Çalışmalar

Yayınlar

Yazılar

Videolar

Projeler

ERG Sözlük

Haberler

Duyurular

Açıklamalar

Röportajlar

E-Bültenler

Kurumsal

Hakkımızda

Ekip

Yönetim Kurulu

Faaliyet Raporları

Basın

Daha Fazla...

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Yazı
Projeler
Haberler
Yayınlar
Videolar
Kategori
2009
2010
2011
2012
Arka Plan
Çalışmalar
Dünyadaşlık Yazıları
Eğitimde Din ve İnanç Özgürlüğü
ERG Blog
Etraflıca
Okul Hâli/Hayali
Özel Sayfalar
Türkiye'de Koronavirüsün Eğitime Etkileri
Uzun Hikâye
Yazı

“Yoksulluk Çocukları ve Toplumları Zehirliyor”

Burcu Meltem Arık
Dünyanın Çocuklarının Durumu Raporu 2025’e göre dünyada 412 milyon çocuk aşırı yoksulluk içinde; 417 milyon çocuk ise eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve temiz su gibi temel alanların en az ikisinde ciddi yoksunluk yaşıyor. ERG Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık, UNICEF tarafından yayımlanan ve çocukların yoksulluk durumunu ortaya koyan raporun gösterdiklerini ve çocuk yoksulluğunu azaltmanın hangi politikalarla mümkün olabileceğini ERG Blog’a yazdı.

Geçtiğimiz yılın sonlarında UNICEF, “Dünyanın Çocuklarının Durumu 2025 /Çocuk Yoksulluğunu Sonlandırmak: Ortak Sorumluluğumuz” raporunu yayımladı. Rapor, “yoksulluk çocukluğu zehirler” ve “yoksulluk toplumları da zehirler” cümleleriyle başlıyor. Bu ifadeler bugün milyonlarca çocuğun yaşadığı gerçekliği yansıtıyor. 

Yoksulluk çocukların sağlığını, eğitimini ve geleceğini doğrudan etkiliyor. Yoksulluğu yalnızca gelir eksikliği olarak tanımlamak bu gerçekliği kavramak için yeterli değil; asıl mesele, bir çocuğun neyi yapıp yapamayacağı, kim olup olamayacağı üzerindeki kısıtlar. Sağlıklı olmak, eğitim görmek, oynamak, güvende hissetmek, toplumsal yaşama katılmak; bunların her biri hem bir hak hem de birbirini besleyen yapabilirlikler. Çocuklukta bu yapabilirliklerden yoksun büyümek, yetişkinlikte hangi kapıların açık kalacağını da belirliyor.

Rapora göre bugün dünyada 412 milyon çocuk aşırı yoksulluk içinde yaşıyor; 417 milyon çocuk ise eğitim, sağlık, barınma, beslenme, sanitasyon ve temiz su gibi temel alanların en az ikisinde ciddi yoksunluk yaşıyor. Raporda, özellikle üç akut krizin (çatışmaların yayılması, iklim değişikliğinin etkilerinin artması, kalkınma fonlarının aniden kesilmesi) birbirini de etkilemesiyle, uzun süredir çözülmeye çalışılan çocuk yoksulluğu sorununun artık görmezden gelindiği belirtiliyor. Öyle ki küresel askeri harcamaların 2,72 trilyon dolar gibi rekor bir seviyeye ulaştığı bir dönemde yüz milyonlarca çocuğun temel ihtiyaçlardan yoksun yaşaması, ne kaynak sorunu ne de kaderle açıklanabilir. Bu durum siyasi ve ekonomik tercihlerin göz göre göre oluşturduğu bir sonuç. Bu gerçek bizlere raporda bir kez daha sayılarla hatırlatılıyor. Yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçekte, hangi alanlara ne kadar kaynak ayrılacağına, hangi harcamaların önceliklendirileceğine, vergi adaletinin nasıl sağlanacağına karar veriliyor. Siyasi ve ticari çıkarlar doğrultusunda alınan kimi kararlar çocukların yaşam haklarının örselenmesiyle sonuçlanıyor. Demografik değişimler, ekolojik krizler, süratle gelişen teknolojiler 2050’de bugünden çok farklı bir dünya yaratacak. Bu örselenmeye karşı çabalar aynı hızda artmalı ve güçlenmeli. Çocuk yoksulluğu “uzun vadede yetişkin yoksulluğunun en önemli habercisi ve belirleyicisidir.”

Krizlerin çocuk yoksulluğuna etkisi 

Rapordaki bulgulara göre, 2014-2024 arasında yoksulluğu oluşturan nedenlerle mücadelenin önceliklendirilmesiyle, aşırı yoksullukla karşı karşıya kalan çocukların oranı küresel ölçekte yüzde 24,3’ten yüzde 19,2’ye geriledi. Bu ilerleme önemli olmakla birlikte her daim kırılganlığını korudu. Nitekim, pandemi döneminde bir yıl öncesine göre yaklaşık 20 milyon çocuk daha aşırı yoksulluğa sürüklendi ve toparlanma önceki yıllardaki hızda gerçekleşmedi. Sadece bu veri bile, krizlerin çocuklar üzerindeki çarpan etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. Günümüzde yaşanan çoklu krizleri düşündüğümüzde bu kırılganlığın kalıcı bir zemine oturduğunu, iyimser olsak dahi oturmaya ramak kaldığını iddia etmek mümkün. İklim krizi, artan çatışmalar ve kesilen yardım finansmanının aynı anda devreye girdiği bir dönemde kazanımlar hızlı bir şekilde gerileyebiliyor. Üstelik bu ilerleme coğrafi olarak son derece eşitsiz bir tablo ortaya koyuyor. 

Çatışma bölgelerinde iki çocuktan biri aşırı yoksul 

Çatışmadan etkilenen ülkelerde çocuk yoksulluğu azalmak yerine artmaya devam ederken, görece istikrarlı ülkelerdeki düşüş küresel ortalamanın olumlu görünmesini sağlıyor. Krizler çocukların okula ve sağlık hizmetlerine erişimini, ailelerin geçimlerini doğrudan sekteye uğratıyor. UNICEF raporuna göre, kırılgan ve çatışmadan etkilenen 31 ülkede aşırı yoksulluğa maruz kalan çocukların oranı 2014’te yüzde 46 iken 2024’te yüzde 50,2’ye çıktı. Yani bu ülkelerde her iki çocuktan biri aşırı yoksul. Aynı dönemde çatışmadan etkilenmeyen ülkelere bakıldığında ise bu oranın yüzde 19,9’dan yüzde 11,4’e gerilediği belirtiliyor. Dünyanın bazı yerlerinde iyileşebilen, diğer yerlerinde ise kötüleşip derinleşen bir durumdan bahsediyoruz. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, çocuk yoksulluğu çatışmaların yaşandığı coğrafyalarda artıyor. 

Raporda, 133 ülke için çocuk yoksulluğu gelir durumunun yanı sıra eğitim, sağlık, barınma, beslenme, sanitasyon yani tuvalet gibi temel hijyen olanakları ve su olmak üzere altı temel alan üzerinden yapılan analizlerle ele alınıyor. Bu alanlar birbirini tetikliyor ve etkileri de zamanla katlanarak artıyor. Rapora göre, düşük ve orta gelirli ülkelerde çocukların yüzde 22’si en az iki alanda, yüzde 7’si ise üç ya da daha fazla alanda, yüzde 1’i dört ya da daha fazla alanda yoksunluk yaşıyor. Bulgular sanitasyona erişimin tüm gelir gruplarında en yaygın yoksunluk alanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu durum yalnızca düşük gelirli ülkelerin sorunu olarak da görülmemeli. Yüksek gelirli ülkelerdeki çocuklar da sosyoekonomik durumlarına veya bulundukları bölgelere göre aşırı maddi ve sosyal yoksunlukla karşı karşıya kalabiliyor. Yüksek gelirli ülkelerde yaklaşık 50 milyon çocuk maddi yoksulluk içinde yaşıyor. Farklı yoksulluk biçimleri kesiştikçe ve iç içe geçtikçe çocukların önündeki yollar da giderek daralıyor. Bugün yetersiz beslenen ve okula gidemeyen bir çocuk, hem daha kötü sağlık koşullarıyla yüzleşiyor hem de ileriki yaşamında daha düşük kazanca sahip oluyor. Yoksulluk çocukların potansiyelini ortaya koyma fırsatını da alıyor. Bu kısır döngü de kendiliğinden kırılmıyor. Çocuk yoksulluğunun artık daha fazla kanıta ihtiyacı yok, asıl ihtiyaç üretilen kanıtlara dayalı kararlar almayı zorunlu kılacak siyasi ve kurumsal mekanizmaları inşa etmek ve bu mekanizmaların hesap verebilirliğini sağlayıp güvence altına almak.

Eğitim yoksunluğu tüm yaşam döngüsünü etkiliyor

Raporda öne çıkan çarpıcı konulardan biri eğitim yoksunluğunun diğer tüm alanlardaki yoksunluklarla çok güçlü bir ilişki içinde olması. Eğitime erişime ket vurulduğunda beslenme, sağlık ve ekonomik güvence de sarsılıyor. 2024 yılında yaklaşık 242 milyon çocuğun eğitimi seller, fırtınalar, sıcak dalgaları gibi iklim şokları nedeniyle kesintiye uğradı. Çatışma bölgelerinde durum daha da ağır. Dünya genelinde çocukların yaklaşık yüzde 19’u çatışma bölgelerinde yaşıyor. Eğitim kesintileri kamuoyunda ağırlıkla anlık ya da dönemlik bir öğrenme kaybı olarak tartışılıyor. Oysa bu durum bireyin tüm yaşam döngüsünü etkiliyor. Kız çocuklar, özel gereksinimi olanlar, mülteciler için mevzu daha da derinleşiyor. Ekonomik baskı altındaki aileler çoğunlukla kız çocukların eğitiminden vazgeçiyor. Eğitimden koparılan kızlar; çocuk yaşta, erken ve zorla evlilik ya da ev içi bakım yüküyle çok daha fazla karşılaşıyorlar. 

Kadının eğitim düzeyi çocuğun yoksulluğunu belirliyor

Bir çarpıcı veri ise hanelerin eğitim durumu ve yoksulluk arasındaki ilişki. Hane reisinin hiç eğitimi olmadığı durumlarda, çocuklar yüzde 32,9 oranında aşırı yoksullukla karşı karşıya kalırken, hane reisinin yükseköğretim mezunu olduğu durumlarda bu oran yalnızca yüzde 5,8. Hane reisine ilişkin bu veri, çocuğun yaşadığı hanedeki yetişkin eğitim düzeyinin yoksulluk riski üzerindeki belirleyici etkisini görünür kılıyor; bu etkinin çocukların gündelik bakımını, gelişimini ve eğitime devamını doğrudan etkileyen kadınların eğitim düzeyiyle birlikte düşünülmesi gerekiyor. Kadınların yükseköğretime katılımının düşük olduğu ülkelerde çocuk yoksulluk oranlarının belirgin biçimde yüksek olduğu görülüyor. Bu ilişki eğitimsizliğin hem hane gelirine hem de çocukların gelişimine yansımasının doğrudan bir sonucu.

Hanehalkı geliri dijital erişimi belirliyor

Yoksunluğun bir de hızla büyüyen dijital boyutu var artık. Dijital araçlara erişimin eğitim hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu pandemi döneminde iyice görünür oldu. Eğitim çevrimiçi ortama taşındığında milyonlarca çocuk için okul fiilen kapandı. Doğu ve Güney Afrika ile Güneydoğu Asya’daki 12 ülkeyi kapsayan UNICEF araştırması, 12-17 yaş arası çocukların beşte birinin evde internet kullanmadığını ortaya koyuyor. Bu örneklemdeki bazı Afrika ülkelerinde çocukların çocukların yüzde 33-yüzde 75’i internet bağlantısına sahip değil. Hanehalkı geliri dijital erişimin en güçlü belirleyicisi olarak ifade ediliyor. Yoksul hanelerde yaşayan çocukların internete erişimi hem daha sınırlı hem de daha düşük kaliteli. Dijital uçurum coğrafi bir sorun olmanın ötesinde, mevcut eşitsizlikleri pekiştiren bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. İyi donanımlı bir evde büyüyen çocukla cihazı ve bağlantısı olmayan bir çocuk aynı müfredatı takip etmiyor; fırsat eşitsizliği ekrandan çok önce başlıyor.

Eşitsizlik okul öncesinde filizleniyor 

En yüksek yoksulluk oranları en küçük çocuklar arasında görülüyor. 2024 yılı verilerine göre, aşırı maddi yoksulluk yaşayan beş yaş altı çocukların oranı yüzde 22,3 iken bu oran 15-17 yaş grubunda yüzde 14,9’a geriliyor. Yani en yüksek yoksulluk riski, gelişimin en kritik olduğu dönemde görülüyor. Araştırmaların ortaya koyduğu üzere, beyin gelişiminin büyük bölümü ilk beş yılda tamamlanıyor; bu dönemde yaşanan yoksulluğun bilişsel gelişim, dil becerisi ve duygusal düzenleme üzerindeki etkileri kalıcı olabiliyor. Erken çocukluk döneminde yetersiz beslenen, sağlık hizmetlerine erişemeyen ya da güvenli bir ortamda büyümeyen bir çocuğun okula başladığında yaşıtlarıyla arasındaki uçurumu kapatması giderek zorlaşıyor. Üstelik erken çocukluk eğitimine katılımın düşük olduğu ülkelerde çocuk yoksulluk oranlarının daha yüksek olduğu görülüyor. Bu dönemdeki eğitime erişim, yoksulluğun kuşaklar boyu aktarılmasını kıran en kritik müdahale noktalarından biri. Eşitsizlik okul öncesinde filizleniyor, okulla birlikte kapanması gerekirken aksine derinleşiyor. Erken çocukluk dönemine yapılan yatırımın geri dönüşü hem bireysel hem toplumsal açıdan en yüksek olan yatırımlar arasında olmasına karşın bu dönem, politika gündemlerinde hak ettiği yeri çoğunlukla bulamıyor. Bu alandaki kazanımlar da krizler döneminde ilk vazgeçilenler arasında yer alıyor. 

Ekolojik krizler çocuk yoksulluğunu nasıl etkiliyor?

Raporda paylaşılan veriler iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve kirlilik gibi ekolojik krizlerin çocuk yoksulluğunu nasıl derinleştirdiğini de ortaya koyuyor. Yaklaşık bir milyar çocuk, yani toplam çocuk nüfusunun yarısı, iklim krizinin etkileri bakımından son derece yüksek risk altında olan ülkelerde yaşıyor. Her yıl beş çocuktan dördü seller ve sıcak hava dalgaları gibi en az bir aşırı iklim tehlikesiyle karşılaşıyor. Yoksulluk içinde yaşayan çocuklar iklim şoklarına karşı daha savunmasız ve iklim şokları aileleri daha derin bir yoksulluğa sürüklüyor. 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle 2030 yılına kadar iyimser iklim senaryolarına göre 32 milyon, kötümser olanlara göre ise yaklaşık 132 milyon insanın daha aşırı yoksulluğa itileceği tahmin ediliyor. Ekolojik krizlerin etkileri daha çok bu krizlerin oluşmasına hiç etkisi olmayanların üzerinde görülüyor. 2023 yılında yaklaşık 9 milyon çocuk çoğu iklim değişikliği kaynaklı felaketler nedeniyle evlerinden oldu. 2050 yılı için yapılan tahminlere göre, sekiz kat daha çocuk aşırı sıcak hava dalgalarına, 3,1 kat daha çocuk aşırı nehir taşkınlarına ve 1,7 kat daha çocuk aşırı yangınlara maruz kalacak. Burada sıradan bir öngörüden bahsedilmiyor. İklim politikasının aynı zamanda bir çocuk hakları politikası olduğu ortaya konuluyor. Bununla birlikte, iklim ve kalkınma stratejilerinin entegrasyonu olduğu durumda, yani yönetişim, sosyal koruma, yeşil dönüşüm ve dijital altyapıya yönelik koordineli yatırımların yapılması durumunda 2050 yılına kadar 175 milyon insanın aşırı yoksulluktan kurtulabileceği öngörülüyor.  

Hangi politikalar fark yaratır?

Bu yazıda yer verilen ve verilemeyen daha birçok bulgu ışığında rapor, çocuk yoksulluğunun nedenlerini azaltmayı başaran ülkelerin deneyimlerinden yola çıkarak etkisi kanıtlanmış beş temel politika alanı öneriyor. Bu politikalar, özellikle de birlikte uygulandığında uzun vadeli etkiler oluşturabiliyor.

  1. Çocuk yoksulluğunun azaltılması hedefinin ulusal öncelik olması

Politika önerilerinden ilki, çocuk yoksulluğunun ulusal öncelik hâline getirilmesi. Bu kapsamda, çocuk yoksulluğunun azaltılması hedefinin yasalara, ulusal planlara ve bütçelere girmesi, çocukları hak öznesi olarak tanınmasına ve bağlayıcı bir yükümlülüğe dönüşmesine katkıda bulunabiliyor. Bu hedefin önceliklendirilmesi, siyasi iradenin harekete geçmesini, kaynakların buna göre yönlendirmesini ve sektörler arası koordineli eylemin gerçekleşmesini sağlayabiliyor. Raporda, bu politika önerisi çerçevesinde verilen örnekler arasında Bangladeş’te yapılan uygulamalar yer alıyor. Bangladeş’te kapsamlı bir strateji çerçevesinde ve kapsayıcı ekonomik büyüme politikalarının yanı sıra sosyal korumanın eğitim, sağlık, beslenme ve sanitasyon yatırımlarıyla birleşmesi sonucunda 2000-2023 arasında çok boyutlu çocuk yoksulluğunun 32 yüzde puan azaldığı açıklanıyor. 

  1. Destekleyici makro ekonomik politikaların oluşturulması

İkinci politika önerisi olarak destekleyici makro ekonomik politikaların oluşturulması gösteriliyor. Küresel ekonomik düzenin bir sonucu olarak gelişmekte olan 45 ülke sağlığa harcadığından daha fazla, 22 ülke ise eğitime harcadığından daha fazla borç faizi ödüyor. Bu da çocuklara yönelik harcamaların nasıl bir baskı altında olduğunu yansıtıyor. Bu politika önerisi kapsamında maliye bakanlıkları, merkez bankaları ve ticaret kurumları arasında koordinasyon sağlanması; faiz oranına ilişkin kararların aileler üzerindeki etkisi düşünülerek planlama yapılması, faiz oranlarının özellikle iş kayıpları ve gıda enflasyonu açısından düzenli olarak değerlendirilmesi; çocuk yoksulluğunun azaltılmasına yönelik finansmanın sürdürülebilir olması, yasal güvence altına alınması ve enflasyona karşı otomatik olarak korunması gösteriliyor. Çocuğa duyarlı bütçelemenin ve şeffaflık mekanizmalarının hesap verebilirliği destekleyeceği de paylaşılıyor. Güney Afrika’nın yıllık Çocuk Bütçesi şeffaflığa iyi bir örnek olabilir. Hükümet çocuklara yönelik harcamalarını kamuoyuyla paylaşarak hem hesap verebilirliği hem de bu alandaki savunuculuğu güçlendiriyor. 

  1. Kapsamlı nakit transferleri 

Üçüncü politika önerisi ise kapsayıcı sosyal korumanın genişletilmesi. Kapsamlı nakit transferi programlarının yoksulluk oranlarının azalmasında, beslenme ve sağlığın iyileşmesinde, okula devamın artmasında etkili olduğu ifade ediliyor. Çocuk işçiliğini ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti azalttığı da belirtiliyor. Ancak bu programların başarılı olmasının önkoşulu var: Transferlerin düzenli, öngörülebilir ve yeterli olması. Sosyal transferlerin çocuk yoksulluğunu azaltmadaki başarısı ülkeden ülkeye çarpıcı biçimde farklılaşıyor. Transferler öncesinde yoksulluk oranları benzer düzeyde olan ülkeler arasında bile, uygulanan sosyal politikaların tasarımına ve çocuklara ne ölçüde öncelik tanındığına bağlı olarak, transferler sonrasında kimi ülkeler yoksulluğu yarı yarıya azaltırken kimileri neredeyse hiç ilerleme kaydedemiyor. Verilen iyi örnekler arasında, Polonya’nın son yıllarda uygulamaya koyduğu ve çocuk yoksulluğu oranlarının önemli ölçüde azalmasını sağlayan evrensel çocuk yardımı programı gösteriliyor. Program, gelir düzeyi gözetilmeksizin tüm ailelere düzenli nakit transferi yapılmasına dayanıyor. Tanzanya da dikkat çekici bir örnek olarak verilebilir. Ülkede, genişletilmiş nakit transferi programının yanı sıra çocuk beslenmesine yönelik yatırımlar, kentsel su ve sanitasyon hizmetlerine erişimin iyileştirilmesi ve ücretsiz ilköğretim uygulanmasıyla 2000-2023 arasında çocuklardaki ciddi yoksunluk oranı 46 yüzde puan düştü. Nakit yardımlarının tamamlayıcı hizmetlerle desteklendiğinde çok daha dönüştürücü bir etki yarattığını bu örnek açıkça gösteriyor. Küresel ölçekte ise durum hâlâ sorunlu. 2023 yılında dünya genelinde çocukların yalnızca dörtte biri herhangi bir sosyal yardım programından yararlanabildi ve 1,8 milyar çocuk destek kapsamının dışında kaldı.

  1. Nitelikli kamu hizmetlerine erişimin artırılması

Dördüncü öneri nitelikli kamu hizmetlerine erişimin genişletilmesi. Çocukların eğitime, sağlığa, suya, sanitasyona, beslenmeye, bilgiye, oyuna ve barınmaya erişebilmesi hem çocuk haklarının hayata geçirilmesi hem de yoksulluğun kuşaklar arası aktarımının kırılması açısından elzem. Erken çocukluk dahil temel eğitime erişimin olmaması, yoksunluğun anahtar göstergelerinden biri. Endonezya’da Okul Operasyonel Yardım Programıyla ailelerin mali yükü azaltılıyor, bunun sonucunda da okul kayıtları ve devam artıyor. Peru’da da okul günü uzatılarak sağlık, beslenme ve telafi eğitimi bir arada sunuluyor. Okulların yüzde yirmi beşinden fazlasının yeterli sanitasyon olanaklarından yoksun olduğu düşünüldüğünde, bu alandaki yatırımların özellikle kız ve özel gereksinimli çocuklar için ne denli belirleyici olduğu görülebilir. Ücretsiz ve besleyici okul yemeği programları da bu başlık altında öne çıkıyor. Beslenme eksikliğinin öğrenme ve sağlık üzerindeki etkileri göz önüne alındığında okul yemeği bir sosyal yardım uygulaması değil, eğitim hakkının bileşeni olarak ele alınmalı.

  1. Ebeveyn ve bakım verene yönelik politikalar

Son politika önerisi olarak da ebeveynler ve bakım verenler için insana yaraşır işlerin teşvik edilmesi yer alıyor. Rapor, insana yaraşır işi güvenli çalışma koşulları, sağlık sigortası, emeklilik hakkı, ücretli izin, iş güvencesi ve esnek çalışma düzenlemelerini de kapsayacak şekilde ele alıyor. Aile dostu politikalar; yani ebeveyn izni, çocuk bakımı ve düşük ücretli çalışanlar için gelir desteği de bu çerçevede kritik. 2023 rakamlarına göre, küresel işgücünün yüzde 58’inden fazlası kayıt dışı. Düşük gelirli işlerde çalışanların oranı yüzde 11’i aşıyor. Çalışan nüfusun yüzde 39,3’ünü oluşturmalarına rağmen düşük gelirli işlerde çalışanlar arasında kadınların oranı ise yüzde 50,4. Kadın istihdamı ile çocuk yoksulluğu arasındaki ilişki de araştırmaların tutarlı biçimde ortaya koyduğu bir bulgu. Kadınların işgücüne katılımının yüksek olduğu ülkelerde çocuk yoksulluk oranlarının genel olarak daha düşük seyrettiği görülüyor. Ancak kadın istihdamının gerçek anlamda çocuk yoksulluğunu azaltabilmesi için güvenli, kayıtlı ve yeterli ücretli işlere erişimin, erişilebilir çocuk bakım hizmetleriyle birlikte sunulması gerekiyor. Endonezya’nın kayıt dışı çalışanları sosyal koruma sistemine dahil etmesi ve bunun sonucunda sağlık sigortasına, emekliliğe erişimin artması ailelerin dayanıklılığını destekliyor. 

Bu beş politika önerisinin tamamı her ülke için önemli. Rapor, 1980’den bu yana çocuk yoksulluğunu oluşturan nedenlerle mücadelede ilerlemenin mümkün olduğunu kanıtlamayı amaçlıyor. Bu ilerleme, mücadeleye yönelik politikaların önceliklendirilmesi, bunlara ilişkin kaynak ayrılması ve alınan kararların, atılan adımların gerçekleşip gerçekleşmediğinin izlenmesiyle olabildi. 

Yoksulluk bir insan hakları ihlali ve bu ihlal, kaynakların nereye aktığına dair kararların bir sonucu. Rapordaki örnekler ilerlemenin mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bunun gerçekleştiği yerlerde siyasi öncelik açık biçimde çocuklardan yana konulmuş. Yoksulluğun çocukları ve toplumu zehirlememesi için yoksulluğu oluşturan nedenlerle mücadeleye bir an bile vazgeçmeden, tam aksine çok daha fazla önem ve öncelik verilerek devam edilmeli.

Burcu Meltem Arık

ERG Eğitim Gözlemevi Koordinatörü

ODTÜ Kimya Bölümü’nden mezun oldu, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde iklim ve eğitim politikaları alanında yüksek lisans yaptı. Eğitim politikaları, çevre/doğa eğitimi, sürdürülebilirlik eğitimi, iklim değişikliği eğitimi, doğa oyunları, ekolojik okuryazarlık, küçülme ve biyomimikri konularında çalışıyor. 2017’den bu yana Eğitim Reformu Girişimi’nde Eğitim Gözlemevi Koordinatörü. Network of Education Policy Centers (NEPC) yönetim kurulu; UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Eğitim İhtisas Komitesi üyesi.
Bu İçerikler İlginizi Çekebilir
öğretmenin bir günü
eğitimde yaratıcılık
mesem_1_720
1 2 3 4 41 42 43
Skip to content