Çalışmalar

Yayınlar

Yazılar

Videolar

Projeler

ERG Sözlük

Haberler

Duyurular

Açıklamalar

Röportajlar

E-Bültenler

Kurumsal

Hakkımızda

Ekip

Yönetim Kurulu

Faaliyet Raporları

Basın

Daha Fazla...

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Yazı
Projeler
Haberler
Yayınlar
Videolar
Kategori
2009
2010
2011
2012
Arka Plan
Çalışmalar
Dünyadaşlık Yazıları
Eğitimde Din ve İnanç Özgürlüğü
ERG Blog
Etraflıca
Okul Hâli/Hayali
Özel Sayfalar
Türkiye'de Koronavirüsün Eğitime Etkileri
Uzun Hikâye
Yazı

Öğretmenliğin İtibarı | Artan Beklentiler, Azalan İtibar

Ekin Gamze Gencer
Eğitim Reformu Girişimi 2003 yılından bu yana süregelen izleme, araştırma, savunu ve saha çalışmalarına rehberlik etmesi amacıyla 2025-26 yıllarında iki alanda derinleşmeyi seçti: Öğretmenlik mesleği ve okul. Öğretmenlik alanında derinleşme çalışmalarımız için öğretmenlerle ve uzmanlarla görüşmeler yapıyor, ilgili mevzuatı inceliyor, ulusal ve uluslararası alanyazını tarıyor ve öğretmenlik mesleğine ilişkin güncel tartışmaları takip ediyoruz. Buna yönelik çalışmalarımızı paylaşmaya bir yazı dizisiyle başlıyoruz. Bu dizide, Türkiye’de öğretmenlik mesleğinin itibarını; bunun belirleyicisi olan ekonomik, sosyal, siyasi faktörleri ve öğretmenlerin “itibarı” nasıl deneyimlediğini araştıracağız.

Kamuoyunda öğretmenlik mesleğini derinlemesine konuşmak pek kolay değil. Atamalardan merkezi sınav sonuçlarına, mülakat puanlarından çalışma saatlerine kadar öğretmenler çoğu zaman bir sayıdan ibaret. Kimi zaman ise mesleğin profesyonelliğini zedeleyen bir algıyla sadece belirli günlerde “kahraman” olarak manşetlerdeler. Öğretmene, öğretmenin “niteliğine” ilişkin beklentiler günbegün artıyor; beklentilerdeki artış öğretmenin rolünü genişletiyor, sorumluluklarını karmaşıklaştırıyor ve mesleki gelişim gereksinimini artıyor. Öğretmenin eğitimdeki rolünün önemi giderek artarken mesleğin itibarı ise ekonomik durum, siyasi iklim, kültürel bakış açıları, örgütlenme hareketleri, paydaşlararası ilişkilerde dönüşüm ve sık yapılan politika reformları nedeniyle olumsuz yönde etkilenmeye devam ediyor.

Mesleki itibar; bir toplumun belirli bir mesleğe; o mesleğin algılanan önemi, gerektirdiği beceri düzeyi, eğitim yeterlikleri ve sosyal katkısına dayanarak atfettiği saygınlığı ifade ediyor. Bu yazı dizisinde mesleki itibarı belirleyici faktörler; mesleğin maddi ve profesyonel altyapısını oluşturan yapısal koşullar (ücret, özerklik, özlük hakları) ile toplumsal algıdaki sembolik değerinin (güven, statü, medya temsilleri) kesişimi olarak kavramsallaştırılıyor. Öğretmenlik mesleğinin itibarını tartışmak, yalnızca bir meslek grubunun toplumsal hiyerarşide yerini belirlemek değil, aynı zamanda eğitimin bir kamu hizmeti olarak niteliğini sorgulamak anlamına geliyor. Zira, araştırmalar “yüksek performans gösteren” sistemlerinin temelinde, kendisini değerli hisseden öğretmenlerin olduğuna; mesleğin itibarıyla öğrenci başarısı arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor.

Toplumun hemen her kesiminin okul ve öğretmenle doğrudan teması olduğundan, meslek genellikle bireylerin öğrencilik yıllarındaki ya da velilik bağlamındaki kişisel deneyimleri üzerinden değerlendiriliyor. Öğretmenliği ve öğretmenin emeğini yetişkin perspektifiyle yeniden düşünmek; mesleği, öğretmenlerin çalışma koşullarına dair bilgi ve içgörü sahibi olduktan sonra yeniden değerlendirmek gerekiyor. ERG’nin öğretmenlik üzerine derinleşme çalışmaları kapsamında hazırladığımız bu yazı dizisinde mesleğin koşullarını öğretmenlerin sesiyle birlikte odağa koyarak öğretmenlik mesleğinin itibarının mesleğin hak ettiği şekilde güçlendiği bir eğitim ekosistemine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. 

İtibarı olumsuz etkileyen düzenlemelerin kısa tarihi

Sosyal tarihimiz öğretmenlere yaklaşımın her daim değiştiğini; “mesleğin statüsü ve değerine ilişkin görüşün tutarsızlık sergilediğini ortaya koyuyor.” Söz konusu tarihsel seyir, mesleğe dair bu tutarsız tavrın tesadüfi olmadığını, yapısal koşulların öğretmenliğin sembolik değerini doğrudan etkilediğini bu değerin de döngüsel biçimde mesleğin yapısal koşullarını değiştirdiğini gösteriyor. Örneğin, mesleğe giriş standartlarının düşürülmesi gibi yapısal bir dönüşümün sonucu öğretmenlerin yetkinliklerinin toplum nezdinde sorgulanmaya başlaması ve mesleki itibarın azalması olabiliyor. Nihayetinde en nitelikli adaylar öğretmenliği değil, itibarı daha yüksek alanları tercih ediyor; döngü böylece kendi kendini besliyor.

Araştırmalar Türkiye’de “öğretmenlik mesleğinin itibarının yaklaşık yarım yüzyıldır gerilediği”ne işaret ediyor. 1961’de yayımlanan İlköğretim ve Eğitim Kanunu’yla gelen vekil öğretmen uygulaması; hızlı kentleşme ve büyüyen nüfusla oluşan öğretmen ihtiyacının yeterli eğitim ve formasyona sahip olmayan kişilerle giderilmesi; 1980’lerde neoliberal politikaların etkisiyle memurlar için düşük ücret politikası uygulanmaya başlanması; öğretmenlere getirilen örgütlenme kısıtlaması; 1990’larda özel okulların ve dershanelerin sayısındaki ciddi artış; eğitim fakültelerinin sayısının katlanarak artması ve atamaların KPSS’yle yapılmaya başlanması mesleğin toplumsal konumunu olumsuz etkileyen uygulama ve düzenlemelerden öne çıkan başlıklar olarak gösterilebilir., 

Daha yakın dönemde ise kamuoyunda aralıksız tartışılan “atanamayan/ataması yapılmayan öğretmen” sorunu, 2014’teki mevzuat değişikliğiyle özel okul öğretmenlerinin özlük haklarının devlet koruması altından çıkarılması, dershanelerin kapanmasıyla sayısı hızla artan niteliği zayıf özel okullar, mülakatlarda adaletsizlik iddiaları ve teknolojinin öğretmenin yerini alabileceği tartışmaları mesleğin itibarını erozyona uğrattı. Uzun yıllardır beklenen Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun mesleğin tanımını, haklarını ve güvencesini güçlendirmek yerine kariyer basamakları ve Milli Eğitim Akademileri gibi mevcut yapısal sorunları çözmeyen değişiklikler getirmesi hayal kırıklığı yarattı. Öğretmen adaylarının Millî Eğitim Akademileri’nde yaklaşık bir yıl, çok düşük bir ücret alarak eğitim görecek olmasının mesleğin çekiciliğini azaltması riski de oldukça güçlüdür. Bunların yanında yaygınlaşan sosyal medya kullanımı öğretmenlere dair olumsuz yorumların büyük kitlelere sirayet etmesini ve öğretmenlik mesleğinin yalnızca mesleğin sorunları üzerinden oluşmuş bir anlatıya indirgenmesini beraberinde getiriyor.

Kamuoyunda öğretmenlik mesleği ve mesleğin sembolik değeri

“Yılda 200 gün tatilleri var ne gibi dertleri olabilir ki öğretmenlerin?”, “Yarım gün çalış, üç ay da tatil yap…” Öğretmenlerle ilgili meseleler kamuoyunun gündemine geldiğinde ya da öğretmenlerin sorunlarını ifade ettiği sosyal medya platformlarında bunlara benzer yorumların sıklıkla yapıldığını görmek mümkün. Öğretmenlerin tatil süresinin ve maaşlarının görece “yüksekliğine” dair toplumsal algı, öğretmenlerin hak arayışlarının/mesleğe ilişkin beklentilerinin kamuoyu nezdinde gereksiz ve fazla talepkar bulunmasını beraberinde getirebiliyor. Derinleşme çalışmalarımız sırasında görüştüğümüz öğretmenler de toplumun genelinin öğretmenlerin yorucu ve/ya zor bir iş yaptığını düşünmediğini belirttiler. Öğretmenler, yakın arkadaşlarının dahi “öğretmenler yatıyor” gibi ifadeler kullanabildiğini ve şaka yollu dahi yapılmış olsa böyle cümlelerin mesleğin itibarsızlaştırılmasını meşrulaştırabildiğini söylüyorlar.

Öğretmenin iş yükü ve yoğunluğu yalnızca girdiği ders saati/okulda geçirdiği süre/okulların açık olduğu gün sayısı üzerinden değerlendirildiğinde öğretmenin emeği, “kolay iş” söylemiyle görünmez kılınıyor. Mesleğin gerçek koşulları, özellikle de okulların bir işyeri olarak öğretmenlere sundukları/sunamadıkları göz ardı edildiğinde öğretmenliğin kolay ve konforlu olduğu anlatısı güçleniyor. Oysa ki ders hazırlığı, sınav değerlendirmesi, veli iletişimi, idari evrak yükü ve mesleki gelişim zorunlulukları öğretmenlerin büyük çoğunluğunun “tatil” olarak nitelendirilen dönemlerde de fiilen çalışmaya devam ettiğini gösteriyor. Toplumsal algı, öğretmenliğin kurumsal gerçekliğiyle temas etmeden oluşuyor ve bu durum mesleğin yapısal sorunlarını tartışmayı zorlaştırıyor. Bu temassızlık ayrıca öğretmenlik mesleğinin koşullarının iyileştirilmesi için yapılan savunuculuk girişimlerinin ve hak mücadelelerinin de kamuoyu nezdinde meşruiyet zeminini kaybetmesine neden oluyor.  

Öğretmenliğin sorunlarının kamuoyuna nasıl yansıdığı mesleğin itibarını etkiliyor

Öğretmenlik mesleğinin itibarında erozyon yaşanırken “[ö]ğretmen; alanyazında, politikalarda, basında ve kamuoyunda nitelikli eğitimin olmazsa olmazı olarak” konumlanmaya devam ediyor. Mesleğin itibarı; bugünün öğretmenlerinin donanımları, kapasiteleri ve becerilerinden tamamen bağımsız olarak eğitim ve istihdam politikalarının zayiatı hâline gelebiliyor. Öğretmenlik mesleğine ilişkin konuların kamuoyunda sınırlı bir çerçevede ele alınması ve öğretmenlerin sorunlarının yalnızca bu konularla gündem olması toplumun meslekle ilgili algısının da bu dar alanda şekillenmesine neden oluyor. Bu kısıtlı tartışma alanı, öğretmen yetiştirme sisteminin kurumsal yapısındaki ve istihdam süreçlerindeki temel problemleri görünmez kılıyor. 

Küresel ölçekte, pek çok eğitim sistemi öğretmen açığı ve dolmayan kadrolarla mücadele ederken Türkiye’de bu tablonun aksine öğretmen arz fazlası bulunuyor. Arz-talepteki dengesizlik, temel olarak öğretmen yetiştirme politikalarındaki stratejik planlama eksikliğinin ve reform tercihlerinin bir sonucudur. Eğitim fakültelerinin sayısındaki kontrolsüz artışla ihtiyacın çok üzerine geçen mezun sayısına, fen ve edebiyat fakültelerinden gelen yüz binlerce adayın eklenmesinin neden olduğu akademik enflasyon mesleğe girişte bir aday yığılması yarattı.  “…1990’lı yıllarda eğitim fakültesine rekabetçi bir puanla girip başarıyla bitiren bir gencin kamuya atanma ihtimali %100’e yakındı. Bugün bu oran KPSS’ye giren öğretmen adayları için %5’in altına düşmüş durumda.” 

Sistemin kurgusundan gelen ve kronikleşmiş bu durum “atanamayan öğretmen” olgusunun toplumsal algıda süregelen bir mağduriyet alanı olarak yer etmesine neden oluyor. Öğretmen olma yeterliklerini karşılayan yüz binlerce kişinin aday havuzunda olması öğretmenliği sıradan, herkesin yapabileceği bir meslek konumuna getiriyor. Öğretmen adaylarının talepleri ve eleştirileri ise medyada mağduriyet ekseninden çıkamıyor. Oysa sorun, bireysel haksızlıkların çok ötesinde; öğretmen yetiştirme politikalarındaki stratejik planlama boşluğunun ve yapısal tercihlerin birikimli sonucu. Nihayetinde, öğretmenlik mesleğinin yalnızca bu tür krizler ve atama sayıları üzerinden gündeme gelmesi, toplumun meslekle kurduğu bağı bu dar alana hapsediyor. Dolayısıyla mesleki itibarı yeniden inşa etmek mesleğin bu kısıtlı tartışma çerçevesinden çıkarılarak toplumdaki değerinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor.

Öğretmen derinleşme yazı dizisi

Mesleğin itibarı öğretmenlerin çalışma koşullarını, motivasyonlarını ve geleceğin öğretmen kadrolarını dolaylı olarak da olsa etkiliyor. Öğretmenlik mesleğine ilişkin toplumsal yanılgılar, mesleğin gerçek koşullarını görünmez kılıyor ve öğretmenleri yıpratıyor. Özellikle mesleki hakların kamuoyunda haksız bir avantaj gibi sunulması, mevcut hakların iyileştirilmesi yönündeki mücadelelerin meşruiyetini erozyona uğratıyor; mesleğin şartları ile kamuoyundaki temsili arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor.  Dolayısıyla hem mesleğin yapısal koşulları hem de sembolik değeri giderek kötüleşiyor.

Derinleşme çalışmalarımız bağlamında yayımlayacağımız yazı dizisinin ilk bölümünde öğretmenlerin bir gününün nasıl geçtiğini onların hikâyeleriyle aktarırken mevcut mevzuatı inceleyecek ve alanyazındaki kavramsallaştırmalardan yararlanacağız. İlk yazı için farklı illerden, farklı kademelerden, farklı kıdeme sahip beş devlet okulu öğretmeniyle derinlemesine görüşmeler yaptık. Amacımız, öğretmenin bir gününü “okula geliş, okulda geçirilen zaman ve mesai sonrası” başlıkları altında incelemek, yapısal düzenlemelerin gündelik pratiğe nasıl yansıdığını somutlaştırmak, böylece deneyim ile politika arasındaki bağı/bağlantısızlığı görünür kılmak. 

Yazı dizisinin ikinci bölümünde mesleki itibarın inşasında yapısal koşullar ile toplumsal değer arasında karşılıklı bir etkileşim bulunduğu tespitinden yola çıkarak eğitim politikalarının mesleki itibara etkisini farklı kariyer deneyimlerine sahip ücretli ve kadrolu öğretmenlerden dinleyeceğiz. İlerleyen bölümlerde okulda şiddeti ve güvenliği öğretmenler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileriyle gerçekleştirdiğimiz üç yuvarlak masa toplantısının öğrenimleri yardımıyla değerlendireceğiz ve ardından okulu bir işyeri olarak ele alarak çalışma ortamını ve iyi olma halini yine öğretmenlerden dinleyeceğiz. Nihai amacımız; mesleğin koşulları ve öğretmenlerin mesleki itibara ilişkin deneyimlerini öğretmenlerin görüşleri, aktarımları ve eleştirileriyle sahayla ilişkilendirmek ve mesleki itibarın güçlendirilmesinde öğretmenlerin mücadelesine destek olmak.

Dipnotlar

¹Farklı alanlardaki fedakarlıklarıyla kahraman ilan edilen öğretmenlere dair haberler sıklıkla basında yer alıyor. Birkaç örnek: Üç öğrenci bir kahraman; Türkiye’den öğretmen hikayeleri: Sobayı yakan da var, okulu boyayan da; Dağ Köyünün Fedakar Öğretmeni.

²Hodge, R. W., Siegel, P. M. ve Rossi, P. H. (1964). Occupational prestige in the United States, 1925-63. American Journal of Sociology, 70(3), 286-302. https://doi.org/10.1086/223840

³Burbules, N. C. ve Densmore, K. (1991). The limits of making teaching a profession. Educational Policy, 5(1), 44-63. https://doi.org/10.1177/0895904891005001004;

Akiba, M., Byun, S., Jiang, X., Kim, K. ve Moran, A. J. (2023). Do teachers feel valued in society? Occupational value of the teaching profession in OECD countries. AERA Open, 9(1), 1-18. https://doi.org/10.1177/23328584231179184;  

Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 13(3), 1674-1695. https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969
Kraft, M. A. ve Lyon, M. A. (2024). The rise and fall of the teaching profession: Prestige, interest, preparation, and satisfaction over the last half century (Working Paper No. 32386). National Bureau of Economic Research. https://doi.org/10.3386/w32386

OECD (2025). Results from TALIS 2024: The state of teaching. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/90df6235-en

Akiba, M., Byun, S., Jiang, X., Kim, K. ve Moran, A. (2023). Do teachers feel valued in society? Occupational value of the teaching profession in OECD countries. AERA Open, 9, 1-21. https://doi.org/10.1177/23328584231179184

Sykes, G. (1983). Caring about teachers. Teachers College Record, 84(3), 579-592. https://doi.org/10.1177/016146818308400305

Karakoyunlu, B. (2024). Öğretmenlik mesleğinin itibarı: Fenomenolojik bir araştırma. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 13(3), 1674-1695. https://doi.org/10.15869/itobiad.1523969

“İzinli öğretmenlerin yerlerine ve açık öğretmenliklere en az ortaokulu bitirenler vekil öğretmen olarak atanabilir.” bkz.  İlköğretim ve Eğitim Kanunu (1961, 5 Ocak). Resmi Gazete (Sayı: 10705).  Nisan 2026, https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/10705.pdf

24 Ocak Kararları: Polat, İ. (2015). Türkiye’de toplu iş sözleşmelerinin ücretler üzerindeki etkisi ve ekonomik analizi (1980-1997). Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (2), 177-198. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55109

¹⁰12 Eylül’de memurların dernek ve siyasi partilere üye olmaları yasaklandı. 
Okçabol, R. (1990). Eğitimde 1980’li yıllar. Education and Science, 14(78), 61-71. https://educationandscience.ted.org.tr/article/view/160

¹¹Keskin Demirer, D. (2012). Eğitimde piyasalaşma ve öğretmen emeğinde dönüşüm. Çalışma ve Toplum, 1(32), 167-186. https://izlik.org/JA85ZF48LL

¹²Sezgin, F. ve Duran, E. (2011). Kamu Personeli Seçme Sınavının (KPSS) öğretmen adaylarının akademik ve sosyal yaşantılarına yansımaları. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, 15(3), 9-22. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tsadergisi/article/230331

¹³Güçlü, M. (2013). 1950 ve 1980 yılları arasında Türkiye’de öğretmen yetiştirme alanında görülen temel eğilimler. OPUS: Türkiye Sosyal Politika ve Çalışma Hayatı Araştırmaları Dergisi, 3(4), 10-36. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/210691

¹⁴Durdukoca, Ş. F. (2019). An analysis of teacher views on the prestige of teaching profession in Turkey. Journal of Education and Training Studies, 7(1), 125-139. https://files.eric.ed.gov/fulltext/EJ1202104.pdf

¹⁵

Bayar, A. (2021). Kronik bir problem olarak öğretmen atamaları sorunsalı. Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi, 10(2), 41-48. https://jret.elapublishing.net/files/109/MAN/10-2/10-2-4.pdf

Memurlar.net (2018, 27 Mart). Atanamayan öğretmen sorunu daha da büyüyecek. Nisan 2026, https://www.memurlar.net/haber/672479/atanamayan-ogretmen-sorunu-daha-da-buyuyecek.html
Pervin Kaplan (2021, 15 Kasım) Atanamayan öğretmenler sorunu nasıl çözülecek? Nisan 2026, https://www.pervinkaplan.com/detay/atanamayan-ogretmenler-sorunu-nasil-cozulecek/19998

¹⁶Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 14 Mart 2014

Ekin Gamze Gencer

Kıdemli Politika Analisti

Bu İçerikler İlginizi Çekebilir
mesem_1_720
Okulda Şiddetin Ardındaki Yapısal Gerçeklik
Uzmanlar Doğa Temelli Eğitim Bildirisini ve Türkiye’deki Durumu Değerlendiriyor
1 2 3 4 40 41 42
Skip to content