Etraflıca

Hangi Çocuk Neden Çalış(tırıl)ır?

22 Temmuz 2022 Sinem Sefa Akay7 dk okuma

Çocuk işçiliği bir çocuk hakları ihlali[1], çocuğa karşı şiddet[2], toplumsal cinsiyet eşitsizliği[3] ve ayrımcılık meselesi. Kız ve oğlan çocuklar, mülteci/göçmen/yabancı uyruklu çocuklar, kentsel ve kırsal alandaki çocuklar, yoksul hanelerdeki çocuklar, “eğitimsiz/vasıfsız[4]” yetişkinlerin çocukları gibi çok katmanlı ve iç içe girmiş kimlikler bu ihlalin, şiddetin ve eşitsizliğin yaşanma hâllerini ve yıkıcı etkilerini farklılaştırıyor.

Şüphesiz çocuk işçiliğinin kök nedenlerinin ortadan kaldırılması veya işçilik riskinin bertaraf edilerek çocukların korunması; herkes için kaliteli erişilebilir eğitim olanaklarının sağlanması, kayıt dışı çalışma ve ekonomiyle mücadele, geçim kaynaklarının çeşitlendirilmesi veya çoğaltılması, sosyal güvenlik ve koruma mekanizmaları ve hizmetlerinin işlevselliği, etkili, etkin kriz ve afet yönetimi, tedarik ve değer zincirinde insan hakları standartlarına uyum gibi birçok konu ve unsurla bağlantılı. Tüm bunlara dair araştırmalar, tartışmalar, analizler, önermeler ve hatta projeler senelerdir devam etmekte. Hepsini bir çırpıda, bu yazıda özetlemek ne mümkün ne de gerçekçi. Bu nedenle bu sınırlı alanda “çocuk işçiliği”ni çocuğun insan hakları odağına almak için yukarıda vurgulanan çok katmanlı ve iç içe girmiş kimlikler ile “hangi çocuk neden çalış(tırıl)ır” sorusuna bir kaç tanıklık ve gözlemimi aktararak cevap vermeye çalışacağım.

Sahadan örneklerle çocukların işçileşme süreci

Araştırma koordinatörü olarak yer aldığım, Türkiye’deki deri sektöründe küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışma koşulları ve insan hakları standartlarına dair mevcut duruma bakan bir hızlı değerlendirme araştırması için 2021 yılının yaz aylarında işçiler, işverenler ve çalıştırılan çocukların ebeveynleriyle görüşmeler yapıldı. Bu çalışmada çocukların işçileşme süreçlerinin hanelerin sosyo-ekonomik profilleri ve içinde bulundukları yoksulluk döngüsüyle sektördeki üretici ve alt yüklenicilerin rekabete, piyasa baskısına ve tüketim hızına direncine ilişkin olduğunu bir kez daha gördük.

11 yaşındaki oğlu bir ayakkabı atölyesinde çalışmaya başlayan anne “Çocuklar, güvenli bir ortamsa çalıştırılabilir. Başka yer olsaydı çalışmaya göndermezdim. Tanıdık oldukları için çocuğumu emanet edebiliyorum. Orası çocuğum için ikinci ev durumunda. Baskı, çay götürüp getirme, süpürme, üretilen eşyaları kutulara dizme gibi ağır olmayan işler yapıyor…Çocuğum hem meslek edinmek hem de harçlığını kazanmak için işe başladı. Evde çok sıkılıyor diye işe göndermeye karar verdik. Pandemide okula gidemedi ve canlı derslere katılamadı. Çünkü tableti yoktu. Çalışıp harçlığını biriktirirse kendisine tablet alacağız” diye paylaşmıştı çekinmeden. Çekinmeden dememin nedeni oğlu yasal çalışma yaşının çok altında olsa da gerçekliğin çıplaklığını örtmemesi.

10 yaşında, atölyede günde 11 saat “yardım”

Mesleğini ayakkabıcılık olarak beyan eden Suriyeli bir baba ise 10 ve 12 yaşlarındaki oğullarının kendisinin de çalıştığı ayakkabı atölyesinde karşılıksız yani para almadan çalışmalarını “kendisine yardım” ve “okul aralarında (yaz tatili gibi) meslek öğrenme, mesleki beceri geliştirmesi açısından iyi bir fırsat” olarak tanımlamıştı. 10 yaşından beri tatillerde çalıştığı söylenen 15 yaşındaki oğlu ile ayakkabı atölyesinde günde 11 saat yan yana ter döken başka bir Suriyeli baba ise şöyle demişti: 

Hayatımızı devam ettirebilmek için benimle beraber oğlumun da haneye maddi gelir sağlaması gerekiyor. Aynı zamanda oğlumun meslek öğrenmesini de önemsiyorum. Ama birincil çalıştırma sebebimiz maddi…Beni yönlendirecek kimse yoktu. Bu işi dükkân dükkân gezerek kendim buldum.”

Kendisi de 12 yaşından beri kesintisiz bu işi yapan baba sığındıkları ülkede çocuklarının en acil ihtiyacının insani yaşam koşulları olduğunu paylaşırken ve “aslında burada çalışmıyor olması gerekiyor” derken mülteci/göçmen/yabancı uyruklu, yoksul ve “eğitimsiz” olmanın çocuk işçiliği riskini nasıl artırdığını dillendirmişti.

Çocuk emeğinin normalleştirilmesi 

Mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına, tarımsal faaliyetlerde çocuk emeğinin kullanımına dair mevcut durum ve ihtiyaç tespitiyle haritalandırma çalışmalarında da bu çok katmanlı riskler ve ayrımcılığa tanıklık ettim. Yetişkinlere çocukların okul durumu sorulduğunda çocuk ilkokul veya ortaokul terk ise bunu ifade ediş biçimi çoğunlukla “bıraktı, gitmek istemedi” şeklinde oluyordu. Bu çocukların gün içerisinde bulundukları yer ise tarlalar, bahçeler. Başta çocukların çalışmadığı söylenirken, ardından hemen “sadece yazın” diye ekleniyordu. Yaz ayında okullar kapalıyken çocukların çalıştırılması iş olarak sayılmıyor; aileye yardım, destek olarak sıradanlaştırılıyor. Bir taraftan da bu ücretsiz aile işçisi çocuklar yetişiyor, işi ve “işçi olmayı” öğreniyorlar. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin sosyo-ekonomik durumlarını ve Türkiye’de tarım sektöründe çocuk emek arzını şekillendiren faktörleri araştıran 2019 tarihli araştırma raporunda hanedeki çocukların emeğinin kullanımının normalleştirilmesini şu şekilde ifade etmiştik:

Hanelerin ve yetişkinlerin yaygın kanısı olan ‘tarım işi, genç işi’ kavramı çocuğun büyüyüp güçlenmesiyle ya da ‘eli iş tutacak yaşa gelmesi’ ile öğrenci değil emekçi olması kaçınılmazdır. ‘Eğitim ile tarlanın bir arada gitmesi’ ise uzun çalışma saatleri ve yorucu koşulları olan tarım sektöründe oldukça zordur.”

Kız çocukların görünmez, ücretsiz emeği

Ataerkil düzen, toplumsal cinsiyet normları ve eşitsizliği aynı yetişkinlerde olduğu gibi çocukların emeğinin kullanımında da kendini gösteriyor. Ortaokul çağındaki oğlan çocukların tarımsal üretim işlerinde babaları, amcaları, ağabeyleri, akranları ve diğer yetişkinlerle tarlaya, bahçeye gitmesi “olması gereken” yani hayatın normal akışı. Öte yandan yerleşim alanında bırakılan veya işten sonra yerleşim alanına dönüşte kız çocuklar kardeş bakımı, yemek hazırlığı, odun veya su taşıma, temizlik gibi “ev işlerinden” sorumlu tutularak bir nevi “çıraklık” ile çocuk yaşta eş olmanın, anneliğin gerekliliklerini öğreniyor, becerilerini ediniyorlar. 2021 yılı Mayıs ayında Adana Ovası’nda mevsimlik tarım işçisi kadınlar ve kız çocuklara gerçekleştirdiğimiz çadır sohbetlerinde çocuk yaşta, erken ve zorla evlilikler hakkında konuşurken bu görünmez, ücretsiz emeğe dair de paylaşımlar duyduk. “Evliliğin zor yanı; kaynana ve tüm kalabalık aileye bakma. Evlenince kaynana evine gidilir ilk, orada yaşanır.” “Çocukluk 13-14 yaşında iş (ev işi) başlayınca biter.” “Evliliğin zor yanı; aileye ısınmak. Ev işi yapmak zor değil, zaten biliyorduk, küçükten öğreniyoruz.”

Bilinmeyen veriler teşhisi, tedbiri ve çözümü engelliyor

Türkiye’de çalıştırılan çocuklara dair (mülteci/göçmen/yabancı uyruklu çocuklar dahil) resmi veya gayri resmi veri çok az sayıda ve seyrek olarak toplanıyor. TÜİK tarafından 2019 yılı Ekim-Aralık döneminde gerçekleştirilen ve 5-17 yaş grubunda ekonomik faaliyette çalışan çocuklara ilişkin verileri içeren Çocuk İşgücü Anketi sonuçları 31 Mart 2020’de yayınlandı. Bir önceki anket ise 7 sene önce gerçekleşmişti. Daha sık toplanan ve sonuçları paylaşılan TÜİK İşgücü İstatistikleri ve Hanehalkı İşgücü Anketi ise 15 yaş üstü nüfusu içeriyor ve burada da 15-18 yaş aralığındaki çocuklara ilişkin yaş veya cinsiyet bazında ayrıştırılmış veri veya il, ilçe, sektör, iş kolu, eğitim durumu gibi detaylar bulunmuyor. Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı ve Ulusal İstihdam Stratejisi kapsamındaki eylemlere dair yükümlülük sahipleri yani devlet kurumları ve idari amirler zengin, analiz edilebilir, ders çıkarılabilir tüm bilgi ve belgeleri kamuoyu nezdinde paylaşmıyorlar. Görülmeyen, duyulmayan, bilinmeyen veriler sorunu doğru teşhis etmeyi, uygun ve etkili çözümleri bulmayı ve bu çözümleri uygulayarak koruyucu ve önleyici tedbirleri içeren bir sistem kurmayı ortadan kaldırıyor. Oysaki gerçekliğin olduğu gibi tüm çıplaklığıyla ortaya konması bir suçlama, karalama, yıkma aracı olarak tüketilmeden iyileşme, dönüştürme, değişme fırsatı olarak kullanılabilir.

E-Bülten

Eğitim gündemi, ayda bir gelen kutunuzda.

ERG'nin yeni yayınları, Eğitim 360° bölümleri ve aylık özetler için kayıt olun.

    Skip to content