb54" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Zorbalık üzerine konuşurken çoğu zaman hızlıca bir sonuca varıyoruz: “Zorba çocuklar var.” Bu cümle sorunu bir kişiye indiriyor. Ama aynı zamanda bizi en önemli sorudan uzaklaştırıyor: Bu davranışlar nasıl ortaya çıkıyor? Ve daha önemlisi, bu davranışların ortaya çıkmasına kimler zemin hazırlıyor?</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bugün elimizdeki araştırmalar, zorbalığın yalnızca bireysel bir mesele olmadığını açıkça gösteriyor. Okul ortamı, yetişkinlerin tutumları, kültür ve çocukların içinde bulunduğu ilişki ağı belirleyici rol oynuyor. Yani zorbalık, bir çocuğun “kötü” olmasıyla açıklanabilecek bir durum değil; çoğu zaman yetişkinler tarafından kurulan, sürdürülen ya da görmezden gelinen bir ilişkiler sisteminin sonucu.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada rahatsız edici bir gerçekle karşılaşıyoruz: Zorbalıkla mücadele ederken sorumluluğu çocuklara yüklemek, yetişkinlerin sorumluluktan kaçmasının en yaygın yollarından biri. Oysa çocuklar, içinde bulundukları dünyayı yeniden üretir; şiddeti, dışlamayı, alay etmeyi ya da güç kullanmayı çoğu zaman deneyimledikleri ilişkilerden öğrenirler. Bu yüzden “zorba çocuk” ifadesi, gerçekte olanı gizleyen bir etiket hâline gelir.</span></p>								</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-f629f56 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="f629f56" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
															<img fetchpriority="high" decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48458" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />															</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-402d334 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="402d334" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Bu etiketin yarattığı başka bir problem de sorunu bireyselleştirerek sistemsel nedenleri görünmez kılması. Oysa zorbalığın ortaya çıktığı ortamlara baktığımızda, çocukların kendini güvende hissetmediği, söz hakkının sınırlı olduğu, yetişkinlerin tutarsız ya da cezalandırıcı olduğu gibi benzer dinamikleri görürüz. Nitekim çocuk koruma uzmanı olarak görev aldığım Save the Children’ın yaptığı İstanbul’da Güvenli, Kapsayıcı ve Dayanıklı Okullar Araştırması kapsamında, 9–12 yaş arası çocuklarla yaptığımız odak görüşmeler, çocukların okul deneyimini yalnızca derslerle değil; güvenlik, adalet ve ilişki kalitesiyle birlikte değerlendirdiğini ortaya koyuyor. Çocuklar okulda mutlu olmak istediklerini söylerken, aynı zamanda korku, güvensizlik ve huzursuzluk duygularının yaygın olduğunu ifade ediyor.</span></p><h4><b>Çocuklar güvenli bir sınıfı nasıl tarif ediyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu bulgular, sahadaki çalışmalarla da örtüşüyor. CultureCIVIC (Kültür Sanat Destek Programı) desteğiyle yürüttüğüm “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar” projesi kapsamında 6–9 yaş arası çocuklarla sanatsal ifade yöntemleri kullanarak yaptığım atölyelerde çocuklar, güvenli bir sınıfın neye benzediğini oldukça açık bir şekilde tarif etti. Ekim ayında Urla’daki Aryom Kültür Merkezi’nde 20 çocukla yapılan kavramsal ve sanatsal içerik geliştirme çalışmasında da benzer ihtiyaçlar dile getirildi: Rahatlık, eğlence, dostluk, barış, hareket (özellikle spor), sanat, merak, sakinlik, eşitlik, adalet, doğayla temas, şiir, müzik, yazı yazmak, sevdiklerinin yanında olması ve saygı.</span></p>								</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1fa404e elementor-widget elementor-widget-image" data-id="1fa404e" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
															<img decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48459" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />															</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-3319cbf elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="3319cbf" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Bu ifade edilenler aslında oldukça çarpıcı. Çünkü çocuklar, “zorbalık olmasın” demekten çok daha fazlasını söylüyor; nasıl bir ortamda iyi hissedeceklerini tarif ediyor. 1. ve 2. sınıfa giden çocukların bu konuyu konuşup çizimlerinde hayallerini yansıtması, 3. ve 4. sınıfa giden çocukların ise hem derinlemesine tartışıp hem de çizimlerine bunu aktarması, çocukların yaşları ilerledikçe deneyimlerini daha doğrudan ifade edebildiğini gösteriyor. Bu da bize çocukların yalnızca korunması gereken bireyler değil; aynı zamanda deneyimlerini analiz edebilen ve çözüm önerebilen özneler olduğunu hatırlatıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar; okul çıkışlarını, kalabalık alanları ve okul çevresini de riskli olarak tanımlıyor; hatta bıçakla tehdit edilme, takip edilme ya da kaçırılma korkusu gibi deneyimlerden de söz ediyorlar.Çocuklar için güvenlik, sadece okul binasının içinde sağlanan bir durum değil; okulun çevresiyle, mahalleyle ve genel olarak toplumsal ortamla doğrudan ilişkili.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Üstelik çocuklar yalnızca sorunları tarif etmiyor, çözümün neye benzediğini de söylüyorlar. Öğretmenlerin kendilerine inanmasını, zorbalığın önlenmesini, küfür ve şiddetin engellenmesini, yetişkinlerin aktif destek vermesini istiyorlar. Ciddiye alınmak; bu aslında çok temel bir ihtiyaç ama tam da burada bir kırılma yaşanıyor. Çocuklar çoğu zaman anlatıyorlar, fakat yetişkinler yeterince duymuyorlar.</span></p>								</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-dcd81f0 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="dcd81f0" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
															<img decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48460" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />															</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-581d063 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="581d063" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Bu durum, yetişkinlerin duyguları ifade etme ve iletişim kurma konularındaki güçlükleri de görünür kılıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Atölye çalışmalarında dikkat çeken en önemli noktalardan biri, duygularını tanıma, ifade etme ve ihtiyaçlarını dile getirme konusunda en rahat olan grubun çocuklar olmasıydı. En çok zorlananlar ise üniversite öğrencileri ve yetişkinlerdi. Bu bulgu, sosyal duygusal öğrenmeye ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu ve mevcut eğitim, kültür, medya ve sosyal politika koşullarının bu becerileri nasıl köreltebildiğini açıkça gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla zorbalıkla mücadele, yalnızca çocuklara “doğru davranışı öğretmek” değil; yetişkinlerin kendi duygusal becerilerini ve ilişki kurma biçimlerini yeniden düşünmesini de gerektiriyor. Kendi gündemimizde neler var? Sorunlarla nasıl baş ediyoruz? Nasıl dinliyoruz? Nasıl tepki veriyoruz? Çocuğun anlattığına gerçekten inanıyor muyuz?</span></p><h4><b>Güvenli hissetmek için yetişkin desteği önemli</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Güvenli, Kapsayıcı ve Dayanıklı Okullar araştırmasında da çocuklar, öğretmenlerin kendilerine inanmadığını düşündüklerinde güvensizlik hissettiklerini açıkça ifade ediyor. Buna karşılık rehberlik servisi ve öğretmenlerle temas ettikleri bazı alanları güvenli olarak tanımlamaları, yetişkin desteğinin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Yani mesele sadece “var olmak” değil; nasıl var olduğumuz.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada öğretmenlerle yapılan çalışmalar da kapsayıcı ve güvenli sınıflar için önemli ipuçları veriyor. Atölye geri bildirimlerinde öğretmenler özellikle somut ve uygulamalı örneklere, yöntemlere ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar. Öğretmenlerin &#8220;kurtarıcı&#8221; ya da &#8220;kanka&#8221; olmadığını, her &#8220;sevilen&#8221; öğrenci varsayımının, &#8220;sevilmeyen&#8221; öğrenci varsayımına yol açtığı için çocukların haklarına erişiminde hakkaniyeti sarstığına vurgu yapıyorlar. Değişimin kendilerinden başlaması gerektiğini belirtiyorlar.</span> <span style="font-weight: 400;">Zorbalıkla mücadelede rolün yeniden tanımlanması gerekiyor. Öğretmen ne her sorunu çözen bir figür ne de çocuklarla sınırları belirsiz bir ilişki kuran biri. Aksine güvenli alanı mümkün kılan, sınır koyabilen ve ilişkiyi sürdürebilen bir yetişkin.</span></p>								</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-7e8bc86 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="7e8bc86" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
															<img loading="lazy" decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48461" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />															</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-154fe4f elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="154fe4f" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Daha geniş bir sorumluluk perspektifinden bakarsak da, devletin ve kurumların çocuk haklarını koruma yükümlülüklerini yeterince yerine getirmediğini rahatlıkla çıkarabiliyoruz. Güvenli okul ortamı, erişilebilir psikososyal destek, kapsayıcı eğitim-kültür politikaları ve çocuk katılımını merkeze alan uygulamalar bir “ekstra” değil, bir lütuf değil, bir hak. orbalık bireysel bir davranış gibi görünse de, bu haklar yeterince sağlanmadığında yapısal bir ihmalin sonucu haline geliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Zorbalık çoğu zaman yalnızca iki çocuk arasında yaşanıyormuş gibi anlatılır. Oysa her zorbalık olayının bir de izleyicileri vardır. Ve bu izleyicilerin sessizliği, zorbalığı güçlendirir. Bu sessizlik yalnızca çocuklara ait değildir; çoğu zaman yetişkinler de görmezden gelerek bu döngünün parçası olur. “Çocuklar arasında olur”, “Kendi aranızda halledin”, “Öpüşün barışın”demek, aslında müdahale etmeme kararını meşrulaştırır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan çocukların dünyasında yalnızca çatışma yok. Aynı odak çalışmasında çocukların kapsayıcılık geliştirebildiği de görülüyor. Çocuklar, farklılıklara saygı gösterdiklerini, engelli bir arkadaşlarına destek olduklarını, mülteci arkadaşları ile kurdukları ilişkileri, okulda sahiplendikleri sokak hayvanlarını, oğlanlar kızlar birlikte oynadıkları futbol maçının keyfini anlatıyorlar. Yani uygun koşullar sağlandığında dayanışmayı da kurabiliyorlar. Bu, zorbalığın “kaçınılmaz” olmadığını açıkça gösteriyor.</span></p>								</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-9f08375 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="9f08375" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
															<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-1024x724.png" class="attachment-large size-large wp-image-48462" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />															</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-6d53cab elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6d53cab" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların iyi olma hâline baktığımızda da benzer bir tablo var. Oyun oynarken, spor yaparken, doğayla temas kurduklarında kendilerini daha mutlu ve huzurlu hissediyorlar. Bu bulgu, atölyelerde dile getirilen ihtiyaçlarla da birebir örtüşüyor. Ağaçsız ve sıkışık alanların huzursuzlukla ilişkilendirilmesi, fiziksel ortamın duygusal iyi oluş üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlar bizi şu soruya getiriyor: Zorbalığın yerine ne koyacağız? Zorbalığı istemiyoruz, peki ama nasıl bir dünya inşa etmek istiyoruz?</span></p><h4><b>Şefkatli iletişimin önemi</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Eğer yalnızca yasaklar ve cezalar üzerinden ilerlersek, davranışı geçici olarak durdurabiliriz ama ilişkileri dönüştüremeyiz. Bu yüzden alternatiflere odaklanmak gerekiyor. Şefkatli iletişim bunlardan biri. Şefkat, sınırların ortadan kalkması değil; tam tersine, zarar veren davranışlara net sınırlar koyarken ilişkiyi koparmamayı mümkün kılar. Bu yaklaşım hem zarar göreni korur hem de zarar verenin sorumluluk alabileceği bir alan açar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Güvenli ve kapsayıcı alanlar oluşturmak da aynı derecede önemli. Çocukların kendilerini ve duygularını ifade edebildiği, hata yaptığında dışlanmadığı, farklılıklarıyla kabul edildiği ortamlar zorbalığın zeminini daraltır. Aidiyet duygusunun güçlü olduğu gruplarda zorbalığın daha az görülmesi tesadüf değildir.</span></p><h4><b>Ceza yerine onarıcı yaklaşım</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Onarıcı yaklaşımlar da burada kritik bir rol oynar. Ceza vermek yerine, zarar görenin ihtiyaçlarını merkeze almak ve ilişkiyi güvenli biçimde onarmak, tekrar eden zorbalığı azaltmada daha etkilidir. Çünkü bu yaklaşım, sorunu bastırmak yerine anlamaya ve dönüştürmeye çalışır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sonuçta zorbalıkla mücadele, hızlı çözümlerle ilerleyen bir süreç değildir. Ama yönü nettir:  Çocukları suçlamak yerine onları koruyan sistemler kurmak, sessiz kalmak yerine sorumluluk almak, cezalandırmak yerine ilişkiyi onarmak ve en önemlisi çocukları gerçekten duymak.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu mücadelede en kritik değişim zorbalığı “çocukların sorunu” olarak görmekten vazgeçip, onu yetişkinlerin kurduğu dünyanın bir yansıması olarak ele almak. Çünkü çocuklar bu dünyanın içinde büyüyor. Ve biz neyi mümkün kılıyorsak, onlar da onu öğreniyor.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-0cbe7ee e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="0cbe7ee" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-62c671a elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="62c671a" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-62c671a" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-1031" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Kaynaklar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p><span style="font-weight: 400;">CultureCIVIC: Yerel Hibeler Programı kapsamında desteklenen “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar Projesi ve Rehberi,</span><a href="https://www.culture-civic.org/projeler/zorbalikla-mucadelede-sefkatli-siniflar"> <span style="font-weight: 400;">https://www.culture-civic.org/projeler/zorbalikla-mucadelede-sefkatli-siniflar</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Save The Children, İstanbul’da Güvenli, Kapsayıcı ve Dayanıklı Okullar Araştırması, https://www.savethechildren.net/turkiye</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Şefkatli sınıf yaklaşımı hakkında:</span><a href="https://www.baskabirokulmumkun.org/yayinlar/sefkatli-sinif/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.baskabirokulmumkun.org/yayinlar/sefkatli-sinif/</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Empati ve sosyal beceriler:</span><a href="https://www.sabancivakfi.org/i/content/Fark-yaratan-beceriler-empati.pdf"> <span style="font-weight: 400;">https://www.sabancivakfi.org/i/content/Fark-yaratan-beceriler-empati.pdf</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakları temelli okul yaklaşımı:</span><a href="https://www.amnesty.org/en/human-rights-education/human-rights-friendly-schools/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.amnesty.org/en/human-rights-education/human-rights-friendly-schools/</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocuk katılımı üzerine:</span><a href="https://www.gencsesler.org/cocuk-katilimi/nedir/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.gencsesler.org/cocuk-katilimi/nedir/</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Sosyal Duygusal Öğrenme Akademisi</span><a href="https://www.sdoakademi.com/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.sdoakademi.com/</span></a></p></div></div></div>				</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okulda Şiddetin Ardındaki Yapısal Gerçeklik</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/okulda-siddetin-ardindaki-yapisal-gerceklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:58:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48442</guid>

					<description><![CDATA[Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının ardından okullarda artan şiddet olaylarının nedenleri ve çözümü tekrar gündeme geldi. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşen Köse, “Sorunu yalnızca bireysel patolojiye, ailedeki disiplin meselesine, sosyal medyaya, şiddet içerikli oyunlara ya da güvenlik açığına indirgemek bizi yanlış yola götürür. Bu şiddeti besleyen sosyal yapıların, kültürel kodların, eğitim politikalarının, ekonomik eşitsizliklerin, adalet sisteminin ve kurumsal yetersizliklerin birbirini nasıl beslediğini görmemiz gerekir” diyor. Köse, ABD’deki araştırmalar üzerinden, şiddetin kök nedenlerinin nasıl doğru tespit edilebileceğini ERG Blog’a yazdı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48442" class="elementor elementor-48442" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-7bff6ab e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="7bff6ab" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-d282a8d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="d282a8d" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Fatma Nur Öğretmen’in, öğrencisi tarafından katledilmesinin yasını ve öfkesini hâlâ içimizde hissederken, Şanlıurfa’dan ve hemen ardından Kahramanmaraş’tan gelen silahlı okul saldırılarıyla derinden sarsıldık. Güvenlik algısının sarsıldığı hiçbir ortamda eğitim-öğretimi hakkıyla sürdürmek mümkün değil. Okullarımızda artan şiddetin ve art arda yaşanan bu iki silahlı saldırının ardındaki nedenleri tespit etmek ve gecikmeden çözüm üretmek, politika yapıcıların en öncelikli görevi olmalıdır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Silahlı okul saldırıları, Türkiye’de bugüne kadar aşina olduğumuz bir olgu değil; ABD’de neredeyse toplumsal bir olgu hâline gelmiş durumda. Bu nedenle ABD kaynaklı araştırmalar, konuyu anlamak ve önleyici çerçeveler geliştirmek açısından bize yardımcı olabilir.</span></p><h4><b>Saldırıdan önceki sinyaller</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">ABD’de yapılan araştırmalarda birçok okul saldırganının niyetlerini saldırıdan önce dışa vurduğu görüldü. Saldırganların niyetlerini akranlarına sözel olarak ifade ettikleri, çevrimiçi tehditkar mesajlar paylaştıkları, silahı olduğundan bahsettikleri ve okul krokisi üzerinden plan çizdikleri tespit edildi. Nitekim, Şanlıurfa’daki olayda saldırganın açıkça sosyal medyada “Ben bu okulda katliam yapacağım” ifadesini yazdığını biliyoruz. Bu tür işaretlerin “kırmızı alarm” vermesi gerektiğinin bilinmesi, kolluk kuvvetlerinden eğitimcilere herkesin bu işaretleri tanıyabilmesi çok önemli.</span></p><h4><b>Saldırgan profili</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">ABD’de okul temelli silahlı şiddetin yaygınlaşmasıyla birlikte, “Tipik saldırgan profili var mı?” sorusuna yanıt arayan araştırmalar yapıldı. Bu çalışmaların önemli bir bölümü, tutarlı ve güvenilir bir demografik ya da psikolojik profilin bulunmadığı sonucuna vardı. Silahlı okul şiddetine karışan bireyler; yaş, sınıf düzeyi, aile geçmişi, sosyal deneyimler ve psikolojik özellikler açısından farklılıklar gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ancak araştırmalar, saldırganlarda bazı ortak risk örüntülerine ve yaşam deneyimlerine işaret ediyor. Sosyal izolasyon, zorbalık ve mağduriyet deneyimleri, travmatik ya da işlevsiz aile ortamları, depresyon, şiddetle özdeşleşme, silahlara duyulan hayranlık, intihar düşünceleri ve buna eşlik eden “kaybedecek bir şeyim yok” duygusu, yönetilemeyen yoğun öfke, değersizlik hissi ve geleceğe ilişkin umutsuzluk bu örüntüler arasında.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelindeki okul saldırılarının yüzde 97’sinin oğlan çocukları ve erkekler tarafından gerçekleştirilmesi ise meseleye toplumsal cinsiyet perspektifinden de bakmayı gerektiriyor. Erkeklik ve silahlı okul saldırıları üzerine yapılan çalışmalar, bu saldırıların tehdit altında hissedilen ya da “başarısızlığa uğramış” güçlü erkeklik algısıyla ya da gücü geri kazanma arzusuyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Araştırmalarda saptanan bu ortak risk örüntülerinin her birinin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağlamlarla iç içe geçmiş nedenleri var. Hiçbirini tek başına, yalıtılmış ve yüzeysel çözümlerle ele almak mümkün değil. Sorunu yalnızca bireysel patolojiye, yalnızca ailedeki disiplin meselesine, sosyal medyaya, şiddet içerikli oyunlara ya da yalnızca güvenlik açığına indirgemek bizi yanlış yola götürür. Bu şiddeti besleyen sosyal yapıların, kültürel kodların, eğitim politikalarının, ekonomik eşitsizliklerin, adalet sisteminin ve kurumsal yetersizliklerin birbirini nasıl beslediğini görmemiz gerekir. Silahlı okul saldırıları, eğitim sistemimizin artık alarm verdiğini acı biçimde yüzümüze vurmuştur.</span></p><h4><b>İyi niyetli ama yetersiz ve riskli öneriler</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Olayların hemen ardından en sık dile getirilen öneri, okullarda kapı güvenliği önlemlerinin artırılması yönünde oldu. Metal dedektörler, kameralar, X-ray cihazları, giriş-çıkış kontrolü, ziyaretçi kaydı ve güvenlik görevlilerinin yaygınlaştırılmasına ilişkin talepler sosyal medyada sıkça dile getirildi. Bu önlemler elbette tartışılabilir ve belirli ölçülerde uygulanabilir. Ancak, ne kadar sofistike güvenlik tedbirleri alınırsa alınsın, bunlar asıl soruna yol açan kök nedenleri ortadan kaldırmaz.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Gündeme gelen bir başka öneri ise “riskli okul” sınıflandırmaları yaparak bu okullarda önleyici çalışmalar yürütmek. Ancak riskin hangi ölçütlerle tanımlanacağı ve hangi okulun bu kategoriye gireceğinin nasıl belirleneceği son derece tartışmalı. Dahası, “riskli okul” etiketi okulun kendisine ve bulunduğu topluluğa zarar verebilir. Böyle bir etiket, öğrencileri ve eğitimcileri bir eğitim kurumu içinde değil, “sorunlu bir yerde” bulunduğu algısına götürebilir. Etiketlenmek istemeyen okul yönetimleri sorunları açıkça raporlamak yerine gizlemeye yönelebilir. Ayrıca bu tür etiketler çoğu zaman zaten yoksulluk ve yapısal dezavantaj yaşayan okullara daha kolay yapışır; böylece toplumsal eşitsizlikler eğitim dili içinde yeniden üretilmiş olur. Kısacası, iyi niyetli görünse de bu önerinin çözüme katkısı oldukça tartışmalı.</span></p><h4><b>Bugün acil yapılması gereken…</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bugün acilen yapılması gereken ilk şey, hızlıca profesyonel travma destek ekipleri oluşturmak ve saldırının yaşandığı okullardaki öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları, aileler ve geniş topluluk için uzun süreli psikososyal destek sağlamak olmalıdır.</span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Doğa Temelli Eğitim Bildirisini ve Türkiye’deki Durumu Değerlendiriyor</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/uzmanlar-doga-temelli-egitim-bildirisini-ve-turkiyedeki-durumu-degerlendiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48421</guid>

					<description><![CDATA[İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından liderler, <a href="https://egitimreformugirisimi.org/salzburg-doga-temelli-egitim/">Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi</a> yayımladı. Küresel krizler karşısında, doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi acil bir öncelik olarak tanımlayan bildiriyi çevre/doğa eğitimi alanlarında çalışan uzmanlar yorumluyor. Türkiye’de bu alanda yapılabilecekleri anlatıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48421" class="elementor elementor-48421" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-76d8fd0 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="76d8fd0" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-aeda283 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="aeda283" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h6><b>Ayşe Kula İlhan, Bal Kuşu Doğa Temelli Eğitim &amp; Ç/DEA</b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin doğayla kurduğu ilişki hem tarımsal hem de derin bir yaşam felsefesine dayanıyor. Türkiye’nin köylerinde doğayla uyumlu yaşam biçimleri, yüzyıllardır süregelen bir bilgi birikimi oluşturuyor. Bu bilgi, modern eğitim sisteminde yer bulamasa da, doğa temelli eğitimin özünü oluşturuyor. Babamın 1984’te köy okulundaki tarım dersinde yetiştirdiği bostanı, babaannemin kalbiyle fısıldadığı kurda, kuşa, aşa sözleri, dedemin ormana girerken baltasını mendille kapatarak doğanın kalbine iliştirdiği “zarar vermeye değil, ihtiyaç kadar almaya geldim” sözleri, komşularımızla dayanışarak ürettiklerimiz&#8230; Hepsi doğayla kurulan bağın sessiz öğretmenleri. Bu örneklere baktığımızda doğa temelli eğitim, salt doğada yapılan etkinlikler olmaktan çıkıyor; kültürel ekolojiyi, yerel üretim biçimlerini ve topluluk dayanışmasını da kapsıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu sebeple bildiride yer alan, doğa temelli eğitimin yalnızca pedagojik bir yaklaşım değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm aracı olduğu fikri, Anadolu’nun doğayla kurduğu kadim ilişkiyle anlam kazanıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de günümüzde hızlı kentleşme, çocukların doğayla temasını ciddi biçimde sınırlıyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan çocuklar için doğa, çoğu zaman yalnızca okul gezilerinde deneyimlenen bir “etkinlik” hâline geliyor ya da ekranlardan tanınıyor. Oysa doğa temelli eğitim yaşamın kendisi ve sadece kırsalda değil, şehirde de mümkün. Okul bahçeleri, parklar, hatta balkonlar bile çocukların doğayla bağ kurabileceği alanlara dönüşebilir. Doğa çok uzaklarda değil pencerenin ardında, hemen yanı başımızda, kendi içimizde saklı çünkü doğa biziz.Her birimiz doğanın parçasından öte doğanın kendisiyiz.</span> <span style="font-weight: 400;">Doğa temelli eğitimin sürdürülebilirliği, sadece öğretmenlerin değil  bir zamanlar çocuk olan tüm yetişkinlerin bu yaklaşımı benimsemesiyle mümkün. Türkiye’de bu konuda çaba gösteren sivil girişimler olsa da, sistematik bir destek mekanizması hâlâ eksik. Tüm yetişkinlerin doğa temelli eğitim ile tanışması, çocukların doğayla yeniden bağ kurmasının anahtarı olabilir. Doğa temelli eğitim, yalnızca belirli sosyoekonomik grupların erişebildiği bir ayrıcalık olmamalı. Türkiye’de kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar doğayla iç içe büyürken, kent merkezlerindeki çocuklar bu deneyimden mahrum kalmamalı. Bu dengesizlik, doğa temelli eğitimin kapsayıcı bir politika hâline getirilmesi gerektiğini gösteriyor. Her çocuğun doğayla bağ kurma hakkı, eğitimde fırsat eşitliği perspektifinden ele alınmalı.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">İklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hisseden Türkiye’de, doğa temelli eğitim artık bir tercih değil, ekolojik bir zorunluluk. Bu noktada, Salzburg Global’in doğa temelli eğitim bildirisi Türkiye için ilham verici bir çerçeve sunuyor. Ancak bu vizyonun gerçek anlamını bulabilmesi, Türkiye’nin doğa kültürünü, yaşam deneyimlerini ve toplumsal ihtiyaçlarını merkeze alan bir yaklaşımla mümkün olabilir. </span></p><h6><b>İrem Kısmet, Yuvam Dünya Derneği &amp; Ç/DEA</b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Doğa Temelli Eğitim Bildirisi hem pedagojik bir öneri hem de bir sistem eleştirisi. Bildiri, iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve eğitim sistemlerinin yetersizlikleri arasında doğrudan bir bağ kuruyor ve Doğa Temelli Eğitimi (DTE) bütüncül bir yanıt olarak öneriyor. Türkiye’nin bu çağrıya verdiği ve verebileceği cevap ne tamamen iyimser ne de tamamen karamsar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bir yanda eşsiz bir ekolojik çeşitlilik var, diğer yanda ise hızla betonlaşan şehirler. Bir yanda toprağın, suyun, rüzgârın hâlâ gündelik hayatın parçası olduğu coğrafyalar var, diğer yanda doğayla teması neredeyse tamamen sınıf duvarlarının dışına itilmiş bir eğitim düzeni. Bu fiziksel ortam, çocukların ve eğitimcilerin doğadan uzak bir öğrenme biçimini olağan ve normal kabul etmesine yol açıyor. Oysaki doğada öğrenme çoğu çocukta dikkat süresini artırıyor, duygu durumlarını düzenlemelerini kolaylaştırıyor ve sosyal bağları kuvvetlendiriyor. Doğayla temas eden çocuklar daha meraklı ve daha empati duygusu yüksek şekilde yetişebiliyor. Doğa Temelli Eğitim tam da burada devreye giriyor. Ağaçlar, kuşlar, böcekler ders müfredatının bir konusu olmaktan çıkıp gölgesiyle, uçuşlarıyla, kanatlarıyla, mevsimle ilişkisiyle öğrenmenin aktif bir parçası haline geliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bu anlayışın izlerini görmek mümkün. Müfredatta çevre eğitimi ve sürdürülebilirlik temaları hâlihazırda mevcut. Ayrıca, STK’lar ve bazı okullar tarafından yürütülen iklim değişikliği, çevre, doğa, hayvanlar, bitkiler ve yenilenebilir enerji temalı atölyelerin sayısının da her geçen gün arttığını görüyoruz. Bu tablo bize Türkiye’nin DTE’den çok da uzak olmadığını gösteriyor. Öte yandan, bu çalışmaların çoğunun proje bazlı, bireysel çabalarla yürütülen ve sürdürülebilirlik bakımından sıkıntı çeken girişimler olduğunu görebiliyoruz.  Burada önemli olan DTE’nin kalıcı ve yaygın bir sisteme dönüşmesinin sağlanması.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de DTE’yi yaygınlaştırabilmek için atılabilecek somut adımlar arasında mahalle ve belediye ölçeğinde küçük ama etkili girişimler yer alabilir. Alternatif eğitim yapıları DTE için öncülük edebilir. Okul bahçeleri yeşillendirilebilir, haftalık doğa yürüyüş günleri düzenlenebilir ve STK – okul – belediye – üniversite işbirliği güçlendirilebilir. Müfredat baskısının hafifletilmesi, öğretmenlerin desteklenmesi, pedagojik hareket alanının genişletilmesi ve çocukların doğada bulunmasına dair bir güven kültürünün oluşturulması bu sürecin temel taşları. Tüm bunlar DTE’nin yaygınlaştırılmasında uygulanabilir hedefler.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Buradaki en önemli nokta, doğayı eğitim sistemine entegre etmekten daha fazlasını hedeflemek. Asıl mesele, eğitim sistemini doğayla uyumlu hale getirmek. Yalnızca dersi doğada vermek değil; zamanı, başarı ölçütlerini, öğretmen rolünü ve öğrenme anlayışını yeniden ele almak. Belki de başlangıç çok daha sade olabilir. Haftada bir dersin dışarıda gerçekleştirilmesi, okul bahçesinde küçük bir ekosistem alanı oluşturulması, öğrencinin bulunduğu yerle ilişki kurmasına alan açılması gibi küçük başlangıçlar bile bir nebze öğrenmede olumlu etkiler yaratabilir. Büyük değişimler ise çok daha büyük bir dönüşüm gerektirebilir.  </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu dönüşüm Türkiye’de bir gecede gerçekleşemez. Ancak bu, mümkün olmadığı anlamına da gelmez. Salzburg Bildirisi “Şimdi eylem zamanı!” diyor. Türkiye açısından belki şöyle demek daha gerçekçi: “Şimdi küçük ama kalıcı adımların zamanı!”. </span></p><h6><b>Murat Doğan, Ç/DEA &amp; Halil İnalcık Bilim ve Sanat Merkezi</b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Bildiride  yer alan başlıkları ve çözüm önerilerini Türkiye’deki eğitim ekosistemi açısından son derece yerinde buluyorum. Ancak 19 yıllık bir saha deneyimiyle, bu önerilerin gerçek bir karşılık bulabilmesi için şu noktaların kritik olduğunu düşünüyorum:</span></p><p><b>Sivil toplumun gücü ve resmi yaklaşımın esnetilmesi:</b><span style="font-weight: 400;"> Deneyimlerimiz gösteriyor ki en iyi projeler dahi Bakanlık eliyle bir &#8216;hizmet içi eğitim&#8217; zorunluluğu olarak sunulduğunda, etkisini ve samimiyetini yitirebiliyor. Bu yaklaşımın pedagojik bağlamından kopmaması için </span><b>Öğretmen Ağı</b><span style="font-weight: 400;">, </span><b>ÖRAV</b><span style="font-weight: 400;"> gibi sivil yapılarla işbirliği yapılması önemli. MEB öncülüğünde ama sivil toplumun esnekliğiyle kurgulanan eğitimler, muhatabıyla çok daha nitelikli bir şekilde buluşacaktır.</span></p><p><b>Doğayı ormana hapsetmemek (Bozkırın Hafızası):</b><span style="font-weight: 400;"> Şu an Türkiye’de sunulan doğa eğitimlerinin neredeyse tamamı &#8216;orman&#8217; odaklı ve çoğu zaman yüksek ücretli modüllere sıkışmış durumda. Oysa doğa bir bütündür; Anadolu’nun kadim coğrafyası olan </span><b>bozkırı</b><span style="font-weight: 400;"> es geçmemeliyiz. </span><b>Hayrettin Karaca </b><span style="font-weight: 400;">gibi</span> <span style="font-weight: 400;">ülkemize mal olmuş ustaların eserlerinden yararlanılabilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Doğayı sadece ormana indirgemek, çocukların kendi yakın çevresindeki ekosistemi görmezden gelmesine neden olur.</span></p><p><b>İyi oluş ve metropol sıkışmışlığı:</b><span style="font-weight: 400;"> Nüfusun büyük kısmının binalar arasına sıkıştığı metropollerde, çocukların günün büyük bölümünü beton avlulu okullarda geçirmesi bir &#8216;iyi oluş&#8217; krizine yol açıyor. Bildirideki &#8216;okul bahçelerinin dönüştürülmesi&#8217; hedefi, bizim çocuklarımız için bir eğitim tercihinden öte, psikososyal bir rehabilitasyon ihtiyacıdır.</span></p><p><b>Üst politika ve siyasi irade:</b><span style="font-weight: 400;"> Bildirideki 2040 hedefi gibi somut adımların Bakanlık düzeyinde, en üst perdeden sahiplenilmesi hayati önem taşıyor. Bakanın bizzat dahil olduğu bir program veya üst politika beyanı; sahadaki idealist öğretmenlerin ve idarecilerin elini güçlendirecektir. Bu sayede okul bahçesindeki betonu kırmak bireysel bir inisiyatif değil, ulusal bir vizyonun parçası haline gelecektir.</span></p><h6><b>Ergün Eren, Serpil Orman Okulları &amp; Ç/DEA </b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Günümüz dünyasında, doğayı öğrenmenin merkezine alma oldukça önemli ancak idealist bir yaklaşım. Bence sıralama; doğayı, öğrenenin bedeni, ruhu ve son olarak da aklıyla buluşturmak şeklinde olmalı. Orman okulunda çalışan bir öğretmen olarak çocukların duvarların ve sınırların dışına çıktıklarında ruh hallerinin, “bakışları”nın sonra da “görü”lerinin her defasında nasıl değiştiğini gözlemliyorum. Ayakkabıları ıslatan çiğ damlaları, bahar çiçeklerinin kokusu ve renkleri, bir anda yükselen tiz bir şahin çığlığı ve artık kalın montlarını giyme ihtiyacını hissetmiyor oluşları – binlerce liraya alınan “duyu bütünleme” seanslarına birkaç yürüyüşten sonra artık ihtiyacı kalmayan çocuklar… Soludukları hava ve nefes alışları değişen çocuklar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kızılgerdanlar, arapbülbülleri ve çam baştankaralarının ötüşüyle yüzlerine yayılan istemsiz gülümseme. Ve nihayet; sadece bir hafta önce gittikleri yolda yeni yeşeren otlar, dikkatli gözlerden kaçmayan mantarlar ve bazen de fırtınada yıkılan kocaman ağaçlar. Bilimsel gözlem, mevsim döngüleri ve doğanın güçlerine dair dopdolu bir ders. Hem de yapılandırılmamış.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bildiriyi tekrar tekrar okudum ve en başından beri aynı şeyi düşünüyorum; bir otobüs ve uzmanlık alanı çocukların keşfetmesi için onları kendi hallerine bırakmak olan iyi bir eşlikçi. Bu şehrin, bu ülkenin, bu dünyanın çocuklarıyla doğa arasında köprüyü kurmak bu kadar kolay işte.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">NOT: “Otobüs ne kadar çevreci?” ya da “İlla uzak bir yere mi gidilmeli?” sorularına cevabım daha çevreci ve kısa mesafeli çözümlerin, gerekli tanıtımlar yapıldıktan sonra hali hazırda gerçekleştirilebilecek olması. </span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğa Temelli Eğitim ile Başka Bir Öğrenme Mümkün</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/doga-temelli-egitim-ile-baska-bir-ogrenme-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48412</guid>

					<description><![CDATA[İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından liderler, Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi yayımladı. Küresel krizler karşısında, doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi acil bir öncelik olarak tanımlayan bildirinin önemini, Doğa Temelli Eğitimin ne olduğunu, Türkiye’deki durumu ve atılabilecek adımları ERG Blog’a yazdı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48412" class="elementor elementor-48412" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-6870dc3 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="6870dc3" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-3a386a0 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="3a386a0" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de eğitim, uzun süredir sınav baskısı, akademik başarı göstergeleri ve merkezi politikalar etrafında şekilleniyor. Aynı anda derinleşen bir iklim krizi, hızlanan biyoçeşitlilik kaybı ve artan sosyal eşitsizlikler var. Çocukların ve gençlerin iyi olma hâli zayıflıyor. Öğretmenler tükenmişlik yaşıyorlar. Bu tablo karşısında eğitim sisteminin yalnızca içerik güncelleyerek yol alması mümkün görünmüyor. Öğrenmenin zeminiyle, mekânıyla ve yönüyle ilgili daha köklü bir dönüşüme ihtiyaç var.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Eylül 2025’te Avusturya’da düzenlenen “Doğa Temelli Eğitim: Eylem Zamanı” oturumu, Salzburg Global Seminar öncülüğünde koruma, çevre ve eğitim alanlarından temsilcileri bir araya getirdi. Bu buluşma sonunda yayımlanan </span><b>Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi,</b><span style="font-weight: 400;"> doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi küresel krizler karşısında acil bir öncelik olarak tanımlıyor. Bildiri, pedagojik bir tercih önermenin yanı sıra krizler çağında eğitimin yönünü yeniden düşünmeye çağırıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye açısından bu çağrının özel bir anlamı var çünkü bu coğrafya hem ekolojik çeşitlilik hem de kültürel miras bakımından son derece zengin. Aynı zamanda hızlı kentleşme, betonlaşma, afetler ve iklim etkileri nedeniyle kırılgan. Okulların büyük bölümü beton avlulara, kapalı sınıflara ve doğayla teması sınırlı bir gündelik yaşama sıkışmış durumda. Çocukların toprağa, suya, ağaca temas etmeden büyüdüğü bir eğitim deneyimi giderek yaygınlaşıyor.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim Nedir?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunlara yanıt olabilecek </span><b>Doğa Temelli Eğitim</b><span style="font-weight: 400;"> nedir sorusuna verilecek yanıt basit: Doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmek. Dersleri açık alana taşımak bunun bir parçası, ancak mesele yalnızca mekân değişikliği değil. Asıl mesele, doğayla birlikte düşünmek, doğayla öğrenmek ve doğa için eyleme geçmek. Bu yaklaşım, öğrencinin ve öğretmenin (hatta tasarıma göre okuldaki diğer tüm paydaşların) doğayla bağını yeniden kurmasını, kendisini doğadan ayrı değil onun parçası olarak görmesini hedefliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu perspektif, Uluslararası Doğa Koruma Birliği Eğitim ve İletişim Komisyonu (IUCN CEC), BirdLife International gibi uluslararası ve TEMA Vakfı, ÇEKÜL Vakfı, Doğa Derneği gibi ulusal kurumların uzun süredir savunduğu ve uyguladığı ekolojik okuryazarlık çerçevesiyle de örtüşüyor. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ile de doğrudan ilişkili. Bildirinin en güçlü tarafı, bu hedefleri soyut bir politika metni olarak bırakmaması; ebeveynden öğretmene, okul liderinden politika yapıcıya kadar herkesi doğa temelli eğitim için eyleme çağırması.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Doğa Temelli Eğitimin nasıl olabileceğini birlikte düşünelim. Karadeniz’de fen dersinin dere kenarında yapılması, öğrencilerin su kalitesini ölçmesi ve bunu bölgedeki HES’ler ya da tarımsal faaliyetlerle ilişkilendirmesi bir başlangıç olabilir. İç Anadolu’da bir okulun bahçesinin tozlayıcı böceklerin geldiği bir bahçeye dönüştürülmesi, öğrencilerin yerel bitki türlerini gözlemlemesi ve yerel tohumlarla çalışması somut bir adım olabilir. Matematik dersinde bir ağacın yıllık büyüme halkalarının incelenmesi, coğrafyada mikroiklim analizi yapılması, sosyal bilgiler dersinde yerel üretim ve ekolojik değişim üzerine saha çalışmaları yürütülmesi bu yaklaşım için iyi örnekleri oluşturabilir. Yerel bilgiye dayalı tarım pratiklerinin ders içeriğine entegre edilmesi ise öğrencinin yaşadığı yerle ilişkisini güçlendirebilir.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim İçin Atılabilecek Adımlar</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu ve benzeri örneklerin sürdürülebilir olması için sistem düzeyinde adımlar gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığı ne yapabilir? Öğretim programlarında doğayla öğrenmeye daha fazla alan açan esneklikler tanımlayabilir. Mevcut kazanımları açık alan, saha çalışması ve yerel bağlama dayalı uygulamalarla ilişkilendiren rehberler yayımlayabilir. Hizmet içi öğretmen eğitimlerine Doğa Temelli Eğitim modülleri ekleyebilir. Bu modüller yalnızca teorik değil, uygulamalı ve yerel örneklerle güçlendirebilir. Okul bahçeleri için ulusal bir dönüşüm programı başlatabilir. Beton zeminlerin azaltılması, yerel bitkilendirme, açık hava sınıfları ve mini ekosistem alanlarının (sulak alan, çayır, vb) oluşturulması için standartlar geliştirebilir. Ölçme ve değerlendirmenin parçası olarak proje, saha çalışması ve doğa temelli öğrenme çıktılarının daha görünür olmasını sağlayabilir; buna ilişkin göstergeler ekleyebilir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı gibi kurumlarla protokoller yaparak okulların millî parklar, sulak alanlar ve orman alanlarıyla düzenli temas kurmasını teşvik edebilir. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">İl Millî Eğitim Müdürlükleri (MEM) ne yapabilir? İl düzeyinde yerel ekosistem haritaları çıkarılabilir. Hangi ilçede hangi doğal alanlar, tarımsal üretim biçimleri, sulak alanlar, kıyı sistemleri ya da ormanlık alanlar var; bunlar eğitimle nasıl ilişkilendirilebilir sorusuna sistematik yanıt üretilebilir. İl MEM’ler, yerel üniversiteler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği protokolleri yaparak öğretmenlere saha ve uzmanlık desteği sağlayabilir. Her ilde örnek “doğa temelli okul” pilot uygulamaları başlatılabilir ve iyi örnekler yaygınlaştırılabilir. İl düzeyinde öğretmen toplulukları oluşturularak doğada öğrenme deneyimleri paylaşılabilir ve mesleki öğrenme ağları kurulabilir. Ayrıca, afet riski yüksek bölgelerde açık alanların pedagojik ve psikososyal işlevi gözetilerek okul bahçeleri kriz dayanıklılığı perspektifiyle yeniden tasarlanabilir. Doğa Temelli Eğitim yalnızca öğretmenin inisiyatifine bırakıldığında kırılgan olur. Politika, rehberlik, kaynak ve yerel koordinasyonla desteklendiğinde ise sistemik bir yapıya dönüşür.</span></p><h4><b>Türkiye Coğrafyasının Pedagojik Potansiyelini Eğitime Taşımak Önemli</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin farklı coğrafyaları halihazırda çok güçlü bir pedagojik potansiyel taşıyor. Karadeniz’in dereleri, Ege’nin zeytinlikleri, İç Anadolu’nun bozkır ekosistemleri, Doğu Anadolu’nun yüksek dağ çayırları, Akdeniz’in kıyı sistemleri. Mesele bu zenginliği ve çeşitliliği eğitim sisteminin kenarında değil merkezinde düşünmek. Belirtilen örnekler hiç yapılmıyor değil. Türkiye’nin dört bir yanında bu tür çalışmalar yürüten öğretmenler ve kurumlar var. Ancak, maalesef doğa temelli eğitim hâlâ net ve güçlü bir politika tercihine pek dönüşemedi. Bakanlık, İl MEM ve okul düzeyinde elbette çok önemli ve değerli gelişmeler oldu. Bununla birlikte, ağırlıkla öğretmenlerin veya okulların tercihine, inisiyatifine bağlı münferit uygulamalar olarak ilerliyor. Bu uygulamalar da doğada, doğayla ve doğa için öğrenmenin mümkün olduğunu gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Salzburg Global’in Doğa Temelli Eğitim bildirisinde yerel/yerli toplulukların bilgi sistemlerinden öğrenmenin altı da çiziliyor. Türkiye’de bu çağrı, Anadolu’nun çok katmanlı hafızasını dikkate alma anlamına geliyor. Toprakla, suyla, hayvanlarla kurulan geleneksel ilişkiler, mevsim bilgisi, yerel üretim pratikleri, sözlü kültür… Bu türden bilgi biçimleri folklorik bir unsur değil, pedagojik bir kaynak. Adeta birer hazine. </span></p><h4><b>Beton Okul Bahçeleri Dönüştürülebilir</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bildirideki başka önemli başlık ise okul bahçeleri. 2040’a kadar bir milyon daha yeşil okul bahçesi hedefi iddialı görünebilir. Türkiye’de ise ilk adım beton zeminleri dönüştürmekle başlayabilir. Okul bahçelerini ağaçlık alanlar, yerel bitkiler, küçük ekosistemler ve açık hava öğrenme alanlarıyla düzenlemek öğrencilerin iyi olma hâli üzerinde doğrudan etkili olur. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede, açık alanların pedagojik olduğu kadar psikososyal açıdan da koruyucu işlevi var. Açık alanda öğrenen çocukların stres düzeyleri düşer, dikkat süreleri artar, sosyal ilişkileri güçlenir. Öğretmenler için de bu yaklaşım, mesleki anlamı, öğrenmeyi yeniden oluşturma imkânı sunar. Eğitim müfredat yetiştirme faaliyeti olmaktan çıkıp ilişkisel ve deneyimsel bir sürece dönüşür.</span></p><h4><b>Çevre Eğitiminin Müfredatta Görünür Olması Yeterli Değil, Doğayla Temas Gerekli </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de son yıllarda iklim eğitimi, biyoçeşitlilik, sürdürülebilirlik gibi başlıklar müfredatta daha görünür hâle geldi. Bununla birlikte içerik eklemek tek başına yeterli değil. Doğayla temas etmeyen bir iklim ya da çevre eğitimi soyut kalır. Doğa Temelli Eğitim, bilgiyi deneyimle buluşturur. Salzburg Bildirisi’nin önemi de burada. Bildiri, küresel krizleri birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, ilişkisel bir bütün olarak ele alıyor. Eğitim krizinin, iklim krizinden ve sosyal adalet krizinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade ediyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Biz de Türkiye için eylem çağrısı yapalım. Her okul küçük bir adımla başlayabilir. Bir dersin açık alana taşınması, bir okul bahçesinin dönüştürülmesi, yerel bir doğa alan için çalışılması, öğretmenlerin mesleki gelişim programlarına Doğa Temelli Eğitim yaklaşımının entegre edilmesi. Politika yapıcılar için ise daha yapısal bir sorumluluk çağrımız var. Müfredat esnekliği, okul bahçelerinin yeniden tasarımı, öğretmen eğitimi programlarının güncellenmesi ve yerel yönetimlerle işbirliği.</span></p><h4><b>Hem Doğayı Koruyan Hem de Doğanın Parçası Olduğunu Hisseden Çocuklar İçin…</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Doğayla bağ kurmak bu çağda temel bir hak ve ihtiyaç. Her zaman olduğu ve alışılageldiği gibi çocukların doğayı koruyan bireyler olmasını amaçlamak yetmeyecek. Onların doğanın bir parçası olduklarını hissederek gelişmeleri söz konusu olmalı. Bildiride geçen “Eylem zamanı” ifadesi ise öylesine bir slogan değil. Türkiye’nin afetlerle, iklim etkileriyle ve toplumsal kırılganlıklarla yüzleştiği bir dönemde, doğayı öğrenmenin merkezine almak eğitimde onarıcı bir yön açabilir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Özetle, bugün bir ağaç için, bir ağacın altında değil, bizatihi bir ağaçla ya da sulak alanla, çayırla, kuşla, kelebekle yapılan bir öğrenme süresi, daha dirençli ve daha farkında bir topluma atılan bir adım olabilir. </span></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salzburg Doğa Temelli Eğitim</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/salzburg-doga-temelli-egitim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:04:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48403</guid>

					<description><![CDATA[İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından temsilciler, Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi’ni yayımladı. Küresel krizler karşısında, doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi acil bir öncelik olarak tanımlayan bildiriye çevre/doğa eğitimi alanları uzmanlarının çevirisiyle ERG Blog’da yer veriyoruz. Bildirinin ardından Burcu Meltem Arık <a href="https://egitimreformugirisimi.org/doga-temelli-egitim-ile-baska-bir-ogrenme-mumkun/">“Doğa Temelli Eğitim ile Başka Bir Öğrenme Mümkün”</a> başlıklı yazısıyla Türkiye’deki durumu ve atılabilecek adımları analiz ediyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48403" class="elementor elementor-48403" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-4384bbf e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="4384bbf" data-element_type="container" data-e-type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-d1a2aeb elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="d1a2aeb" data-element_type="widget" data-e-type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h3><b>Salzburg</b><b><i> Doğa Temelli Eğitim </i></b><b>Bildirisi*</b></h3><p><span style="font-weight: 400;">Dünya, birbirleriyle etkileşen ve birbirini güçlendiren çok sayıda küresel krizle karşı karşıya. Biyoçeşitlilik kaybı ve iklim değişikliğini de içeren çevresel krizler, her kıtada yaşanan sosyal adalet krizleri ve çocukları gelişimleri için ihtiyaç duydukları becerilerle donatmakta zorlanan sistemlerimiz nedeniyle bir eğitim krizi var. Doğa Temelli Eğitim (DTE), karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bu zorlukların çoğuna uygulanabilir, acil ve umut verici bir çözüm sunuyor.  Öğrenmenin merkezine doğayı yerleştirmek, daha sağlıklı bir gezegen için daha iyi koruyucular hâline gelen, daha sağlıklı, daha mutlu ve daha bilinçli insanlarla sonuçlanıyor. Şimdi eylem zamanı.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim: </b><b><i>Eylem Zamanı</i></b></h4><p><span style="font-weight: 400;">İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından liderler, &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Doğa Temelli Eğitim: Eylem Zamanı</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; başlıklı bir oturum kapsamında Salzburg Global&#8217;de 8-13 Eylül 2025 tarihleri arasında bir araya geldiler. Enerji ve uzmanlıklarını birleştirerek Doğa Temelli Eğitimi yaygınlaştırmak ve çok sayıda küresel zorluğun üstesinden gelmek için bir yol haritası geliştirdiler. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dünya liderleri, 2030 yılına kadar biyoçeşitlilik kaybını tersine çevirmeyi ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek için acil önlemler almayı taahhüt etseler de ülkelerin çoğu bu hedeflere ulaşmak için DTE&#8217;nin gücünü henüz harekete geçirmedi. Bu Salzburg Bildirisi, eğitim liderlerinden, doğayı eğitim sistemlerimize entegre etme taahhüdü istiyor. Bildiri; eğitimcileri, aileleri, okul liderlerini ve diğer tüm paydaşları, insanlara ve gezegene fayda sağlamak amacıyla DTE&#8217;yi geniş ölçekte entegre etmek için inisiyatiflerini ve hayal güçlerini kullanmaya davet ediyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Salzburg Global oturumu, TUI İhtimam Vakfı, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği Eğitim ve İletişim Komisyonu, Kanada Yaban Hayatı Federasyonu ve diğer ortaklarla işbirliği içinde tasarlandı.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim Nedir?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Doğa Temelli Eğitim, doğayı öğrenmenin merkezine getiren eğitim stratejilerinin bütünüdür. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Basitçe ifade etmek gerekirse bu, sınıfta daha çok doğaya yer verilmesi ve derslerin daha çoğunun doğada yapılması anlamına gelir; örgün eğitim ile yaygın ve serbest öğrenmeyi kapsar. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">DTE, öğrenenlere doğayla derin bağlantılarını ve bu ilişkinin </span><span style="font-weight: 400;">onarıcı</span><span style="font-weight: 400;"> bir gelecek inşa etmekte kritik olduğunu hatırlatır. Öğrencilere gelişmek için ihtiyaç duydukları becerileri, bilgiyi ve zihin yapılarını kazandırırken aynı zamanda öğrencinin ve öğretmenin iyi oluş hâlini destekler ve doğa ile gezegeni daha sorumlu sahiplenmeyi teşvik eder.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu potansiyeli harekete geçirmek için öğrenmenin deneyime dayalı ve duygusal olması gereklidir. Bunu sihir yaratma kapasitesine sahip doğada yaparak, ilişkilerin genel olarak daha derinlemesine kavranmasının kapılarını açabiliriz. </span></p><h4><b>Eylem Çağrısı</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Doğayla olan bağımızı yeniden kurmak; öğrenmeyi dönüştürecek, esenliği iyileştirecek ve onarıcı bir gelecek oluşturmaya yardımcı olacak acil ve ulaşılabilir bir önceliktir. İster ebeveyn, ister öğretmen, ister lider ya da politika yapıcı olun, oynayacağınız hayati bir rol var. Bugün doğayla küçük bir bağ kurarak başlayın ve okulunuzda ya da eğitim sisteminizde etkisi olan kişileri, öğrenme, iyi olma hali ve gezegensel krizleri ele almak amacıyla Doğa Temelli Eğitimin tüm okul ve topluluklarda benimsenmesini hızlandırmaya teşvik edin. </span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim İçin Bir Yol Haritası</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Salzburg Global Üyeleri, öğrenmenin merkezine doğayı getirme ortak hedefiyle, çeşitli sektör paydaşlarından oluşan küresel bir ağ kurmaya ve bu ağı desteklemeye kararlıdır. Bu çabalar, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile BM Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi hedeflerine ulaşmak için kilit öneme sahiptir. Aşağıdaki iddialı, hayati ve birbiriyle bağlantılı hedeflere ulaşacağız:</span></p><p><b>Hayal gücü ve inisiyatif yoluyla: </b><span style="font-weight: 400;">Ebeveynleri ve bakım verenleri, öğretmenleri, okul liderlerini, oyun çalışanlarını, yaygın eğitim liderlerini, politika yapıcıları ve diğer herkesi, hayal güçleri ve yetenekleri dahilinde doğayla bağlantılarını yeniden kurmaya ve bunu her gün biraz olsun yapmak için adım atmaya teşvik ediyoruz.</span></p><p><b>Doğayı eğitime entegre ederek: </b><span style="font-weight: 400;">Eğitimi Dönüştürme Zirvesi&#8217;nde DTE&#8217;yi uygulamayı taahhüt eden 30 ulusal hükümeti, ilerlemeyi hızlandırmaya, en iyi uygulamaları paylaşmaya ve diğer ülkeleri taahhütte bulunmaya ve harekete geçmeye teşvik etmeye çağırıyoruz.</span></p><p><b>Yerlilerin bilgisinden ve insan-doğa bağlantısını hiç kaybetmemiş olanlardan öğrenerek: </b><span style="font-weight: 400;">DTE faaliyetlerini tasarlarken, liderler yerli toplulukların bilgi sistemlerini göz önünde bulundurmaya ve mümkün olan her yerde onlarla birlikte tasarım yapmaya davet ediliyor; çünkü bu topluluklar, öğrencileri bulundukları yer, tarih ve topraklarıyla bağlayan uygulamalar yoluyla doğayı eğitim sistemlerine yerleştirme konusunda derin bilgiye sahiptir.</span></p><p><b>Eğitimcilerle ortaklık kurarak doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmek: </b><span style="font-weight: 400;">Eğitimcilerin uzmanlığına değer veren, yerel bağlamları tanıyan, kaynakları ve desteği eğitimcilerin misyonu ve öncelikleriyle uyumlu hâle getiren, koruma, çevre ve eğitim sektörleri arasında bir ortaklık yaklaşımını destekliyoruz.</span></p><p><b>Okul bahçelerini yeşillendirerek:</b><span style="font-weight: 400;"> Okul alanlarını doğa açısından zengin ortamlara dönüştürmek, fiziksel ve zihinsel sağlığı, sosyal ve bilişsel becerileri, yaratıcılığı ve akademik performansı geliştiren güçlü bir araçtır. Salzburg Global Üyeleri, politika yapıcıları ve okul topluluklarını 2040&#8217;a kadar bir milyon yeşil okul bahçesi daha yapmak için işbirliği yapmaya davet ediyor.</span></p><p><b>İlerlemeyi ölçmeye yatırım yaparak:</b><span style="font-weight: 400;"> Eğitim ve iklim araştırma topluluklarını, Doğa Temelli Eğitim alanındaki ilerlemeyi izlemeye yönelik küresel bir göstergenin geliştirilmesini finanse etmeye teşvik ediyoruz.</span></p><p><b>DTE vizyonunun geniş ölçekte hayata geçirilmesi için kaynakların sağlanmasıyla: </b><span style="font-weight: 400;">Portföylerinde eğitim, insan sağlığı, iyi oluş hâli ve gezegen krizini içeren tüm fon sağlayıcıları, kaynakları DTE&#8217;nin geniş ölçekte uygulanmasına yönlendirmeye davet ediyoruz.</span></p><h4><b>Nasıl Görünüyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Alan uzmanları, doğayı eğitimin merkezine yerleştirme sürecini haritalandırıp eğitimcileri, ebeveynleri ve politika yapıcıları kendilerine katılmaya davet ediyor. DTE en çok; doğal ortamların, nesnelerin ve olguların içinde, onlarla birlikte ve onlar aracılığıyla, yerli bilgi biçimleriyle bütünleştirilerek, sosyal ve çevresel adalete odaklanarak uygulandığında etkili olur. Hedeflerden biri, öğrencilerin doğayla olan bağlarını yeniden kurmaları ve doğanın bir parçası olduklarını fark etmeleridir.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitimin Sürekliliği</b></h4><p><b>Doğada:</b><span style="font-weight: 400;"> Eğitimciler, öğrenenleri dışarıda bir doğa oyun alanına, parka veya doğal alana götürür. Bu, öğrencilerin doğada kendilerini rahat, güvende ve meraklı hissetmelerini teşvik eder; fiziksel ve psikolojik iyi oluşlarını güçlendirir. Bu tür bir eğitim, geleneksel derslerin açık alanlara, doğal bir bağlama taşınmasıyla gerçekleşir.</span></p><p><b>Doğayla:</b><span style="font-weight: 400;"> Eğitimciler, doğal malzemeleri ve sistemleri öğrenme araçları olarak kullanan etkinlikler tasarlar. Doğa, derse mekân olmak yerine onu şekillendirir. Bu tür bir eğitim, doğa günlüğü tutmayı, doğal malzemelerle sanat üretmeyi, insan faaliyetleri ile yakındaki bir nehir arasındaki bağlantıyı  anlamaya yönelik yürüyüşleri ya da bir ağacın büyümesini incelemek için matematik becerilerinin kullanıldığı sorgulama temelli etkinlikleri içerebilir.</span></p><p><b>Doğa İçin:</b><span style="font-weight: 400;"> Öğrenenler doğaya ihtimam göstermeye ve onun koruyucusu olmaya başlar. Yerel biyoçeşitliliği iyileştirmek ya da iklim değişikliğine karşı korumak gibi, insanların gezegenle denge içinde yaşama kapasitesini artıran eylemlerde bulunurlar. Örneğin, tozlayıcı bahçeler oluşturur, okul politikalarını iyileştirmek için enerji ya da atık denetimleri yürütür, bir yaşam alanının bir bölümünü onarırlar.</span></p><p><b>Doğa Olarak:</b><span style="font-weight: 400;"> Öğrenenler, kendilerini doğadan ayrı değil, doğanın bir parçası olarak görür ve daha derin empati geliştirir. Kendilerini ekosistemin bir parçası olduklarını fark etmeye teşvik edilir. Eğitimciler, yerli bilgiyi eğitime entegre eder ve öğrencileri yaşadıkları topraklarla ilişkilendiren, şükran, aidiyet ve karşılıklı bağlılık duygularını güçlendiren uygulamalara yer verir.</span></p><p> </p><p><b>*Türkçeye Çevirenler: </b></p><p><i><span style="font-weight: 400;">Burcu Meltem Arık</span></i><b><i>, </i></b><i><span style="font-weight: 400;">Eğitim Reformu Girişimi &amp; Ç/DEA**; Buse Doğan, Ç/DEA; Cansu Kaya, Ç/DEA; Ceyda Bakbaşa Bosson, ÇEKÜL &amp; Ç/DEA; Ergün Eren, Özel Serpil Orman Okulları (Serpil Forest  School) &amp; Ç/DEA; İrem Kısmet, Yuvam Dünya Derneği &amp; Ç/DEA</span></i></p><p><b><i>**Ç/DEA:</i></b><i><span style="font-weight: 400;"> Çevre, doğa, biyolojik çeşitlilik, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilirlik, ekolojik okuryazarlık, ekososyal okuryazarlık ve iklim eğitimi gibi alanlar; kavramsal, içeriksel ve yöntemsel olarak farklılaşsa da amaçları bakımından ortak bir zeminde buluşur. Bu alanların tümü, bireylerin ve toplulukların doğayla ilişkilerine dair farkındalıklarının ve sorumluluklarının güçlenmesini; doğayı korumaya yönelik bilgi, değer ve eylemlerinin gelişmesini hedefler. Bu alanların tümü, daha yaygın ve kapsayıcı bir kavramsal çerçeve sundukları için çevre/doğa eğitimi alanları (Ç/DEA) başlığı altında ele alınır. Altıncı yok oluş, Antroposen ve çoklu krizler olarak adlandırılan günümüz koşullarında, bu alanların her birini ayrı ayrı değil; birbirleriyle ilişkili biçimde yeniden düşünmek gerekir. Ç/DEA, bu nedenle söz konusu alanları daha kapsayıcı ve yaygın bir kavramsal çerçeve altında bir araya getirir.</span></i></p><p><i><span style="font-weight: 400;">Bu başlık altında bir araya gelen grup, farklı disiplinlerden gelen 58 üyenin katılımıyla; kavramsal tartışmayı, saha deneyimini ve kolektif düşünmeyi buluşturan bir ortak öğrenme alanı oluşturmayı amaçlar. Ç/DEA, yüzeysel uygulamaların ötesine geçerek, doğayla ilişkiyi eğitim, bakım ve kamusal sorumluluk bağlamında ele alan eleştirel ve paylaşımcı bir zemindir.</span></i></p>								</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
