Türkiye’de ve dünyada eğitim politikalarında yaratıcılık kavramı her geçen gün daha çok tekrar ediliyor. Yaratıcılık çoğu zaman herhangi bir bilişsel yetenek, sanatsal aktivite ya da öğrencilere gelecekteki iş sahasında fark yaratmaları adına bir rekabet aracı olarak tanımlanıyor. Oysa yaratıcılık bunun çok daha ötesinde; öğrencilerin iyi olma hâlini, aidiyet duygusunu ve güvenli okul ortamlarını destekleyen temel bir eğitim unsuru. Indiana Üniversitesi’nden Deniz Emir, eğitim politikalarında ve uygulamalarında yaratıcılığın önemini ERG Blog’a yazdı.
Eğitim alanında sıklıkla savaşlar, iklim krizi, eşitsizlikler, yoksulluk ve eğitime erişim gibi kritik sorunları tartıştığımız bu zamanda yaratıcılığı gündeme getirmenin ne faydası olabilir? İlk bakışta eğitimde yaratıcılık bu ciddi meselelerin yanında kulağa lüks gelebilir. Öte yandan bugün, yaratıcılığın bilim veya teknoloji odaklı eğitim gibi iddialı söylemlerle harmanlanarak öğrencileri geleceğin iş pazarına hazırlayan çekici bir pazarlama sloganına dönüştüğünü söylemek mümkün. Peki yaratıcılık ya aslında lüks ya da bir pazarlama sloganı değil de öğrenmenin ve gelişimin özü ise? Son yıllarda uluslararası alanyazında karşımıza çıkan ve yaratıcılık pratiklerine bedenin aktif katılımını savunan bedenlenmiş yaratıcılık (embodied creativity), akademik çevrelerde dolaşan yeni bir eğitim modası olmanın ötesinde, uzun zamandır gözden kaçırdığımız çok temel bir gerçeği hatırlatıyor olabilir mi? Dahası öğrencilerin gelişimlerini, aidiyet duygularını ve daha güvenli okul ortamlarını desteklemek için önemli olanaklar sunabilir mi?
Yaratıcılığın Gözden Kaçan Tarafı
Bugün Türkiye’deki ve dünyadaki eğitim politikalarında yaratıcılık kavramı her geçen gün daha çok tekrar ediliyor. Özellikle yapay zekâ çağında insan olmaya en içkin özellik olan yaratıcılık, özgünlük, başarı gibi kavramlarla eğitim alanyazınında önemli tartışmalar üretiyor. Günümüz küresel eğitim söylemleri ve özellikle 21. yüzyıl becerileri içerisinde yaratıcılık çoğu zaman herhangi bir bilişsel yetenek, sanatsal aktivite ya da öğrencilere gelecekteki iş sahasında fark yaratmaları adına bir rekabet aracı olarak tanımlanıyor. Roman, öykü türlerinde ve aynı zamanda yaratıcılık psikolojisi ve estetik konularında yazan Nihan Kaya’nın deyişiyle, yaratıcılık eğitimde çoğu zaman yatay hayatın ihtiyaçları üzerinden değerlendiriliyor. Yatay hayat gündelik yaşamı, başarıyı ve maddi dünyayı ifade ederken; yaratıcılığın insanın özüne, anlam arayışına ve içsel gelişimine uzanan dikey tarafı çoğu zaman gözden kaçıyor. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması (TIMSS) gibi değerlendirmelerde ise yaratıcılık ölçülebilir, gözlemlenebilir bir beceri. Ancak yaratıcılık ölçülebilir bir düşünme becerisi olmasının yanı sıra egitimin diğer boyutlarıyla da birlikte düşünülmeli. Bu yazıda, bedenleşmiş yaratıcılık yaklaşımından hareketle, yaratıcılığın eğitimde beden, çevre ve sosyal etkileşimlerle bağını ve önemini tartışıyorum. Amacım, yaratıcılığın daha kapsayıcı, bütüncül ve süreç odaklı biçimde desteklenmesi için politika önerileri sunmak; bununla birlikte yaratıcılığın çocuk ve ergen gelişimine olumlu etkisinin ve belki de okulda şiddet, zorbalık gibi büyük sorunları önleyici bir strateji olarak yeniden düşünülmesini önermek. Yaratıcılığa dair yeni bir bakış açısı sunmak adına, hakkında henüz küresel ve yerel anlamda deneysel, kapsamlı çalışmalar yapılmayan ama eğitimin geleceğine ve özüne bakışı açısından heyecan uyandıran bedenleşmiş yaratıcılık imkânlarından bahsedelim şimdi.
Bedenleşmiş Yaratıcılık Nedir?
Bedenleşmis yaratıcılığın temel aldığı bedenleşmiş pedagoji, felsefede Descartes ile anılan düalist beden ve zihin ayrımına karşı çıkıyor. Bu anlayışa göre en iyi öğrenme, bedenin öğrenme sürecine bütünsel bir şekilde, aktif katılımıyla mümkün oluyor. Türkçede bu kavram için “bedenlenmiş” ve “bedenleşmiş” kullanımları birlikte görülse de, bu yazıda “embodied cognition” alanyazınıyla kavramsal tutarlılık sağlamak amacıyla “bedenleşmiş” ifadesini tercih ettim.
Bedenleşmiş pedagojinin ilham kaynaklarından biri olan Fransız filozof Maurice Merleau-Ponty, insanların yalnızca bir bedenin “sahibi” olmadığını, bedenin kendisi olduklarını söylüyor. Bu nedenle öğrenme ve yaratıcılık da yalnızca zihinde gerçekleşen süreçler değil, bedenimizle ve çevremizle kurduğumuz ilişkinin bir parçası. Bedenleşmiş pedagoji ve yaratıcılık yaklaşımları çoğunlukla modern fenomenoloji ve bedenleşmiş biliş kuramlarına dayandırılsa da bu anlayışın izlerini Afrika’daki Ubuntu felsefesinde ve birçok yerli eğitim geleneğinde görmek mümkün. Burada “bedenleşmiş” derken kastedilen, bedenin öğrenmeye eşlik etmesi değil, eğitim ortamında öğrenmenin zaten beden aracılığıyla gerçekleştiğinin kabul edilmesi. Öğrenmenin doğası ve öğrenme bilimine dair çalışmalar yürüten ABD’li bilişsel psikoloji uzmanları Macrine ve Fugate’ye göre, modern anlamda zorunlu eğitim bedeni merkeze alan pratikleri zayıflatarak bugün eğitim çevrelerinde keskin bir biçimde eleştirilen geleneksel, öğrencilerin makineleştiği pasif eğitim ortamlarına zemin hazırladı. Ancak günümüzde zihin ve beden bütünlüğünü temel alan bedenleşmiş pedagoji ve bedenleşmiş yaratıcılık kuramları, günümüz eğitim politikalarına yeni olanaklar sunuyor.
Yaratıcılık; deneyimsel ve yaşam, kişilik ile varoluşu ifade eden bir olgu. Eğitim alanında yaratıcılık ise çoğu zaman zihinde gerçekleşen bir süreç olarak tanımlanıyor. Oysa yaratıcılık bedenle, hareketle, çevreyle ve deneyimle ilişkili bir süreç. Bedenleşmiş pedagojiye göre insanlar bilgiyi yalnızca düşünerek değil, hareket ve etkileşim yoluyla öğreniyor ve anlamlandırıyor. En soyut kavramlar veya metaforlar bile özünde bedensel deneyimlerle şekilleniyor. Örneğin “sıcak bir insan” dendiğinde bu ifadenin zihnimizde kazandığı anlam, geçmiş bedensel ve duyusal deneyimlerimizden geliyor. Başka bir deyişle, bu yaklaşıma göre yaratıcı süreçlerde beyin ve bilişsel mekanizmalar büyük rol oynuyor. Yaratıcılık da beden, çevre, materyaller ve diğer insanlarla kurduğumuz etkileşimlerden besleniyor ve bu ilişkiler ağı içinde ortaya çıkıyor.
Bedenleşmiş yaratıcılık kuramı yaratıcılığı; bedenleşmiş (embodied), çevreye gömülü (embedded), eylem yoluyla ortaya çıkan (enactive) ve bireyin sınırlarının ötesine uzanan (extended) olarak dört ilkeyle ele alıyor. Örneğin öğrenci derste resim, poster, maket gibi yaratıcı bir ürün hazırladığında bu ürün zihnin ve varoluşun ötesine geçiyor ve dışarıda vücut buluyor. Öte yandan bedenleşmiş yaratıcılık alanındaki ilk ve önemli araştırmacılardan Linda H. Malinin’e göre, öğrencinin sınıftaki hareketliliği, çevreyle etkileşimi ve hatta sağlıklı bir duruş pozisyonu bile öğrenme ve yaratıcılık süreçlerini etkileyebiliyor. Beden ve duyular herhangi bir şekilde öğrenme sürecine dahil olduğunda yaratıcılık da harekete geçiyor. Bu nedenle eğitimde mümkün olduğunca harekete, çoğul deneyimlere, keşfetmeye, farkındalığa ve duyguların sözlü ya da sanatsal yollarla ifade edilmesine alan açmak gerekiyor. Bunlara alan açılması öğrencilerin yaratıcı potansiyellerini de sınıf ortamına taşımalarına katkı sağlıyor. Yaratıcı drama, sanat çalışmaları, proje tabanlı öğrenme ya da öğrencilerin sınıfın ötesinde, çevreyle ve toplumla ilişki kurabileceği yaratıcı görevler her anlamda gelişimi destekliyor.
Eğitimde yaratıcılık üzerine önemli çalışmaları olan ABD’li psikolog ve eğitim bilimci Keith Sawyer, öğrenmenin kendisinin tam anlamıyla yaratıcı bir süreç olduğunu; ancak diyalog, işbirliği, doğaçlama ve sanatsal pratiklerle gerçekleştiğini söylüyor. Ayrıca disiplinlerarası işbirliğine ve tüm paydaşların katılımına dayanan bir eğitimin yaratıcılığı ve öğrenmeyi son derece güçlendirebileceğinden bahsediyor. Sawyer’a göre öğrenmede ve öğretmede risk almak, kendiliğindenlik ve diyalog, yaratıcılık için olmazsa olmaz.
Bu yaklaşımı baz alan en etkileyici örneklerden birini, Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde katıldığım bir derste deneyimledim. Ders kapsamında İngiliz şair Andrew Fusek Peters’ın Last Night, I Saw the City Breathing (Dün Gece Şehrin Nefes Aldığını Gördüm) adlı şiiri üzerine çalışıyorduk. Ancak şiiri pasif bir şekilde analiz etmek yerine, küçük gruplara ayrılarak şiiri şehirde dolaşarak yeniden yorumlamamız istenmişti. Bunun için kampüs ve şehir içinde hareket ederek kaydettiğimiz görüntülerle bir video hazırladık, ardından şiiri kendi yorumumuzla yeniden seslendirdik. Hareketi, gözlemi, teknolojiyi, sanatsal üretimi ve işbirliğini bir araya getiren bu etkinlik son derece ufuk açıcıydı. Yıllar sonra bedenleşmiş yaratıcılık alanyazınıyla tanıştığımda, o deneyime farklı gözle bakmaya başladım. Çünkü etkinlikte geleneksel anlamda bir şiiri analiz edip yapı ve içerik bakımından incelemiyor; hareket ediyor, çevreyle etkileşime giriyor, birlikte karar alıyor, anlamı ve sanat eserini farklı yollarla yeniden üretiyorduk. Bu ve benzeri çalışmalar bedensel yaratıcılığın imkânları göz önüne alınarak çeşitlendirilip ölçme değerlendirme süreçlerine, ders planlarına her sınıf düzeyinde dahil edilebilir.
Çocuk Gelişiminde ve Eğitimde Yaratıcılığın Önemi
Bütünsel ve bedenleşmiş yaratıcılık yaklaşımı özellikle ergenlik döneminde ayrı bir önem kazanıyor. Bunun nedeni ortaokul ve lise yıllarının çocukların benliklerini inşa ettikleri ve bu sebeple çevrelerinden yoğun biçimde etkilendikleri bir dönem olması. Yaratıcılığın gelişmesi aynı zamanda kişinin kendisini ifade etmesi, güçlü yönlerini keşfetmesi ve toplumla daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesi anlamına geliyor. Buna rağmen yaratıcılığa dayalı deneyimlerin özellikle lise yıllarında giderek azaldığını görüyoruz. Macrine ve Fugate’nin Movement Matters (Hareketin Önemi) adlı kapsamlı çalışmasında vurguladıkları gibi ergenlik döneminde hareket ve yaratıcılık önceki sınıf düzeylerine ve yaşlara kıyasla son derece kısıtlanıyor. Çevresel beklentiler, sınav baskısı, toplumsal cinsiyet rollerinin katılaşması ve çocukluktan yetişkin rolüne geçiş algısı gibi etkenlerden dolayı ergenlik yıllarında harekete, yaratıcı ve sanat bazlı aktivitelere daha az alan bırakılıyor. Oysa iyi tanımlanmış, bütünsel ve anlamlı yaratıcılık pratikleri, çocukların ve ergenlerin gelişimlerine olumlu katkı sağlama potansiyeline sahip. Eğitim alanyazınında “olumlu çocuk ve ergen gelişimi” olarak adlandırılan yaklaşım; riskli davranışlardan uzak duran, kendisini ifade edebilen, yaşamına anlam verebilen ve dayanıklılığı yüksek bireylerin yetişmesini ifade ediyor. Latin Amerika’nın önde gelen eğitim araştırmacılarından olan Kosta Rikalı Claire de Mézerville’e göre yaratıcılık da bu sağlıklı gelişim sürecinin önemli bileşenlerinden biri. ABD’de ergen gelişimi ve psikolojisi alanında çalışmalar yürüten Albert ve Steinberg’in vurguladığı gibi, özellikle çevresel etmenlerin çocuk ve gençlerin karar alma süreçleri ve kimlik inşaları üzerinde son derece etkili olduğu ortaokul ve lise dönemlerinde, bütünsel yaratıcılık pratikleri, yüksek riskli davranışları önleyici bir rol oynayabilir.
Yaratıcılığı destekleyen öğrenme ortamları öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini, farklı bakış açılarını anlamalarını, empatiyi ve işbirliğini teşvik ediyor; böylece arkadaşlık kurma, iletişim ve birlikte çalışma gibi beceriler de gelişiyor. Örneğin, okulda şiddetin önlenmesi için yalnızca disiplin ve güvenlik politikaları tek başına yeterli olmayabiliyor. Bu tür sorunların çözümü, öğrencilerin yaratıcı katılımlarının desteklendiği öğrenme ortamlarının oluşturulmasıyla da mümkün. Nitekim araştırmacılar Dwiningrum, Wahab ve Haryanto’nun 2020 yılında Endonezya’da gerçekleştirdiği araştırma yaratıcı öğretim stratejilerinin öğrenciler arasındaki zorbalığı azaltma ve daha olumlu okul ortamları oluşturma potansiyeline işaret ediyor. Bu durum, yaratıcılığın yalnızca akademik başarıyla değil, öğrencilerin birbiriyle kurduğu ilişkiler, kendini ifade etme özgürlüğü ve okul iklimiyle de bağlantılı olduğunu gösteriyor. 1975 yılında, yaratıcılık hakkındaki en bilinen eserlerden biri olan Courage to Create (Yaratma Cesareti) kitabını yazan, varoluşçu ve hümanist psikolog Rollo May’e göre de yaratıcılık mümkün olduğunca hareket özgürlüğü ve farkındalık gerektiriyor. İnsanın yaratıcı potansiyeli ancak güvende ve özgür hissettiği ortamlarda en verimli düzeyde ortaya çıkabiliyor.
Bunun yanında, performans ve sınav odaklı eğitim ortamlarının yaratabileceği dışlanma ve rekabet duygularına karşı, yaratıcılığı merkeze alan öğrenme deneyimleri eğitimde kapsayıcılığa da katkı sağlıyor. Bu nedenle yaratıcılık, yalnızca geleceğin iş gücüne hazırlayan bir beceri olarak değil; öğrencinin iyi olma hâli, aidiyet duygusu, güvenli okul iklimi ile olumlu çocuk ve ergen gelişimini destekleyen temel eğitim amaçlarından biri olarak ele alınmalı.
Türkiye’de ve Yaygın Küresel Eğitim Politikalarında Yaratıcılık
Türkiye’deki eğitim sisteminde son yıllarda yapılan en geniş kapsamlı öğretim programı reformu olan Maarif Modeli’nin, öğrencilerde yaratıcılığın gelişmesine dair olumlu ve gelecek vadeden olanaklar sunduğu söylenebilir. Modelde, ontolojik bütünlük ilkesi kapsamında beden ile zihnin eğitimde bir bütün olarak algılanması vurgulanıyor. Modelin daha çok sorgulamaya, keşfetmeye dayalı yapısı öğrencileri yaratıcı sorun çözme, bilgi ve fikir üretme alanında destekleyebilir. Yaratıcılık kavramı, Maarif Modeli’nde entelektüel eğilimler başlığı altında kısaca “Farklı açılardan olaylara bakabilme yeteneği ile geçmiş deneyimleri de işe katarak alışılagelmiş kalıpların dışında yeni durumlara uyum sağlayarak özgün ürün, fikir üretilmesine ve problemlere çözümler oluşturulmasına ilişkin zihinsel örüntüler” olarak tanımlanıyor. Öğretim programlarında, küresel söylemler ve 21. yüzyıl becerilerine paralel şekilde ölçülebilir bir eğilim, düşünme yetisi olarak ifade ediliyor. OECD’nin PISA 2022 Yaratıcı Düşünme Çerçevesi ise yaratıcılığı, sanatla sınırlı olmayan, disiplinlerarası özgün fikirler üretme, problem çözme becerisi olarak tanımlıyor. Yaratıcılık bu çerçevede, tüm öğrencilerin ve paydaşların toplumsal sorunlarla, krizlerle başa çıkabilmesi için önemli bir araç.
Türkiye’de Eğitimde Yaratıcılığı Zorlaştıran Etkenler Neler?
Türkiye’de yaratıcılığa dair eğitim alanında yapılan çalışmalarda gözlemlenen ortak sonuçlar mevcut. Özgen ve Erdem’e göre, özellikle yaratıcılık pratiklerinde sınav odaklı sistem, rekabet, okul imkânları ve bu konudaki profesyonel gelişim bazında pek çok engelle karşılaşılıyor. Bunun nedeni, yaratıcılığı destekleyen eğitim ortamları oluşturmanın sadece öğretmenlerin çabasıyla mümkün olmaması. Yaratıcılık pratikleri okulun sahip olduğu imkânlar, sınıf mevcudu ve öğrencilerin yaşadığı sosyal koşullarla da yakından ilişkili. Örneğin, Türkiye’de yabancı dil öğretimi üzerine çalışan araştırmacılar Çelik ve Akyıldız’ın İngilizce öğretmenleriyle yaptığı bir araştırmaya göre, kalabalık sınıflar ve sınav baskısı yaratıcı etkinliklerin uygulanmasının önündeki en önemli engellerden biri. Türkiye’de öğrencilerin yaratıcı öğrenme fırsatlarına erişimi de bölgeden bölgeye, okuldan okula hatta sınıftan sınıfa değişebiliyor. Kentsel yoksulluk ve sosyoekonomik eşitsizlikler üzerine çalışmalar yürüten Ataç’ın PISA 2019 verilerine dayanan araştırması, sosyoekonomik eşitsizliklerden etkilenen öğrencilerin yaratıcılığı destekleyen öğrenme fırsatlarına daha sınırlı erişebildiğini gösteriyor. Bu nedenle yaratıcılığı geliştirmeye yönelik politikalar tasarlanırken öğrencilerin yaratıcı deneyimlere erişimini sınırlayan sosyoekonomik koşullara değinmek elzem.
Zorluklara rağmen Türkiye’de yaratıcılığı; önce öğretmeni, sonra öğrenciyi ve genel anlamda tüm eğitim paydaşlarını güçlendirecek bir araç olarak gören çalışmalar da mevcut. Örneğin Eğitim Reformu Girişimi’nin yürütücülüğünü üstlendiği Öğretmen Ağı, ülkenin dört bir yanından eğitimcileri ve eğitimi önemseyen paydaşları bir araya getiren çalışmalar yürütüyor. Ağ’ın yaratıcı eğitim alanında disiplinlerarası ve demokratik bir yapı içerisinde sürdürdüğü çalışmalar oldukça umut verici. Örneğin 2021 yılından bu yana düzenlenen Yaratıcı Özgüven Festivali; öğretmenleri, sanatçıları, araştırmacıları ve farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek yaratıcılığı bir sonuç değil, birlikte öğrenilen ve geliştirilen bir süreç olarak ele alıyor. Festival kapsamında yaratıcı problem çözmeye, hata yapma cesaretine, disiplinlerarası işbirliğine ve öğretmenlerin yaratıcı özgüvenlerini güçlendirmeye yönelik atölye ve etkinlikler düzenleniyor. Yaratıcı Problem Çözme Programı ise öğretmenlerin eğitimde karşılaştıkları sorunlara yaratıcı ve uygulanabilir çözümler geliştirmelerini destekliyor. Bu çalışmaların ortak noktası, yaratıcılığı yalnızca öğrencilerden beklenen bir beceri olarak değil; öğretmenlerin, okulların ve eğitim topluluklarının birlikte geliştirebileceği bir kapasite olarak görmeleri. Çünkü yaratıcılığı destekleyen bir eğitim ortamının en temel koşullarından biri, öğretmen liderliğinin, öğretmen esenliğinin ve mesleki gelişimin desteklenmesi.
Türkiye için Politika Önerileri
Türkiye gibi, merkezi ve sınavların son derece belirleyici olduğu bir sistemde her ne kadar birdenbire bir yaratıcılık reformu mümkün olmasa da bu alanda atılabilecek pek çok adım bulunuyor. Bu adımları beş maddede sıralayabiliriz:
- Yaratıcılığın eğitimin merkezine yerleştirilmesi
Yaratıcılık ek bir beceri ya da yan kazanım olarak değil, öğrenmenin ve gelişimin temel bileşenlerinden biri olarak ele alınmalıdır. - Yaratıcılığın ölçme ve değerlendirmenin bir parçası olması
Yaratıcı pratikler etkili bir şekilde ölçme ve değerlendirmenin parçası hâline geldiğinde ona verilen önem ve emek de artacaktır. - Yaratıcılığın tüm derslerin ve öğretmenlerin sorumluluğu olarak görülmesi
Yaratıcılık sanat dersleriyle sınırlandırılmamalıdır. Tüm branşlarda yaratıcı düşünmeyi destekleyen yöntemler kullanılmalı, öğretmenlere uygulamalı mesleki gelişim fırsatları sunulmalıdır. Yaratıcılığın en somut ve keyifli hâliyle ortaya çıktığı sanat disiplinlerinden ögretimde yararlanılmalıdır. - Her yaş düzeyinde harekete alan açılması
Yaratıcı drama, dans, sanat entegrasyonu ve bedenleşmiş yaratıcılığın yazıda bahsettigim dört farklı ilkesini de göz önüne alan uygulamalar erken çocukluk döneminden başlayarak her düzeyde yaygınlaştırılmalıdır. - Yaratıcılığın, öğrencinin iyi olma hâlinin ve güvenli okul ikliminin bir parçası olarak düşünülmesi
Yaratıcılık; öğrencinin iyi olma hâlini, aidiyet duygusunu ve dayanıklılığı destekleyen bir kaynak olarak görülmeli, zorbalık ve okul şiddetini önlemeye yönelik çalışmalara dahil edilmelidir. Rehberlik servisleri ile birlikte yüksek riskli davranışlara yönelik önlemlere yaratıcılık eklenmelidir. - Yaratıcılık pratiklerinde eşitliğin ve kapsayıcılığın ön planda olması
Kapsayıcı ve bütünsel bir yaratıcılık politikası içerisinde standart başarı ölçütlerinin dışında kalan öğrencilerin de yaratıcı potansiyellerinin desteklenmesi kritik. Ayrıca, yaratıcılığı tam anlamıyla destekleyen bir eğitimin, eğitimde fırsat eşitliği ile doğrudan bağlantılı olduğu da unutulmamalı.
Yaratıcılığı ölçülebilir bir bilişsel beceri olarak görmek yerine, bedenleşmiş, ilişkisel ve deneyimsel bir süreç olarak ele almak, eğitim politikaları açısından yeni fırsatlar sunabilir. Öğrencilerin hareket ederek, hissederek, deneyimleyerek ve birlikte üreterek öğrenmelerine alan açan bir eğitim anlayışı; yaratıcılığın yanı sıra öğrencinin iyi olma hâlini, aidiyet duygusunu ve olumlu çocuk ve ergen gelişimini de destekleyebilir. Bu nedenle yaratıcılık, geleceğin işgücünü hazırlayan bilişsel bir araç olmanın ötesinde, daha kapsayıcı, güvenli ve katılımcı okul kültürleri inşa etmenin önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmeli. Son olarak vurgulamak isterim ki, eğitim politikalarında yaratıcılık, en az diğer politika alanları kadar kritik; zira yaratıcılık okulun özü ve özbenliğin bir parçası. Kendisini, çevresini her gün yeniden yaratan, sağlıklı, mutlu nesiller ancak etkili yaratıcılık politikalarıyla geleceğe taşınabilir.
Kaynakça
Albert, D., & Steinberg, L. (2011). Judgment and Decision Making in Adolescence [Ergenlikte yargılama ve karar verme]. Journal of Research on Adolescence, 21(1), 211–224.
Ataç, E. (2019). Modeling educational inequalities: Class, academic achievement, and regional differences in Turkey. Education and Urban Society, 51(5), 659–692.
Ayyıldız, P., & Yılmaz, A. (2021). Moving the Kaleidoscope: The Effect of Creative Personality Traits on Creative Thinking Dispositions of Preservice Teachers [Yaratıcı kişilik özelliklerinin öğretmen adaylarının yaratıcı düşünme eğilimleri üzerindeki etkisi]. Thinking Skills and Creativity, 41.
Briedis, M., & Navarro, M. (2024). Conceptual Problems with Disembodied Cognition in Learning Environments and the Alternative of Embodied Creativity [Öğrenme ortamlarında bedeninden kopuk biliş anlayışının sorunları ve bedenleşmiş yaratıcılık alternatifi]. Creativity Studies, 17(1), 244–253.
Çelik, V., & Tümen Akyıldız, S. (2021). Creativity in EFL Classes: Examining Turkish Secondary School Teachers' Attitudes and Thoughts [İngilizce derslerinde yaratıcılık: Türk ortaöğretim öğretmenlerinin görüş ve tutumları]. International Online Journal of Education and Teaching, 8(3), 2007–2027.
Dilekçi, A., & Karatay, H. (2023). The Effects of the 21st-Century Skills Curriculum on the Development of Students’ Creative Thinking Skills [21. yüzyıl becerileri müfredatının öğrencilerin yaratıcı düşünme becerilerine etkisi]. Thinking Skills and Creativity, 47, 101229.
Dwiningrum, S. I. A., Wahab, N. A., & Haryanto, H. (2020). Creative Teaching Strategy to Reduce Bullying in Schools[Okullarda zorbalığı azaltmaya yönelik yaratıcı öğretim stratejileri]. International Journal of Learning, Teaching and Educational Research, 19(4), 343–355.
Education Reform Initiative. (2025). Education Monitoring Report 2025.
Eisner, E. W. (2002). The Arts and the Creation of Mind [Sanat ve zihnin inşası]. Yale University Press.
Global Partnership for Education. (n.d.). 21st Century Skills: What Potential Role for the Global Partnership for Education? [21. yüzyıl becerileri: Küresel Eğitim Ortaklığının olası rolü].
Griffin, P., McGaw, B., & Care, E. (2012). Assessment and Teaching of 21st Century Skills [21. yüzyıl becerilerinin değerlendirilmesi ve öğretimi]. Springer.
Kalin, N. M. (2018). The Neoliberalization of Creativity Education: Democratizing, Destructing, and Decreating[Yaratıcılık eğitiminin neoliberalleşmesi]. Springer.
Kaya, N. (2013). Yazma Cesareti. Ayrıntı Yayınları.
Kazan, T. S. (2005). Dancing Bodies in the Classroom: Moving Toward an Embodied Pedagogy [Sınıfta dans eden bedenler: Bedenleşmiş pedagojiye doğru]. Pedagogy, 5(3), 379–408.
Kozikoğlu, İ., & Küçük, B. A. (2020). The Investigation of the Relationship Between Teachers’ Creative Thinking Tendencies and Individual Innovative Characteristics. Journal of Education and Future, 17, 25–37.
Macrine, S. L., & Fugate, J. M. (Ed.). (2022). Movement Matters: How Embodied Cognition Informs Teaching and Learning [Hareket önemlidir: Bedenleşmiş biliş öğretme ve öğrenmeyi nasıl şekillendirir?]. MIT Press.
Malinin, L. H. (2019). How Radical Is Creativity Embodied? Implications of 4E Approaches for Creative Research and Teaching [Yaratıcılık ne kadar bedenleşmiştir? 4E yaklaşımının araştırma ve öğretime etkileri]. Frontiers in Psychology, 10, 2372.
May, R. (1994). The Courage to Create [Yaratma Cesareti]. W. W. Norton & Company.
Mézerville, C. (2019). Adolescence and Creativity: Cognitions and Affects Involved in Positive Youth Development[Ergenlik ve yaratıcılık: Olumlu gençlik gelişiminde bilişsel ve duygusal süreçler]. Arts and Humanities Open Access Journal, 3(4), 163–168.
Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD). (2022). PISA 2021 Creative Thinking Framework[PISA 2021 Yaratıcı Düşünme Çerçevesi]. OECD Publishing.
Özgen, V., & Erdem, A. R. (2024). Teacher Views on Providing Creative Thinking to Students. Journal of Education, Theory and Practical Research, 10(1), 66–77.
Sawyer, K. (2015). A Call to Action: The Challenges of Creative Teaching and Learning [Eylem çağrısı: Yaratıcı öğretme ve öğrenmenin zorlukları]. Teachers College Record, 117(10), 1–34.
Sica, L. S., Ragozini, G., Di Palma, T., & Aleni Sestito, L. (2019). Creativity as Identity Skill? Late Adolescents’ Management of Identity, Complexity and Risk-Taking [Kimlik becerisi olarak yaratıcılık? Ergenlerin kimlik, karmaşıklık ve risk yönetimi]. Journal of Creative Behavior, 53(4), 457–471.
Vivekanandan, R., & Pierre-Louis, M. (2020). 21st Century Skills: What Potential Role for the Global Partnership for Education? A Landscape Review [21. yüzyıl becerileri ve Küresel Eğitim Ortaklığının rolü üzerine bir değerlendirme]. Global Partnership for Education.

Deniz Emir
Indiana Üniversitesi, Orta Avrasya Çalışmaları ve Uluslararası Karşılaştırmalı Eğitim
Deniz Emir, Indiana Üniversitesi’nde Orta Avrasya Çalışmaları alanında doktora öğrencisidir. Aynı zamanda yan dalı olan Uluslararası Karşılaştırmalı Eğitim alanında çalışmalar yürütüyor. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Bilkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme Programında tamamladı. Fulbright bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde yabancı dil öğretim asistanlığı yaptı. Araştırmaları eğitimde yaratıcılık politikaları, küresel eğitim söylemleri, bedenleşmiş pedagoji ve olumlu çocuk ve ergen gelişimi üzerine odaklanıyor. Uzun yıllar Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yaptı. Eğitim, sanat ve hareket arasındaki ilişkiyle yakından ilgilenen Emir, geçmişte dansçı olarak çeşitli çalışmalarda yer aldı ve hâlen Indiana Üniversitesi Jacobs Müzik Okulu’nda klasik bale çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca 2026 yılında sahnelenen Buscando/Seeking El Dorado (El Dorado’yu Aramak) operasında ortak yapımcı, hikâye yazarı ve koreograf olarak görev aldı.
Bu İçerikler İlginizi Çekebilir




