Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 ve 2026’da odaklandığı konulardan biri okul. Bu odaklanmanın ilk adımı olarak, 20. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nı (İÖK 2025) “Okul nasıl?” temasıyla düzenledik ve Okul Hâli/Hayali yazı dizisine başladık.
“Okul nasıl?” diye sormaya ve düşünmeye yazı dizimizin yeni bölümüyle devam ediyoruz. Bu bölümde Dr. Zeynep Kılıç, Betül Sarı ve Dr. Şeyma Dağıstan Terzi okulu kamusal bir hizmet alanı olarak ele alıyor. Yalnızca eğitim göstergelerine değil; çocukların okula nasıl ulaştığına, okulda ve çevresinde ne kadar güvende hissettiğine, hangi olanaklardan yararlanabildiğine, kararlara ne ölçüde katılabildiğine ve kendini bu mekâna ne kadar ait hissettiğine de bakmak gerektiğini vurguluyor.
“Okul nasıl?” diye sormaya ve düşünmeye yazı dizimizin yeni bölümüyle devam ediyoruz. Bu bölümde Dr. Zeynep Kılıç, Betül Sarı ve Dr. Şeyma Dağıstan Terzi okulu kamusal bir hizmet alanı olarak ele alıyor. Yalnızca eğitim göstergelerine değil; çocukların okula nasıl ulaştığına, okulda ve çevresinde ne kadar güvende hissettiğine, hangi olanaklardan yararlanabildiğine, kararlara ne ölçüde katılabildiğine ve kendini bu mekâna ne kadar ait hissettiğine de bakmak gerektiğini vurguluyor.
Okulu, çocukların sadece eğitim hakkına eriştiği kamusal bir hizmet olarak görme eğilimindeyiz. Kent hakkı¹ bağlamında erişilen, dolayısıyla kentsel hizmetlerle ilişkili ve aynı zamanda çocukların ev dışında, akranlarıyla birlikte en çok zaman geçirdiği mekân² olması dolayısıyla, okulun ne kadar çocuk odaklı olduğunu pek dikkate almıyoruz.
Okul, pek çok çocuğun karşılaştığı ilk kamusal mekânlardan: Yakından tanımadığı birçok insanla paylaştığı, kendine ait düzeni ve kuralları olan, kendini kabul ettirmek ve topluluğa uyum sağlamak için çaba harcaması gereken; hak, özgürlük, görev ve sorumluluklara ilişkin farkındalığını geliştirebileceği ilk yerlerden biri.
Okul aynı zamanda çocukların bütünsel gelişimlerini desteklemek konusunda en anahtar mekân. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. maddesinde³ ifade edildiği haliyle, çocuğun “kişiliğinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin” geliştirilmesi, eğitimin ilk amacı.
O hâlde okulu yalnızca “çocuğun eğitim aldığı yer” olarak görmenin ötesine geçmek gerekiyor. Tek taraflı bilgi aktarımına ve sınav başarısına indirgenmiş dar bir bakış yerine okulun, çocuğun kişiliğini oluşturmasına, sosyalleşmesine, toplumsal, kültürel, fiziksel ve duygusal gelişimine katkı sağladığını hatırlayan bütünsel bir bakış açısını benimsemek gerekiyor.
Okul Çocuklara Sunulan Kamusal Hizmetin Büyük Bir Parçası
Buna bağlı olarak okulu, kendi sınırları içinde ve kentten bağımsız işleyen bir yapı olarak değil, kent hakkının ve çocuklara sunulan kamusal hizmetlerin büyük bir parçası olduğu farkındalığıyla analiz etmek ve geliştirmeye çalışmak önemli. Okulun kent/mahalle/köy içinde nerede konumlandığı, çocukların oraya nasıl ulaşabildiği, çevresindeki koşulların ne olduğu, çocuğun okulla ve dolayısıyla öğrenme süreciyle kurduğu ilişkiyi etkiliyor. Okul, aynı zamanda çocuğu kentin sunduğu diğer olanaklara bağlayan bir buluşma yeri olma işlevi de taşıyor: Çocuğun yaşadığı mahallede tiyatro, spor alanı, kütüphane gibi olanaklar yoksa, bu hizmetlere okul üzerinden erişebilmesi, okulun sunduğu imkânlara bağlı kalıyor.
Okulun çevresinin nasıl düzenleneceğine dair kararlar çoğu zaman yalnızca eğitim planlamasının konusu sayılıyor. Oysa bir okulun çevresinde güvenli bir kaldırım olup olmadığı, yakınında bir yeşil alan bulunup bulunmadığı, toplu taşımaya ne kadar uzak olduğu ya da okulun sağlık, sanat, spor hizmetleri sunan başka kurumlarla işbirliği olanakları, okulun çocuk için anlamını değiştiriyor. Okulu kentin bir parçası olarak görmek, bu kararları da eğitim politikasının bir parçası olarak değerlendirmek anlamına geliyor.
Çocuğun eğitim de dahil olmak üzere kentte sunulan hizmetlere eşit ve güvenli biçimde erişebilmesi, başlı başına bir hak meselesi. Okul bunun sağlanabilmesi için en kritik mekân olma özelliğini hâlâ sürdürüyor.
Çocuk Odaklı Şehir Platformu
Suna’nın Kızları‘nın Araştırma Destek Topluluğu⁴ bu bakış açısıyla 2024 yılında İstanbul için, 2026 yılında Hatay için Çocuk Odaklı Şehir haritalarını geliştirdi. Bu dijital platformlar, veri yetersizliği nedeniyle sınırlıklar taşısa da kapsadığı alanlarda çocuklara yönelik kamusal hizmetlerin mahalle ölçeğinde ihtiyaçlarla ne kadar örtüştüğünü ve il bazından nasıl yayıldığını gösteriyor. Haritalar geliştirilirken Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), veri derleme ve analiz süreçlerini yürüttü. İhtiyaç Haritası ise coğrafi veri tabanının ve teknolojik altyapının oluşturulmasını ve kartografik düzenlemeleri üstlendi. ERG, bu çalışmada eğitim kurumlarına dair verilerin sağlanmasını, kategorilerin oluşturulmasını ve savunuculuk faaliyetlerinin desteklenmesini üstlendi. Toplulukta yer alan diğer kurumlar da sürece görüşlerini sunarak katkı verdi.
Platformda en kapsamlı veri gruplarından birini okullara ilişkin veriler oluşturuyor. Kamu okullarına bir kilometrelik erişim alanında bulunan mahalleler, derslik ve öğretmen başına düşen öğrenci sayılarıyla birlikte değerlendiriliyor. Böylece yalnızca okulların nerede bulunduğu değil, eğitim hizmetlerinin mahallelerdeki çocuk nüfusunun ihtiyaçlarıyla ne ölçüde örtüştüğüne ve hangi bölgelerin erişim ya da kapasite açısından daha dezavantajlı olabileceğine ilişkin ipuçları da görünür hâle geliyor.
Okul özelinde devam edersek, Çocuk Odaklı Şehir haritaları, ihtiyaçların niceliksel olarak tespitiyle ilgili önemli veriler sunuyor. Bununla birlikte, sunulan hizmetlerin niteliği ve çocuklar tarafından nasıl deneyimlendiği de hizmetlerin çocuk odaklılığını değerlendirmede önem taşıyor. Bir okulun, parkın ya da kütüphanenin varlığı kadar konumu, güvenliği, bakımı, erişilebilirliği ve çocukların hareket alanları da o hizmetin gerçek bir olanağa dönüşüp dönüşmediğini belirliyor. Bu nedenle yalnızca hizmetin mevcut olup olmadığına değil, farklı koşullardaki çocukların ona fiilen ulaşıp ulaşamadığına, güvenle kullanıp kullanamadığına ve nasıl deneyimlediğine de bakmak gerekiyor. Çocukların kent hakkına ilişkin görüşlerini görünür kılmak ve bu deneyimleri haritalara taşıyabilmek amacıyla, ilk olarak okul hizmetine odaklanan bir pilot anket geliştirdik. İstanbul ve Hatay’da 12-14 yaş grubundaki çocuklarla yürütmeye başladığımız anket çalışmasını “Bir kentsel hizmet mekânı olarak okul, çocuk odaklı mı?” sorusu etrafından şekillendirmeye çalıştık. Bağımsız hareketlilik, güvenlik, katılım ve aidiyet anahtar kavramlarımız oldu.
Bağımsız Hareketlilik ve Eğitim Hakkı
Bağımsız hareketlilik, çocukların yaşam alanlarından ne kadar uzağa güvenle ve rahatlıkla gidebildikleriyle ilgili bir kavram. Çocukların yaş aldıkça yetişkinin kontrol alanından adım adım çıkmasını ve kendi özerkliğini geliştirmek için bağımsız hareket edebilmesini bekleriz. Okula başlamak bu süreçteki önemli dönüm noktalarındandır. Çocukların okul çağına geldiklerinde kendi başlarına okula gidip gelebilmesi, yaşadıkları çevrenin onlara ne kadar güvenli bir hareket alanı sunduğunun bir göstergesi. Bunu kamusal hizmetler bağlamında düşündüğümüzde, okulun erişilebilirliğinin de bir hizmet alanı olarak düzenlenmesini gerektiriyor.
Çocukların fiziksel olarak bir yetişkine bağımlı olmadan güvenli biçimde kendi başına okula ulaşabilmesi ve bu ulaşımı sağlayacak bir düzenin kurulabilmiş olması önemli. Bunun çocukların farklılıklarını içerecek biçimde yapılması ise vazgeçilmez bir koşul. Bağımsız hareketlilik çocukların cinsiyetine ve engel durumlarına göre değişiyor. Kaynak ve hizmetlere güvenli erişim kız ve oğlan çocuklara eşit biçimde tanımlanmış olsa bile bu hak ve olanaklardan fiilen yararlanabilme imkânları aynı olmayabiliyor (Bruce, 2012). Aynı yaştaki kız çocukların hareketliliği tam da güvenlik gerekçeleriyle yetişkinler tarafından kısıtlanıyor. Bazı durumlarda bu kısıtlama, çocuğun eğitimden kopmasına kadar gidebiliyor.
Farklı kentlerde “güvenli okul yolu” gibi uygulamaların ortaya çıkması tesadüf değil. Çocuğun ev ile okul arasındaki yolu güvenle, yalnız başına kat edebilmesi, hem çocuğun bağımsızlığı hem de ailenin günlük yükü açısından belirleyici bir mesele. Bir çocuğun okula yürüyerek ya da bisikletle güvenle gidebilmesi ile her gün bir yetişkinin onu bırakıp almasına bağlı olması, aynı eğitim hakkının iki çok farklı biçimde deneyimlenmesi demek.⁵
Bununla birlikte bağımsız hareketlilik sadece güvenlikle ilişkili değil. Okul ve ev arasında çocukların karşılaştıkları olanaklar, yararlanabilecekleri kaynaklar (örneğin, oturup dinlenebileceği bir park ya da bilgisayara da ulaşabildiği bir kütüphane) özetle, komşu alanların neler olduğu da çocukların bağımsız hareketliliğini etkiliyor. Çocukların okuldan çıkıp eve giderken sağlıklı ve ucuz yiyeceklerini alıp parkta biraz vakit geçirdiği, oradan kütüphaneye gidip ödevlerini yaptıkları ve sonra evlerine dağıldıkları bir hayali yaşama geçirmek çok zor değil aslında.
Okulda Sadece Fiziki Güvenlik Yeter mi?
Okulların giderek daha fazla fiziki güvenliği tehdit eden yerlere dönüşmesi bu soruyu biraz anlamsız bırakıyor. Ancak okulların hâlini ve hayalini düşünürken, sadece fiziki güvenliğe odaklanmak asla yeterli değil. Yapılan çalışmalar çocukların “güvenli” diye tanımladıkları alanları “güzel, bakımlı, temiz, renkli ve eğlenceli, ferah” kavramlarıyla eşleştirdiklerini gösteriyor. Güvenlik algısının bir başka bileşeni de kurulan ilişkiler; çocuklar, çevrelerinde tanımadıkları kişiler olduğunda kendilerini daha az güvende hissettiklerini ifade ediyor (De Visscher ve Bouverne-De Bie, 2008; Severcan, 2018, s. 2181).
Yani çocuklar fiziksel güvenlik kadar duygusal güvenliğe de ihtiyaç duyuyor. Üstelik bu sadece küçük yaşa özgü bir ihtiyaç değil, çocukların -aslında yetişkinlerin de- bu ihtiyaçları yaş aldıkça azalmıyor. Daha çok bu ihtiyaç karşılanmadan yaşamayı öğreniyoruz.
O nedenle okullarda mekânların çocukların kendini daha güvende hissedecekleri biçimde tasarlanması, temiz ve bakımlı tutulması kadar, hem yetişkinlerle çocuklar hem de çocukların kendi arasında okul içi ilişkilerin ayrımcılıktan uzak, kapsayıcı ve destekleyici olmasını sağlamak, çocukların okula ait hissetmesi ve okulun işlevini yerine getirebilmesi açısından çok kritik.
Bu da bizi okulun işleyişine dair kararlara çocukların katılımı meselesine getiriyor.
Çocuklar Okulda Alınan Kararların Parçası Olabilir mi?
Bu sorunun yanıtı öznelere ve koşullara göre çeşitleniyor gibi görünebilir ama aslında tek bir doğru yanıt var: Olmazsa olmaz! Bu, katılımı bir teknik ayrıntı olarak değil, çocukların kendi hayatlarına dair söz sahibi olmasının bir hak ve yetişkinler açısından bir sorumluluk olarak görmemizle ilgili (Lundy, 2007).
Çocuk katılımı, çocukların kendini ilgilendiren kararların bir parçası olması demekse okul bunun birincil mekânlarından. Çocukların okulun işleyişine, mekânına ya da kurallarına dair kararlara katılabilmesi için; okulun yöneticileri ve öğretmenleri tarafından şeffaf bilgilendirmeler yapılması, çocuğun görüşlerinin sorulması, dinlenilmesi ve okul içinde çocukların düşüncelerini iletebilecekleri açık kanallar olması gerekiyor. Böylece okul, çocuk açısından yalnızca hizmet alınan değil, içinde güvende olduğu ve öğrenme sürecinin desteklendiği bir yer hâline geliyor.
Okul, aynı zamanda katılım süreçlerinin geliştirilebildiği ve öğrenilebildiği yerler olma özelliği de taşıyor. Bu açıdan okul meclisleri, sınıf kurallarının birlikte oluşturulması, okulun gelişim süreçlerinden çocuklardan düzenli geribildirimler alınması gibi katılımcı okul uygulamaları çocukların sadece okulda değil, diğer yaşam alanlarındaki kararlara katılımını da destekler.
Okulda sesini duyurabilen ve sesi duyulan bir çocuğun, yaşamındaki ve kentteki diğer kararlara da katılabileceğini düşünmesi daha olası.
Çocuğun Okula Aidiyeti
Katılımla yakından ilişkili ama ondan farklı bir mesele de aidiyet. Katılım çocuğun sesini duyurabilmesiyle ilgiliyken, aidiyet o sesin bir yere, bir topluluğa, bir mekâna ait olma hissiyle ilgili. Çocuğun okulda sorumluluk alabilmesi, ortak ilgi alanları etrafında bir araya gelebilmesi, kendine “ait” hissettiği alanlar ve ilişkiler kurabilmesi, kendini güçlü hissettiği bir topluluğun parçası olabilmesi… Tüm bunlar, çocuğun okulla kurduğu bağın sağlamlığını gösteriyor.
Dolayısıyla karşılıklı bir bağ söz konusu: Okulda önemsendiğini düşünen bir çocuğun okulunu, dolayısıyla kendi eğitim sürecini sahiplenmesi mümkün oluyor.
Çocuğun okulda ders dışı etkinliklerle beslenmesi; kendisini yakın hissettiği arkadaşlarının, derdini anlatabileceği bir öğretmeninin, bir sorun yaşadığında danışabileceği bir rehberlik servisinin olması da bu aidiyetin bir parçası. Yani aslında dışarıda erişemediği bazı olanakların okulda çocuklara sunulması, okulu çocuklar için vazgeçilmez hâle getirebiliyor.
Okulu çocuk odaklı bir kamusal hizmet olarak değerlendirmek, yalnızca okulun varlığına ya da eğitim göstergelerine bakmayı değil, çocukların okula nasıl ulaştığını, okulda ve çevresinde ne kadar güvende hissettiğini, hangi olanaklardan yararlanabildiğini, kararlara ne ölçüde katılabildiğini ve kendini bu mekâna ne kadar ait hissettiğini birlikte düşünmeyi gerektiriyor. Geliştirdiğimiz anketle, haritaların ortaya koyduğu mekânsal tabloya, çocukların kendi deneyimleri ve görüşlerini ekleyerek çocukların seslerini duyabilmeyi ve katılımcı yöntemlerin önemini vurgulamayı amaçlıyoruz. Çünkü bir çevrenin ne ölçüde çocuk odaklı olduğunu anlamanın yolu, çocukların o çevrede neler yapabildiğini, nerelerde zorlandığını ve neyin değişmesini istediğini dinlemekten geçiyor. Biz anket aracılığıyla çocuklara bu konularda sorular sormaya ve onların deneyimlerini duymaya devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde çocukların bu konudaki görüşlerini ve seslerini bu mecralarda sizlerle paylaşabilmeyi umuyoruz.
Dipnotlar
¹Bu yazıda “kent hakkı” kavramını yalnızca kentsel yerleşimlerde yaşayan çocukların haklarına işaret edecek biçimde kullanmadık. Kavramı; köy, mahalle, ilçe ya da kent ayrımı yapmaksızın, çocukların yaşadıkları çevrede kamusal ve yerel hizmetlere eşit, güvenli ve ihtiyaçlarına uygun biçimde erişebilme hakkını ifade eden geniş bir çerçevede ele aldık.
²Türkiye'de öğrenciler ilkokulda yılda ortalama 720, ortaokulda 843 saat ders başında geçiriyor; bu da günde yaklaşık dört saate karşılık gelen bir süre (OECD, 2025).
³Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. maddesine göre eğitim; çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve bedensel kapasitesinin mümkün olduğunca geliştirilmesini; insan haklarına, temel özgürlüklere ve Birleşmiş Milletler ilkelerine saygısının güçlendirilmesini; anne ve babasına, kültürel kimliğine, diline ve değerlerine, yaşadığı veya geldiği ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygı duymasını; anlayış, barış, hoşgörü, cinsiyetler arası eşitlik ve tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla özgür bir toplumda sorumluluk üstlenmeye hazırlanmasını ve doğal çevreye saygısının geliştirilmesini amaçlamalıdır.
⁴Suna’nın Kızları Araştırma Destek Topluluğu, çalışmalarını, Eşitlik için Dayanışma (EİD), Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ve İhtiyaç Haritası’ndan temsilcilerin katılımı ve katkılarıyla sürdürüyor.
⁵İstanbul'da okula ulaşımı kolaylaştırma üzerine bir çalışma mevcut: Üsküdar Belediyesi'nin Güvenli Okul Sokakları projesinde, okul çevrelerinin araç trafiğine değil yaya güvenliğine öncelik verecek şekilde yeniden tasarlandığı, kaldırımların genişletildiği, bekleme alanları düzenlendiği; sonucunda yaya hareketliliğinin dokuz kata, oyun oynayan çocuk sayısı altı ila yedi kata kadar arttığı paylaşılıyor.
Kaynakça
Alpan, A. (2015). Mekân sahipliliği için mekânı çocuklarla birlikte üretmek: Eskişehir Odunpazarı için bir model önerisi. İdealKent. Kent Araştırmaları Dergisi. Kent Araştırmaları Enstitüsü. 6(17). ss. 202–251 https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/36788
Arap, S. K. (2024). Yaşanabilir kentler perspektifinden Türkiye'de çocuk dostu olmak. Tarsus Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 5(1), 19–48. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3804522
Arın, S., & Özsoy, A. (2015). Kentsel mekân tasarımında çocuk katılımı. İdealKent. Kent Araştırmaları Dergisi. Kent Araştırmaları Enstitüsü. Sayı 17. ss.182-201 https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/36788
Başaran Uysal, A. (2015). Çocuk oyun alanlarının geliştirilmesinde bir yerel katılım deneyimi. Megaron, 10(3), 423–437. https://pdf.journalagent.com/megaron/pdfs/megaron_10_3_423_439.pdf
Belfast Healthy Cities. (2021). Designing places for children and young people. https://www.belfasthealthycities.com/wp-content/uploads/2024/04/Designing-Places-CYP-FINAL-1.pdf
Brown, A. M. B. (2013). The right to the city: Road to Rio 2010. International Journal of Urban and Regional Research, 37(3), 957–971. http://dx.doi.org/10.1111/1468-2427.12051
Bruce, J. (2012). Violence against adolescent girls: A fundamental challenge to meaningful equality. Population Council.
Chawla, L. (1997). Growing up in cities: a report on research under way. Environment and Urbanization, 9(2), 247-252. https://journals.sagepub.com/doi/pdf/10.1177/095624789700900212
De Visscher, S. ve Bouverne‐De Bie, M. (2008). Recognizing Urban Public Space as a Co‐Educator: Children's Socialization in Ghent. International Journal of Urban and Regional Research, 32(3), 604-616. https://doi.org/10.1111/j.1468-2427.2008.00798.x
Erginli, B. E. (2018). İstanbul İlçe Belediyelerinde Çocuğa ve Aileye Yönelik Hizmetler (İstanbul95 Raporu). İstanbul: TESEV Yayınları. belediye.istanbul95.org
Güngör, H. (2002). Tarlabaşı Bölgesinde Yaşayan Çocukların Çevrelerini Algılaması ve Değerlendirmesi (Yüksek lisans tezi). İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü.
Haikkola, L., Pacilli, M. G., Horelli, L., & Prezza, M. (2007). Interpretations of urban child-friendliness: A comparative study of two neighborhoods in Helsinki and Rome. Children, Youth and Environments, 17(4), 319–351. https://www.jstor.org/stable/10.7721/chilyoutenvi.17.4.0319
İstanbul Kent Konseyi. (2022). İstanbul çocuklara soruyor: Proje raporu. İstanbul Kent Konseyi. https://istanbulkentkonseyi.org.tr/wp-content/uploads/2022/09/ISTANBUL_COCUKLARA_SORUYOR_RAPORU_2022.pdf
Jung, B. K., & Kim, D. (2024). Children as key actors in participatory planning: Co-working experience of community planning for walking safety around Bongrae Elementary School in South Korea. Planning Theory & Practice, 25(3), 321–351. https://doi.org/10.1080/14649357.2024.2363790
Karaman, D. ve Kıygı, G. (2022). Toplu Ulaşımda Çocuk: İstanbul Çocuk Odaklı Toplu Ulaşım Planlaması Hak İzleme Raporu. Şehir Dedektifi, İstanbul. https://ucansupurgedernegi.org/wp-content/uploads/Toplu-Ulasimda-Cocuk-Sehir-Dedektifi.pdf
Lundy, L. (2019). “İfade Hakkı” Yeterli Değil: Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 12. Maddenin Kavramsallaştırılması. Çocuk ve Medeniyet, 4(8), 87-106. https://dergipark.org.tr/tr/pub/cm/article/807908
NACTO & GDCI. (2020). Designing Streets for Kids. Global Designing Cities Initiative. https://globaldesigningcities.org/publication/designing-streets-for-kids
OECD. (2025). Education at a Glance 2025: Türkiye. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/education-at-a-glance-2025_1a3543e2-en/turkiye_9648f416-en.html
Özdemir, A. (2019). An approach on children's experiences of participatory planning. Cities, 93, 206–214. https://doi.org/10.1016/j.cities.2019.05.005
Pektaş, E. K., & Akın, F. (2010). Avrupa kentsel şartları perspektifinde bir kentli hakkı olarak "katılım hakkı" ve Türkiye. Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 12(2), 23–49. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/18931
Raimondo, R. (2017). The children in the city: An introduction. Ricerche di Pedagogia e Didattica: Journal of Theories and Research in Education, 12(1), 3–15.
Severcan, Y. C. (2015). Çocukların gözünden çocuk dostu yer kavramı ve yaşanılan çevrelerin değerlendirilmesi: İstanbul örneği. İdealKent. Kent Araştırmaları Dergisi. Kent Araştırmaları Enstitüsü. 6(17). ss. 140–181. https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/36788
Severcan, Y. C. (2018). Changing places, changing childhoods: Regeneration and children's use of place in Istanbul. Urban Studies, 55(10), 2179–2196. https://doi.org/10.1177/0042098017711395
Topsümer, F., Babacan, E., & Baytekin, E. P. (2009). Şehir ve çocuk: Çocuk dostu şehir girişiminin şehir imajına katkısı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, (35), 5–20. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/212167
UNICEF Türkiye. (2017). Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve İhtiyari Protokoller, Usûl Kuralları ile Çocuk Hakları Komitesi Genel Yorumları. UNICEF Türkiye.
Üsküdar Belediyesi. (2025, 23 Haziran). "Güvenli Okul Sokakları" projesine ödül. https://www.uskudar.bel.tr/tr/main/news/guvenli-okul-sokaklari-projesine-odul/2721
Ward, C., & Golzen, A. (1978). The child in the city (Vol. 86). London: Architectural Press. http://theanarchistlibrary.org/mirror/c/cw/colin-ward-the-child-in-the-city.lt.pdf

Dr. Atike Zeynep Kılıç
Eşitlik için Dayanışma Yönetim Kurulu Başkanı
Atike Zeynep Kılıç, siyaset bilimi doktoru. Serbest danışman ve araştırmacı olarak çalışıyor. Çocukların bulunduğu tüm kurumsal yapılarda çocuk güvenliğini sağlamak ve çocuk katılımına alan yaratmak için model ve materyal geliştirme, uygulama ve izleme çalışmaları yürütüyor; çocuklarla niteliksel yöntemlere dayalı araştırmalar yapıyor. Eşitlik İçin Dayanışma Derneği’nde yönetim kurulu başkanlığı sorumluluğunun yanı sıra, sivil alanda hak temelli çocuk çalışmalarının yaygınlaşmasına yönelik kapasite geliştirme çalışmalarına aktif olarak katılıyor.

Betül Sarı
Suna’nın Kızları, Araştırma Yöneticisi
Suna’nın Kızları’nda Araştırma Yöneticisi. Psikoloji lisansının ardından Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisansını tamamladı ve Sosyoloji alanında doktora çalışmalarına devam ediyor. Toplumsal cinsiyet, eğitim, sosyal etki ve izleme-değerlendirme alanlarında çalışıyor.

Dr. Şeyma Dağıstan Terzi
Şeyma Dağıstan Terzi, Eğitim Reformu Girişimi, Eğitim Laboratuvarı’nda Proje Uzmanı olarak çalışıyor. Doktorasını Penn State Üniversitesi’nde Eğitim Teorisi ve Politikası alanında tamamladı. Eğitimde katılım, okul öznelerinin deneyimleri ve okulun sosyal bir yapı olarak etkileri üzerine çalışmalar yürütüyor.
Bu İçerikler İlginizi Çekebilir




