<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ERG</title>
	<atom:link href="https://egitimreformugirisimi.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egitimreformugirisimi.org</link>
	<description>Eğitim Reformu Girişimi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 11:22:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2024/05/cropped-erg_logo1-1-32x32.png</url>
	<title>ERG</title>
	<link>https://egitimreformugirisimi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zorbalıkla Mücadelede Merkeze Neyi Koyuyoruz?</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/zorbalikla-mucadelede-merkeze-neyi-koyuyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48453</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 ve 2026’da odaklandığı konulardan biri okul. Bu odaklanmanın ilk adımı olarak, geçtiğimiz yıl yirmincisini düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı da (İÖK 2025) okul temasıyla gerçekleştirdik ve <a href="https://egitimreformugirisimi.org/category/okul-hali-hayali/">Okul Hâli/Hayali</a> yazı dizisine başladık. “Okul nasıl?” diye sormaya ve düşünmeye devam ediyoruz. Yazı dizisinin dokuzuncu bölümünde Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Uzmanı Ceren Suntekin, çocukların güvenli bir sınıfı nasıl tarif ettiklerini anlatıyor; bu tariflerden yola çıkarak zorbalıkla mücadelede sorumluluğu çocuklara indirgeyen bakış açısını sorguluyor ve meseleyi ortaya çıkaran yapısal nedenlere dikkat çekiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48453" class="elementor elementor-48453" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-c5f65de e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="c5f65de" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-e2afb54 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="e2afb54" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Zorbalık üzerine konuşurken çoğu zaman hızlıca bir sonuca varıyoruz: “Zorba çocuklar var.” Bu cümle sorunu bir kişiye indiriyor. Ama aynı zamanda bizi en önemli sorudan uzaklaştırıyor: Bu davranışlar nasıl ortaya çıkıyor? Ve daha önemlisi, bu davranışların ortaya çıkmasına kimler zemin hazırlıyor?</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bugün elimizdeki araştırmalar, zorbalığın yalnızca bireysel bir mesele olmadığını açıkça gösteriyor. Okul ortamı, yetişkinlerin tutumları, kültür ve çocukların içinde bulunduğu ilişki ağı belirleyici rol oynuyor. Yani zorbalık, bir çocuğun “kötü” olmasıyla açıklanabilecek bir durum değil; çoğu zaman yetişkinler tarafından kurulan, sürdürülen ya da görmezden gelinen bir ilişkiler sisteminin sonucu.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada rahatsız edici bir gerçekle karşılaşıyoruz: Zorbalıkla mücadele ederken sorumluluğu çocuklara yüklemek, yetişkinlerin sorumluluktan kaçmasının en yaygın yollarından biri. Oysa çocuklar, içinde bulundukları dünyayı yeniden üretir; şiddeti, dışlamayı, alay etmeyi ya da güç kullanmayı çoğu zaman deneyimledikleri ilişkilerden öğrenirler. Bu yüzden “zorba çocuk” ifadesi, gerçekte olanı gizleyen bir etiket hâline gelir.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-f629f56 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="f629f56" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img fetchpriority="high" decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48458" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/sucu-cocuklara-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-402d334 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="402d334" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Bu etiketin yarattığı başka bir problem de sorunu bireyselleştirerek sistemsel nedenleri görünmez kılması. Oysa zorbalığın ortaya çıktığı ortamlara baktığımızda, çocukların kendini güvende hissetmediği, söz hakkının sınırlı olduğu, yetişkinlerin tutarsız ya da cezalandırıcı olduğu gibi benzer dinamikleri görürüz. Nitekim çocuk koruma uzmanı olarak görev aldığım Save the Children’ın yaptığı İstanbul’da Güvenli, Kapsayıcı ve Dayanıklı Okullar Araştırması kapsamında, 9–12 yaş arası çocuklarla yaptığımız odak görüşmeler, çocukların okul deneyimini yalnızca derslerle değil; güvenlik, adalet ve ilişki kalitesiyle birlikte değerlendirdiğini ortaya koyuyor. Çocuklar okulda mutlu olmak istediklerini söylerken, aynı zamanda korku, güvensizlik ve huzursuzluk duygularının yaygın olduğunu ifade ediyor.</span></p><h4><b>Çocuklar güvenli bir sınıfı nasıl tarif ediyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu bulgular, sahadaki çalışmalarla da örtüşüyor. CultureCIVIC (Kültür Sanat Destek Programı) desteğiyle yürüttüğüm “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar” projesi kapsamında 6–9 yaş arası çocuklarla sanatsal ifade yöntemleri kullanarak yaptığım atölyelerde çocuklar, güvenli bir sınıfın neye benzediğini oldukça açık bir şekilde tarif etti. Ekim ayında Urla’daki Aryom Kültür Merkezi’nde 20 çocukla yapılan kavramsal ve sanatsal içerik geliştirme çalışmasında da benzer ihtiyaçlar dile getirildi: Rahatlık, eğlence, dostluk, barış, hareket (özellikle spor), sanat, merak, sakinlik, eşitlik, adalet, doğayla temas, şiir, müzik, yazı yazmak, sevdiklerinin yanında olması ve saygı.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1fa404e elementor-widget elementor-widget-image" data-id="1fa404e" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48459" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/okulda-nasil-hissetmek-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-3319cbf elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="3319cbf" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Bu ifade edilenler aslında oldukça çarpıcı. Çünkü çocuklar, “zorbalık olmasın” demekten çok daha fazlasını söylüyor; nasıl bir ortamda iyi hissedeceklerini tarif ediyor. 1. ve 2. sınıfa giden çocukların bu konuyu konuşup çizimlerinde hayallerini yansıtması, 3. ve 4. sınıfa giden çocukların ise hem derinlemesine tartışıp hem de çizimlerine bunu aktarması, çocukların yaşları ilerledikçe deneyimlerini daha doğrudan ifade edebildiğini gösteriyor. Bu da bize çocukların yalnızca korunması gereken bireyler değil; aynı zamanda deneyimlerini analiz edebilen ve çözüm önerebilen özneler olduğunu hatırlatıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar; okul çıkışlarını, kalabalık alanları ve okul çevresini de riskli olarak tanımlıyor; hatta bıçakla tehdit edilme, takip edilme ya da kaçırılma korkusu gibi deneyimlerden de söz ediyorlar.Çocuklar için güvenlik, sadece okul binasının içinde sağlanan bir durum değil; okulun çevresiyle, mahalleyle ve genel olarak toplumsal ortamla doğrudan ilişkili.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Üstelik çocuklar yalnızca sorunları tarif etmiyor, çözümün neye benzediğini de söylüyorlar. Öğretmenlerin kendilerine inanmasını, zorbalığın önlenmesini, küfür ve şiddetin engellenmesini, yetişkinlerin aktif destek vermesini istiyorlar. Ciddiye alınmak; bu aslında çok temel bir ihtiyaç ama tam da burada bir kırılma yaşanıyor. Çocuklar çoğu zaman anlatıyorlar, fakat yetişkinler yeterince duymuyorlar.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-dcd81f0 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="dcd81f0" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48460" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/var-ama-yok-141-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-581d063 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="581d063" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Bu durum, yetişkinlerin duyguları ifade etme ve iletişim kurma konularındaki güçlükleri de görünür kılıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Atölye çalışmalarında dikkat çeken en önemli noktalardan biri, duygularını tanıma, ifade etme ve ihtiyaçlarını dile getirme konusunda en rahat olan grubun çocuklar olmasıydı. En çok zorlananlar ise üniversite öğrencileri ve yetişkinlerdi. Bu bulgu, sosyal duygusal öğrenmeye ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu ve mevcut eğitim, kültür, medya ve sosyal politika koşullarının bu becerileri nasıl köreltebildiğini açıkça gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla zorbalıkla mücadele, yalnızca çocuklara “doğru davranışı öğretmek” değil; yetişkinlerin kendi duygusal becerilerini ve ilişki kurma biçimlerini yeniden düşünmesini de gerektiriyor. Kendi gündemimizde neler var? Sorunlarla nasıl baş ediyoruz? Nasıl dinliyoruz? Nasıl tepki veriyoruz? Çocuğun anlattığına gerçekten inanıyor muyuz?</span></p><h4><b>Güvenli hissetmek için yetişkin desteği önemli</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Güvenli, Kapsayıcı ve Dayanıklı Okullar araştırmasında da çocuklar, öğretmenlerin kendilerine inanmadığını düşündüklerinde güvensizlik hissettiklerini açıkça ifade ediyor. Buna karşılık rehberlik servisi ve öğretmenlerle temas ettikleri bazı alanları güvenli olarak tanımlamaları, yetişkin desteğinin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Yani mesele sadece “var olmak” değil; nasıl var olduğumuz.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada öğretmenlerle yapılan çalışmalar da kapsayıcı ve güvenli sınıflar için önemli ipuçları veriyor. Atölye geri bildirimlerinde öğretmenler özellikle somut ve uygulamalı örneklere, yöntemlere ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar. Öğretmenlerin &#8220;kurtarıcı&#8221; ya da &#8220;kanka&#8221; olmadığını, her &#8220;sevilen&#8221; öğrenci varsayımının, &#8220;sevilmeyen&#8221; öğrenci varsayımına yol açtığı için çocukların haklarına erişiminde hakkaniyeti sarstığına vurgu yapıyorlar. Değişimin kendilerinden başlaması gerektiğini belirtiyorlar.</span> <span style="font-weight: 400;">Zorbalıkla mücadelede rolün yeniden tanımlanması gerekiyor. Öğretmen ne her sorunu çözen bir figür ne de çocuklarla sınırları belirsiz bir ilişki kuran biri. Aksine güvenli alanı mümkün kılan, sınır koyabilen ve ilişkiyi sürdürebilen bir yetişkin.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-7e8bc86 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="7e8bc86" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="2560" height="1810" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-scaled.png" class="attachment-full size-full wp-image-48461" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-scaled.png 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/saygi-buyuktur-sevgiden-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-154fe4f elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="154fe4f" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Daha geniş bir sorumluluk perspektifinden bakarsak da, devletin ve kurumların çocuk haklarını koruma yükümlülüklerini yeterince yerine getirmediğini rahatlıkla çıkarabiliyoruz. Güvenli okul ortamı, erişilebilir psikososyal destek, kapsayıcı eğitim-kültür politikaları ve çocuk katılımını merkeze alan uygulamalar bir “ekstra” değil, bir lütuf değil, bir hak. orbalık bireysel bir davranış gibi görünse de, bu haklar yeterince sağlanmadığında yapısal bir ihmalin sonucu haline geliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Zorbalık çoğu zaman yalnızca iki çocuk arasında yaşanıyormuş gibi anlatılır. Oysa her zorbalık olayının bir de izleyicileri vardır. Ve bu izleyicilerin sessizliği, zorbalığı güçlendirir. Bu sessizlik yalnızca çocuklara ait değildir; çoğu zaman yetişkinler de görmezden gelerek bu döngünün parçası olur. “Çocuklar arasında olur”, “Kendi aranızda halledin”, “Öpüşün barışın”demek, aslında müdahale etmeme kararını meşrulaştırır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan çocukların dünyasında yalnızca çatışma yok. Aynı odak çalışmasında çocukların kapsayıcılık geliştirebildiği de görülüyor. Çocuklar, farklılıklara saygı gösterdiklerini, engelli bir arkadaşlarına destek olduklarını, mülteci arkadaşları ile kurdukları ilişkileri, okulda sahiplendikleri sokak hayvanlarını, oğlanlar kızlar birlikte oynadıkları futbol maçının keyfini anlatıyorlar. Yani uygun koşullar sağlandığında dayanışmayı da kurabiliyorlar. Bu, zorbalığın “kaçınılmaz” olmadığını açıkça gösteriyor.</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-9f08375 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="9f08375" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-1024x724.png" class="attachment-large size-large wp-image-48462" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/04/cesitlilikle-mutlu-cocuk-1-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-6d53cab elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6d53cab" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların iyi olma hâline baktığımızda da benzer bir tablo var. Oyun oynarken, spor yaparken, doğayla temas kurduklarında kendilerini daha mutlu ve huzurlu hissediyorlar. Bu bulgu, atölyelerde dile getirilen ihtiyaçlarla da birebir örtüşüyor. Ağaçsız ve sıkışık alanların huzursuzlukla ilişkilendirilmesi, fiziksel ortamın duygusal iyi oluş üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlar bizi şu soruya getiriyor: Zorbalığın yerine ne koyacağız? Zorbalığı istemiyoruz, peki ama nasıl bir dünya inşa etmek istiyoruz?</span></p><h4><b>Şefkatli iletişimin önemi</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Eğer yalnızca yasaklar ve cezalar üzerinden ilerlersek, davranışı geçici olarak durdurabiliriz ama ilişkileri dönüştüremeyiz. Bu yüzden alternatiflere odaklanmak gerekiyor. Şefkatli iletişim bunlardan biri. Şefkat, sınırların ortadan kalkması değil; tam tersine, zarar veren davranışlara net sınırlar koyarken ilişkiyi koparmamayı mümkün kılar. Bu yaklaşım hem zarar göreni korur hem de zarar verenin sorumluluk alabileceği bir alan açar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Güvenli ve kapsayıcı alanlar oluşturmak da aynı derecede önemli. Çocukların kendilerini ve duygularını ifade edebildiği, hata yaptığında dışlanmadığı, farklılıklarıyla kabul edildiği ortamlar zorbalığın zeminini daraltır. Aidiyet duygusunun güçlü olduğu gruplarda zorbalığın daha az görülmesi tesadüf değildir.</span></p><h4><b>Ceza yerine onarıcı yaklaşım</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Onarıcı yaklaşımlar da burada kritik bir rol oynar. Ceza vermek yerine, zarar görenin ihtiyaçlarını merkeze almak ve ilişkiyi güvenli biçimde onarmak, tekrar eden zorbalığı azaltmada daha etkilidir. Çünkü bu yaklaşım, sorunu bastırmak yerine anlamaya ve dönüştürmeye çalışır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sonuçta zorbalıkla mücadele, hızlı çözümlerle ilerleyen bir süreç değildir. Ama yönü nettir:  Çocukları suçlamak yerine onları koruyan sistemler kurmak, sessiz kalmak yerine sorumluluk almak, cezalandırmak yerine ilişkiyi onarmak ve en önemlisi çocukları gerçekten duymak.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu mücadelede en kritik değişim zorbalığı “çocukların sorunu” olarak görmekten vazgeçip, onu yetişkinlerin kurduğu dünyanın bir yansıması olarak ele almak. Çünkü çocuklar bu dünyanın içinde büyüyor. Ve biz neyi mümkün kılıyorsak, onlar da onu öğreniyor.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-0cbe7ee e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="0cbe7ee" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-62c671a elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="62c671a" data-element_type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
			<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-62c671a" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-1031" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Kaynaklar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p><span style="font-weight: 400;">CultureCIVIC: Yerel Hibeler Programı kapsamında desteklenen “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar Projesi ve Rehberi,</span><a href="https://www.culture-civic.org/projeler/zorbalikla-mucadelede-sefkatli-siniflar"> <span style="font-weight: 400;">https://www.culture-civic.org/projeler/zorbalikla-mucadelede-sefkatli-siniflar</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Save The Children, İstanbul’da Güvenli, Kapsayıcı ve Dayanıklı Okullar Araştırması, https://www.savethechildren.net/turkiye</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Şefkatli sınıf yaklaşımı hakkında:</span><a href="https://www.baskabirokulmumkun.org/yayinlar/sefkatli-sinif/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.baskabirokulmumkun.org/yayinlar/sefkatli-sinif/</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Empati ve sosyal beceriler:</span><a href="https://www.sabancivakfi.org/i/content/Fark-yaratan-beceriler-empati.pdf"> <span style="font-weight: 400;">https://www.sabancivakfi.org/i/content/Fark-yaratan-beceriler-empati.pdf</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakları temelli okul yaklaşımı:</span><a href="https://www.amnesty.org/en/human-rights-education/human-rights-friendly-schools/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.amnesty.org/en/human-rights-education/human-rights-friendly-schools/</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocuk katılımı üzerine:</span><a href="https://www.gencsesler.org/cocuk-katilimi/nedir/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.gencsesler.org/cocuk-katilimi/nedir/</span></a></p><p><span style="font-weight: 400;">Sosyal Duygusal Öğrenme Akademisi</span><a href="https://www.sdoakademi.com/"> <span style="font-weight: 400;">https://www.sdoakademi.com/</span></a></p></div></div></div>		</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okulda Şiddetin Ardındaki Yapısal Gerçeklik</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/okulda-siddetin-ardindaki-yapisal-gerceklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:58:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48442</guid>

					<description><![CDATA[Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının ardından okullarda artan şiddet olaylarının nedenleri ve çözümü tekrar gündeme geldi. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşen Köse, “Sorunu yalnızca bireysel patolojiye, ailedeki disiplin meselesine, sosyal medyaya, şiddet içerikli oyunlara ya da güvenlik açığına indirgemek bizi yanlış yola götürür. Bu şiddeti besleyen sosyal yapıların, kültürel kodların, eğitim politikalarının, ekonomik eşitsizliklerin, adalet sisteminin ve kurumsal yetersizliklerin birbirini nasıl beslediğini görmemiz gerekir” diyor. Köse, ABD’deki araştırmalar üzerinden, şiddetin kök nedenlerinin nasıl doğru tespit edilebileceğini ERG Blog’a yazdı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48442" class="elementor elementor-48442" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-7bff6ab e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="7bff6ab" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-d282a8d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="d282a8d" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Fatma Nur Öğretmen’in, öğrencisi tarafından katledilmesinin yasını ve öfkesini hâlâ içimizde hissederken, Şanlıurfa’dan ve hemen ardından Kahramanmaraş’tan gelen silahlı okul saldırılarıyla derinden sarsıldık. Güvenlik algısının sarsıldığı hiçbir ortamda eğitim-öğretimi hakkıyla sürdürmek mümkün değil. Okullarımızda artan şiddetin ve art arda yaşanan bu iki silahlı saldırının ardındaki nedenleri tespit etmek ve gecikmeden çözüm üretmek, politika yapıcıların en öncelikli görevi olmalıdır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Silahlı okul saldırıları, Türkiye’de bugüne kadar aşina olduğumuz bir olgu değil; ABD’de neredeyse toplumsal bir olgu hâline gelmiş durumda. Bu nedenle ABD kaynaklı araştırmalar, konuyu anlamak ve önleyici çerçeveler geliştirmek açısından bize yardımcı olabilir.</span></p><h4><b>Saldırıdan önceki sinyaller</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">ABD’de yapılan araştırmalarda birçok okul saldırganının niyetlerini saldırıdan önce dışa vurduğu görüldü. Saldırganların niyetlerini akranlarına sözel olarak ifade ettikleri, çevrimiçi tehditkar mesajlar paylaştıkları, silahı olduğundan bahsettikleri ve okul krokisi üzerinden plan çizdikleri tespit edildi. Nitekim, Şanlıurfa’daki olayda saldırganın açıkça sosyal medyada “Ben bu okulda katliam yapacağım” ifadesini yazdığını biliyoruz. Bu tür işaretlerin “kırmızı alarm” vermesi gerektiğinin bilinmesi, kolluk kuvvetlerinden eğitimcilere herkesin bu işaretleri tanıyabilmesi çok önemli.</span></p><h4><b>Saldırgan profili</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">ABD’de okul temelli silahlı şiddetin yaygınlaşmasıyla birlikte, “Tipik saldırgan profili var mı?” sorusuna yanıt arayan araştırmalar yapıldı. Bu çalışmaların önemli bir bölümü, tutarlı ve güvenilir bir demografik ya da psikolojik profilin bulunmadığı sonucuna vardı. Silahlı okul şiddetine karışan bireyler; yaş, sınıf düzeyi, aile geçmişi, sosyal deneyimler ve psikolojik özellikler açısından farklılıklar gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ancak araştırmalar, saldırganlarda bazı ortak risk örüntülerine ve yaşam deneyimlerine işaret ediyor. Sosyal izolasyon, zorbalık ve mağduriyet deneyimleri, travmatik ya da işlevsiz aile ortamları, depresyon, şiddetle özdeşleşme, silahlara duyulan hayranlık, intihar düşünceleri ve buna eşlik eden “kaybedecek bir şeyim yok” duygusu, yönetilemeyen yoğun öfke, değersizlik hissi ve geleceğe ilişkin umutsuzluk bu örüntüler arasında.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelindeki okul saldırılarının yüzde 97’sinin oğlan çocukları ve erkekler tarafından gerçekleştirilmesi ise meseleye toplumsal cinsiyet perspektifinden de bakmayı gerektiriyor. Erkeklik ve silahlı okul saldırıları üzerine yapılan çalışmalar, bu saldırıların tehdit altında hissedilen ya da “başarısızlığa uğramış” güçlü erkeklik algısıyla ya da gücü geri kazanma arzusuyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Araştırmalarda saptanan bu ortak risk örüntülerinin her birinin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağlamlarla iç içe geçmiş nedenleri var. Hiçbirini tek başına, yalıtılmış ve yüzeysel çözümlerle ele almak mümkün değil. Sorunu yalnızca bireysel patolojiye, yalnızca ailedeki disiplin meselesine, sosyal medyaya, şiddet içerikli oyunlara ya da yalnızca güvenlik açığına indirgemek bizi yanlış yola götürür. Bu şiddeti besleyen sosyal yapıların, kültürel kodların, eğitim politikalarının, ekonomik eşitsizliklerin, adalet sisteminin ve kurumsal yetersizliklerin birbirini nasıl beslediğini görmemiz gerekir. Silahlı okul saldırıları, eğitim sistemimizin artık alarm verdiğini acı biçimde yüzümüze vurmuştur.</span></p><h4><b>İyi niyetli ama yetersiz ve riskli öneriler</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Olayların hemen ardından en sık dile getirilen öneri, okullarda kapı güvenliği önlemlerinin artırılması yönünde oldu. Metal dedektörler, kameralar, X-ray cihazları, giriş-çıkış kontrolü, ziyaretçi kaydı ve güvenlik görevlilerinin yaygınlaştırılmasına ilişkin talepler sosyal medyada sıkça dile getirildi. Bu önlemler elbette tartışılabilir ve belirli ölçülerde uygulanabilir. Ancak, ne kadar sofistike güvenlik tedbirleri alınırsa alınsın, bunlar asıl soruna yol açan kök nedenleri ortadan kaldırmaz.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Gündeme gelen bir başka öneri ise “riskli okul” sınıflandırmaları yaparak bu okullarda önleyici çalışmalar yürütmek. Ancak riskin hangi ölçütlerle tanımlanacağı ve hangi okulun bu kategoriye gireceğinin nasıl belirleneceği son derece tartışmalı. Dahası, “riskli okul” etiketi okulun kendisine ve bulunduğu topluluğa zarar verebilir. Böyle bir etiket, öğrencileri ve eğitimcileri bir eğitim kurumu içinde değil, “sorunlu bir yerde” bulunduğu algısına götürebilir. Etiketlenmek istemeyen okul yönetimleri sorunları açıkça raporlamak yerine gizlemeye yönelebilir. Ayrıca bu tür etiketler çoğu zaman zaten yoksulluk ve yapısal dezavantaj yaşayan okullara daha kolay yapışır; böylece toplumsal eşitsizlikler eğitim dili içinde yeniden üretilmiş olur. Kısacası, iyi niyetli görünse de bu önerinin çözüme katkısı oldukça tartışmalı.</span></p><h4><b>Bugün acil yapılması gereken…</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bugün acilen yapılması gereken ilk şey, hızlıca profesyonel travma destek ekipleri oluşturmak ve saldırının yaşandığı okullardaki öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları, aileler ve geniş topluluk için uzun süreli psikososyal destek sağlamak olmalıdır.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Doğa Temelli Eğitim Bildirisini ve Türkiye’deki Durumu Değerlendiriyor</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/uzmanlar-doga-temelli-egitim-bildirisini-ve-turkiyedeki-durumu-degerlendiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48421</guid>

					<description><![CDATA[İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından liderler, <a href="https://egitimreformugirisimi.org/salzburg-doga-temelli-egitim/">Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi</a> yayımladı. Küresel krizler karşısında, doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi acil bir öncelik olarak tanımlayan bildiriyi çevre/doğa eğitimi alanlarında çalışan uzmanlar yorumluyor. Türkiye’de bu alanda yapılabilecekleri anlatıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48421" class="elementor elementor-48421" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-76d8fd0 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="76d8fd0" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-aeda283 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="aeda283" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h6><b>Ayşe Kula İlhan, Bal Kuşu Doğa Temelli Eğitim &amp; Ç/DEA</b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin doğayla kurduğu ilişki hem tarımsal hem de derin bir yaşam felsefesine dayanıyor. Türkiye’nin köylerinde doğayla uyumlu yaşam biçimleri, yüzyıllardır süregelen bir bilgi birikimi oluşturuyor. Bu bilgi, modern eğitim sisteminde yer bulamasa da, doğa temelli eğitimin özünü oluşturuyor. Babamın 1984’te köy okulundaki tarım dersinde yetiştirdiği bostanı, babaannemin kalbiyle fısıldadığı kurda, kuşa, aşa sözleri, dedemin ormana girerken baltasını mendille kapatarak doğanın kalbine iliştirdiği “zarar vermeye değil, ihtiyaç kadar almaya geldim” sözleri, komşularımızla dayanışarak ürettiklerimiz&#8230; Hepsi doğayla kurulan bağın sessiz öğretmenleri. Bu örneklere baktığımızda doğa temelli eğitim, salt doğada yapılan etkinlikler olmaktan çıkıyor; kültürel ekolojiyi, yerel üretim biçimlerini ve topluluk dayanışmasını da kapsıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu sebeple bildiride yer alan, doğa temelli eğitimin yalnızca pedagojik bir yaklaşım değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm aracı olduğu fikri, Anadolu’nun doğayla kurduğu kadim ilişkiyle anlam kazanıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de günümüzde hızlı kentleşme, çocukların doğayla temasını ciddi biçimde sınırlıyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan çocuklar için doğa, çoğu zaman yalnızca okul gezilerinde deneyimlenen bir “etkinlik” hâline geliyor ya da ekranlardan tanınıyor. Oysa doğa temelli eğitim yaşamın kendisi ve sadece kırsalda değil, şehirde de mümkün. Okul bahçeleri, parklar, hatta balkonlar bile çocukların doğayla bağ kurabileceği alanlara dönüşebilir. Doğa çok uzaklarda değil pencerenin ardında, hemen yanı başımızda, kendi içimizde saklı çünkü doğa biziz.Her birimiz doğanın parçasından öte doğanın kendisiyiz.</span> <span style="font-weight: 400;">Doğa temelli eğitimin sürdürülebilirliği, sadece öğretmenlerin değil  bir zamanlar çocuk olan tüm yetişkinlerin bu yaklaşımı benimsemesiyle mümkün. Türkiye’de bu konuda çaba gösteren sivil girişimler olsa da, sistematik bir destek mekanizması hâlâ eksik. Tüm yetişkinlerin doğa temelli eğitim ile tanışması, çocukların doğayla yeniden bağ kurmasının anahtarı olabilir. Doğa temelli eğitim, yalnızca belirli sosyoekonomik grupların erişebildiği bir ayrıcalık olmamalı. Türkiye’de kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar doğayla iç içe büyürken, kent merkezlerindeki çocuklar bu deneyimden mahrum kalmamalı. Bu dengesizlik, doğa temelli eğitimin kapsayıcı bir politika hâline getirilmesi gerektiğini gösteriyor. Her çocuğun doğayla bağ kurma hakkı, eğitimde fırsat eşitliği perspektifinden ele alınmalı.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">İklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hisseden Türkiye’de, doğa temelli eğitim artık bir tercih değil, ekolojik bir zorunluluk. Bu noktada, Salzburg Global’in doğa temelli eğitim bildirisi Türkiye için ilham verici bir çerçeve sunuyor. Ancak bu vizyonun gerçek anlamını bulabilmesi, Türkiye’nin doğa kültürünü, yaşam deneyimlerini ve toplumsal ihtiyaçlarını merkeze alan bir yaklaşımla mümkün olabilir. </span></p><h6><b>İrem Kısmet, Yuvam Dünya Derneği &amp; Ç/DEA</b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Doğa Temelli Eğitim Bildirisi hem pedagojik bir öneri hem de bir sistem eleştirisi. Bildiri, iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve eğitim sistemlerinin yetersizlikleri arasında doğrudan bir bağ kuruyor ve Doğa Temelli Eğitimi (DTE) bütüncül bir yanıt olarak öneriyor. Türkiye’nin bu çağrıya verdiği ve verebileceği cevap ne tamamen iyimser ne de tamamen karamsar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bir yanda eşsiz bir ekolojik çeşitlilik var, diğer yanda ise hızla betonlaşan şehirler. Bir yanda toprağın, suyun, rüzgârın hâlâ gündelik hayatın parçası olduğu coğrafyalar var, diğer yanda doğayla teması neredeyse tamamen sınıf duvarlarının dışına itilmiş bir eğitim düzeni. Bu fiziksel ortam, çocukların ve eğitimcilerin doğadan uzak bir öğrenme biçimini olağan ve normal kabul etmesine yol açıyor. Oysaki doğada öğrenme çoğu çocukta dikkat süresini artırıyor, duygu durumlarını düzenlemelerini kolaylaştırıyor ve sosyal bağları kuvvetlendiriyor. Doğayla temas eden çocuklar daha meraklı ve daha empati duygusu yüksek şekilde yetişebiliyor. Doğa Temelli Eğitim tam da burada devreye giriyor. Ağaçlar, kuşlar, böcekler ders müfredatının bir konusu olmaktan çıkıp gölgesiyle, uçuşlarıyla, kanatlarıyla, mevsimle ilişkisiyle öğrenmenin aktif bir parçası haline geliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bu anlayışın izlerini görmek mümkün. Müfredatta çevre eğitimi ve sürdürülebilirlik temaları hâlihazırda mevcut. Ayrıca, STK’lar ve bazı okullar tarafından yürütülen iklim değişikliği, çevre, doğa, hayvanlar, bitkiler ve yenilenebilir enerji temalı atölyelerin sayısının da her geçen gün arttığını görüyoruz. Bu tablo bize Türkiye’nin DTE’den çok da uzak olmadığını gösteriyor. Öte yandan, bu çalışmaların çoğunun proje bazlı, bireysel çabalarla yürütülen ve sürdürülebilirlik bakımından sıkıntı çeken girişimler olduğunu görebiliyoruz.  Burada önemli olan DTE’nin kalıcı ve yaygın bir sisteme dönüşmesinin sağlanması.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de DTE’yi yaygınlaştırabilmek için atılabilecek somut adımlar arasında mahalle ve belediye ölçeğinde küçük ama etkili girişimler yer alabilir. Alternatif eğitim yapıları DTE için öncülük edebilir. Okul bahçeleri yeşillendirilebilir, haftalık doğa yürüyüş günleri düzenlenebilir ve STK – okul – belediye – üniversite işbirliği güçlendirilebilir. Müfredat baskısının hafifletilmesi, öğretmenlerin desteklenmesi, pedagojik hareket alanının genişletilmesi ve çocukların doğada bulunmasına dair bir güven kültürünün oluşturulması bu sürecin temel taşları. Tüm bunlar DTE’nin yaygınlaştırılmasında uygulanabilir hedefler.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Buradaki en önemli nokta, doğayı eğitim sistemine entegre etmekten daha fazlasını hedeflemek. Asıl mesele, eğitim sistemini doğayla uyumlu hale getirmek. Yalnızca dersi doğada vermek değil; zamanı, başarı ölçütlerini, öğretmen rolünü ve öğrenme anlayışını yeniden ele almak. Belki de başlangıç çok daha sade olabilir. Haftada bir dersin dışarıda gerçekleştirilmesi, okul bahçesinde küçük bir ekosistem alanı oluşturulması, öğrencinin bulunduğu yerle ilişki kurmasına alan açılması gibi küçük başlangıçlar bile bir nebze öğrenmede olumlu etkiler yaratabilir. Büyük değişimler ise çok daha büyük bir dönüşüm gerektirebilir.  </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu dönüşüm Türkiye’de bir gecede gerçekleşemez. Ancak bu, mümkün olmadığı anlamına da gelmez. Salzburg Bildirisi “Şimdi eylem zamanı!” diyor. Türkiye açısından belki şöyle demek daha gerçekçi: “Şimdi küçük ama kalıcı adımların zamanı!”. </span></p><h6><b>Murat Doğan, Ç/DEA &amp; Halil İnalcık Bilim ve Sanat Merkezi</b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Bildiride  yer alan başlıkları ve çözüm önerilerini Türkiye’deki eğitim ekosistemi açısından son derece yerinde buluyorum. Ancak 19 yıllık bir saha deneyimiyle, bu önerilerin gerçek bir karşılık bulabilmesi için şu noktaların kritik olduğunu düşünüyorum:</span></p><p><b>Sivil toplumun gücü ve resmi yaklaşımın esnetilmesi:</b><span style="font-weight: 400;"> Deneyimlerimiz gösteriyor ki en iyi projeler dahi Bakanlık eliyle bir &#8216;hizmet içi eğitim&#8217; zorunluluğu olarak sunulduğunda, etkisini ve samimiyetini yitirebiliyor. Bu yaklaşımın pedagojik bağlamından kopmaması için </span><b>Öğretmen Ağı</b><span style="font-weight: 400;">, </span><b>ÖRAV</b><span style="font-weight: 400;"> gibi sivil yapılarla işbirliği yapılması önemli. MEB öncülüğünde ama sivil toplumun esnekliğiyle kurgulanan eğitimler, muhatabıyla çok daha nitelikli bir şekilde buluşacaktır.</span></p><p><b>Doğayı ormana hapsetmemek (Bozkırın Hafızası):</b><span style="font-weight: 400;"> Şu an Türkiye’de sunulan doğa eğitimlerinin neredeyse tamamı &#8216;orman&#8217; odaklı ve çoğu zaman yüksek ücretli modüllere sıkışmış durumda. Oysa doğa bir bütündür; Anadolu’nun kadim coğrafyası olan </span><b>bozkırı</b><span style="font-weight: 400;"> es geçmemeliyiz. </span><b>Hayrettin Karaca </b><span style="font-weight: 400;">gibi</span> <span style="font-weight: 400;">ülkemize mal olmuş ustaların eserlerinden yararlanılabilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Doğayı sadece ormana indirgemek, çocukların kendi yakın çevresindeki ekosistemi görmezden gelmesine neden olur.</span></p><p><b>İyi oluş ve metropol sıkışmışlığı:</b><span style="font-weight: 400;"> Nüfusun büyük kısmının binalar arasına sıkıştığı metropollerde, çocukların günün büyük bölümünü beton avlulu okullarda geçirmesi bir &#8216;iyi oluş&#8217; krizine yol açıyor. Bildirideki &#8216;okul bahçelerinin dönüştürülmesi&#8217; hedefi, bizim çocuklarımız için bir eğitim tercihinden öte, psikososyal bir rehabilitasyon ihtiyacıdır.</span></p><p><b>Üst politika ve siyasi irade:</b><span style="font-weight: 400;"> Bildirideki 2040 hedefi gibi somut adımların Bakanlık düzeyinde, en üst perdeden sahiplenilmesi hayati önem taşıyor. Bakanın bizzat dahil olduğu bir program veya üst politika beyanı; sahadaki idealist öğretmenlerin ve idarecilerin elini güçlendirecektir. Bu sayede okul bahçesindeki betonu kırmak bireysel bir inisiyatif değil, ulusal bir vizyonun parçası haline gelecektir.</span></p><h6><b>Ergün Eren, Serpil Orman Okulları &amp; Ç/DEA </b></h6><p><span style="font-weight: 400;">Günümüz dünyasında, doğayı öğrenmenin merkezine alma oldukça önemli ancak idealist bir yaklaşım. Bence sıralama; doğayı, öğrenenin bedeni, ruhu ve son olarak da aklıyla buluşturmak şeklinde olmalı. Orman okulunda çalışan bir öğretmen olarak çocukların duvarların ve sınırların dışına çıktıklarında ruh hallerinin, “bakışları”nın sonra da “görü”lerinin her defasında nasıl değiştiğini gözlemliyorum. Ayakkabıları ıslatan çiğ damlaları, bahar çiçeklerinin kokusu ve renkleri, bir anda yükselen tiz bir şahin çığlığı ve artık kalın montlarını giyme ihtiyacını hissetmiyor oluşları – binlerce liraya alınan “duyu bütünleme” seanslarına birkaç yürüyüşten sonra artık ihtiyacı kalmayan çocuklar… Soludukları hava ve nefes alışları değişen çocuklar.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kızılgerdanlar, arapbülbülleri ve çam baştankaralarının ötüşüyle yüzlerine yayılan istemsiz gülümseme. Ve nihayet; sadece bir hafta önce gittikleri yolda yeni yeşeren otlar, dikkatli gözlerden kaçmayan mantarlar ve bazen de fırtınada yıkılan kocaman ağaçlar. Bilimsel gözlem, mevsim döngüleri ve doğanın güçlerine dair dopdolu bir ders. Hem de yapılandırılmamış.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bildiriyi tekrar tekrar okudum ve en başından beri aynı şeyi düşünüyorum; bir otobüs ve uzmanlık alanı çocukların keşfetmesi için onları kendi hallerine bırakmak olan iyi bir eşlikçi. Bu şehrin, bu ülkenin, bu dünyanın çocuklarıyla doğa arasında köprüyü kurmak bu kadar kolay işte.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">NOT: “Otobüs ne kadar çevreci?” ya da “İlla uzak bir yere mi gidilmeli?” sorularına cevabım daha çevreci ve kısa mesafeli çözümlerin, gerekli tanıtımlar yapıldıktan sonra hali hazırda gerçekleştirilebilecek olması. </span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğa Temelli Eğitim ile Başka Bir Öğrenme Mümkün</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/doga-temelli-egitim-ile-baska-bir-ogrenme-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48412</guid>

					<description><![CDATA[İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından liderler, Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi yayımladı. Küresel krizler karşısında, doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi acil bir öncelik olarak tanımlayan bildirinin önemini, Doğa Temelli Eğitimin ne olduğunu, Türkiye’deki durumu ve atılabilecek adımları ERG Blog’a yazdı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48412" class="elementor elementor-48412" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-6870dc3 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="6870dc3" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-3a386a0 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="3a386a0" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de eğitim, uzun süredir sınav baskısı, akademik başarı göstergeleri ve merkezi politikalar etrafında şekilleniyor. Aynı anda derinleşen bir iklim krizi, hızlanan biyoçeşitlilik kaybı ve artan sosyal eşitsizlikler var. Çocukların ve gençlerin iyi olma hâli zayıflıyor. Öğretmenler tükenmişlik yaşıyorlar. Bu tablo karşısında eğitim sisteminin yalnızca içerik güncelleyerek yol alması mümkün görünmüyor. Öğrenmenin zeminiyle, mekânıyla ve yönüyle ilgili daha köklü bir dönüşüme ihtiyaç var.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Eylül 2025’te Avusturya’da düzenlenen “Doğa Temelli Eğitim: Eylem Zamanı” oturumu, Salzburg Global Seminar öncülüğünde koruma, çevre ve eğitim alanlarından temsilcileri bir araya getirdi. Bu buluşma sonunda yayımlanan </span><b>Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi,</b><span style="font-weight: 400;"> doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi küresel krizler karşısında acil bir öncelik olarak tanımlıyor. Bildiri, pedagojik bir tercih önermenin yanı sıra krizler çağında eğitimin yönünü yeniden düşünmeye çağırıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye açısından bu çağrının özel bir anlamı var çünkü bu coğrafya hem ekolojik çeşitlilik hem de kültürel miras bakımından son derece zengin. Aynı zamanda hızlı kentleşme, betonlaşma, afetler ve iklim etkileri nedeniyle kırılgan. Okulların büyük bölümü beton avlulara, kapalı sınıflara ve doğayla teması sınırlı bir gündelik yaşama sıkışmış durumda. Çocukların toprağa, suya, ağaca temas etmeden büyüdüğü bir eğitim deneyimi giderek yaygınlaşıyor.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim Nedir?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunlara yanıt olabilecek </span><b>Doğa Temelli Eğitim</b><span style="font-weight: 400;"> nedir sorusuna verilecek yanıt basit: Doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmek. Dersleri açık alana taşımak bunun bir parçası, ancak mesele yalnızca mekân değişikliği değil. Asıl mesele, doğayla birlikte düşünmek, doğayla öğrenmek ve doğa için eyleme geçmek. Bu yaklaşım, öğrencinin ve öğretmenin (hatta tasarıma göre okuldaki diğer tüm paydaşların) doğayla bağını yeniden kurmasını, kendisini doğadan ayrı değil onun parçası olarak görmesini hedefliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu perspektif, Uluslararası Doğa Koruma Birliği Eğitim ve İletişim Komisyonu (IUCN CEC), BirdLife International gibi uluslararası ve TEMA Vakfı, ÇEKÜL Vakfı, Doğa Derneği gibi ulusal kurumların uzun süredir savunduğu ve uyguladığı ekolojik okuryazarlık çerçevesiyle de örtüşüyor. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ile de doğrudan ilişkili. Bildirinin en güçlü tarafı, bu hedefleri soyut bir politika metni olarak bırakmaması; ebeveynden öğretmene, okul liderinden politika yapıcıya kadar herkesi doğa temelli eğitim için eyleme çağırması.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Doğa Temelli Eğitimin nasıl olabileceğini birlikte düşünelim. Karadeniz’de fen dersinin dere kenarında yapılması, öğrencilerin su kalitesini ölçmesi ve bunu bölgedeki HES’ler ya da tarımsal faaliyetlerle ilişkilendirmesi bir başlangıç olabilir. İç Anadolu’da bir okulun bahçesinin tozlayıcı böceklerin geldiği bir bahçeye dönüştürülmesi, öğrencilerin yerel bitki türlerini gözlemlemesi ve yerel tohumlarla çalışması somut bir adım olabilir. Matematik dersinde bir ağacın yıllık büyüme halkalarının incelenmesi, coğrafyada mikroiklim analizi yapılması, sosyal bilgiler dersinde yerel üretim ve ekolojik değişim üzerine saha çalışmaları yürütülmesi bu yaklaşım için iyi örnekleri oluşturabilir. Yerel bilgiye dayalı tarım pratiklerinin ders içeriğine entegre edilmesi ise öğrencinin yaşadığı yerle ilişkisini güçlendirebilir.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim İçin Atılabilecek Adımlar</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu ve benzeri örneklerin sürdürülebilir olması için sistem düzeyinde adımlar gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığı ne yapabilir? Öğretim programlarında doğayla öğrenmeye daha fazla alan açan esneklikler tanımlayabilir. Mevcut kazanımları açık alan, saha çalışması ve yerel bağlama dayalı uygulamalarla ilişkilendiren rehberler yayımlayabilir. Hizmet içi öğretmen eğitimlerine Doğa Temelli Eğitim modülleri ekleyebilir. Bu modüller yalnızca teorik değil, uygulamalı ve yerel örneklerle güçlendirebilir. Okul bahçeleri için ulusal bir dönüşüm programı başlatabilir. Beton zeminlerin azaltılması, yerel bitkilendirme, açık hava sınıfları ve mini ekosistem alanlarının (sulak alan, çayır, vb) oluşturulması için standartlar geliştirebilir. Ölçme ve değerlendirmenin parçası olarak proje, saha çalışması ve doğa temelli öğrenme çıktılarının daha görünür olmasını sağlayabilir; buna ilişkin göstergeler ekleyebilir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı gibi kurumlarla protokoller yaparak okulların millî parklar, sulak alanlar ve orman alanlarıyla düzenli temas kurmasını teşvik edebilir. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">İl Millî Eğitim Müdürlükleri (MEM) ne yapabilir? İl düzeyinde yerel ekosistem haritaları çıkarılabilir. Hangi ilçede hangi doğal alanlar, tarımsal üretim biçimleri, sulak alanlar, kıyı sistemleri ya da ormanlık alanlar var; bunlar eğitimle nasıl ilişkilendirilebilir sorusuna sistematik yanıt üretilebilir. İl MEM’ler, yerel üniversiteler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği protokolleri yaparak öğretmenlere saha ve uzmanlık desteği sağlayabilir. Her ilde örnek “doğa temelli okul” pilot uygulamaları başlatılabilir ve iyi örnekler yaygınlaştırılabilir. İl düzeyinde öğretmen toplulukları oluşturularak doğada öğrenme deneyimleri paylaşılabilir ve mesleki öğrenme ağları kurulabilir. Ayrıca, afet riski yüksek bölgelerde açık alanların pedagojik ve psikososyal işlevi gözetilerek okul bahçeleri kriz dayanıklılığı perspektifiyle yeniden tasarlanabilir. Doğa Temelli Eğitim yalnızca öğretmenin inisiyatifine bırakıldığında kırılgan olur. Politika, rehberlik, kaynak ve yerel koordinasyonla desteklendiğinde ise sistemik bir yapıya dönüşür.</span></p><h4><b>Türkiye Coğrafyasının Pedagojik Potansiyelini Eğitime Taşımak Önemli</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin farklı coğrafyaları halihazırda çok güçlü bir pedagojik potansiyel taşıyor. Karadeniz’in dereleri, Ege’nin zeytinlikleri, İç Anadolu’nun bozkır ekosistemleri, Doğu Anadolu’nun yüksek dağ çayırları, Akdeniz’in kıyı sistemleri. Mesele bu zenginliği ve çeşitliliği eğitim sisteminin kenarında değil merkezinde düşünmek. Belirtilen örnekler hiç yapılmıyor değil. Türkiye’nin dört bir yanında bu tür çalışmalar yürüten öğretmenler ve kurumlar var. Ancak, maalesef doğa temelli eğitim hâlâ net ve güçlü bir politika tercihine pek dönüşemedi. Bakanlık, İl MEM ve okul düzeyinde elbette çok önemli ve değerli gelişmeler oldu. Bununla birlikte, ağırlıkla öğretmenlerin veya okulların tercihine, inisiyatifine bağlı münferit uygulamalar olarak ilerliyor. Bu uygulamalar da doğada, doğayla ve doğa için öğrenmenin mümkün olduğunu gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Salzburg Global’in Doğa Temelli Eğitim bildirisinde yerel/yerli toplulukların bilgi sistemlerinden öğrenmenin altı da çiziliyor. Türkiye’de bu çağrı, Anadolu’nun çok katmanlı hafızasını dikkate alma anlamına geliyor. Toprakla, suyla, hayvanlarla kurulan geleneksel ilişkiler, mevsim bilgisi, yerel üretim pratikleri, sözlü kültür… Bu türden bilgi biçimleri folklorik bir unsur değil, pedagojik bir kaynak. Adeta birer hazine. </span></p><h4><b>Beton Okul Bahçeleri Dönüştürülebilir</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bildirideki başka önemli başlık ise okul bahçeleri. 2040’a kadar bir milyon daha yeşil okul bahçesi hedefi iddialı görünebilir. Türkiye’de ise ilk adım beton zeminleri dönüştürmekle başlayabilir. Okul bahçelerini ağaçlık alanlar, yerel bitkiler, küçük ekosistemler ve açık hava öğrenme alanlarıyla düzenlemek öğrencilerin iyi olma hâli üzerinde doğrudan etkili olur. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede, açık alanların pedagojik olduğu kadar psikososyal açıdan da koruyucu işlevi var. Açık alanda öğrenen çocukların stres düzeyleri düşer, dikkat süreleri artar, sosyal ilişkileri güçlenir. Öğretmenler için de bu yaklaşım, mesleki anlamı, öğrenmeyi yeniden oluşturma imkânı sunar. Eğitim müfredat yetiştirme faaliyeti olmaktan çıkıp ilişkisel ve deneyimsel bir sürece dönüşür.</span></p><h4><b>Çevre Eğitiminin Müfredatta Görünür Olması Yeterli Değil, Doğayla Temas Gerekli </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de son yıllarda iklim eğitimi, biyoçeşitlilik, sürdürülebilirlik gibi başlıklar müfredatta daha görünür hâle geldi. Bununla birlikte içerik eklemek tek başına yeterli değil. Doğayla temas etmeyen bir iklim ya da çevre eğitimi soyut kalır. Doğa Temelli Eğitim, bilgiyi deneyimle buluşturur. Salzburg Bildirisi’nin önemi de burada. Bildiri, küresel krizleri birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, ilişkisel bir bütün olarak ele alıyor. Eğitim krizinin, iklim krizinden ve sosyal adalet krizinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade ediyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Biz de Türkiye için eylem çağrısı yapalım. Her okul küçük bir adımla başlayabilir. Bir dersin açık alana taşınması, bir okul bahçesinin dönüştürülmesi, yerel bir doğa alan için çalışılması, öğretmenlerin mesleki gelişim programlarına Doğa Temelli Eğitim yaklaşımının entegre edilmesi. Politika yapıcılar için ise daha yapısal bir sorumluluk çağrımız var. Müfredat esnekliği, okul bahçelerinin yeniden tasarımı, öğretmen eğitimi programlarının güncellenmesi ve yerel yönetimlerle işbirliği.</span></p><h4><b>Hem Doğayı Koruyan Hem de Doğanın Parçası Olduğunu Hisseden Çocuklar İçin…</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Doğayla bağ kurmak bu çağda temel bir hak ve ihtiyaç. Her zaman olduğu ve alışılageldiği gibi çocukların doğayı koruyan bireyler olmasını amaçlamak yetmeyecek. Onların doğanın bir parçası olduklarını hissederek gelişmeleri söz konusu olmalı. Bildiride geçen “Eylem zamanı” ifadesi ise öylesine bir slogan değil. Türkiye’nin afetlerle, iklim etkileriyle ve toplumsal kırılganlıklarla yüzleştiği bir dönemde, doğayı öğrenmenin merkezine almak eğitimde onarıcı bir yön açabilir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Özetle, bugün bir ağaç için, bir ağacın altında değil, bizatihi bir ağaçla ya da sulak alanla, çayırla, kuşla, kelebekle yapılan bir öğrenme süresi, daha dirençli ve daha farkında bir topluma atılan bir adım olabilir. </span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salzburg Doğa Temelli Eğitim</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/salzburg-doga-temelli-egitim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:04:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ERG Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48403</guid>

					<description><![CDATA[İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından temsilciler, Salzburg Doğa Temelli Eğitim Bildirisi’ni yayımladı. Küresel krizler karşısında, doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmeyi acil bir öncelik olarak tanımlayan bildiriye çevre/doğa eğitimi alanları uzmanlarının çevirisiyle ERG Blog’da yer veriyoruz. Bildirinin ardından Burcu Meltem Arık <a href="https://egitimreformugirisimi.org/doga-temelli-egitim-ile-baska-bir-ogrenme-mumkun/">“Doğa Temelli Eğitim ile Başka Bir Öğrenme Mümkün”</a> başlıklı yazısıyla Türkiye’deki durumu ve atılabilecek adımları analiz ediyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48403" class="elementor elementor-48403" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-4384bbf e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="4384bbf" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-d1a2aeb elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="d1a2aeb" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h3><b>Salzburg</b><b><i> Doğa Temelli Eğitim </i></b><b>Bildirisi*</b></h3><p><span style="font-weight: 400;">Dünya, birbirleriyle etkileşen ve birbirini güçlendiren çok sayıda küresel krizle karşı karşıya. Biyoçeşitlilik kaybı ve iklim değişikliğini de içeren çevresel krizler, her kıtada yaşanan sosyal adalet krizleri ve çocukları gelişimleri için ihtiyaç duydukları becerilerle donatmakta zorlanan sistemlerimiz nedeniyle bir eğitim krizi var. Doğa Temelli Eğitim (DTE), karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bu zorlukların çoğuna uygulanabilir, acil ve umut verici bir çözüm sunuyor.  Öğrenmenin merkezine doğayı yerleştirmek, daha sağlıklı bir gezegen için daha iyi koruyucular hâline gelen, daha sağlıklı, daha mutlu ve daha bilinçli insanlarla sonuçlanıyor. Şimdi eylem zamanı.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim: </b><b><i>Eylem Zamanı</i></b></h4><p><span style="font-weight: 400;">İklim krizinin aciliyetinden hareketle, koruma, çevre ve eğitim alanlarından liderler, &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Doğa Temelli Eğitim: Eylem Zamanı</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; başlıklı bir oturum kapsamında Salzburg Global&#8217;de 8-13 Eylül 2025 tarihleri arasında bir araya geldiler. Enerji ve uzmanlıklarını birleştirerek Doğa Temelli Eğitimi yaygınlaştırmak ve çok sayıda küresel zorluğun üstesinden gelmek için bir yol haritası geliştirdiler. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Dünya liderleri, 2030 yılına kadar biyoçeşitlilik kaybını tersine çevirmeyi ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek için acil önlemler almayı taahhüt etseler de ülkelerin çoğu bu hedeflere ulaşmak için DTE&#8217;nin gücünü henüz harekete geçirmedi. Bu Salzburg Bildirisi, eğitim liderlerinden, doğayı eğitim sistemlerimize entegre etme taahhüdü istiyor. Bildiri; eğitimcileri, aileleri, okul liderlerini ve diğer tüm paydaşları, insanlara ve gezegene fayda sağlamak amacıyla DTE&#8217;yi geniş ölçekte entegre etmek için inisiyatiflerini ve hayal güçlerini kullanmaya davet ediyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Salzburg Global oturumu, TUI İhtimam Vakfı, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği Eğitim ve İletişim Komisyonu, Kanada Yaban Hayatı Federasyonu ve diğer ortaklarla işbirliği içinde tasarlandı.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim Nedir?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Doğa Temelli Eğitim, doğayı öğrenmenin merkezine getiren eğitim stratejilerinin bütünüdür. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Basitçe ifade etmek gerekirse bu, sınıfta daha çok doğaya yer verilmesi ve derslerin daha çoğunun doğada yapılması anlamına gelir; örgün eğitim ile yaygın ve serbest öğrenmeyi kapsar. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">DTE, öğrenenlere doğayla derin bağlantılarını ve bu ilişkinin </span><span style="font-weight: 400;">onarıcı</span><span style="font-weight: 400;"> bir gelecek inşa etmekte kritik olduğunu hatırlatır. Öğrencilere gelişmek için ihtiyaç duydukları becerileri, bilgiyi ve zihin yapılarını kazandırırken aynı zamanda öğrencinin ve öğretmenin iyi oluş hâlini destekler ve doğa ile gezegeni daha sorumlu sahiplenmeyi teşvik eder.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu potansiyeli harekete geçirmek için öğrenmenin deneyime dayalı ve duygusal olması gereklidir. Bunu sihir yaratma kapasitesine sahip doğada yaparak, ilişkilerin genel olarak daha derinlemesine kavranmasının kapılarını açabiliriz. </span></p><h4><b>Eylem Çağrısı</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Doğayla olan bağımızı yeniden kurmak; öğrenmeyi dönüştürecek, esenliği iyileştirecek ve onarıcı bir gelecek oluşturmaya yardımcı olacak acil ve ulaşılabilir bir önceliktir. İster ebeveyn, ister öğretmen, ister lider ya da politika yapıcı olun, oynayacağınız hayati bir rol var. Bugün doğayla küçük bir bağ kurarak başlayın ve okulunuzda ya da eğitim sisteminizde etkisi olan kişileri, öğrenme, iyi olma hali ve gezegensel krizleri ele almak amacıyla Doğa Temelli Eğitimin tüm okul ve topluluklarda benimsenmesini hızlandırmaya teşvik edin. </span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitim İçin Bir Yol Haritası</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Salzburg Global Üyeleri, öğrenmenin merkezine doğayı getirme ortak hedefiyle, çeşitli sektör paydaşlarından oluşan küresel bir ağ kurmaya ve bu ağı desteklemeye kararlıdır. Bu çabalar, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile BM Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi hedeflerine ulaşmak için kilit öneme sahiptir. Aşağıdaki iddialı, hayati ve birbiriyle bağlantılı hedeflere ulaşacağız:</span></p><p><b>Hayal gücü ve inisiyatif yoluyla: </b><span style="font-weight: 400;">Ebeveynleri ve bakım verenleri, öğretmenleri, okul liderlerini, oyun çalışanlarını, yaygın eğitim liderlerini, politika yapıcıları ve diğer herkesi, hayal güçleri ve yetenekleri dahilinde doğayla bağlantılarını yeniden kurmaya ve bunu her gün biraz olsun yapmak için adım atmaya teşvik ediyoruz.</span></p><p><b>Doğayı eğitime entegre ederek: </b><span style="font-weight: 400;">Eğitimi Dönüştürme Zirvesi&#8217;nde DTE&#8217;yi uygulamayı taahhüt eden 30 ulusal hükümeti, ilerlemeyi hızlandırmaya, en iyi uygulamaları paylaşmaya ve diğer ülkeleri taahhütte bulunmaya ve harekete geçmeye teşvik etmeye çağırıyoruz.</span></p><p><b>Yerlilerin bilgisinden ve insan-doğa bağlantısını hiç kaybetmemiş olanlardan öğrenerek: </b><span style="font-weight: 400;">DTE faaliyetlerini tasarlarken, liderler yerli toplulukların bilgi sistemlerini göz önünde bulundurmaya ve mümkün olan her yerde onlarla birlikte tasarım yapmaya davet ediliyor; çünkü bu topluluklar, öğrencileri bulundukları yer, tarih ve topraklarıyla bağlayan uygulamalar yoluyla doğayı eğitim sistemlerine yerleştirme konusunda derin bilgiye sahiptir.</span></p><p><b>Eğitimcilerle ortaklık kurarak doğayı öğrenmenin merkezine yerleştirmek: </b><span style="font-weight: 400;">Eğitimcilerin uzmanlığına değer veren, yerel bağlamları tanıyan, kaynakları ve desteği eğitimcilerin misyonu ve öncelikleriyle uyumlu hâle getiren, koruma, çevre ve eğitim sektörleri arasında bir ortaklık yaklaşımını destekliyoruz.</span></p><p><b>Okul bahçelerini yeşillendirerek:</b><span style="font-weight: 400;"> Okul alanlarını doğa açısından zengin ortamlara dönüştürmek, fiziksel ve zihinsel sağlığı, sosyal ve bilişsel becerileri, yaratıcılığı ve akademik performansı geliştiren güçlü bir araçtır. Salzburg Global Üyeleri, politika yapıcıları ve okul topluluklarını 2040&#8217;a kadar bir milyon yeşil okul bahçesi daha yapmak için işbirliği yapmaya davet ediyor.</span></p><p><b>İlerlemeyi ölçmeye yatırım yaparak:</b><span style="font-weight: 400;"> Eğitim ve iklim araştırma topluluklarını, Doğa Temelli Eğitim alanındaki ilerlemeyi izlemeye yönelik küresel bir göstergenin geliştirilmesini finanse etmeye teşvik ediyoruz.</span></p><p><b>DTE vizyonunun geniş ölçekte hayata geçirilmesi için kaynakların sağlanmasıyla: </b><span style="font-weight: 400;">Portföylerinde eğitim, insan sağlığı, iyi oluş hâli ve gezegen krizini içeren tüm fon sağlayıcıları, kaynakları DTE&#8217;nin geniş ölçekte uygulanmasına yönlendirmeye davet ediyoruz.</span></p><h4><b>Nasıl Görünüyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Alan uzmanları, doğayı eğitimin merkezine yerleştirme sürecini haritalandırıp eğitimcileri, ebeveynleri ve politika yapıcıları kendilerine katılmaya davet ediyor. DTE en çok; doğal ortamların, nesnelerin ve olguların içinde, onlarla birlikte ve onlar aracılığıyla, yerli bilgi biçimleriyle bütünleştirilerek, sosyal ve çevresel adalete odaklanarak uygulandığında etkili olur. Hedeflerden biri, öğrencilerin doğayla olan bağlarını yeniden kurmaları ve doğanın bir parçası olduklarını fark etmeleridir.</span></p><h4><b>Doğa Temelli Eğitimin Sürekliliği</b></h4><p><b>Doğada:</b><span style="font-weight: 400;"> Eğitimciler, öğrenenleri dışarıda bir doğa oyun alanına, parka veya doğal alana götürür. Bu, öğrencilerin doğada kendilerini rahat, güvende ve meraklı hissetmelerini teşvik eder; fiziksel ve psikolojik iyi oluşlarını güçlendirir. Bu tür bir eğitim, geleneksel derslerin açık alanlara, doğal bir bağlama taşınmasıyla gerçekleşir.</span></p><p><b>Doğayla:</b><span style="font-weight: 400;"> Eğitimciler, doğal malzemeleri ve sistemleri öğrenme araçları olarak kullanan etkinlikler tasarlar. Doğa, derse mekân olmak yerine onu şekillendirir. Bu tür bir eğitim, doğa günlüğü tutmayı, doğal malzemelerle sanat üretmeyi, insan faaliyetleri ile yakındaki bir nehir arasındaki bağlantıyı  anlamaya yönelik yürüyüşleri ya da bir ağacın büyümesini incelemek için matematik becerilerinin kullanıldığı sorgulama temelli etkinlikleri içerebilir.</span></p><p><b>Doğa İçin:</b><span style="font-weight: 400;"> Öğrenenler doğaya ihtimam göstermeye ve onun koruyucusu olmaya başlar. Yerel biyoçeşitliliği iyileştirmek ya da iklim değişikliğine karşı korumak gibi, insanların gezegenle denge içinde yaşama kapasitesini artıran eylemlerde bulunurlar. Örneğin, tozlayıcı bahçeler oluşturur, okul politikalarını iyileştirmek için enerji ya da atık denetimleri yürütür, bir yaşam alanının bir bölümünü onarırlar.</span></p><p><b>Doğa Olarak:</b><span style="font-weight: 400;"> Öğrenenler, kendilerini doğadan ayrı değil, doğanın bir parçası olarak görür ve daha derin empati geliştirir. Kendilerini ekosistemin bir parçası olduklarını fark etmeye teşvik edilir. Eğitimciler, yerli bilgiyi eğitime entegre eder ve öğrencileri yaşadıkları topraklarla ilişkilendiren, şükran, aidiyet ve karşılıklı bağlılık duygularını güçlendiren uygulamalara yer verir.</span></p><p> </p><p><b>*Türkçeye Çevirenler: </b></p><p><i><span style="font-weight: 400;">Burcu Meltem Arık</span></i><b><i>, </i></b><i><span style="font-weight: 400;">Eğitim Reformu Girişimi &amp; Ç/DEA**; Buse Doğan, Ç/DEA; Cansu Kaya, Ç/DEA; Ceyda Bakbaşa Bosson, ÇEKÜL &amp; Ç/DEA; Ergün Eren, Özel Serpil Orman Okulları (Serpil Forest  School) &amp; Ç/DEA; İrem Kısmet, Yuvam Dünya Derneği &amp; Ç/DEA</span></i></p><p><b><i>**Ç/DEA:</i></b><i><span style="font-weight: 400;"> Çevre, doğa, biyolojik çeşitlilik, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilirlik, ekolojik okuryazarlık, ekososyal okuryazarlık ve iklim eğitimi gibi alanlar; kavramsal, içeriksel ve yöntemsel olarak farklılaşsa da amaçları bakımından ortak bir zeminde buluşur. Bu alanların tümü, bireylerin ve toplulukların doğayla ilişkilerine dair farkındalıklarının ve sorumluluklarının güçlenmesini; doğayı korumaya yönelik bilgi, değer ve eylemlerinin gelişmesini hedefler. Bu alanların tümü, daha yaygın ve kapsayıcı bir kavramsal çerçeve sundukları için çevre/doğa eğitimi alanları (Ç/DEA) başlığı altında ele alınır. Altıncı yok oluş, Antroposen ve çoklu krizler olarak adlandırılan günümüz koşullarında, bu alanların her birini ayrı ayrı değil; birbirleriyle ilişkili biçimde yeniden düşünmek gerekir. Ç/DEA, bu nedenle söz konusu alanları daha kapsayıcı ve yaygın bir kavramsal çerçeve altında bir araya getirir.</span></i></p><p><i><span style="font-weight: 400;">Bu başlık altında bir araya gelen grup, farklı disiplinlerden gelen 58 üyenin katılımıyla; kavramsal tartışmayı, saha deneyimini ve kolektif düşünmeyi buluşturan bir ortak öğrenme alanı oluşturmayı amaçlar. Ç/DEA, yüzeysel uygulamaların ötesine geçerek, doğayla ilişkiyi eğitim, bakım ve kamusal sorumluluk bağlamında ele alan eleştirel ve paylaşımcı bir zemindir.</span></i></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmen için Okul Nasıl?</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/ogretmen-icin-okul-nasil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:46:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48389</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 ve 2026’da odaklandığı konulardan biri okul. Bu odaklanmanın ilk adımı olarak, geçtiğimiz yıl yirmincisini düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı da (İÖK 2025) okul temasıyla gerçekleştirdik ve <a href="https://egitimreformugirisimi.org/category/okul-hali-hayali/">Okul Hâli/Hayali</a> yazı dizisine başladık. “Okul nasıl?” diye sormaya ve düşünmeye devam ediyoruz. Yazı dizisinin sekizinci bölümünde ERG Kıdemli Politika Analisti Ekin Gamze Gencer, okulun öğretmenin işyeri olduğunu hatırlatarak, onların iyi olma hâline etkisini sorguluyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48389" class="elementor elementor-48389" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-81a1c9d e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="81a1c9d" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-132ca16 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="132ca16" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><i><span style="font-weight: 400;">“[E]ğitimin en önemli aktörü hiç kuşkusuz öğretmenlerdir”¹</span></i></p><p><i><span style="font-weight: 400;">“Öğretimin ilerlemesinin büyük ölçüde öğretmen kitlesinin niteliklerine ve yeteneğine…bağlı olduğu kabul edilmelidir.”²</span></i></p><p><i><span style="font-weight: 400;">“[E]ğitimin niteliğine doğrudan ve en önemli etkiyi öğretmenler yapmaktadır.”³</span></i></p><p><i><span style="font-weight: 400;">“Öğretmenler, öğrenci öğrenimini etkileyen okulla ilgili en önemli faktördür.”⁴</span></i><i><span style="font-weight: 400;"> </span></i></p><p><i><span style="font-weight: 400;">“Nitelikli Eğitim İçin ‘Güçlü’ Öğretmen Şart”⁵</span></i></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-8b2e3ba elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="8b2e3ba" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Öğretmen; alanyazında, politikalarda, basında ve kamuoyunda nitelikli eğitimin olmazsa olmazı olarak konumlanıyor. Zira öğretmenler, öğrencilerle sınıfta birebir vakit geçiren özneler olarak, eğitim politikalarını, öğretim programlarını öğrencilere aktarma gücüne ve inisiyatifine sahipler. Dolayısıyla, öğretmenlerin iyi olma hâlleriyle doğrudan ilişkili olan mesleğe dair ilgileri ve öğretmeye dair motivasyonları, eğitim için hayati önem taşıyor. Fakat, öğretmenin eğitimin yapıtaşlarından yalnızca biri olduğunu ve okulun öğretmenin işyeri olduğunu unutmamak gerekiyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">ERG’nin 2025 ve 2026’da okulun yanı sıra odaklandığı bir diğer konu öğretmenler. Öğretmenlerle ilgili derinleşme çalışmalarımız kapsamında yaptığımız görüşmelerde köy okulunda çalışan bir öğretmenin dediği gibi: “Öğretmen de bir insan. Okuldaki hademeden okul parkına kadar her şey [eğitimin] bir parçası.” Bu yüzden “Öğretmen için okul nasıl?” diye sormak; okulu eğitim ortamı olarak kurgularken okulda geçirilen sürenin, okuldaki “müşterek yaşam”ın⁶</span><span style="font-weight: 400;"> bir uzantısı olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin nasıl bir okul istediğini öğretmen derinleşme çalışmalarımız kapsamında gelecek dönemde başlayacağımız yazı dizimizde, öğretmenlerin anlatıları üzerinden kaleme alacağız; bu yazıda ise soruyu </span><b>okulda iyi olma</b><span style="font-weight: 400;"> bağlamında sormanın önemine işaret ediyor ve öğretmenlerin okul memnuniyetlerine dair </span><b>TALIS 2024’</b><span style="font-weight: 400;">te yer alan verileri değerlendiriyoruz.</span></p><h4><strong>Okulda iyi olma hâli </strong></h4><p><span style="font-weight: 400;">Tıpkı öğrenciler gibi öğretmenler de temiz, şiddetsiz, demokratik, işbirlikçi, saygılı ve yeterli kaynaklara sahip bir okul ortamına ihtiyaç duyuyorlar. Kamu idaresinin öğrenciye olduğu gibi istihdam ettiği öğretmene karşı da sorumlulukları bulunuyor.⁷</span><span style="font-weight: 400;"> Okulun öğretmenin işyeri olduğunu hatırlamak bu bakımdan çok önemli; öğretmenin okula karşı olduğu kadar okulun da öğretmene karşı ödevleri bulunuyor. Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nda idarecilerin görevleri arasında da “[e]ğitim öğretim faaliyetlerinin sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir ortamda yürütülmesi için gerekli tedbirleri alır”⁸</span><span style="font-weight: 400;"> ifadesi yer alıyor. Öğretmenin sorumluluğunun nerede bitip öğretmene karşı sorumlulukların nerede başladığını tanımlamak öğretmenlerin okuldaki iyi olma hâli için önem taşıyan bir ihtiyaç. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmen derinleşme çalışmalarımız kapsamında öğretmenlerle yaptığımız görüşmelerde bazı okulların işyeri olarak tanımlanmak için gereken en temel ihtiyaçları dahi karşılamadığını gördük. Okula dair en çok duyduğumuz sorunlardan biri okullardaki fiziksel eksikliklerdi. Öğretmenlerden, okulun donanım ve temizlik personeli gibi eksiklerini bizzat öğretmenlerin giderdiklerini duyduk. Bir devlet okulunda okulöncesi öğretmeni olan C.Ç. şöyle diyor: “<em>Temizlikleri de biz yapıyoruz, tuvalet temizliyoruz yani.</em>” Bir devlet okulunda rehber öğretmen olan Ö.D. de benzer bir örnek veriyor: “<em>Okulda da sular kesiliyor, öğrenciler onu çok düşünmüyor, kullanıyorlar. Biz öğretmeniz girmiyoruz kesik olunca. Üç gün gelen bir görevli var, diğer iki gün gelmesini biz karşılıyoruz, öğretmenler kendi aralarında topluyorlar mecburen.</em>” İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla” ilgili yükümlülükler veriyor. Ancak bu örneklerde öğretmenlerin sağlığının gözetilmediği, çocukların sağlığının ise öğretmenlerin çabasıyla korunmaya çalışıldığı görülüyor. Bunların yanında, özellikle kırsala ve kent çeperine yeni atanan öğretmenlerin ısınma sorunları yaşadığını, öğretmenlere görev tanımlarında yer almayan duvar boyama gibi işler verildiğini duyduk. Bir öğretmenin sınıfını kendi imkânlarıyla donattığını öğrendik: “<em>[okulu] sosyal medyada paylaştım, yardım etmek isteyen varsa diye. Derken oradan uzadı gitti, arkadaşlarım çok destek oldu kitaplar vs.</em>” Bu durum, özellikle yeni atanan öğretmenlerin okulda iyi olma hâlinden bahsedebilmek için öncelikle uygulamada öğretmene devredilmiş temizlik, sınıf donanımı gibi bazı sorumlulukların merkezi ve yerel yönetimler ile okul idarelerine iade edilmesinin aciliyet taşıdığını gösteriyor.</span></p><h4><b>Öğretmenler okullarında mutlu mu? TALIS 2024 ne diyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">OECD’nin hayata geçirdiği Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Anketi (TALIS), öğretmenlerin ve okul idarecilerinin⁹</span><span style="font-weight: 400;"> demografik özelliklerini, çalışma koşullarını, mesleki memnuniyetlerini, kariyer niyetlerini ve okul iklimini inceleyen, ülkelerarası karşılaştırmalı bir araştırma. TALIS’te öğretmenlerin okullarının çalışma ortamlarına dair düşünceleri de inceleniyor. Bu bağlamda, öğretmenlere başka okula geçme istekleri, okuldan memnuniyetleri ve okulu bir işyeri olarak tavsiye edip etmeyecekleri soruluyor. TALIS 2024’te Türkiye’den öğretmenlerin çalışma ortamlarından memnuniyetlerinin, ankete katılan diğer ülkelerdeki meslektaşlarına kıyasla düşük olduğu görülüyor (Tablo 1).</span></p><p dir="ltr" style="line-height: 1.38; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Open Sans',sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Tablo 1. TALIS 2024’te öğretmenlerin mevcut çalışma ortamlarından memnuniyetleri¹⁰</span></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-38c6e06 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="38c6e06" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><b>(I) Mümkün olsa başka bir okula geçmek isterdim</b></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-6761469 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="6761469" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/I-Mumkun-olsa-baska-bir-okula-gecmek-isterdim-1024x724.png" class="attachment-large size-large wp-image-48391" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/I-Mumkun-olsa-baska-bir-okula-gecmek-isterdim-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/I-Mumkun-olsa-baska-bir-okula-gecmek-isterdim-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/I-Mumkun-olsa-baska-bir-okula-gecmek-isterdim-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/I-Mumkun-olsa-baska-bir-okula-gecmek-isterdim-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/I-Mumkun-olsa-baska-bir-okula-gecmek-isterdim-2048x1447.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1ca0f10 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="1ca0f10" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><b>(II) Bu okulda çalışmaktan memnunum</b></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-36b2ca8 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="36b2ca8" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/II-Bu-okulda-calismaktan-memnunum-1024x724.png" class="attachment-large size-large wp-image-48392" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/II-Bu-okulda-calismaktan-memnunum-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/II-Bu-okulda-calismaktan-memnunum-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/II-Bu-okulda-calismaktan-memnunum-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/II-Bu-okulda-calismaktan-memnunum-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/II-Bu-okulda-calismaktan-memnunum-2048x1448.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-8eba6b6 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="8eba6b6" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><b>(III) Bu okul iyi bir işyeri olduğu için burada çalışmayı tavsiye ederdim</b></p>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-836c17d elementor-widget elementor-widget-image" data-id="836c17d" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/III-Bu-okul-iyi-bir-isyeri-oldugu-icin-burada-calismayi-tavsiye-ederdim-1024x724.png" class="attachment-large size-large wp-image-48394" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/III-Bu-okul-iyi-bir-isyeri-oldugu-icin-burada-calismayi-tavsiye-ederdim-1024x724.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/III-Bu-okul-iyi-bir-isyeri-oldugu-icin-burada-calismayi-tavsiye-ederdim-300x212.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/III-Bu-okul-iyi-bir-isyeri-oldugu-icin-burada-calismayi-tavsiye-ederdim-768x543.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/III-Bu-okul-iyi-bir-isyeri-oldugu-icin-burada-calismayi-tavsiye-ederdim-1536x1086.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/03/III-Bu-okul-iyi-bir-isyeri-oldugu-icin-burada-calismayi-tavsiye-ederdim-2048x1447.png 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-1ccf045 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="1ccf045" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Tabloda, TALIS’in Türkiye örnekleminde, öğretmenlerin yüzde 39,5’inin “mümkün olsa başka bir okula geçmek isterdim” dediğini görüyoruz. Bu değer tüm ortalamaların oldukça üzerinde. Türkiye, 49 ülke içinde Güney Afrika ve Fas’tan sonra “mümkün olsa başka bir okula geçmek isterdim” diyen öğretmen oranının en yüksek olduğu üçüncü ülke. “Bu okulda çalışmaktan memnunum” diyen öğretmenlerin oranı ise yüzde 78,3; Türkiye bu kategoride Japonya ve Güney Afrika’dan sonra en düşük orana sahip. “Bu okul iyi bir işyeri olduğu için burada çalışmayı tavsiye ederdim” diyen öğretmenlerin oranı ise yüzde 72. Bu soruya olumlu yanıt veren öğretmen oranı en düşük ülke Japonya, ikinci ülke ise Türkiye. Her üç soru için de durum TALIS 2018’e kıyasla kötüleşmiş. Ortaya çıkan tablo, öğretmenlerin çalışma ortamı özelinde iyi olma hâllerinin öğretmen politikalarında göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret ediyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenin iyi olma hâlinin desteklenebilmesi için okul genelinde değişim gerekiyor. “Kısa dönemli, yüzeysel ya da ayrık uygulamalar fayda sağlamıyor. Bir günlük, tek bir kişinin verdiği tek bir etkinlik öğretmenin okulda iyi olma hâlini olumlu etkilemez; bu tür yaklaşımlar okuldaki öğretmenler arasındaki farklılıkları da görmezden gelir.”¹¹</span><span style="font-weight: 400;"> Öğretmenin iyi olma hâline ilişkin okul düzeyindeki çalışmalara yönelik öğretmen değerlendirmelerini inceleyen bir araştırmaya göre de iyi olma hâlini desteklemekte en etkisiz girişimler mevcut bir soruna tepki veren, sorunun nedenini ele almaya çalışmayan uygulamalar.¹²</span><span style="font-weight: 400;"> Araştırmaya göre, ortaya çıkan sorunlara yönelik düzenlenen tepeden inme ve tek seferlik etkinlikler öğretmenlerin zamanından çalıyor ve iş yüklerini artırıyor. Öğretmenler, kalıcı değişimi teşvik etmeye elverişli okul politikaları ve uygulamaları talep ediyorlar. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">“Öğretmen olmadan eğitim olmaz” ifadesi bir yandan öğretmenin önemine dikkat çekiyor, diğer taraftan da “öğretmen olunca eğitim hallolur”a dönüşüp eğitimin tüm sorunlarını öğretmenin omzuna yükleme potansiyeli barındırıyor. Eğitim sistemine ilişkin problemler tümüyle öğretmen politikalarında yapılan değişikliklerle çözülmeye çalışılabiliyor; “[p]ek çok sorunun çözümünde öğretmenlerin bir kahraman, kurtarıcı olması beklenebiliyor.”¹³</span><span style="font-weight: 400;"> Örneğin, özel eğitim öğrencilerinin eğitimi için sınıflara gölge/asistan öğretmen kadrosu açmaktansa yalnızca mevcut öğretmenlere özel eğitimle ilgili hizmetiçi eğitim verilebiliyor. Öğretim programları dönüştürülürken öğretmenin iş yükü göz ardı edilebiliyor.¹⁴</span><span style="font-weight: 400;"> Ya da öğretmenlerin okulun hijyeninin sağlanmasında bizzat yer alması gerekebiliyor.¹⁵</span><span style="font-weight: 400;"> Oysa ki “[ö]ğretmeni öğrenci için tükenmeyi göze alan bir figür olarak değil”¹⁶</span><span style="font-weight: 400;"> iyi oldukça öğrenciyi de iyileştiren bir denklemde düşünmek gerekiyor. Öğretmenin okulda iyi olma hâlini birey ölçeğinde; öğretmenin kişisel duygu durumuna, motivasyonuna ya da zorluklarla mücadele kapasitesine yönelik uygulamalarla sağlamaya çalışmak “öğretmenlik mesleğinin yapısal sorunlarının”¹⁷</span><span style="font-weight: 400;"> görmezden gelinmesi riskini barındırıyor. Bunun yerine okulu yetişkinler için bir işyeri yapan sosyal ilişkiler (öğretmen-öğrenci, öğretmen-öğretmen, öğretmen-idareci, öğretmen-veli vb.) ile okulun imkânları, kapasitesi ve potansiyeli göz önünde bulundurularak, okula dair iyi olma/refah/esenlik standartlarının belirlenmesi ve bu standartların yerine getirilmesi için yalnızca öğretmenlerin değil en başta okulun güçlendirilmesi önemli adımlar olacaktır. </span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-6ca5655 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="6ca5655" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-66f39ab elementor-view-default elementor-widget elementor-widget-wgl-toggle-accordion" data-id="66f39ab" data-element_type="widget" data-widget_type="wgl-toggle-accordion.default">
				<div class="elementor-widget-container">
			<div class="wgl-accordion icon-plus" id="wgl-accordion-66f39ab" data-type="accordion"><div class="wgl-accordion_panel"><h4 id="wgl-accordion_header-1071" class="wgl-accordion_header" data-default=""><span class="wgl-accordion_title">Dipnotlar</span><i class="wgl-accordion_icon elementor-icon "></i></h4><div class="wgl-accordion_content"><p dir="ltr" style="line-height: 1.2; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">¹ Adalet ve Kalkınma Partisi TBMM Grup Başkanlığı (2024, 26 Haziran). Öğretmenlik Mesleği Kanunu<br />teklifi ve gerekçesi. Sayı: 41. Ekim 2024, https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/<br />WebOnergeMetni/48b39fc1-3ada-4ff7-8ec9-4392eac77642.pdf</span></p><p dir="ltr" style="line-height: 1.2; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="color: #000000; font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: 13.3333px; white-space-collapse: preserve;">² </span></span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">ILO ve UNESCO (1966). Öğretmenlerin statü tavsiyesi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası.<br />https://www.ihd.org.tr/wp-content/uploads/2020/10/OgretmenlerinStatusuTavsiyesi.pdf <br /></span></p><div><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">³</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> MEB ÖYGM (2017). Öğretmenlik mesleği genel yeterlikleri. Ocak 2026, https://oygm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2017_12/11115355_YYRETMENLYK_MESLEYY_GENEL_YETERLYKLERY.pdf </span><br /><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">⁴</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Rivkin, S.G., Hanushek, E.A. ve Kain, J.F. (2005). Teachers, schools, and academic achievement. Econometrica,<br />73(2), 417-458. https://doi.org/10.1111/j.1468-0262.2005.00584.x<br /></span></div><div><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">⁵ ERG (2017, 23 Kasım). Nitelikli eğitim için güçlü öğretmen şart. Ocak 2026, https://egitimreformugirisimi.org/basin_yansimalari/erg-nitelikli-egitim-icin-guclu-ogretmen-sart/ </span></div><div><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">⁶ Köse, Ayşen (2025, 29 Eylül). Herkesin ait hissettiği bir okul nasıl mümkün olabilir? Ocak 2026, https://egitimreformugirisimi.org/herkesin-ait-hissettigi-bir-okul-nasil-mumkun-olabilir/</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> </span></div><div><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial, sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant-numeric: normal; font-variant-east-asian: normal; font-variant-alternates: normal; font-variant-position: normal; font-variant-emoji: normal; white-space-collapse: preserve;">⁷ İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (2012, 30 Haziran). Resmi Gazete (Sayı: 28339). https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6331&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</span></div><div><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">⁸ Öğretmenlik Mesleği Kanunu (2024, 18 Ekim). Resmî Gazete (Sayı: 32696).<br />https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241018-1.htm</span><br /><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">⁹</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Aksi belirtilmediği sürece ortaokul öğretmen ve idarecilerine ilişkin veriler paylaşılıyor.</span><br /><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">¹⁰</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> OECD (2025). Results from TALIS 2024: The state of teaching. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/90df6235-en.</span><br /><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">¹¹</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Santoro, D. ve Price, O. (2021). Structural supports to promote teacher well-being. EdResearch for Recovery Project. Ocak 2026, https://annenberg.brown.edu/sites/default/files/EdResearch_for_Recovery_Brief_19.pdf</span><br /><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">¹²</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Brady, J. ve Wilson, E. (2021). Teacher wellbeing in England: Teacher responses to school-level initiatives. Cambridge Journal of Education, 51(1), 45–63. https://doi.org/10.1080/0305764X.2020.1775789</span></div><div><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">¹³</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Aktaş Salman, U. (2020, 14 Ocak). Uzun hikâye: kahraman değil, öğretmenim. Eğitim Reformu Girişimi. Ocak 2026, https://www.egitimreformugirisimi.org/uzun-hikaye-kahraman-degil-ogretmenim/<br /></span></div><div><span style="font-weight: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial, sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant-numeric: normal; font-variant-east-asian: normal; font-variant-alternates: normal; font-variant-position: normal; font-variant-emoji: normal; white-space-collapse: preserve;"> ¹⁴ Eğitim-İş (2025, 27 Aralık). Gelişim raporları uygulaması bir angaryadır! Ocak 2026, https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/gelisim-raporu-uygulamasi-bir-angaryadir-27-12-2025</span></span><br /><span style="font-weight: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial, sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant-numeric: normal; font-variant-east-asian: normal; font-variant-alternates: normal; font-variant-position: normal; font-variant-emoji: normal; white-space-collapse: preserve;">¹⁵ DHA (2025, 1 Temmuz). Öğretmenler okulu boyayıp, sıraları yeniliyor. Ocak 2026, https://www.dha.com.tr/foto-galeri/ogretmenler-okulu-boyayip-siralari-yeniliyor-2669848/2</span></span><br /><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">¹⁶</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Köse, Ayşen (2025, 29 Eylül). Herkesin ait hissettiği bir okul nasıl mümkün olabilir? Ocak 2026, https://egitimreformugirisimi.org/herkesin-ait-hissettigi-bir-okul-nasil-mumkun-olabilir/</span></div><div><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);">¹⁷</span><span style="background-color: transparent; color: #000000; font-family: Arial, sans-serif; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: 400; white-space-collapse: preserve; text-align: var(--text-align);"> Wilkins, A. W., Olmedo, A., Gobby, B. ve Karnovsky, S. (2025). The teacher wellbeing turn: neuropolitics, education and the psy-complex. Critical Studies in Education, 1–21. https://doi.org/10.1080/17508487.2025.2605266</span></div></div></div></div>		</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Krizler Çağında Okulu Yeniden Düşünmek: Okul Duvarları Ne Kadar Kalın?</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/krizler-caginda-okulu-yeniden-dusunmek-okul-duvarlari-ne-kadar-kalin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 07:16:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=48360</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 ve 2026’da odaklandığı konulardan biri okul. Bu odaklanmanın ilk adımı olarak, bu yıl yirmincisini düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı (İÖK 2025) okul temasıyla düzenledik ve <a href="https://egitimreformugirisimi.org/category/okul-hali-hayali/">Okul Hâli/Hayali</a> yazı dizisine başladık. “Okul nasıl?” diye sormaya ve düşünmeye devam ediyoruz. Yazı dizisinin yedinci bölümünde ERG Kıdemli Politika Analisti Özgenur Korlu, okulun koruyucu rolünün hangi şartlarda, hangi desteklerle hayata geçebileceğini kaleme aldı.  ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="48360" class="elementor elementor-48360" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-980320a e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="980320a" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-926ce1c elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="926ce1c" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">İlk defa gittiğimiz bir sokakta bile hangi binanın okul olduğunu ayırt edebiliriz, değil mi? Bahçesi, bayrağı, Atatürk büstü, kapısı, duvarları… Bu duvarlar, okulun mekânsal sınırlarını belirlerken aynı zamanda güçlü bir algı da yaratır: Okulun içindekini içeride, dışındakini dışarıda tutabildiğini, tutamıyorsa da görevinin bunu yapmak olduğunu düşünürüz. Sihirli bir kapıdan geçer gibi, okulun kapısından giren çocukların yaşadıkları hayatı, karşılaştıkları riskleri ve taşıdıkları yükleri bu duvarların dışında bırakabileceklerine inanmak isteriz. Halbuki bu hayal ne gerçeği ne de olması gerekeni yansıtıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle bir noktada anlaşalım: Okulların duvarları geçirgendir. Okulun dışı okulun içiyle, okulun içi de dışarıyla sürekli temas eder. Yoksulluk, bakım yükü, güvencesizlik, zorbalık, beslenme sorunları ya da tam tersi destekleyici ilişkiler, güvenli mahalleler ve kamusal hizmetler okul kapısından içeri girer. Okuldan çıkan ise yalnızca akademik bilgi, beceriler değildir; çocukların kendileri ve başkalarıyla ilişki biçimleri, dünyayı anlama, belirsizlikle baş etme, haklarını ve sınırlarını fark etme yolları da okuldan sokaklara dağılır. Bu nedenle okulu yalnızca derslerin yapıldığı bir eğitim ortamı olarak değil, çocukların dayanıklılığını mümkün kılan ya da zayıflatan geniş bir sosyal ekosistemin parçası olarak düşünmek gerekir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu ekosistemde okul, eğitim politikaları dışında istihdamdan sağlığa, sosyal hizmetlerden adalete kadar pek çok alanla karşılıklı bir ilişki içindedir. Çoklu krizler çağında bu ilişki daha görünür hâle geliyor: Ekonomik krizler, salgınlar, afetler ve toplumsal eşitsizlikler çocukların hayatına çoğu zaman okul dışından giriyor, ancak etkileri görünür bir biçimde okulda ortaya çıkıyor. Bu tablo, okulun bu sorunları tek başına çözebilecek bir güce sahip olmadığını, ancak okul olmadan da bu sorunlarla etkili biçimde baş etmenin mümkün olmadığını gösteriyor.</span></p><h4><b>Dayanıklılık bireysel bir özellik değil, bir ağdır</b></h4><p><a href="https://egitimreformugirisimi.org/yayinlar/egitim-izleme-raporu-2025/"><span style="font-weight: 400;">Eğitim İzleme Raporu (EİR) 2025</span></a><span style="font-weight: 400;">’in “Okul” başlıklı bölümünde, okulun bu çok katmanlı ve ilişkisel durumunu “Dayanıklılığın Sosyal Ekolojisi” çerçevesinden ele aldık. Bu çerçeve, yanlış bir şekilde, bireysel bir özellik olarak değerlendirilen dayanıklılığı, okul ve bağlı bulunduğu ekosistemin geliştirmesi gereken bir ağ olarak ele alıyor. Özellikle çoklu krizler çağında bu çerçeve, okulları riskler karşısında çocukların dayanıklılığını ne ölçüde ve hangi koşullarda destekleyebildiği üzerinden değerlendirmeyi sağlıyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">“Dayanıklılık neden bir özellik değildir?” sorusunu yanıtlamaya, çoğu zaman “dayanıklı” olduğunu varsaydığımız çocukları nasıl betimlediğimize bakarak başlamak gerekir. Bu yaklaşım, Eğitimde İyi Örnekler Konferansı (İÖK) 2025’te </span><a href="https://inee.org"><span style="font-weight: 400;">Acil Durumlarda Eğitim için Uluslararası Ortaklık Ağı (INEE)</span></a><span style="font-weight: 400;"> işbirliğiyle düzenlediğimiz atölyenin de başlangıç noktasını oluşturdu. Atölyede öğretmenler ve sivil toplum örgütlerinden katılımcılarla birlikte tahtaya çizdiğimiz bir öğrenci figürünü, yapışkan notlardan oluşan bir “zırhla” kaplamaya başladık. İlk aşamada bu zırhı; “güçlü”, “uyum sağlayabilen”, “sorumluluk alan”, “zor koşullarda bile vazgeçmeyen” gibi bireysel özelliklerle doldurduk. Ancak tartışma ilerledikçe, bu özelliklerin öğrencinin kurduğu ilişkilerle, okulda edindiği deneyim ve öğrendikleriyle, okulun sunduğu olanaklarla ve öğretmenler ile velilerin çabalarıyla devreye giren desteklerle inşa edildiği konusunda anlaştık.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-b960e5f e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="b960e5f" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-70e7ea3 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="70e7ea3" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
										<figure class="wp-caption">
										<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="684" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/02/iok-ozgenurArtboard-1@2x-1024x684.png" class="attachment-large size-large wp-image-48371" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/02/iok-ozgenurArtboard-1@2x-1024x684.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/02/iok-ozgenurArtboard-1@2x-300x200.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/02/iok-ozgenurArtboard-1@2x-768x513.png 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/02/iok-ozgenurArtboard-1@2x-1536x1026.png 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2026/02/iok-ozgenurArtboard-1@2x.png 1745w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />											<figcaption class="widget-image-caption wp-caption-text">“Uluslararası İyi Örnekten Sınıf Pratiğine: INEE Minimum Standartları ile Eğitimde Acil Durumlara Hazırlık” Atölyesi, İÖK 2025</figcaption>
										</figure>
							</div>
				</div>
					</div>
				</div>
		<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-92eeb12 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="92eeb12" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-2bb7ef8 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="2bb7ef8" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Atölyedeki çalışmamız, dayanıklılığın bireysel bir özellik olmadığını ve bireysel çabalarla da sürdürülemeyeceğini gösterdi. Bu noktada, öğretmenlerin bireysel çabalarıyla sağlanan ve çocuk yoksulluğunu hafifletmeyi amaçlayan uygulamalara özel bir alan açtık. Çocuğun yaşadığı sosyoekonomik sorunların okula yansımasıyla doğrudan karşı karşıya kalan öğretmenler, ekosistem bu ihtiyaca cevap verecek yeterlilikte olmasa da çözüm üretmek istiyorlar. Çünkü birincil elden, ihtiyaçlarına cevap verilmeyen her ânın, çocuk için ne kadar hayati olduğunu görüyorlar. Kendi imkânları, parçası oldukları ağlar, kurdukları bağlantılar bu çözümlerde onların temel dayanak noktaları. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, çocuğun acil ihtiyaçlarına kısa vadede yanıt verilmesini mümkün kılan bu çaba, okulun kurumsal kapasitesi ile onu desteklemesi gereken sosyal politika araçları arasındaki boşluğu görünür kılıyor. Dayanıklılığın öğretmenlerin kişisel imkânları ve anlık müdahaleleri üzerinden kurulması, kısa vadede bazı çocuklar için koruyucu sonuçlar doğurabilse de, eşitlik ve süreklilik üretmiyor. Bu nedenle okulun çocuk yoksulluğu ve krizlerin etkileri karşısında koruyucu bir alan olabilmesi, okul temelli, herkes için erişilebilir ve öngörülebilir sosyal politika araçlarına dayanmalı. Okul yemeği, okul temelli sosyal hizmet ve yönlendirme mekanizmaları bu bağlamda pedagojik desteklerin tamamlayıcısı değil, okulun dayanıklılığı destekleme kapasitesinin yapısal bileşenleri olarak ele alınmalı.</span></p><h4><em><b>“Etiketleyen” değil, kapsayan okul yemeği</b></em></h4><p><span style="font-weight: 400;">Okul yemeği, okulun koruyucu rolünü somutlaştıran en güçlü politika alanlarından biri. Ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği çoğu zaman yalnızca bir beslenme müdahalesi olarak ele alınıyor. Oysa bu uygulama, çocukların okulla bağını güçlendiren, sosyoekonomik eşitsizlikleri azaltan ve çocukların psikososyal dayanıklılığını destekleyen, yapısal bir sosyal politika aracı.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Düzenli ve nitelikli bir öğüne erişim, okula devamlılığı artırıyor ve çocukların derslere odaklanmasını kolaylaştırıyor. Aynı zamanda hane bütçesi üzerindeki gıda temelli ekonomik baskıyı azaltarak ailelerin refahını dolaylı biçimde destekliyor. Ayrıca, okul yemeğinin bir parçası olan “birlikte yemek yeme deneyimi”, çocuklara bir topluluğun parçası oldukları hissini kazandırarak okul aidiyetine de katkı sağlıyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de okul yemeğinin halen yalnızca belirli öğrenci gruplarıyla sınırlı olması ve artan gıda fiyatları, bu koruyucu mekanizmanın etkisini zayıflatıyor. MEB’in okul yemeğine ilişkin </span><a href="https://basinmus.meb.gov.tr/www/bakan-yusuf-tekin-cnn-turk-canli-yayininda-sorulari-yanitladi/icerik/124"><span style="font-weight: 400;">en son 2024 yılında yaptığı açıklamasında</span></a><span style="font-weight: 400;"> hizmetin yalnızca “ihtiyaç sahibi” öğrencilere sunulacağının vurgulanması, bu sınırlılığı daha da görünür kılıyor. Bu yaklaşım, çocukların etiketlenmesine yol açarak zorbalık riskini artırabiliyor ve bazı öğrencilerin sunulan hizmetten yararlanmak istememesine neden olabiliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada, özellikle taşımalı eğitim hizmetlerinden yararlanan öğrencilerin devam ettiği taşıma merkezi okullar, Türkiye’de tüm öğrencilere ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği sağlanması için önemli bir başlangıç noktası sunuyor. Bu okullarda halihazırda taşımalı eğitim kapsamındaki öğrencilere okul yemeği verilmesi, hizmetin tüm okula yaygınlaştırılmasını hem idari hem de mali açıdan daha uygulanabilir kılıyor. Yemeğin yalnızca belirli bir gruba değil, tüm öğrencilere sunulması, ayrımcılık ve etiketlenme risklerini azaltarak okul iklimini güçlendirebilir. 6 Şubat depremleri öncesinde, taşıma merkezi okullarda tüm öğrencilere okul yemeği sağlanması MEB’in </span><a href="https://www.meb.gov.tr/6-subattan-itibaren-okul-oncesi-egitimdeki-tum-okullarda-ucretsiz-yemek-uygulamasi-basliyor/haber/28536/tr#:~:text=%C4%B0mza%20t%C3%B6reninde%20konu%C5%9Fan%20Mill%C3%AE%20E%C4%9Fitim,ve%20pansiyonu%20bulunan%20okullardaki%20t%C3%BCm"><span style="font-weight: 400;">gündeminde yer alıyordu.</span></a><span style="font-weight: 400;"> </span></p><h4><b>Koruyucu kapasite nerede güçleniyor?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">EİR 2025’te de yer verdiğimiz araştırmalar, okulun çocuklar için en güçlü koruyucu alanlarından birinin ilişkisel düzey olduğunu işaret ediyor. Öğretmenle kurulan güven ilişkisi, destekleyici akran bağları ve okul aidiyeti, çocukların hem akademik hem de duygusal dayanıklılığını güçlendiriyor. Öğretmen-öğrenci ilişkileri bu açıdan kilit bir rol oynuyor. Öğrencinin kendini duyulmuş, adil biçimde değerlendirilmiş ve önemsenmiş hissetmesi, okulla kurduğu bağı derinleştiriyor. Aynı zamanda öğretmenin de öğrenciler tarafından değer gördüğünü hissetmesi, bu ilişkinin çift yönlü bir dayanıklılık üretmesini sağlıyor. Ancak bu ilişkilerin kurulabilmesi de politika düzeyinde okula verilecek desteklerle yakından ilgili: Kalabalık sınıflar, ikili eğitim, öğretmenlerin artan iş yükü ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği bu ilişkisel alanı zayıflatabiliyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">İÖK 2025’te yaptığımız atölyede öne çıkan önemli kavramlardan biri de “kriz repertuarının genişletilmesiydi”. Katılımcılar, çocukların farklı afet ve kriz türleriyle karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilememelerinin, endişeyi derinleştirdiğini paylaştı. Buradaki mesele, çocukları sürekli alarm hâlinde tutmak değil. Asıl ihtiyaç, okulun çocuklara belirsizlik karşısında düşünme, yardım isteme ve birlikte hareket etme becerilerini kazandırabilmesi. Bu beceriler, ancak sosyal-duygusal becerilerin önceliklendirildiği bir öğretim programı, güvenli ilişkiler ve olumlu okul iklimi içinde gelişebiliyor. Çocukların duygularını ifade edebildiği, sorular sorabildiği ve yetişkinlerden tutarlı yanıtlar alabildiği okullar, kriz repertuarının sağlıklı biçimde genişlemesine alan açıyor.</span></p><h4><b>Duvarları kalınlaştırmak mı, bağları güçlendirmek mi?</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Okullarda artan güvenlik tartışmaları, çoğu zaman güvenlik kameraları gibi fiziki önlemler etrafında şekilleniyor. Oysa araştırmalar ve öğretmen deneyimleri, çocukların kendilerini güvende hissetmelerinin en güçlü belirleyicisinin ilişkiler olduğunu gösteriyor. Adil kurallar, tutarlı yetişkinler ve onarıcı yaklaşımlar, güvenlik hissini fiziki önlemlerden çok daha kalıcı biçimde destekliyor. Okulun duvarlarını kalınlaştırmak, dışarıdaki riskleri tamamen durdurmuyor. Buna karşılık okul ile çevresi arasındaki koruyucu bağları güçlendirmek, çocukların riskler karşısında okuldan kopmasını önleyebiliyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Okulun koruyucu kapasitesi, ancak güçlü ilişkilerle, kapsayıcı kurumlarla ve bütüncül politikalarla sürdürülebilir hâle gelir. Yani okulun ne kadar koruyucu olduğu, okulun tek başına ne yaptığıyla değil, hangi desteklerle çevrelendiğiyle belirlenir. Eğer okulu gerçekten çocuklar için güvenli bir yer ve onları krizlere hazırlayan bir alan hâline getirmek istiyorsak, okulu yalnız bırakmamalıyız. Duvarlara değil, bağlara yatırım yapan bir yaklaşım benimsendiğinde okul, yalnızca eğitimin değil, çocukların iyi olma hâlinin de merkezi olabilir.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Eğitime Erişim Çocuk Koruma Meselesidir”</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/egitime-erisim-cocuk-koruma-meselesidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 07:27:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=47721</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde okullar, yalnızca eğitim programlarının yürütüldüğü mekânlar olmanın ötesine geçip; çocukların  güvenli, destekleyici ve kapsayıcı bir ortamda büyüdükleri temel yaşam alanları hâline geldi. Çocukların  büyük bölümünün günün önemli bir kısmını geçirdiği bu alan, onların kendilerini güvende hissetmeleri,  değer görmeleri, akranlarıyla etkileşim kurmaları ve toplumsal yaşamı deneyimlemeleri açısından önemli  bir role sahiptir. Eğitim İzleme Raporu 2025, okulu bu geniş çerçevesiyle ele alarak, eğitimin yalnızca bilgi  aktarımına indirgenemeyecek ölçüde çok katmanlı bir ekosistem olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda,  okulların çocuk koruma sisteminin önleyici hedeflerini uygulamada kritik bir işlev üstlendiğini ortaya koyuyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="47721" class="elementor elementor-47721" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-48739cd e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="48739cd" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-2b008ba elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="2b008ba" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk hakları alanında uluslararası belgeler ve ulusal mevzuat, çocukların her türlü riskten korunmasını anne babaların, devletlerin ve toplumların ortak sorumluluğu olarak tanımlıyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19. ve 27. maddeleri, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal gelişimini güvence altına alacak yaşam koşullarına sahip olma hakkını düzenler. Çocuğun gelişimi için gerekli şartları sağlamak; anne babaların, devlet kurumlarının, eğitim sisteminin ve toplumun tüm kesimlerinin ortak yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük yalnızca hakların sağlanmasını değil, ihmal ve istismar da dâhil olmak üzere çocukların maruz kalabileceği her tür riskin önlenmesini de kapsar. İşte paradigma değişikliği tam da bu noktada ortaya çıkıyor: Çocuk koruma yalnızca müdahaleci bir yaklaşım değildir; önleme odaklı, riskleri erken fark etmeye dayalı, bütüncül bir sistemdir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede devletler, eğitimden sağlığa tüm temel hizmetleri yalnızca erişilebilir kılmakla değil, bu hizmetleri çocukların güvenliğini önceleyecek bir anlayışla sunmakla da yükümlüdür. Çocuğa hizmet sunan kurumlar bu nedenle çocuk koruma sisteminin bir parçasıdır. Bu kurumlar içinde en istikrarlı ve sürekli temas alanını oluşturan okullar, çocukların iyi olma hâlinin izlenmesi açısından benzersiz bir öneme sahiptir. TC Anayasası’nın “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” hükmü de bu yükümlülüğü pekiştirir. Aynı doğrultuda Türk Medeni Kanunu, çocuğun güvenliğinin tehlikeye düştüğü durumlarda devletin müdahale yetkisini tanımlar ve çocuğun gelişiminin risk altında olduğuna dair bildirimi, çocukla temas hâlindeki herkesin sorumluluğu olarak düzenler. Okulların çocuk koruma sistemi içerisindeki yeri, bu hukuki arka planla somutlaşır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Eğitim İzleme Raporu 2025, bu anlayıştan hareketle, çocuk koruma kavramını eğitimin merkezine yerleştiriyor. Örgün eğitim hizmetlerine erişimin kendisi bir çocuk koruma meselesidir. 1.470.694 çocuğun örgün eğitim dışında kalması, yalnızca öğrenme hakkından mahrumiyetle açıklanamaz; aynı zamanda çocukların korunma hakkını destekleyen gözetim mekanizmalarından uzak kalmaları anlamına gelir. Bu sayıların dahi tam olarak tespit edilememesi, sistemin riskleri tanıma ve izleme kapasitesindeki zayıflıklara işaret eder. Bu nedenle erişim, devam, devamsızlık, kayıt dışılık gibi göstergeler aynı zamanda birer çocuk koruma göstergesidir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Raporun örgün eğitime erişimi ele alan bölümleri, eğitim dışına itilen çocukların karşı karşıya oldukları risk alanlarını görünür kılarak adeta bir bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesine katkı sunuyor. Bu risklerin tespiti ve çocukların sisteme geri kazandırılması, yalnızca eğitim politikalarının değil, çocuk koruma politikalarının da temel konusudur. Okulların bu riskleri artırma veya azaltma potansiyeli ise, onları çocuk koruma sisteminin en etkili bileşenlerinden biri hâline getirir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Raporun okul odağındaki bölümü, eğitim ortamının çocuk koruma kapasitesini belirleyen unsurları kapsamlı bir biçimde ele alıyor. Okul binalarının fiziksel koşullarından güvenlik politikalarına; müfredat ve sosyal programlardan öğretmen-öğrenci-veli ilişkilerine; rehberlik hizmetlerinden okul iklimine kadar geniş bir alanda değerlendirme yapılıyor. Bu değerlendirmeler, okulun yalnızca akademik değil, koruyucu bir kurum olarak güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Okulların çocuk koruma sorumluluğu iki temel düzlemde ele alınmalıdır. Birinci düzlem, okulun kendi sınırları içinde güvenli bir ortam oluşturmasıdır. Çocuğun okulda fiziksel, duygusal ve psikolojik açıdan güvende olması; mekân düzenlemelerinden personel seçimlerine, akran ilişkilerinin yönetişiminden ayrımcılıkla mücadele politikalarına kadar birçok sürecin çocuk merkezli bir anlayışla tasarlanmasını gerektirir. Okullar, yalnızca krizlere müdahale eden değil, riskleri ortaya çıkmadan fark edebilen kurumlar olmalıdır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">İkinci düzlem ise, okulun çocuğun okul dışındaki yaşamına ilişkin riskleri tanıma ve ilgili kurumlarla işbirliği içinde harekete geçme kapasitesidir. Eğitimciler, çocukla düzenli temas hâlinde oldukları için ihmal, istismar veya diğer riskleri en erken gözlemleyebilecek konumdadır. Bu nedenle her okulun işleyen bir bildirim mekanizmasına, bu alanda yetkin personele ve düzenli olarak güncellenen bir çocuk koruma politikasına sahip olması esastır. Okulların bu yükümlülüğü yerine getirmesi, hem çocukların güvenliğini hem de eğitim kalitesinin sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Önleme odaklı bir çocuk koruma yaklaşımı, tüm okul topluluğunun -öğretmenlerden yöneticilere, velilerden öğrencilere- ortak bir sorumluluk bilinci geliştirmesiyle mümkün olur. Çocuğun sesine değer veren, duygularına duyarlı, ihtiyaçlarını gözeten bir okul iklimi yalnızca koruyucu değil, aynı zamanda onarıcı bir toplumsal yapının temelini oluşturur.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bugün eğitim sistemleri ekonomik, çevresel, sosyal ve teknolojik pek çok krizin gölgesinde sınanıyor. Bu değişken koşullar altında okul, çocukların hayatındaki en güvenilir dayanak noktalarından biri olmayı sürdürmek zorundadır. Bu nedenle çocuk koruma yaklaşımının planlamadan uygulamaya, bütçelemeden ölçme değerlendirmeye kadar eğitimin tüm alanlarına içselleştirilmesi zorunludur.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Çocuk koruma bir ek sorumluluk değil, eğitimin özüdür. Öğretmenlerden yöneticilere, rehberlik uzmanlarından destek personeline kadar tüm okul topluluğunun bu sorumluluğu üstlenmesi, eğitim ortamlarını çocuk güvenliğinin tesis edildiği ortamlar olarak tasarlanmalıdır. Öte yandan çocuk koruma sisteminin, çocuğun edilgen olduğu bir sistem olarak tasarlanamayacağına da dikkat etmek gerekir. Koruyucu okul iklimi, mevzuatla sınırlı olmayan; çocuğun görüldüğü, duyulduğu ve değer verildiği bir kültürün hakim olduğu iklimdir.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle her okulun bu beklentileri nasıl karşılayacağını, uygulamalarına nasıl yansıtacağını tarif ettiği bir çocuk koruma politikasına ve bu politikayı hayata geçirecek bir ekibe ihtiyacı bulunuyor.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Eğitim İzleme Raporu 2025, çocuk koruma ve eğitim ilişkisini yalnızca çocuğa yönelik riski fark etme ve bildirme sorumluluğundan ibaret olmadığını, somut göstergeler ve politika analizleri üzerinden ortaya koyarak önemli bir izleme alanı sunuyor. Bu süreç, eğitimin çocuk merkezli bir yaklaşımla nasıl güçlendirilebileceğini anlamamıza yardımcı olur. Çünkü koruyucu bir okul iklimi paylaşılan bir sorumluluğun ve ortak bir kültürün ürünüdür.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Her çocuğun güvenli, destekleyici ve umut veren bir okulda öğrenme hakkı vardır. Bu hakkın yaşama geçirilebilmesi için çocuk koruma politikalarının, bu politikalar ile uyumlu okul uygulamalarının, okul paydaşlarının ve okulu destekleyen çocuk koruma çalışanlarının ortak çabasının sürekliliği gereklidir. Eğitim İzleme Raporu 2025, bu ortak sorumluluğu görünür kılmayı, iyi örnekleri paylaşmayı ve çocuk koruma yaklaşımının eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmesine katkı sunmayı amaçlıyor.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ekosistem Sorunu Olarak Akran Zorbalığı</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/bir-ekosistem-sorunu-olarak-akran-zorbaligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 12:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=47641</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim, toplumun kendi değerlerini, ilişkilerini ve adalet anlayışını yeniden ürettiği bir sosyal sistemdir. Bu sistemin en belirleyici halkalarından biri okuldur. Okul, çocuk için hem ilk sosyal mikrokozmos hem de birlikte yaşamanın; adalet, güven ve dayanışma duygularının ilk kez deneyimlendiği ve bu kavramların işleyişine dair ilk gözlemlerin yapıldığı kamusal alandır. Bu yüzden çocuğu korumanın en somut adımlarından biri, okulları güvenli hâle getirmektir. Eğitim Reformu Girişimi’nin bu yılki odağında yer alan “okul”, toplumu bir arada tutan ilişkiler, değerler ve güven bağlarının sürekliliği açısından yaşamsal bir konudur.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="47641" class="elementor elementor-47641" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-ddb930d e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="ddb930d" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-89ad67b elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="89ad67b" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Bu yıl yaptığımız Türkiye temsili araştırmamızın bulguları, toplumsal dokunun en önemli mikro modeli olan okulda ciddi bir aşınma yaşandığını gösteriyor. </span><span style="font-weight: 400;">Araştırmaya katılan velilerin paylaşımlarından, çocukların %95’inin zorbalık deneyimini okul sınırları içinde yaşadığını; dört çocuktan üçünün ya zorbalığa maruz kaldığını ya tanıklık ettiğini ya da zorbalık yapan konumunda bulunduğunu anlıyoruz. Okula giden her dört çocuktan üçünün</span><span style="font-weight: 400;"> zorbalığın gölgesinde yaşadığına işaret eden bu oran, okulun çocuğun korunması konusunda risk üreten bir alan hâline geldiğini göstermektedir. Zorbalığı bireylerin ahlaki eksikliği ya da ergenlik dönemi davranışlarıyla açıklamak kolaydır, ancak eksik olur. Akran zorbalığı, bir çocuğun diğerine yaptığı tekil bir eylem olmaktan çok daha fazlasıdır. Okulun ilişkisel dokusundaki kırılmaların, güven kaybının, güç dengesizliklerinin ve onarım mekanizmalarının yetersizliğinin dışavurumudur. Dolayısıyla çözüm de bireylerin davranışlarını değiştirmekten daha ötesini, okulun sosyal ekosistemini yeniden düzenlemeyi gerektirir. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Okul, toplumun kendini küçük ölçekte yeniden ürettiği bir alandır. Toplumdaki yapısal gerilimlerin, eşitsizliklerin ve güvensizliklerin ilk yansıma noktalarından biri okuldur. Toplumsal yapıdaki değerler ve davranış kalıpları okulun gündelik işleyişinde yeniden üretilir. Bu perspektiften bakıldığında, okulda görülen zorbalık vakaları, salt okul içi bir sosyal sorun değil; toplumun ilişkisel dokusunda biriken gerilimlerin ve dayanışma kültüründeki aşınmanın yansımasıdır; onarımı da yalnızca okulda değil, toplumun tamamında başlamak zorundadır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Araştırmamız, bu dokusal değişikliğin okuldaki yansımasının sadece öğrenciler arası ilişkide değil, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinde de ortaya çıktığını göstermektedir. Veriler, öğretmen-öğrenci arasındaki güç dengesinin öğretmen aleyhine değişerek öğretmen otoritesini aşındırdığını, zor şartlarda çalışan öğretmenlerin öğrencilerin iyi oluşunu gözetecek adımlar atmak için yeterli motivasyona sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Okul yöneticileri ise öğretmenlerin çalışma şartlarının zorlaştığını ve bu nedenle okulda gözlemledikleri akran zorbalığı vakalarını ele almak konusundaki isteklerinin azaldığını belirtmektedir. Bu tablo, koruma mekanizmasının merkezinde yer alan yetişkinlerin kendi iyi olma hâllerinin zayıfladığına ve bu durumun okul iklimini akran zorbalığı için daha elverişli bir yer hâline getirdiğine işaret etmektedir. Bu nedenle öğretmen destek programları, çocuk koruma stratejisinin önemli bir parçası olarak ele alınmalıdır. Araştırma bulguları, velilerin ve öğrencilerin, öğretmen-rehberlik-idare hattındaki müdahale zincirinin tutarlılığını ve etkisini zayıf bulduğunu, çocukların önemli bir bölümünün “yardım istesem de işe yaramaz” düşüncesini taşıdığını, yani okulun koruyucu kapasitesine güven duymadığını göstermektedir. Okulun koruyuculuğundan, çocuğun kendini güvende hissettiği ölçüde bahsedilebilir. Bu nedenle çocuk koruma politikaları, sadece olay gerçekleştikten sonra devreye giren reaktif mekanizmalar değil, okulun kendi iç dinamiklerini yeniden yapılandırmaya dönük önleyici stratejiler içermelidir. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Bir okulun çocuğun korunması bağlamında sağlıklı işlemesi üç temel sütuna dayanır: Güven, adalet ve onarım. Güven, çocuğun psikolojik ve fizyolojik iyi oluşunun gözetilip önceleneceğine dair öğretmene, okul yönetimine ve kuruma karşı duyduğu inançtır; okuldaki tüm ilişkilerin en güçlü zemini budur. Adalet, okulun içinde alınan kararların, uygulamaların ve disiplin süreçlerinin yapılandırılmış, öngörülebilir, tutarlı, açık ve herkes için eşit bir biçimde yürütülmesidir. Onarım ise hataların ve çatışmaların, cezalandırma değil; sorumluluk, telafi ve yeniden bağ kurma süreçleriyle ele alınmasıdır. Araştırmamız, akran zorbalığının okullar tarafından etkin bir şekilde önlenemeyişi sebebiyle çocukların zorbalığı hayatın doğal bir dinamiği gibi algılama ve normalleştirme eğiliminde olduğunu, okulda güvende hissetmeyişlerinin de okula gitmenin doğal bir parçası gibi kabul görmeye başladığını, toplumda ve dünyada adaletin nasıl işlediğine dair yanlış kanılar edinildiğini göstermiştir. Okullarda yaşandığı paylaşılan vakaların %67’sinde disiplin süreçlerinin işletilmediği görülmekte, çocuğunun zorbalığa uğradığını belirten velilerin %31’i okulun konuyu ciddiye almadığını belirtmekte, vakaların %32’sinde ailelerin durumdan haberdar dahi edilmediği </span><span style="font-weight: 400;">ifade</span><span style="font-weight: 400;"> edilmektedir. Akran zorbalığına uğrayan çocuklar okulda gözlemledikleri bu işleyişten hareketle toplumun ve dünyanın genel işleyiş biçimlerine dair güven kırıcı çıkarımlar yapmakta, kendilerini topyekûn adaletsiz bir iklimin içinde hissetmektedir. Dolayısıyla okullarda güven, adalet ile onarımın tesis edilmesi; çocukların, toplumu ve dünyayı da adil, öngörülebilir ve haksızlıkların onarılabildiği bir yer olarak algılamalarını ve buna göre davranmalarını sağlar. Bu nedenle, okulun içindeki bu üç sütun -güven, adalet ve onarım- çocuğun yalnız bugünkü iyi oluşunu değil, yarının vatandaşlık bilincini, başkalarıyla sağlıklı ilişki kurma becerisini, ortak iyiyi gözetme tutumunu ve topluma katkı isteğini de biçimlendirir ve belki de en önemlisi, dünyada haksızlık gördüğünde susmamayı öğretir. Bugün birçok okulda rehberlik sistemi, sorun ortaya çıktıktan sonra devreye giren bir mekanizma olarak çalışmaktadır. Oysa, çağdaş çocuk koruma yaklaşımları (UNICEF, Çocuk Koruma Stratejisi 2021 &#8211; 2030), rehberliğin temel görevinin yalnızca müdahale değil, önleme, erken fark etme ve güçlendirme olduğunu vurgular. Rehberlik sistemi, yalnızca kriz çözücü değil, okul iklimini iyileştirici ve öğrencinin duygusal dayanıklılığını artırıcı bir aktör olmalıdır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Okullarda güvenin, adaletin ve sağlıklı işleyen bir onarımın tesis edilmesi için öncelikle okulun içinde zorbalığa geçit vermeyen bir kültür oluşturulmalı, veliler de dahil olmak üzere tüm paydaşlar düzenli bir biçimde süreklilik içeren zorbalık karşıtı eğitimlere tabi tutulmalıdır. Önleme odaklı yaklaşımlar, okulun rutin faaliyetlerine entegre edilmeli, günlük akışın doğal ve sürekli bir parçası hâline getirilmelidir. Araştırmamıza göre, her dört çocuktan ikisinin akran zorbalığı davranışlarına şahit olduğu düşünüldüğünde, çocukların şahit oldukları vakaları okul yönetimine bildirebilmesini sağlayacak gizlilik, erişilebilirlik ve güven esasına dayalı mekanizmalar kurmak da bu sürecin önemli bir parçası olacaktır. Çocukların birbirini koruduğu ve dayanışma kültürünün yeşerdiği bir okul iklimi için vakaların okula bildirilmesi özendirilmeli, erken uyarı ağının yaratacağı dönüşüm çocuklara aktarılmalıdır. Yaşanan vakaların okullar tarafından ele alınış biçimlerini standardize etmek için net ve somut adımlar içeren, yapılandırılmış süreç yönergeleri hazırlanmalı ve okullar vaka bazlı karar verici konumundan uygulayıcı konumuna getirilmelidir. Bu yönergelerin uygulanış biçimleri düzenli bir şekilde denetlenmeli ve böylece ülkedeki tüm vakaların tutarlılık içerisinde ve etkin bir biçimde ele alınması sağlanmalıdır.</span></p><p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca, toplumda artan şiddet, kutuplaşma ve adalet duygusundaki aşınmanın okullara kaçınılmaz olarak yansıdığı düşünüldüğünde; zorbalığı besleyen “güç” dili yerine dayanışma, saygı, özen ve nezaket kültürünün makro düzeyde yeşertilmesinin de acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıkmaktadır. Güç ve nezaket arasında seçim yapması gerektiğinde nezaketi seçebilen kuşakların olması, toplumun sağlıklı geleceğini tesis etmek için her birimizin etik ve ahlaki sorumluluğudur.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatı Öğreten Değil, Yaşatan Okul</title>
		<link>https://egitimreformugirisimi.org/hayati-ogreten-degil-yasatan-okul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[gulbeyaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 12:55:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Okul Hâli/Hayali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egitimreformugirisimi.org/?p=47422</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 ve 2026’da odaklanacağı konulardan biri okul. Bu odaklanmanın ilk adımı olarak, bu yıl 20.’sini düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı da (İÖK 2025) okul temasıyla düzenledik. <a href="https://egitimreformugirisimi.org/category/okul-hali-hayali/">Okul Hâli/Hayali</a> yazı dizisinin dördüncü bölümünde konferansta sunulan yaratıcı uygulamalardan yola çıkarak, okul potansiyeline uygun bir şekilde kurgulandığında nelerin değişebildiğine tanıklık ediyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="47422" class="elementor elementor-47422" data-elementor-post-type="post">
				<div data-particle_enable="false" data-particle-mobile-disabled="false" class="elementor-element elementor-element-0a72715 e-flex e-con-boxed e-con e-parent" data-id="0a72715" data-element_type="container">
					<div class="e-con-inner">
				<div class="elementor-element elementor-element-73af445 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="73af445" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">“Okul nasıl?”&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu soruya verilen cevap, okulun nasıl gittiğine dair de olabilir, okulun nasıl bir yer olması gerektiğine dair de. Her iki cevap da bizleri okulun potansiyelini, nasıl bir yer olduğunu düşünmeye götürüyor. Çocuğun iyi olma hâlini şekillendiren yerlerden biri olan okul nasıl bir yer gerçekten?&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yıl 20’ncisini düzenlediğimiz Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda da bu soruyu sorduk. 18 Ekim’de Sabancı Üniversitesi’nde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce öğretmen, eğitimci, sivil toplum uzmanı, bir arada bu sorunun yanıtını aradı, tartıştı. 12 ilden 34 iyi örneğin sunulduğu konferansta, okullarda, sınıflarda hayata geçen uygulamalar, okulun sosyal duygusal öğrenmenin gerçekleştiği; çocukların sosyalleştikleri, oyun oynadıkları, korundukları, ihtiyaç duydukları yardımı alabildikleri, birey olmayı ve toplumsal yaşamı tecrübe ettikleri bir mekân olma potansiyelini yeniden ortaya koydu, hatırlattı.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okul kavramını yeniden düşündüren örneklerden biri, 25 yıllık sınıf öğretmeni Sümeyra Şenligil’in bambaşka bir sınıf ortamı yarattığı uygulamasıydı. Sümeyra Öğretmen, atandığı okulda sınıfındaki öğrencilerde sosyal, duygusal ve akademik açılardan yetersizlikler gözlemledi. Öğrencilerin sorgulama becerilerinin sınırlı olduğunu fark etti. Çocukların birbirleriyle ilişkileri de, sınıf ortamına aidiyetleri de zayıftı. Sümeyra Öğretmen, kendine şu soruyu sordu:&nbsp;</span></p>
<blockquote>
<p><em><strong>Ben de çocukken bu sıralarda oturuyordum. Aradan 36 yıl geçmesine karşın hâlâ aynı şekilde kurgulanmış sınıflardayız… İçinde farklı birçok öğrenme alanlarını taşıyan, değişip dönüşebilen modüler sınıflar tasarlanamaz mı?”</strong></em></p>
</blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunun ardından Sümeyra Öğretmen, Ankara’daki Şehit Muhammed İsmail Kaya İlkokulu’nda “Yenilikçi Sınıf Ortamı ile İlgili Öğrenci, Veli ve Öğretmen Görüşlerinin İncelenmesi” projesini başlattı. Camları tam olarak açılmayan, renksiz ve hareket imkânı sınırlı bu sınıf ortamı, öğrencilerin ve velilerin katılımıyla dönüşmeye başladı.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sümeyra Öğretmen’in anlattıkları, sınıfın yalnızca fiziksel değil, duygusal bir alan olarak da nasıl dönüştüğünü gösteriyor:</span></p>
<h4><b>Bir sınıf nasıl dönüşür?&nbsp;</b></h4>
<blockquote>
<p><strong><i>Sınıfımızda Web 2.0 araçlarının aktif kullanıldığı sosyal, duyuşsal ve akademik öğrenmeleri destekleyecek öğrenme alanları oluşturduk; ‘Merak Duvarı’, ‘Salıncak’ ve ‘Heybende Ne Var?’ Köşeleri bunlardan birkaçı. Öğrenme alanları işbirliği, tartışma, birlikte düşünme gibi eylemleri tetikleyerek bir öğretmen rolü üstleniyor. Sınıfımdaki masa ve sıraları hareket eden masalarla değiştirdim. Toplantı odası şeklinde ayrıl-birleş konseptine uygun bir sınıf düzenimiz oldu. Ayrıca, küçük grup çalışmaları için minik masalar ve taburelerimiz var. Burası sosyalleşmeyi ve işbirliğini artıran bir bölüm. Burada minderler ve halı da var ve okuma köşesi olarak da kullanıyoruz. Bir salıncak yaptık. Kimi zaman öğrenci tek başına salıncakta, kimi zaman grupla birlikte minik taburelerde olabiliyor. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü olan çocuğum sınıfta yerinde oturamıyordu. Salıncak sayesinde bu öğrencimle yol aldım. ‘Öğretmenim iyi hissetmiyorum salıncağa gidebilir miyim’ diyen, ‘Beni üzen bir durum var. Teneffüste salıncak bana bırakılabilir mi?’ diye soran öğrencilerim var. Çocuklar duygularını da ifade etmeye başladı. </i></strong></p>
</blockquote>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-36b3b97 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="36b3b97" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8484-1024x768.jpg" class="attachment-large size-large wp-image-47425" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8484-1024x768.jpg 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8484-300x225.jpg 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8484-768x576.jpg 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8484-1536x1152.jpg 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8484-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-9f3b76d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="9f3b76d" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4><em><b>“Okul yaşamın içine aktı” </b></em></h4><blockquote><p><strong><i>Sınıfta dersi işlerken, her derse özel planlanmış ders kurguları yapıyorum. Matematik dersinde paralarla konu mu işledik, pazar alışverişine dönüşüyor o konu. Pazar alışverişlerini fotoğraflıyor bana yolluyorlar, onların dijital duvarına koyuyordum. </i><i>Okul yaşamımızın içine akıyor. </i><i>Merak sorularımızı meraklı defterlerimize yazdık, onları araştırıp üzerinde derinleştiğimiz konuyla ilgili Merak Duvarı hazırladık. Sınıfta düzenli olarak nefes terapisi, odaklanma, duygularla tanışma çalışmaları yaptık. Ivır zıvır köşesine kocaman etek ve pantolon astım, cepler taktırdım. ‘Doğanın size fısıldadıklarını ceplere koyun’ dedim. O cepler doldu; biriktirdiğimiz şeyler, Türkçe dersinde hikâye oldu bize.”</i></strong></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sümeyra Öğretmen, tüm bunları hayata geçirirken veliler ve öğrencileriyle işbirliği ve fikir alışverişi yaptı. Öğrenme alanlarının işlevleri ve çalışma şekillerini kurguladı, ders planlarını yaptı. Hikâyeleştirme, oyunlaştırma gibi teknikleri kullanarak, çocukların ekip olarak aktif olabilecekleri ve öğrendiklerini yaşama taşıyabilecekleri bir planlama yaptı. </span></p><h4><em><b>“Öğretmenim iyi ki sınıfı böyle yaptık”</b></em></h4><p><span style="font-weight: 400;">“<em>Bence okul hayatı öğreten yer olmamalı, hayatın ta kendisi olmalı</em>” diyen Sümeyra Öğretmen, bu iyi örneği öğrencileri 3 ve 4. sınıftayken uygulayarak onları mezun etti. Öğrencilerinin “öğretmenim iyi ki bu sınıfı böyle yaptık” dediği uygulamanın etkisini de izleyen Sümeyra Öğretmen, öğrenci, öğretmen ve velilerle görüşmeler yaptı. Öğrenciler yeni sınıf düzeninin arkadaşlık ilişkilerini geliştirdiğini, oluşturulan öğrenme alanlarının akranlarıyla öğrenmelerine fırsat sunduğunu, yaratıcı okuma çalışmalarının kitap okuma sevgisi kazandırdığını söyledi. Sümeyra Öğretmen çocukların okula aidiyetlerinin de arttığını gözlemledi. Veliler ise çocuklarının okuma seviyesinin arttığını, okula “koşarak” geldiklerini ve sorumluluk bilinçlerinin, akran ilişkilerinin, sorun çözme becerilerinin arttığını düşündüklerini belirttiler. Sümeyra Öğretmen bu eğitim yılına başka bir okulda başladı. Bu iyi örneği orada da hayata geçirmeyi hedefliyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Sümeyra Öğretmen’in uygulaması, okulun akademik becerilerin kazandırıldığı bir mekân olmanın ötesindeki potansiyelini, çocukların refahının temelini oluşturan bütüncül bir yaşam alanı olduğunu ortaya koyuyor.</span></p><h4><em><b>“Oyunsuz bir eğitimin nitelikli olduğunu söylemek mümkün değil” </b></em></h4><p><span style="font-weight: 400;">Bu yaşam alanı içinde çocukların en temel haklardan biri de oyun. Okul çocukların oyun oynayabildiği, oyun hakkının korunduğu bir yer olabilmeli. Oyun Hareketi Derneği’nin Bursa Osmangazi Sabri Katırcı İlkokulu’nda “Oyuncu Okul” ismiyle hayata geçirdirdiği iyi örnek buna işaret ediyor. Oyuncu Okul Projesi’nin Koordinatörü ve Oyun Hareketi Derneği kurucularından Esra Güneş, oyun hakkının, matematiğin veya başka bir dersin oyunla öğretilmesiyle ilgili/sınırlı olmadığını söylüyor. Okullarda akademik kaygılar ve oyuna bakış açısı nedeniyle oyunun çoğunlukla eğitsel amaçla kullanıldığını anlatan Güneş, “Derste oyunla matematiğin öğretilmesi de çok değerli olmakla birlikte, bu çocuğun oyun hakkını korumuyor. Oyun hakkı, çocuğun kendinin başlattığı ve sonlandırdığı gönüllü bir eylem. Oyunsuz bir eğitimin nitelikli bir eğitim olduğunu söylemek mümkün değil” diyor. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Göçmen, düşük ve orta sosyoekonomik gruptan yaklaşık 800 öğrencinin eğitim gördüğü okulda oyun hakkını koruyarak uyguladıkları çalışmayı ise şöyle anlatıyor: </span></p><blockquote><p><strong><i>Okul bahçesine yerleştirdiğimiz “Oyunbaz Kulübe” adlı konteyneri okulun tüm paydaşları ile atık, sürdürülebilir, esnek malzemelerle donattık. Mesela lastik, borular, ahşap merdiven, meyve-sebze kasaları, boş makaralar… Çocukların malzemeleri çıkararak dilediği şekilde, dilediği kişiyle oyun oynamasını sağlayan bir düzen kurduk. Okuldaki tüm öğretmenler “Oyun Sağlayıcı Öğretmen Eğitim Programı”nı tamamladı, “Oyunbaz Öğretmen” rolünü üstlendiler. Bu sayede çocuklar, yetişkin müdahalesi olmadan kendi başlattıkları oyunlarda aktif rol aldı. Okuldaki serbest etkinlik saatinde genellikle başka dersler yapılıyormuş, bu ders saati oyuna ayrıldı. Öğretmenlerin uygulamalarında yaşadıkları zorluklara destek olmak adına proje mentörleri öğretmenleri yıl boyu desteklemeyi sürdürdü. </i><a href="https://www.oyunhareketidernegi.com/oyuncu-okul/#"><i>Okullarda Esnek Oyun Uygulama Kılavuzu</i></a><i> ile oyuncu okulun nasıl hayata geçirilebileceği anlatıldı. Okulda oyun şenliği düzenlendi. Velilere &#8220;Oyun ve Risk&#8221; konulu seminer verildi, oyun kültürüne velilerin de ortak olması sağlandı.”</i></strong></p></blockquote>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-f17d867 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="f17d867" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="434" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/oyuncuokul.png" class="attachment-full size-full wp-image-47427" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/oyuncuokul.png 1280w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/oyuncuokul-300x102.png 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/oyuncuokul-1024x347.png 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/oyuncuokul-768x260.png 768w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-c35a72d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="c35a72d" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<h4><b>Okula oyun girince neler değişti? </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Proje bir yıl boyunca uygulandı ve öğretmenlerin, öğrencilerin oyuna bakışı değişti. Çocuklar birlikte oynayarak paylaşmayı, bir arada olmayı, inşa etmeyi, hayal kurmayı ve risk almayı, keşfetmeyi deneyimlediler. Güneş’e göre çocukların tasarım yapabilme, çözüm üretebilme gibi sosyal becerileri arttı. Öğretmenler, oyunu yalnızca öğretim aracı değil, temel bir çocuk hakkı olarak görmeye başladılar. Proje sürecinde öğretmenler oyun hakkını destekleyen yeni oyunlar da hayata geçirdi. Koridorlarda oynanmak üzere taşınabilir sokak oyun setleri oluşturuldu, oyun temalı renklendirme çalışmaları yapıldı. Böylece okul, oyunbaz öğretmenleri ve çocuklarıyla birlikte gerçek bir oyuncu okula dönüştü. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Güneş, Oyuncu Okul’un öğrenci öğretmen ilişkilerinin yanı sıra çocukların birbirleriyle olan ilişkilerine olumlu katkılar yaptığını anlatıyor:</span></p><blockquote><p><strong><i>Öğretmenler oyunun kendilerini de rahatlattığını söylediler. Çocukların oyuncağa bakışı değişti, esnek oyun malzemelerini oyuncak olarak görmeye başladılar. Bazı malzemeleri paylaşmada çatışmalar olması, o çatışmaları kendi aralarında çözme çabaları çocukların birbiriyle diyaloglarını zorunlu kıldı. Bir arada oynamayı öğrendiler. Okulda Suriyeli çocuklar var, onlar da kendi kültürlerini oyun yoluyla anlatabildiler akranlarına. Birlikte aynı ortamı korumayı öğrendiler. Oyunbaz Kulübe hâlâ okulda ve tüm okul bunu sürdürecek deneyime sahip artık. Derneğin amacı ise Oyuncu Okul’un daha fazla okula yayılmasını sağlamak.”</i></strong></p></blockquote><h4><b>Toplumsal yaşamın tecrübe edildiği bir mekân olarak okul </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Okul çocukların bir arada yaşamı öğrendikleri, toplumsal yaşamı tecrübe ettikleri de bir mekân. Okul çocuğun kendi alıştığı ortamdan çıkıp, kendi gibi olmayanla, yeni fikirlerle, davranış kalıplarıyla, kurallarla da tanıştığı yer.</span><span style="font-weight: 400;"> 19 yıllık Türkçe öğretmeni Sevilay Eş Şengül de çocukların önyargıları, ayrımcılıkları fark edebilecekleri, konuşabilecekleri ve hak temelli düşünebilecekleri bir ders ortamı yarattı. Çalıştığı okulda “Yaşım Benim” isimli bir çalışma yaptı. Şengül, bu çalışmayı nasıl yürüttüklerini ve öğrencilerdeki etkisini şöyle anlatıyor: </span></p><blockquote><p><strong><i>Kitapta okuduğumuz bir metin yaşlılıkla ve yaşlılarla ilgili kalıp yargılar barındırıyordu. Öğrencilere “yaşlılık deyince aklınıza neler geliyor?” sorusunu yönelttim. Akıllarına gelenleri tahtaya yazdım. Ardından tahtaya gençlerle ilgili kalıp yargıları dökmeye başladım. Gençlerle ilgili olanlara itiraz etmeye başladılar. Gençlerle ilgili olanlara ‘böyle değil’ dediler. ‘Peki, yaşlılıkla ilgili söyledikleriniz de böyle değildir belki, olamaz mı’ diye sordum. Böylelikle kalıp yargı kavramını sorgulamalarını sağladım. Sonra öğrencileri 5&#8217;li gruplara ayırdım. Yaşçılığa dikkat çekmek için gerçek yaşamdan alınan 3 durumun yazılı olduğu metni dağıttım; örneğin biri, yaşından dolayı işe alınmayan bir kişinin hikâyesiydi. Sorular sordum, küçük gruplarda yanıtladılar, tartıştılar. ‘Yaşçılık’ ile ilgili hazırlanan bilgilendirici metni gruplara dağıttım. Makaleyi okumalarını ve makalede önemli gördüklerini, dikkatlerini çeken bölümleri belirlemelerini istedim. Daha sonra kitaptaki metinde yaşlılıkla ilgili hangi kalıp yargıların olduğu, neden yazarın bu kalıpyargıları sıklıkla kullandığını sordum öğrencilere. ‘Siz metnin bir bölümünü değiştirseniz veya metni yeniden yazacak olsanız kurguyu nasıl yapardınız?’ sorusunu yönelttim. </i></strong></p></blockquote><h4><em><b>“Karşılaştıkları ayrımcılıkları fark etmeye başladılar”</b></em></h4><blockquote><p><strong><i>Öğrencilere çeşitli görseller gösterdim ve sorular sorarak yazma çalışması yaptırdım. Süreç sırasında öğrenciler kendi yaşantılarından ayrımcılık örnekleri de taşıdı derse. Babasının iş yerinde, kadın olduğu için işten çıkarılan biri olduğunu anlattı bir öğrenci, hentbol seçmeleri için boyu kısa olduğu için seçilmeyen kişinin ayrımcılığa uğrayıp uğramadığını sordu bir diğeri. İkiz öğrencim vardı, biri kız biri oğlan. Kız olan sofrayı hep kendisinin topladığını ve hazırladığını söyledi. Yaşa ve cinsiyete dayalı ayrımcılık da konuşuldu. Engellilerin yaşadığı ayrımcılığa dair örnek verenler oldu. Öğrenciler tartışma ortamında serbest bir şekilde tartıştı. Amacım kendi yaşamında karşılaştıkları ayrımcılık örneklerini ve hakim kalıp yargıları ortaya döküp fark etmelerini sağlamaktı. Buradan yola çıkarak benzer ayrımcılıklara düşmemek için veya önlemek için neler yapılabileceğini de tartıştık. Okul yaşayan bir yer, hayatla paralel bir akışı var. Okulun gerçek yaşamla bağının olduğunu göstermek önemli.”</i></strong></p></blockquote><h4><b>Gezegendeki tüm canlılarla bir arada yaşadığımızı hatırlamak </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Peki bir arada yaşamın öğrenildiği, tecrübe edildiği bir mekân olan okulda, sadece insanların bir aradalığını mı kastediyoruz? Bir arada yaşamın içine gezegendeki tüm canlılarla bir arada yaşamak da dahil. Bunu en güzel gösteren örneklerden biri de, bireyin yalnızca öğrenen değil yeryüzüyle birlikte var olmayı öğrenen bir bireye dönüşmesini amaçlayan “Biyomimikri ile Doğadan Öğrenerek Değerler Geliştirmek; Yeryüzü Eğitimi Temelli Drama Müdahale Programı”. Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda ortaokulda uygulanan programı öğretim tasarımcısı ve drama eğitmeni Öykü Erinç Küçüköz üç yıldır hayata geçiriyor. Okuldaki kulüplerle bu çalışmayı yürüten Küçüköz, bütün bir yıla yayılan çalışmasını şöyle anlatıyor: </span></p><h4><em><b>“Doğayla bağlar kurarak yaratıcı bir yolculuğa çıkıyoruz”</b></em></h4><blockquote><p><strong><i>Doğa ile kişisel bağlarımız üzerine düşünerek başlıyoruz. Bunun için doğadaki deneyim, duygu ve çağrışımlarımıza odaklanan zihin haritalarıyla başlıyoruz. Sonra doğayı bir karakter olarak hayal edip derinleşiyoruz; doğa bir karakter olsa kişilik özellikleri, mesleği ne olurdu, dış görünüşü neye benzerdi, nerede yaşardı? gibi pek çok boyuta odaklanıyor ve bir doğa karakteri yaratıyoruz. Bu karakterler üzerine doğaçlama ve canlandırmalarla derinleşiyoruz. Bireysel ilişkimizin ardından büyük resme geçiyoruz. Çağlar içinde doğa &#8211; insan ilişkisine odaklanıyoruz. Sanat tarihinden yararlanarak paleolitik çağdan, neolitik çağa, oradan 21. yüzyıla dek, insan doğa ilişkisini yansıtan resimler ve sanat eserleriyle yapıyoruz bunu. Kutsal doğadan insanın egemenliğine girmiş doğayı inceliyoruz. Neden biz doğanın bir parçasıyken şimdi doğanın parçası değiliz? Bunu konuşuyoruz. Sonra doğadan ilham alarak insan yapımı sistemleri, ürünleri ve süreçleri tasarlamak olan biyomimikriyi anlatıyorum. Yusufçuğun kanadından rüzgara dayanıklı sistemler, doğadan öğrenerek yaşamımızı nasıl kolaylaştırıyoruz? Karıncalar, kunduzlar gibi farklı canlıların yaşam becerilerini, stratejilerini konuşuyoruz, canlılardan öğrenerek doğaçlama yapıyoruz. Ormana çıkıyoruz. Doğanın kalbinden kopan varoluşumuzu, doğadan öğrenerek, yeniden doğayla bağlar kurarak yaratıcı bir yolculuğa çıkıyoruz.”</i></strong></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışma sayesinde çocukların doğadan öğrenme ve çözüm üretme kapasiteleri gelişti. Doğayla empati kurmayı öğrendiler. Küçüköz, “Tüm canlıların insan için var olduğunu düşünen anlayış değişiyor. Ortak yaşam ve işbirliği anlayışı gelişiyor çocukların. ‘Her şey benim hakkım’ anlayışını sorguluyor çocuklar” diye konuştu. </span></p><h4><em><b>“Öğrencilerin iletişim kurma, strateji geliştirme ve karar verme becerileri gelişti”</b></em></h4><p><span style="font-weight: 400;">Okul, çocukların yapabilirliklerinin artıracak şekilde müfredatın esnek olarak uygulanabileceği bir yer de olabilmeli. Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda girişimcilik dersinde uygulanan “Fiyat Oyunu” okulun bu potansiyelini gösteren güzel bir örnek. Girişimcilik öğretmeni Sibel Sunay, 10. sınıflarda verilen girişimcilik dersi içerisinde ekonomi ünitesini işlerken, öğrencilerin arz-talep dengesi, fiyat oluşumu ve piyasa mekanizmaları gibi soyut konuları anlamakta zorlandığını fark etti. Bunun üzerine parçaların değil, bütünün ve ilişkiler ağının görülmesini sağlayan eğitimde sistem düşüncesi yaklaşımını temel alarak “Fiyat Oyunu”nu geliştirdi. Sibel Öğretmen, oyunu şöyle anlatıyor: </span></p><blockquote><p><strong><i>Oyun, alıcı ve satıcı rollerine dayalı basit bir pazar ortamını simüle edecek şekilde kurgulandı. Her öğrenci alıcı ya da satıcı rolünü üstleniyor. Her öğrenci alıcı ya da satıcı rolünü üstleniyor. Satıcılara üretim maliyetlerini (minimum satış fiyatı), alıcılara ise ödemeye razı oldukları değerleri (maksimum ödeme isteği) içeren kartlar veriyoruz. Diyelim ki biri 5 liraya mal edip 6 liraya satmış, karşısındaki 7 lira ödemeye razıymış. Bunları kaydediyoruz. Kâr mı edildi, zarar mı? Nasıl pazarlık yaptılar? Stratejilerini nasıl geliştirdiler? Satış yapamayan neden zorlandı? Bunları tartışıyoruz. Fiyat Oyunu, öğrencilerin yalnızca ekonomi kavramlarını değil; ikna etme, iletişim kurma, strateji geliştirme ve karar verme gibi becerilerini de geliştirmelerini sağladı. Bu oyuna sadece ekonomi öğretmek için değil, öğrencilerin düşünme biçimlerini dönüştürmek için de ihtiyacımız vardı.”</i></strong></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sunay, oyunun temel ilham kaynağının, davranışsal ve deneysel ekonomi alanındaki </span><span style="font-weight: 400;">çalışmalarıyla tanınan, 2002 Nobel Ekonomi Bilimleri Anma Ödülü’nü Daniel Kahneman </span><span style="font-weight: 400;">ile paylaşan Amerikalı ekonomist Vernon Smith olduğunu belirtiyor:</span></p><blockquote><p><strong><i>“Oyunu geliştirirken Vernon Smith’in pazar deneylerinden ilham aldık. Oyun, onun </i><i>çalışmalarına benzer şekilde, pazar fiyatlarının alıcı ve satıcıların etkileşiminden nasıl </i><i>ortaya çıktığını göstermeyi amaçlıyor. Dersin arka planında sistem düşüncesi yaklaşımı yer alıyor. Bu yaklaşım, öğrencilerin soyut kavramları somutlaştırmasını ve arz-talep-fiyat arasındaki döngüsel ilişkiyi kavramasını sağladı.”</i></strong></p></blockquote><h4><b>Okul öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini keşfetmelerine alan açmalı </b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Çocukların gözünden okulu anlattığımız </span><a href="https://egitimreformugirisimi.org/sicak-bir-yuva-ile-yalnizlik-arasinda-cocuklarin-gozunden-okul/"><span style="font-weight: 400;">saha çalışmasında</span></a><span style="font-weight: 400;"> bir 12. sınıf öğrencisi “Okul kendimizi keşfetmemize pek olanak sağlamıyor. Şu dersten şu notu almalısın… Hayat bundan mı ibaret?” demişti. Okul, aynı zamanda çocukların ilgi ve yeteneklerini de keşfedecekleri yer olabilmeli. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Okulun bu potansiyeline işaret eden çalışmalardan biri ise Sanko Okulları’nda uygulanan “Değişen Kariyer Planlaması: Yeni Değerler ve Yetkinlikler”. Okulun psikolojik danışmanları Kübra Akbulut, Sezin Gören Eryiğit ve Dicle Direkci’nin uyguladığı çalışma, öğretmenlerin ifadesiyle “öğrencilerin erken yaşta kendilerini tanımalarına, ilgi alanlarını keşfetmelerine ve 21. yüzyıl becerileriyle donanmalarına olanak sağlayacak bütüncül bir planlama modeline duyulan gereksinim”den ortaya çıktı. Dijital dönüşümle birlikte iş dünyasında yaşanan hızlı değişimin, öğrencileri sadece akademik değil, kişisel ve teknolojik açıdan da donanımlı bireyler olarak yetişmelerini gerekli kıldığı düşünülerek, çalışma okulun 10. sınıf öğrencileriyle uygulanmaya başlandı. </span></p><p><span style="font-weight: 400;">Kübra ve Sezin Öğretmen çalışmayı nasıl uygulandıklarını şöyle anlatıyor: </span></p><blockquote><p><strong><i>Programın tasarımı iki ana eksen üzerine kurulu. İlki kendini tanıma ve mesleki yönelim süreci. Bu süreç öğrencilerin kişisel özelliklerini ve mesleki yönelimlerini daha iyi anlamalarını sağlamak için çeşitli psikoeğitsel etkinlikleri içeriyor. Kariyer genogramıyla öğrenciler, aile üyelerinin meslek geçmişlerini inceleyerek kariyer seçimlerinin ailevi ve kültürel bağlamda nasıl şekillendiğini keşfediyorlar. Bu etkinlik, öğrencilerin kişisel değerlerini tanımalarına yardımcı oluyor. Kişilik envanteri çalışması da yapıyoruz. Kişilik özelliklerine göre meslek seçimleri yapmalarını teşvik ediyoruz. Mesleki ilgi alanları anketiyle de mesleklerin gerektirdiği değer ve becerilerle öğrencilerin kişisel özellikleri eşleştiriliyor. Programın ikinci ekseninde ise ders programlarına ‘21. Yüzyıl Yetkinlik Programı’ entegre edildi. Öğrencilere oyun teorisi, strateji, dijital okuryazarlık, Excel ile modelleme, ‘design for change’, sunum teknikleri ve takım çalışması gibi başlıklarda içerikler sunuyoruz. Her yetkinlik alanı uygulamalı ödevler ve etkileşimli çalışmalarla destekleniyor. Daha sonra ise öğrenciler &#8220;Hayata Hazırlama Projesi&#8221; kapsamında iki haftalık mesleki gözlem çalışmasına yönlendiriliyor. Bu gözlem sürecinde öğrenciler, seçmeyi düşündükleri meslek dallarına dair gerçek deneyimler elde ediyorlar.”</i></strong></p></blockquote>						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-52ad4b7 elementor-widget elementor-widget-image" data-id="52ad4b7" data-element_type="widget" data-widget_type="image.default">
				<div class="elementor-widget-container">
													<img loading="lazy" decoding="async" width="2560" height="1920" src="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-scaled.jpg" class="attachment-full size-full wp-image-47428" alt="" srcset="https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-scaled.jpg 2560w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-300x225.jpg 300w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-1024x768.jpg 1024w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-768x576.jpg 768w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-1536x1152.jpg 1536w, https://egitimreformugirisimi.org/wp-content/uploads/2025/10/IMG_8460-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" />													</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-9838332 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="9838332" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<p><span style="font-weight: 400;">Rehber öğretmen ve psikolojik danışmanlar, okulda sadece akademik başarısı yüksek çocuklar değil, hayat başarısı yüksek çocuklar yetiştirmeyi hedeflediklerini belirterek, çalışma sonrasında öğrencilerinden çok güzel geri dönüşler aldıklarını anlatıyorlar: </span></p><blockquote><p><strong><i>Aktif vatandaşlık dersinde sosyal sorumluluk projeleri geliştirmekten büyük keyif alıyorlar. Yaz döneminde yaptıkları mesleki gözlem süreci ise alan seçimi öncesinde onlar için oldukça faydalı bir deneyim oluyor. Dünya değişse de öğrenciler genellikle öğretmen, avukat, doktor olmayı hedefliyor. Ancak, mesleki gözlem sayesinde bu kalıplaşmış tercihler değişebiliyor. Örneğin, bir fabrikayı ziyaret ettiklerinde yalnızca mühendis olarak değil, sürdürülebilirlik biriminde de görev alınabileceğini görüyorlar. Bu sayede farklı iş tanımlarını keşfediyor, mesleklerin tek bir yönü olmadığını fark ediyorlar. Aynı şekilde tüm avukatların aynı işi yapmadığını, farklı uzmanlık alanlarının bulunduğunu öğreniyorlar. İlkokuldan beri tıp isteyen bir öğrencimiz, gözlem sonrasında fikrini tamamen değiştirdi ve ‘İyi ki bunu şimdiden fark ettim’ dedi. Bu tür deneyimler öğrencilerin kendilerini ve meslekleri daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmelerine büyük katkı sağlıyor.”</i></strong></p></blockquote><h4><b>Okul çocukların güvenli ilişkiler kurabildiği bir mekân olabilir</b></h4><p><span style="font-weight: 400;">Okul aynı zamanda, gençlerin sosyalleşebildiği, arkadaşlıklar kurabildiği ve öğretmenlerinden rehberlik alabildiği en önemli sosyal ortam. </span><span style="font-weight: 400;"> Okulda iyi bir rehberlik servisi, olumlu bir okul iklimi olduğunda okul, çocukların hayatı için dönüştürücü olacak desteği aldıkları, yol gösterici güvenli ilişkiler kurdukları yer olabilir. Bu bakımdan okul, yalnızca eğitim politikalarının değil, çocuğu merkeze alan sosyal politikaların da uygulandığı bir alan olarak düşünülebilir.</span><span style="font-weight: 400;"> Sakarya’da bir köy okulu olan Erenler Mehmet Gölhan Ortaokulu’nda rehber öğretmen ve psikolojik danışman olarak çalışan Merve Çalık, olumlu bir okul iklimi yaratmak için, yaratıcı drama ve forum tiyatro yöntemiyle akran zorbalığını ele aldığı bir uygulama hayata geçirdi. Çalık, 7. sınıf öğrencileriyle yaptığı çalışmayı şöyle anlatıyor: </span></p><blockquote><p><strong><i>Okulumda akran zorbalığı en büyük sıkıntılardan biriydi. Çocuklar akran zorbalığı yaptığının bile farkında değillerdi. Dışlama, kavga, dedikodu, alay etme… Seminer yapıyorum, farkındalıklarını artırmaya çalışıyorum. Zorbalık türlerinden bahsediyorum. Daha etkili olması için yaratıcı drama ve forum tiyatro yöntemini kullandım. Forum Tiyatro, belirlenen bir problemin çözümlerinin araştırılarak sahne üzerinde deneyimlenmesine dayalı bir Ezilenlerin Tiyatrosu pratiği. İlk olarak 6 oturumluk bir yaratıcı drama çalışmasının ardından katılımcılarla belirlenen ve akran zorbalığının fiziksel, sözel, duygusal ve siber zorbalık türlerinin ele alındığı 6 sahne sergilendi. Katılımcılar problem durumuyla ilgili çözümlerini sahneye gelerek denedi ve bu çözüm yolları izleyicilerle beraber değerlendirdi. Mesela lafla sataşmanın, dış görünüşle alay edilmesinin, çevrimiçi ortamlarda dalga geçilmesinin örneklerini canlandırdılar. Çözümleri de seyirci ile birlikte düşünüp yine sahnede uyguladılar.”</i></strong></p></blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu örnekler ve konferanstaki diğer pek çok örnek, okulun yalnızca akademik becerilerin kazandırıldığı bir yer değil, çocukların yaşamı deneyimledikleri, ilişki kurdukları, duygularını tanıdıkları ve kendilerini keşfettikleri bir alan olduğunu bir kez daha gösterdi. 20. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda okulun sosyal politika alanı olarak da düşünülmesi gerektiğini bir kez daha gördük. Okul potansiyeline uygun bir şekilde kurgulandığında nelerin değişebildiğine tanıklık ettik. Okul, çocukların ve öğretmenlerin iyi olma hâlini destekleyen, güçlendiren ve çocukları koruyan bir yer olduğunda, hem çocuklar hem toplum için dönüşüm mümkün olabilir. Bu nedenle, eğitimin tüm paydaşlarını okulun bu potansiyelini birlikte düşünmeye ve hayata geçirmeye davet ediyoruz.</span></p>						</div>
				</div>
					</div>
				</div>
				</div>
		]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
