Çalışmalar

Yayınlar

Yazılar

Videolar

Projeler

ERG Sözlük

Haberler

Duyurular

Açıklamalar

Röportajlar

E-Bültenler

Kurumsal

Hakkımızda

Ekip

Yönetim Kurulu

Faaliyet Raporları

Basın

Daha Fazla...

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Yazı
Projeler
Haberler
Yayınlar
Videolar
Kategori
2009
2010
2011
2012
Arka Plan
Çalışmalar
Dünyadaşlık Yazıları
Eğitimde Din ve İnanç Özgürlüğü
ERG Blog
Etraflıca
Okul Hâli/Hayali
Özel Sayfalar
Türkiye'de Koronavirüsün Eğitime Etkileri
Uzun Hikâye
Yazı

Okulda Şiddetin Ardındaki Yapısal Gerçeklik

Doç. Dr. Ayşen Köse
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının ardından okullarda artan şiddet olaylarının nedenleri ve çözümü tekrar gündeme geldi. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşen Köse, “Sorunu yalnızca bireysel patolojiye, ailedeki disiplin meselesine, sosyal medyaya, şiddet içerikli oyunlara ya da güvenlik açığına indirgemek bizi yanlış yola götürür. Bu şiddeti besleyen sosyal yapıların, kültürel kodların, eğitim politikalarının, ekonomik eşitsizliklerin, adalet sisteminin ve kurumsal yetersizliklerin birbirini nasıl beslediğini görmemiz gerekir” diyor. Köse, ABD’deki araştırmalar üzerinden, şiddetin kök nedenlerinin nasıl doğru tespit edilebileceğini ERG Blog’a yazdı.

Fatma Nur Öğretmen’in, öğrencisi tarafından katledilmesinin yasını ve öfkesini hâlâ içimizde hissederken, Şanlıurfa’dan ve hemen ardından Kahramanmaraş’tan gelen silahlı okul saldırılarıyla derinden sarsıldık. Güvenlik algısının sarsıldığı hiçbir ortamda eğitim-öğretimi hakkıyla sürdürmek mümkün değil. Okullarımızda artan şiddetin ve art arda yaşanan bu iki silahlı saldırının ardındaki nedenleri tespit etmek ve gecikmeden çözüm üretmek, politika yapıcıların en öncelikli görevi olmalıdır.

Silahlı okul saldırıları, Türkiye’de bugüne kadar aşina olduğumuz bir olgu değil; ABD’de neredeyse toplumsal bir olgu hâline gelmiş durumda. Bu nedenle ABD kaynaklı araştırmalar, konuyu anlamak ve önleyici çerçeveler geliştirmek açısından bize yardımcı olabilir.

Saldırıdan önceki sinyaller

ABD’de yapılan araştırmalarda birçok okul saldırganının niyetlerini saldırıdan önce dışa vurduğu görüldü. Saldırganların niyetlerini akranlarına sözel olarak ifade ettikleri, çevrimiçi tehditkar mesajlar paylaştıkları, silahı olduğundan bahsettikleri ve okul krokisi üzerinden plan çizdikleri tespit edildi. Nitekim, Şanlıurfa’daki olayda saldırganın açıkça sosyal medyada “Ben bu okulda katliam yapacağım” ifadesini yazdığını biliyoruz. Bu tür işaretlerin “kırmızı alarm” vermesi gerektiğinin bilinmesi, kolluk kuvvetlerinden eğitimcilere herkesin bu işaretleri tanıyabilmesi çok önemli.

Saldırgan profili

ABD’de okul temelli silahlı şiddetin yaygınlaşmasıyla birlikte, “Tipik saldırgan profili var mı?” sorusuna yanıt arayan araştırmalar yapıldı. Bu çalışmaların önemli bir bölümü, tutarlı ve güvenilir bir demografik ya da psikolojik profilin bulunmadığı sonucuna vardı. Silahlı okul şiddetine karışan bireyler; yaş, sınıf düzeyi, aile geçmişi, sosyal deneyimler ve psikolojik özellikler açısından farklılıklar gösteriyor.

Ancak araştırmalar, saldırganlarda bazı ortak risk örüntülerine ve yaşam deneyimlerine işaret ediyor. Sosyal izolasyon, zorbalık ve mağduriyet deneyimleri, travmatik ya da işlevsiz aile ortamları, depresyon, şiddetle özdeşleşme, silahlara duyulan hayranlık, intihar düşünceleri ve buna eşlik eden “kaybedecek bir şeyim yok” duygusu, yönetilemeyen yoğun öfke, değersizlik hissi ve geleceğe ilişkin umutsuzluk bu örüntüler arasında.

Dünya genelindeki okul saldırılarının yüzde 97’sinin oğlan çocukları ve erkekler tarafından gerçekleştirilmesi ise meseleye toplumsal cinsiyet perspektifinden de bakmayı gerektiriyor. Erkeklik ve silahlı okul saldırıları üzerine yapılan çalışmalar, bu saldırıların tehdit altında hissedilen ya da “başarısızlığa uğramış” güçlü erkeklik algısıyla ya da gücü geri kazanma arzusuyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmalarda saptanan bu ortak risk örüntülerinin her birinin sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağlamlarla iç içe geçmiş nedenleri var. Hiçbirini tek başına, yalıtılmış ve yüzeysel çözümlerle ele almak mümkün değil. Sorunu yalnızca bireysel patolojiye, yalnızca ailedeki disiplin meselesine, sosyal medyaya, şiddet içerikli oyunlara ya da yalnızca güvenlik açığına indirgemek bizi yanlış yola götürür. Bu şiddeti besleyen sosyal yapıların, kültürel kodların, eğitim politikalarının, ekonomik eşitsizliklerin, adalet sisteminin ve kurumsal yetersizliklerin birbirini nasıl beslediğini görmemiz gerekir. Silahlı okul saldırıları, eğitim sistemimizin artık alarm verdiğini acı biçimde yüzümüze vurmuştur.

İyi niyetli ama yetersiz ve riskli öneriler

Olayların hemen ardından en sık dile getirilen öneri, okullarda kapı güvenliği önlemlerinin artırılması yönünde oldu. Metal dedektörler, kameralar, X-ray cihazları, giriş-çıkış kontrolü, ziyaretçi kaydı ve güvenlik görevlilerinin yaygınlaştırılmasına ilişkin talepler sosyal medyada sıkça dile getirildi. Bu önlemler elbette tartışılabilir ve belirli ölçülerde uygulanabilir. Ancak, ne kadar sofistike güvenlik tedbirleri alınırsa alınsın, bunlar asıl soruna yol açan kök nedenleri ortadan kaldırmaz.

Gündeme gelen bir başka öneri ise “riskli okul” sınıflandırmaları yaparak bu okullarda önleyici çalışmalar yürütmek. Ancak riskin hangi ölçütlerle tanımlanacağı ve hangi okulun bu kategoriye gireceğinin nasıl belirleneceği son derece tartışmalı. Dahası, “riskli okul” etiketi okulun kendisine ve bulunduğu topluluğa zarar verebilir. Böyle bir etiket, öğrencileri ve eğitimcileri bir eğitim kurumu içinde değil, “sorunlu bir yerde” bulunduğu algısına götürebilir. Etiketlenmek istemeyen okul yönetimleri sorunları açıkça raporlamak yerine gizlemeye yönelebilir. Ayrıca bu tür etiketler çoğu zaman zaten yoksulluk ve yapısal dezavantaj yaşayan okullara daha kolay yapışır; böylece toplumsal eşitsizlikler eğitim dili içinde yeniden üretilmiş olur. Kısacası, iyi niyetli görünse de bu önerinin çözüme katkısı oldukça tartışmalı.

Bugün acil yapılması gereken…

Bugün acilen yapılması gereken ilk şey, hızlıca profesyonel travma destek ekipleri oluşturmak ve saldırının yaşandığı okullardaki öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları, aileler ve geniş topluluk için uzun süreli psikososyal destek sağlamak olmalıdır.

Doç. Dr. Ayşen Köse

Lisans ve yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik; doktorasını Massachusetts Üniversitesi, Okul Psikolojik Danışması ve Liderlik alanında yaptı. 2012 yılından bu yana, Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışıyor ve Okul Psikolojik Danışmasında Politika Araştırma ve Değerlendirme Uluslararası Topluluğu’nun Türkiye temsilciliğini yapıyor. 

Bu İçerikler İlginizi Çekebilir
Uzmanlar Doğa Temelli Eğitim Bildirisini ve Türkiye’deki Durumu Değerlendiriyor
Doğa Temelli Eğitim ile Başka Bir Öğrenme Mümkün
Doga Temelli Egitim
1 2 3 4 39 40 41
Skip to content