Çalışmalar

Yayınlar

Yazılar

Videolar

Projeler

ERG Sözlük

Haberler

Duyurular

Açıklamalar

Röportajlar

E-Bültenler

Kurumsal

Hakkımızda

Ekip

Yönetim Kurulu

Faaliyet Raporları

Basın

Daha Fazla...

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Yazı
Projeler
Haberler
Yayınlar
Videolar
Kategori
2009
2010
2011
2012
Arka Plan
Çalışmalar
Dünyadaşlık Yazıları
Eğitimde Din ve İnanç Özgürlüğü
ERG Blog
Etraflıca
Okul Hâli/Hayali
Özel Sayfalar
Türkiye'de Koronavirüsün Eğitime Etkileri
Uzun Hikâye
Yazı

MESEM: Eğitimin Kıyısında İş Hayatının Ortasında

Umay Aktaş Salman

,  Kayıhan Kesbiç

2024-25’te, 15-18 yaş aralığındaki 392 bin 887 genç Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) kayıtlıydı. Bu çocuklar haftanın bir günü “okul”da, 4 ya da 5 günü işteler. ERG, çocuk işçiliği, iş kazaları ve eğitimden kopuş tartışmalarının merkezindeki MESEM’leri, bu kurumlara devam eden gençlerin ve kurumlarda çalışan eğitimcilerin gözünden anlatıyor.


MESEM’lerin tarihi ve yapılan değişiklikler


Neden MESEM’e kaydoluyorlar?



İşyeri deneyimleri



“Okul” deneyimleri


İşyerlerinin denetimi



Değerlendirme

Okul bana göre değil.

Bu cümle, MESEM’e devam eden pek çok çocuğun hikâyesinde farklı biçimlerde tekrar ediyor. Kimi akademik olarak “başarısız” olduğu, kimi ekonomik sorunlar nedeniyle, kimi de meslek öğrenmek istediği için okulun kendine göre olmadığını düşünüyor. Bu düşüncelerinden yola çıkarak yaptıkları “seçim”, ardında pek çok yapısal sorun da barındırıyor. “Hem maaş alırım hem işi öğrenirim” ile “ağlayıp çıkmak istediğim oldu” arasında farklı deneyimlere sahip çocukların ortak noktası haftanın bir günü “okul”a gittikleri, 4 ya da 5 günü işletmelerde çalıştıkları hayatlarında eğitimin giderek silikleşmesi. Mevzuatta “öğrenci” olarak görünüyorlar; ancak gündelik hayatları, ortamları, sorumlulukları ve karşılaştıkları riskler bir “öğrenci”ninkinden çok farklı. Bu yazı MESEM’lere devam eden çocukların ve MESEM’lerdeki eğitimcilerin anlatıları üzerinden MESEM’lerin sahadaki karşılığını anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG), bunun için  MESEM’lerle ilgili 6 Şubat – 23 Mart 2026 tarihleri arasında saha ziyaretleri ve telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. 15-19 yaş aralığındaki 32 MESEM öğrencisi, 9 farklı MESEM’de görev yapan 15 öğretmen ve idareciyle yapılan görüşmelerde çocukların hem işyerlerinde hem de “okul”daki deneyimlerini öğrenmeyi, ihtiyaçlarını anlamayı ve hak ihlallerini görünür kılmayı amaçladık. Ayrıca, MESEM’lerde görev yapan öğretmen ile idarecilerin sistemin işleyişine dair tespitlerini dinlemeyi hedefledik. Öğrencilerin ve öğretmenlerin deneyimlerini, ihtiyaçlarını çekinmeden anlatabilmeleri, bizim de aktarabilmemiz için yazıda hiçbir öğretmenin ve kurumun adına açıkça yer verilmiyor. Öğrencilerin isimlerini ise değiştirerek yayımlıyoruz. 

Öğrencilerin ve eğitimcilerin deneyimlerine geçmeden önce MESEM programını, bugüne gelinen süreci etkileyen sistem değişikliklerini anlatarak yazıya başlıyoruz.

MESEM’lerin tarihi ve yapılan değişiklikler 

MESEM’lerin tarihi, çırak, kalfa ve ustaların eğitimlerini sistemli hale getiren ve kuruluşu 1977 yılına uzanan Çıraklık Eğitim Merkezlerine dayanıyor. Çıraklık Eğitim Merkezleri 2001 yılında Mesleki Eğitim Merkezi adını aldı. 2016 yılında yapılan değişiklikle ise örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı. Yani ortaokul veya imam hatip ortaokulu mezunu olan, 14 yaşını bitirmiş çocuklar da MESEM’lere kayıt olmaya başladı ve MESEM’lerde de meslek lisesi diploması verilmeye başlandı. Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınmasının amacı, işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve ahilik kültüründen gelen usta-çırak ilişkisiyle öğrencilerin mesleklerini işbaşında öğrenmeleri olarak açıklandı

MESEM’lerin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına dahil edilmesinin ardından başka değişiklikler de yapıldı. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, işletmelerin, MESEM’e devam eden 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u, 12. sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin en az yüzde 50’si kadar ücret ödeyeceği belirtildi. Bu ücret de işsizlik sigortası fonundan karşılanarak devlet desteği kapsamına alındı. İşveren üzerindeki maddi yük kaldırılarak işverenlerin programa katılmaları teşvik edildi. 

MEB, öğrencilerin işyerindeki eğitimlerinden sorumlu usta öğretici sayısını ve usta öğretici yanında çalışabilecek öğrenci sayısını artırmak için de çeşitli adımlar attı. Daha önce usta öğretici unvanına sahip olmak için, ustalık belgesine sahip olanların iş pedagojisi kurslarını başarıyla tamamlamaları gerekiyordu. Ancak, 2021’de yapılan değişikle en az 10 yıldır usta olarak çalışanların kurslara katılma zorunluluğu kalktı ve iş pedagojisi sınavına doğrudan katılma hakkı tanındı. Bir diğer değişiklik de usta öğretici yanında çalışabilecek maksimum öğrenci sayısında yapıldı: Bir usta öğreticinin yanında en fazla çalışabilecek MESEM öğrencisi sayısı 12’den 40’a yükseltildi. Ancak, bu üst sınır iki yıl sonra 16’ya düşürüldü.

Tüm bu değişiklikler hem MESEM hem de MESEM’e giden öğrenci sayısındaki artışta önemli rol oynadı. 14-22 yaş grubunda, 2020-21’de 159 bin 773 olan öğrenci sayısı 2021-22’de 400 bin 437’ye ulaştı. 2023-24 yılı itibarıyla MESEM’lerde öğrenim gören öğrenci sayısının sabit bir seyir izlediği görülüyor; 2023-24 eğitim öğretim yılında MESEM’lerdeki öğrenci sayısı 422 bin 709, 2024-25 eğitim öğretim yılında ise 421 bin 930. 2024-25 yılında, MESEM öğrencilerinin 392 bin 887’si ise 18 yaş ve altındaydı.

MESEM’lerde bugün  toplam 39 alan ve 193 dalda eğitim veriliyor. MESEM’e devam eden çocuklar ve gençler haftada bir gün teorik dersler için “okula” gidiyor, 4 ya da 5 gün ise uygulamalı eğitim aldıkları işletmelerde çalışıyorlar. Çocuklar 11. sınıfın sonunda sınavı verdiklerinde kalfa, 12. sınıfın sonunda da usta olmaya hak kazanıyorlar. MEB, bu kurumlara kayıtlı öğrencileri “örgün eğitim kapsamındaki mesleki eğitim merkezi programındaki öğrenciler” olarak tanımlıyor. Ancak, öğrencilerin okulda geçirdikleri süreden daha fazlasını işletmelerde geçirdikleri düşünüldüğünde, bu programın “örgün eğitim” olduğunu söylemek ve MESEM’leri diğer okullar gibi tanımlamak güç.

Neden MESEM’e kaydoluyorlar?

Öğrencilerin MESEM’e devam etmesi çoğu zaman öğrencinin tercihi gibi görünse de o tercihin ardında pek çok yapısal sorun yatıyor. Çocukların ve gençlerin MESEM’leri tercih etmesi ya da etmek zorunda kalmasına dair sebeplere geniş bir pencereden bakmak gerekiyor; yoksulluk, öğrencinin akademik durumu, eğitimdeki fırsat eşitsizlikleri, eğitim ortamları ve okul iklimi, öğrenci-öğretmen ilişkisinin niteliği, toplumda eğitimin çıktılarına olan inancın zayıflaması… 

Yaptığımız görüşmeler de bunu açıkça ortaya koyuyor. Çocukların MESEM’e gidiş nedenleri farklılaşsa da sebeplerin başında akademik başarılarının düşük olması geliyor. Akademik başarı odaklı, okullar arasındaki imkân ve öğrenme farklarının olduğu bir eğitim sisteminde, özellikle sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı öğrenciler için okulda var olmak ve tutunmak hiç kolay değil. 

Görüştüğümüz 32 çocuk arasında üçü Anadolu lisesi, 23’ü meslek lisesini bırakıp MESEM’e geçen öğrencilerdi. Ortaokulun ardından 9. sınıfa direkt MESEM’de başlayan ise sadece altı öğrenci vardı.

Ortaokuldan sonra MESEM’e başlayanlar

Liselere Geçiş Sınavı’nda (LGS) 245 gibi bir puan aldım. Endüstri meslek lisesine gidebilirdim ama mesleği daha iyi öğrenmek için MESEM’e kayıt oldum. Abim de MESEM’e gitmişti.”
(Eren, 15, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)

9. sınıfa MESEM’de başladım. Oto sanayide çalışıyorum. Ortaokulda notlarım iyi değildi. MESEM’de genç yaşta mesleği öğrenirim dedim”
(İhsan, 16, Motorlu Araçlar 
Teknolojisi Alanı)

Ortaokulu bitirdikten sonra MESEM’e başladım. Annem de babam da istersen normal okula git, nereye istersen dediler. İleride mesleğim olsun diye MESEM istiyordum. ‘Her şey aileme yüklenmesin, katkım olur’ dedim. Dayım kalıpçı, tesisatçı bir arkadaşı vardı. Gel yanımda başla istersen dedi. Başladım.”
(Mahmut, 15, Tesisat 
Teknolojisi ve İklimlendirme Alanı)

Ortaokulda da amcamın oto sanayideki yerinde çalışıyordum. Okuyunca da markette kasiyer oluyorsun. Bari iş öğreneyim, kendi yerimi açarım dedim.”
(Ediz, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı) 

Zayıf ders notlarının “alternatifi”

Görüştüğümüz öğrenciler arasında okul aidiyeti düşük, bir yıl sınıfta kaldığı ya da sınıfta kalmasa bile ders notları zayıf olduğu için MESEM’i lise diploması alabilecekleri ve meslek sahibi olabilecekleri “alternatif bir yol” olarak görenler de vardı. 

Meslek lisesinde gastronomi okuyordum. Meslek derslerim iyiydi ama ortak derslerim iyi değildi. Sınıfta kalınca bölümden de okuldan da hevesim köreldi. Hem maaş alırım hem de daha erken öğrenirim işi dedim. MESEM’e geçtim.”
(Barış, 16, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alanı)

Ortaokuldan mezun olduğunda puanım sadece meslek lisesine tutuyordu. Liseye başladım. Baktım benden bir şey olmayacak. MESEM’e geçtim. Oto sanayide çalışıyorum.”
(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)

9. sınıfta kalınca rehber öğretmenim MESEM’e yönlendirdi.”
(Serdar, 17, Güzelli̇k ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Meslek lisesinde muhasebe okuyordum. Matematiğim iyi değildi. 9. sınıfın ikinci döneminde okul müdürünün yönlendirmesiyle MESEM’e geçtim.”
(Osman, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı)

Bazı çocuklar için “mecburi istikamet”

Açıköğretim lisesi ve MESEM’ler lisede iki yıl üst üste sınıfta kalanlar² ve ailesini geçindirmek ya da destek olmak zorunda olanlar için bir anlamda “mecburi istikamet.”

Aslında ben lisede moda tasarımı okumak istiyordum. ‘Bu alanda çevremiz yok ki, para kazanamazsın’ dedi annem. Muhasebeye girdim. Meslek derslerinde iyiydim ama diğer dersleri anlamıyordum. İki kere kaldım. En azından MESEM ile diplomam olur.”
(Nur, 17, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Ailemin maddi durumu iyi değildi. Dedem de yatalaktı. Ona bakıyordu ailem, onun masraflarına katkı verdim”
(Hamza, 18, Elektrik- Elektronik Teknolojisi Alanı)

Annem yaşlı, babam hayatta değil. Ağabeyim çalışıyor. ‘Sen de çalış’ dediler, okutmadılar.”
(Emel, 17, 
Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Lise diploması almanın “kolay” yolu 

Bazı çocuklar için de MESEM liselerden daha kolay lise diploması almanın yolu. Çocuklar haftada bir gün “okul”a gelerek lise diploması alabilmeyi cazip görse de, işletmelerde çalışmaya başladıklarında bu yolun çok da kolay bir yol olmadığını anlıyorlar. 

Okuma hevesim yoktu. Bir arkadaştan duydum MESEM’e geldim. Okula bir gün bile gelsek lise diploması alabiliyoruz”
(Hasan, 18, Elektrik- Elektronik Teknolojisi Alanı) 

LGS’den düşük puan aldım. Eve yakın olan bir liseye başladım. Ortam iyi değildi. Okuldakiler içki içmeye ve uyuşturucu kullanmaya davet ediyorlardı. Gitmiyordum ama bu durumu sürekli yaşamamak için de okula devamsızlık yapmaya başladım. Okulda olduğum bir gün kavgaya karıştım ve uzaklaştırma aldım. Birinci dönemin sonunda ayrılıp MESEM’e geçtim. Sırf diploma için geliyorum, mezun olunca dükkanım hazır.”
(Mustafa, 16, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Çalışma hayatını görünce bazen okula mı dönsem diye düşündüm ama okul da bana göre değil. Meslek öğreneyim dedim.”
(Ayşe, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Bazen, liseyi 9. sınıfta bırakmasaydım en azından lise hayatımı bir yıl yaşardım diyorum.”
(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı).

İşyerinden ağlayıp çıkmak istediğim oldu. 15 yaşında bir çocuk için zor. Ailem de çok karşıydı. Sektörümden memnunum ama şimdiki aklım olsa 15 yaşında başlamazdım.”
(Aylin, 16, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Meslek öğrenme isteği mi, elde kalan tek mümkün seçenek mi? 

MESEM’lerle ilgili yapılan çeşitli çalışmalar da çocukların “meslek öğrenmek”, “kısa yoldan meslek sahibi olmak” gibi nedenlerle MESEM’e kaydolduklarını gösteriyor. Görüşme yaptığımız çocuklar MESEM’e geçiş sebeplerini anlatırken kimi zaman doğrudan kimi zaman da akademik becerilerinin zayıflığına atıf yaparak geleceklerini meslek öğrenerek kurmaya çalıştıklarını söylüyorlar. Ancak çocukların anlattıkları “meslek sahibi olma isteği”nin öncesindeki şartları es geçmeyerek yapısal sorunlara bakmayı gerekli kılıyor.

Bu sorunlardan biri Türkiye’deki okullar arasındaki imkân ve başarı farklarının, öğrencilerin yerleştirme sistemindeki konumunu belirleyen başlıca unsur olması.³ Bir başka deyişle, öğrenciler lise düzeyinde “başarıları”na göre ayrışıyor lisede “başarılı” olanlar fen ve Anadolu liselerine, “başarısız” olanlar meslek liselerine, meslek liselerinde “başarısız” olanlar da MESEM’e gidiyorlar. Zira MESEM’lerde çalışan birçok öğretmen de, pek çok öğrenci için MESEM’i “köprüden önce son çıkış” olarak tanımlıyor. Özetle eğitimde fırsat eşitliği sağlanamadığında, mevcut seçenekler daraldığında, MESEM bazı çocuklar ve ebeveynler için geriye kalan tek mümkün yol gibi görünüyor. Eğitimde fırsat eşitsizliği çocukların yalnızca sahip oldukları imkânları değil, hayal edebildikleri ve mümkün gördükleri seçenekleri de daraltıyor.

Görüşme yaptığımız çocukların, mesleki alanlarını ilgi ve becerilerine göre seçtikleri, rehberlik ve yönlendirme aldıkları da söylenemez.⁴ Tanıdık ya da akraba işletmesi varsa, işletmenin hizmet alanı çocuğun tercihi olabiliyor ya da çocuklar, puanların yettiği okula gider gibi MESEM’lerde de nerede, hangi alanda iş bulurlarsa ya da hangi iş yerinin şartları daha iyiyse oraya gidiyorlar.

İşyeri deneyimleri 

MESEM öğrencilerinin işyerlerinde aldıkları uygulamalı eğitimin en önemli belirleyicilerinden biri işyeri koşulları. Zira MESEM’ler çocukların işyerinde yaşadıkları yaralanmalı ve ölümlü kazalar da sık sık gündem oluyor. TBMM’de verilen bir soru önergesine yanıtta, 2025’in sonuna dek MESEM programında 2 bin 68 kaza kaydı bulunduğu; bu kazaların bin 391’inin ayakta tedavi edildiği, 597’si için istirahat verildiği, 31’inin hastanede yatılı tedavi edildiği, 5’inin yoğun bakımda tedavi gördüğü, 23’ünün cerrahi operasyon geçirdiği, 10’unun ise yaşamını yitirdiği açıklandı. Ancak, İSİG Meclisi gibi bağımsız kaynaklar MESEM programı kapsamında ölen çocuk sayısının daha yüksek olduğunu vurguluyor. İSİG Meclisi verilerine göre sadece 2025 yılında 6 çocuk MESEM’lerde çalışırken hayatını kaybetti. 2023 Eylül’den bu yana MESEM’lerde hayatını kaybeden çocuk sayısı 19 oldu. Öte yandan, bir başka soru önergesine verilen cevapta ise MESEM programı kapsamında yaralanma ve ölümle sonuçlanan iş kazalarının inşaat, metal, ağaç işleri, motor ve makine sektörlerinde yoğunlaştığı belirtiliyor.

MESEM’e devam eden çocuklar usta öğreticilik belgesine sahip çalışanı olan işyerlerinde çalışabiliyorlar. MESEM öğrencileri işletmede beceri eğitimine başlamadan, okul/kurum müdürü, işveren ve öğrencinin velisi arasında mesleki eğitim sözleşmesi yapılıyor. Bu sözleşmede tarafların görev ve sorumlulukları tanımlanıyor. Millî Eğitim Bakanlığı, yazılı bir soru önergesine verdiği yanıtta öğrencilerin işletmelerde aldığı beceri eğitiminin hafta içi günlerde, günde 8 saati geçmemek üzere saat 22.00’ye kadar yapılabileceğini, hafta sonu öğrencinin işletmeye gelmesi isteniyorsa velisinden izin alınması gerektiğini belirtiyor. MESEM öğrencileri, yaz ve sömestr döneminde tatile girmiyorlar. Yıl içinde 30 gün ücretli, 30 gün ücretsiz izin hakları var. İş kazası ve meslek hastalığına karşı sigorta primleri devlet tarafından ödeniyor ancak bu prim emekliliğe sayılmıyor. Belirli kurallar, yasal mevzuat olsa da çocukların çalışma koşulları işyerinden işyerine değişiyor. Görüştüğümüz çocukların bazıları günde sekiz saatten fazla çalışıyor ve izin haklarını kullanamıyor bazıları ise kurallara ve çalışma saatlerine özen gösterilen iş yerlerinde çalışıyorlardı.

Mevzuat belli ama koşullar değişken 

Görüştüğümüz çocukların büyük çoğunluğu küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde çalışıyorlardı. Şartların iyi olduğu küçük işletmeler de bulunuyor ancak işyerlerinin kurumsallığı arttıkça şartların iyileştiğini söylemek mümkün. İdareciler de otomotiv ve kuaförlük alanları gibi küçük ölçekli işletmelerin ağırlıkta olduğu ve kurumsal olmayan alanlarda öğrencilere kötü davranışların daha yoğunlukla yaşandığını söylüyor, kurumsal işletmelerde uygulamalı eğitim sürecinin daha belirli ve düzenli bir şekilde ilerlediğinin altını çiziyorlar. 

Bazı çocuklar iş yerlerini kendi bulmuş bazıları ise kayıtlı oldukları MESEM tarafından işyerlerine yerleştirilmişlerdi. Öğretmen ve idareciler, mümkün olduğu sürece, daha kurumsal ve işleyişi belirli işletmeleri tercih etmeye çabaladıklarını vurguluyorlar. Konuştuğumuz bir öğretmen, çalıştığı MESEM’deki yiyecek-içecek hizmetlerindeki öğrencileri çoğunlukla daha kurumsal ve daha fazla usta öğreticinin bulunduğu otellere yerleştirmeyi tercih ettiklerini belirtirken restoran gibi, saatlerin daha belirsiz ve daha az sayıda öğreticinin olduğu yerleri tercih etmediklerini söylüyor. 

Çocuklar içinde günde 8 saat çalışan da çalışma saati 10-12 saati bulanlar da vardı. Kimi haftanın 4, kimi 5, kimi de 6 günü çalışıyordu. Görüştüğümüz öğrenciler arasında haftanın tek “okul” gününde dahi ders bittikten sonra işe çağrıldığını söyleyenler oldu. 

Tıpkı işyeri koşulları gibi öğrencilerin aldıkları ücretler de sektörden sektöre, işyerinden işyerine değişiyor. MESEM’e devam eden öğrencilere devlet tarafından 9, 10 ve 11. sınıfta asgari ücretin yüzde 30’u kadar yani en az 8 bin 422 TL, 12. sınıfta ise asgari ücretin yüzde 50’si, en az 14 bin 37 TL ödeniyor. Konuştuğumuz çocuklar arasında devletin ödediği bu ücret dışında işvereni tarafından başka hiçbir ücret ödenmeyen çocuklar da, bunun üstüne işvereni tarafından ücret eklenenler de vardı. Öte yandan Güzelli̇k ve Saç Bakım Hi̇zmetleri̇, Büro Hizmetleri gibi devlet katkısı verilmeyen alanlarda çalışanlar da vardı.

Daha önce iki sene kurumsal bir otelin restoranında çalıştım. Haftada 4 gün çalışıyordum. Davetlerde, düğünlerde yemek yapan ekipteydim. Son senemde bir otele geçtim. Ama eski yerim daha iyiydi. Maaşı 13 bindi ama kurumsaldı. Şimdi haftanın beş günü sabah 07.00-15.30 arası çalışıyorum. 17 bin alıyorum. İş bilmeme rağmen iş vermiyorlar. Maaşlar geç yatıyor. Genel olarak mutfak zor bir ortam. Gergin. İş hayatım boyunca çok kere mutfaktan kovuldum. Parmaklarımı kestim. Tahammül yok. Ne memnunum ne memnun değilim.”
(Akın, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı) 

Meslekteki durumunuz tamamen çalıştığınız yere bağlı. Restoranlar daha zor. Oteller daha iyi. Güya aşçılık… Arkadaşlarımı da görüyorum tepsi sil, temizlik yap, kilolarca tavuk doğra sadece… Komi bile sana iş buyuruyor. Bir buçuk sene restoranda çalışırken gece 23.00’te çıkıyordum. 14 bin kazanıyordum. Sonra otele geçtim. İki gün sağlık raporu aldım. İşten çıkardılar. 12. sınıfım iş bulmam lazım, devamsızlıktan kalmamak için. Hocalar ‘sen de iş yeri ara’ diyorlar. Dört yılda işi öğrendim biraz ama mezun olunca da ne yapacağımı bilmiyorum. Çok da memnun değilim.”
(Osman, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı)

Bir buçuk yıldır oto sanayide çalışıyorum. Haftanın beş günü 08.00-17.30 saatleri arasında çalışıyorum. Gece 23.30’a kadar mesaiye kaldığım günler de oluyor. Usta sadece devletin verdiği parayı vermiyor. Toplamda 24 bin TL kazanıyorum aylık. İşi öğreniyorum. Motoru, şanzımanı söküp takabiliyorum mesela. Bir ay yıllık izin kullandım. Çalışırken çelik ayakkabı, eldiven kullanıyoruz.”
(İhsan, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)

Oto sanayide çalışıyorum liseyi 9. sınıfın ikinci döneminde bırakıp geldim. 13 bin TL kazanıyorum.”
(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı

Haftanın 5 günü 09.00-19.00 saatleri arasında çalışıyorum. Ayda 13 bin TL kazanıyorum.”
(Ayşe, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) 

Haftanın 5 günü 09.00-19.00 saatleri arasında. 20 bin sabit bir ücretim var. Bahşiş falan da oluyor. Benimki yine iyi; 6 bin TL, 8 bin 700 TL alanlar var.
(Aylin, 16, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

İnşaatlarda sıhhi tesisat yapıyoruz. Haftanın 5 günü günde 8 saat çalışıyorum. Tehlikeli işleri ustam yaptırmıyor. Dairelere tesisat yapmayı öğrendim. Temele boru atma, mutfak bataryası, musluklar bunları öğrendim. Ustam benden memnun ben de ondan memnunum. Devlet desteğiyle verilen aylık 8 bin 500 TL’nin üstüne haftalık da 6 bin TL ücret alıyorum. Yani aylık 32 bin 500 TL kazanıyorum. Birazını anneme veriyorum. Birazıyla atıştırmalık şeyler alıyorum kendime. Otobüs kartımı dolduruyorum. Üç ablam var; biri evli, biri evde, diğeri de üniversitede okuyor. Onun okul kaydına yardımcı oldum. Kalan paramı da biriktiriyorum. Bu alanda devam etmek istiyorum.”
(Mahmut, 15, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme)

10. sınıfta denizcilik meslek lisesini bırakıp motor mekaniği alanında çalışmaya başladım. MESEM’e kayıtlı değildim bir sene. Çalıştığım yerdeki kişinin usta öğretici belgesi yoktu. Bir yıl çalıştıktan sonra MESEM’e 10. sınıftan başladım ve usta öğretici belgesi olan bir işyerine geçtim. Bir gün okula geliyor, diğer günler çalışıyorum. Bir tek pazar günü yarım gün çalışıyorum. Torna, kaynak yapıyorum. Amortisör topluyorum baştan aşağı, ustalar öğretti. Devlet teşviğinin üstüne işyeri de ekliyor 55 bin TL ücret alıyorum.”
(Kemal, 19, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı) 

Üç katlı bir yerde çalışıyorum. Kuaför kısmı, ağda odaları, manikür, pedikür…. İzleyerek öğreneceksin dediler, ilk başta iş öğretmediler. Temizliği de yapıyordum. Son bir aydır ‘abla işlemlere geçeyim artık’ dedim. Geçtim. Şimdi memnunun. Ücret az ama kardeşimin servis parası için aileme destek oluyorum.”
(Nur, 17, Güzelli̇k ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) 

Protez tırnak yapan bir yerde çalışıyorum. Uzun süredir çalışıyorum, işi iyi bildiğim için çalışma hayatından artık memnunun. Kimsenin desteği olmadan para kazanmak hoşuma gidiyor. 45 bin TL ve prim ile çalışıyorum.”
(Selin, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Usta öğreticilerin yetkinliği

MESEM öğrencilerinin işyerlerinde aldıkları uygulamalı eğitimin en önemli belirleyicilerinden bir diğeri ise birebir çalıştıkları usta öğreticiler. Usta öğreticiler 40 saatlik ve 17 dersten oluşan çevrimiçi iş pedagojisi kursunu tamamlayarak sonrasında sınava giriyorlar. Bu kurs kapsamında; mesleki eğitim, iş sağlığı ve güvenliği, iletişim ve eğitim psikolojisi gibi alanlarda eğitim alıyorlar

Görüştüğümüz MESEM idarecileri ve öğretmenleri, usta öğreticilerin eğitim süreçlerinin çevrimiçi olarak yapılması, on yıl ve üzerinde süredir çalışanların doğrudan sınava girmesinin usta öğreticilerin niteliğini olumsuz etkilediğini vurguluyorlar. Bir müdür yardımcısı, “İş açısından usta öğreticilikte yeterliler ama pedagojik anlamda yeterli değiller. Ustalarından nasıl öğrendilerse öyle davranıyorlar” diye tanımlıyor eksikleri. Birçok idareci, öğretmen ve öğrenci de usta öğreticilere yönelik benzer eleştirilerde bulunuyor. Öğrenciler, işletmede küfre ve mobbinge maruz kaldıklarını, belirsiz saatlerde çalıştıklarını ve izin alma durumunda hafta sonu da çalışmak zorunda kaldıklarını bizimle paylaştılar. İşveren ve usta öğreticilerin “sayemde iş öğreniyorsun” diyerek ilk yıllarda çoğunlukla ayak işleri verdikleri, iş öğretmeye başladıklarında ise bunu nasıl aktaracakları konusunda ciddi sıkıntılar yaşadıklarını ve öğrencilerin çoğunlukla izleyerek uygulamalı eğitim aldıklarını duyduk.

İşveren teşvik için çalıştırıyor, çırak yetiştirmek için değil.”
(Müdür Yardımcısı)

İşletmenin yükünü çıraklar taşıyor. 10-15 öğrenci çalıştıran yerler var. Devlet desteği olduğu için çalıştırıyor. Olmasa o kadar eleman çalıştırmaz işyerinde.”
(Müdür Yardımcısı)

Telefon tamiri yapan yerde bir bakıyorsunuz 20 MESEM’li genç var. Yükleri de gençlere taşıtıyorlar.”
(Müdür Yardımcısı)

“Bizim küçüğümüz gelene kadar ayak işi bitmez”

MESEM’deki idareci ve öğretmenlerin çocuklara özellikle ilk yıllar çoğunlukla ayak işleri verildiği gözlemi, çocukların deneyimlerinin de ortak noktalarından biri. Görüşme yaptığımız çocuklardan birinin “Çırak olduğumuz için bizim bir küçüğümüz gelene kadar bize yaptırılan ayak işi bitmez. O adamlar geçmişinde bize davranılanın iki katını yaşamışlar” sözleri, bunun onlar için ne kadar normalleştirildiğini gösteriyor. Buna benzer sözleri hemen hemen hepsinden duyduk.

İki yılda iki alan, üç iş yeri değiştirdi

Çocukların bazılarının işyerinde uğradıkları fiziksel-sözlü şiddet ve mesleki eğitimin yetersizliği sebebiyle çok daha sık işyeri ve/veya alan değiştirdiğini söylemek mümkün. 

Bir kombi bayiinde çalışmaya başladım. İşi öğretmek yerine dükkan temizliyorduk, yemekleri aldırıyorlardı. Birkaç kere gece yarısına kadar işte tuttular, bu sebeple işten ayrıldım. Sonra oto tamircisine girdim, MESEM’deki alanımı da buna göre değiştirdim. Buradaki usta sürekli hakaret ediyordu, tüm temizlik, yemek işleri bendeydi. Araba bakımını öğrettiler, onu yapabiliyorduk sadece. Yıllık izne çıkmak istedim, işten çıkardılar. 10. sınıfta motor mekanik bölümünü bırakıp tesisat teknolojisi bölümüne geçtim tekrar. Buna göre bir iş yeri buldum. Burada patrondan memnunum. 8 bin 500 TL alıyorum. MESEM kapsamında çalıştığım yerlerde şunu gördüm; mantık çırak yetiştirmek olmuyor, üç kuruşa adam çalıştırmak gibi görüyorlar bunu. Ustalar da her zaman çok nitelikli değil. İş yerleri yeterli mesleki aletlere bile sahip değil.
(Barış, 16, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendime Alanı) 

MESEM’de ilk yılımda önce elektrik bölümündeydim. Elektrik tesisatlarına bakan bir dükkanda 7-8 ay çalıştım. Usta işi gösteriyordu ama iş güvenliği yoktu. Her işi de yaptırıyorlardı. Sonra ayrıldım. Otomobil servisi, oto tamircisinde başladım. Burada işi çok göstermiyorlardı. Bir usta vardı, arkadaşımla yan yana oturtuyordu bizi. ‘Sen ona vur, o da sana vursun’ diyorlardı. Biz yapmayınca onlar bize vurmaya çalışıyordu. Onlara da zamanında böyle davranmışlar, böyle diyorlardı. Sonra beni oradan aldı ailem. Başka işyeri bulamadığım için devamsızlıktan kaldım. Seneye 10. sınıftan tekrar başlayacağım.”
(Eren, 15, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı) 

İşyerlerine bizi ‘verelim gitsin bir işyerine’ mantığıyla yollamasınlar. Ben ilk çalıştığım otobüs, tır ve kamyon servisinde şiddet gördüm. Defalarca otobüsten düştüm. Belimde fıtıklarım var. Ustalar değişip iyi birine denk gelmeyince çalışma koşulları da değişiyor. Uzun süre temizlik yaptıranlar oldu mesela. İş yerinden ayrılmak istedim ama olmadı. Bağlı olduğum MESEM’deki müdüre şikayetlerim ulaşmamış. Ayrıldım, oto sanayide gezerken burayı buldum. Üç dört aydır burada çalışıyorum.”
(Tahsin, 17, Motorlu Araçlar TeknolojisiAlanı) 

Benim saç koparma hastalığım var. Bunun yüzünden çalıştığım ilk kuaförde zorbalık gördüm. İkinci gittiğim işyerinde hırsızlıkla suçlandım. Üçüncüsünde güya şakaymış gibi yapıp koluma saç maşası bastılar. Bu yaşananlar yüzünden sık sık işe gitmemezlik yaptım. Sınıfta kaldım. 11. sınıf olmam lazım ama 10. sınıftayım. Bu işyerlerindeyken de sürekli temizlik yaptırıyorlardı. Şimdi çalıştığım dördüncü yerde ses çıkarıyorum, iş öğreniyorum.
(Emel, 17, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) 

“Yıllık izin mi, o da ne?”

Görüşme yaptığımız 32 çocuk arasında yıllık 30 gün ücretli izin hakkının tamamını kullanabilen sadece 2 çocuk vardı. Yani, yasal haklar uygulamada her zaman hayata geçmiyor. İzin kullanmak istediği için işten çıkarıldığını anlatan da, dört yılda toplam bir hafta izin yaptığını anlatan da oldu. Küçük ev aletlerinin tamirinde çalışan elektrik elektronik bölümü 12. sınıf öğrencisi yedi genç, yıllık izin kullanıp kullanmadıklarını sorduğumuzda “izin mi o da ne?” diye yanıt verdi. Öte yandan, MESEM kapsamında çalıştıkları bu dört yılın emeklilikleri için sayılmayacak olması hemen hemen görüştüğümüz tüm çocukların sorun olarak gördüğü ortak bir noktaydı. 

Çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimleri açısından zararlı olarak tanımlanan çocuk işçiliği, onların sosyal yaşamlarını da sıfırlıyor. Görüşme yaptığımız çocukların iş dışında bir hayatları yoktu. Okuldayken, en azından okul sonrası arkadaşlarıyla görüşebildiklerini, şimdi bunun mümkün olmadığını söyleyenler oldu. Öğretmenlerden de çocukların okul-iş arasında çok kısıtlı bir hayatı olduğunu vurgulayanlar vardı. 

Çok uzun saatler çalışıyorlar. Sosyal hayatları yok. Çocukların konuşmaya da ihtiyaçları var. Okula geldiklerinde ‘etkinlik yapın’ diye talepleri oluyor. Canları çok sıkılıyor, bir şeyler yapmak istiyorlar iş dışında da.”
(Rehber Öğretmen)

Erkek kuaföründe sabah 09.00 akşam 21.00 çalışıyorum. Çok yorgun geliyorum. Çalışmak sosyal hayatı sıfırlıyor. Yatıyorum, kalkıp tekrar işe gidiyorum. Başka bir şey yapamıyorum. MESEM’e geçeceklere hiç kolay olmadığını söylemek isterim.”
(Serdar, 17,
Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Anlatılanlar, gençlerin temel psikososyal ihtiyaçlarını karşılayamadıklarına dair de önemli ipuçları veriyor. Oysa beynin yapısal ve işlevsel olgunlaşmasının hızla sürdüğü, çevresel etkilere yüksek duyarlılık gösterdiği kritik bir gelişim evresi olan çocukluk ve ergenlik döneminde psikososyal ihtiyaçların karşılanması ve desteklenmesi çok önemli. Çocuk işçiliği, çocuklara yetişkin sorumluluğu yüklediği için özgüven gelişiminde de sorunlara yol açıyor. Akran iletişiminden mahrum kalmanın sosyal izolasyona neden olduğu; akran ilişkilerindeki bu zayıflamanın, okuldan uzaklaşma ve toplumsal dışlanmayla birlikte psikolojik sorunları derinleştiren bir döngü yarattığı belirtiliyor. Araştırmalar çocuk işçiliğinin bazı psikolojik sorunlarla güçlü biçimde ilişki olduğunu da gösteriyor; depresyon ve anksiyete, en sık görülenleri.

“Okul” deneyimleri 

MESEM’e devam eden çocukların ve gençlerin işyeri gibi “okul” deneyimleri de çeşitleniyor. Bununla birlikte, MESEM’lerde çalışan öğretmenler ve idarecilerin MESEM programına ve “okul”da geçen bir güne bakışları çeşitli farklılıklar barındırsa da ciddi benzerlikler de içeriyor. Hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin anlattıkları işyerlerinde alınan mesleki eğitim gibi MESEM’deki eğitimin niteliğini de sorgulatıyor. 

MEB 2024-25 eğitim öğretim yılı verilerine göre Türkiye genelinde 408 MESEM bulunuyor. Bu MESEM’lerin bazıları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde, bazıları ise tamamen ayrı binalarda. Çocuklar, bir gün gittikleri merkezlerde meslek derslerinin yanı sıra sadece matematik, Türk dili ve edebiyatı, tarih, din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri görüyorlar. MESEM’lerin şartları da kurumdan kuruma değişiyor; öğrenci mevcutları da. İstanbul’da gezdiğimiz 6 MESEM içinde öğrenci mevcudu 2 bine yaklaşan da, 250’den az olan da vardı. Bazılarının fiziki kapasitesi öğrenci sayısına göre hayli sınırlı kalıyordu. Örneğin 700 öğrencinin olduğu bir MESEM’de sadece 4 derslik bulunuyordu. Tüm öğrenciler aynı gün okulda olmasa da ve her bölümün öğrencileri farklı günlerde okula gelseler de özellikle öğrenci sayısı çok olan bölümler için sınıf mevcutları yükseliyor. Meslek atölyeleri için yeterli alan bulanamayabiliyor. Bazı MESEM’lerde rehberlik hizmetlerinin daha güçlü olabildiğini, öğrenciler için risk haritası çıkarıldığını, çeşitli etkinlikler düzenlendiğini gördük. Bazılarında ise rehber öğretmen olsa da öğrenci rehber öğretmeni görmedikçe aktif çalışmalar yapılmıyordu.  

“Okul” günü dinlenebilmenin yolu

Görüşme yaptığımız çocuklar haftanın bir günü gittikleri “okul”u dinlenebilmenin tek yolu olarak tarif ediyor, okul gününü verimli geçirmediklerini anlatıyor. Tüm öğrencilerin sınavlarla ilgili söylediği ortak deneyim kopya çekmelerine göz yumulduğu. MESEM’lerle ilgili sosyal medya mecralarında yapılan paylaşımlarda da sınavların kolay olduğu ve telefonla kopya çekilebildiğine dair çok sayıda örnek bulunuyor. İdareci ve öğretmenlerin de bu duruma göz yumduklarını, aksi takdirde öğrencilerin okuldan mezun olamayacaklarını söylediklerini gördük. Sadece bir MESEM ziyareti sırasında, bir müdür yardımcısı kopyaya izin vermediklerini ancak “çok temel şeyler öğrettiklerini ve sorduklarını” vurguladı.

MEB, MESEM için her ne kadar örgün eğitimin içinde dese de öğrenciler hatta öğretmenler için MESEM’ler örgün eğitimdeki “okul” ortamından çok farklı. Görüşme yaptığımız öğrenciler bir gün geldikleri MESEM’i “formaliteden gelinen bir yer” olarak görüyorlar.  

Okulla MESEM’in çok farkı var. Haftada bir gün… Öğretmenin beni aklında tutması çok zor. Benim de öğretmenle iletişim kurmam…”
(Metin, 16, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı)

MESEM öğrencileri de üniversite sınavına girebiliyorlar. Sınava gireceğiz ama hiçbir bilgimiz yok. İş öğrendim ama okulluk bir şey yok. Eğitim yok, sınavları da kolay geçiyoruz.”
(Osman, 18, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı)

Eğitim sistemi hoşuma gitmiyor. Mesela niye İngilizce öğretmiyorlar bize. En gerekli şeylerden biri. İşten çıkıp eve geç geliyoruz. Okul dersini de sabah erkene koyuyorlar. Çok zorlanıyoruz. İş saatlerine canlı ders koyuyorlar. İşyerinde canlı derse girsek bile nasıl faydası olsun?”
(Aylin, 16, Güzellik  ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı)

Öğrencilerin anlatısına paralel bir şekilde öğretmenlerin de “okul”da geçen güne dair yorumları o günün çok da verimli olmadığı yönünde. Öğretmenlerin kastettiği verim sadece öğretim açısından değil. Çocukların gelişimini, olası risklere karşı takiplerini yapmak açısından da haftada bir “okul” gününün yeterli olmadığı belirtildi.

Bir günle eğitim olmaz. Öğretmen okulda olsa öğrencisini sınıfta, okul içinde, kantinde, etkinlikte görür takip eder. Okulun çocukla ilgili görüşü olur. Burada haftanın bir günü okulda ya da işletmelerde öğrencinin gelişimiyle ilgili bir şeyi takip etmek, fark etmek çok zor.”
(Koordinatör Öğretmen)

İş öğreneyim diye değil kolay yoldan diploma alayım diye geliyor çocuklar. Eskiden Çıraklık Merkezlerine öğrenciler sadece meslek öğrenmek için gelirdi.”
(Müdür Yardımcısı)

Görüşme yaptığımız öğretmenlerden bazıları öğrencilerin temel eğitimden çok zayıf geldiğini de vurguluyor. Okuma yazması dahi hâlâ sorunlu öğrenciler olduğunu, pek çok çocuğun dört işlem yapamadığını söylüyorlar. Bununla birlikte öğrencilerin kendilerini “okul”dan çok işte oldukları için öğrenciden ziyade işçi olarak tanımlamaları ve buna göre davranmaları, okulda geçen bir günü ve bu bir günde yapılan eğitimi doğrudan etkiliyor. 

Bazı öğrenciler MESEM’lerin ortamından da rahatsız olduğunu vurguluyor. Anlattıkları suça sürüklenme ve güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalabildiklerini açıkça gösteriyor. 

Ortam çok kötü. Zorba insanlar var. Bir iki öğretmen dışında pek iletişimde olduğum öğretmen de yok. Sınavları elimizde telefonla yapıyoruz.”
(Emel, 17, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) 

Okulun ortamı serseri dolu. Sevmiyorum. Gelmek istemiyorum. Buraya gelince işlerim de aksıyor. Okul belge almak için olmasa, düzgün eğitim verilse…”
(Selin, 18, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri Alanı) 

Buraya gelmeden önce başka bir MESEM’e devam ediyordum. Orada öğrenciler arasında içki, sigara, uyuşturucu çok yaygındı. Torbacılık yapanlar bile vardı. Babam durumu fark edince beni o MESEM’den aldı. Bir süre açık lisede okudum. Şimdi bu MESEM’e başladım.”
(Selma, 16, Büro Yönetimi Alanı)

Bu noktada MEB’in 2026-27 eğitim öğretim yılında mesleki eğitimde suça sürüklenme riskini azaltmak için koordinatör öğretmen, usta öğretici ve öğrencinin staj yaptığı işletmedeki ustanın birlikte yer aldığı bir rehberlik sistemi kurma, rehberlik derslerinin de artırılması planının hayata geçmesi ve sürdürülebilir olması hayati önemde. 

Devamsızlık da önemli bir sorun

Öğrencilerin sadece haftada bir gün “okul”da olmasının yanı sıra öne çıkan bir önemli sorun daha var: Sürekli devamsızlık… Çocukların altı gün “okul”, 30 gün işyeri devamsızlık hakkı var. Ziyaret ettiğimiz tüm MESEM’lerdeki idareciler, öğrencilerin yüzde 20 ile yüzde 40 arasında değişen oranlarda sürekli devamsız olduğunu ve “okul”a gelmediğini söylüyorlar. Ortaöğretim kurumlarındaki öğrenciler iki kez sınıf tekrarı yapmaları durumunda MESEM ya da açık liseye yönlendirilirken MESEM’de öğrencilerin bu kurumla ilişiklerinin kesilmesi için üç kez sınıf tekrarı yapmaları gerekiyor. Devamsız öğrenciler, okulla birlikte işletmeye de devam etmiyorlar. Dolayısıyla, devlet katkısıyla ya da devlet katkısız herhangi bir ücret almıyorlar. Ancak, kurumla ilişiklerinin üç kez sınıf tekrarı sonrası kesilmesi idarecilerin bahsettiği gibi önemli sayıda öğrencinin kağıt üzerinde sistem içerisinde yer almaya devam etmesine neden oluyor. 

İşyerlerinin Denetimi

Öğrencilerin haftalık ders saatinin çoğunu geçirdiği ve pratik eğitimlerini tamamladığı işletmelerin denetimi, MESEM süreçlerinde öne çıkan sorunların başında geliyor. MESEM programına katılan işletmeler çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmeler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verileri, bu tür işletmelerde denetim oranlarının büyük işletmelere kıyasla oldukça düşük olduğunu gösteriyor. İşletmelerdeki iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili koşullar 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunuyla belirlenmiş ve bu denetimlerden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sorumlu tutulmuş olsa da MEB ve dolayısıyla MESEM öğretmenleri ile yöneticileri bu süreçte önemli roller oynuyorlar. MESEM’deki iş kazalarına yönelik tartışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği dönemde, alınan önlemlerle işletmelerin iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarıyla yeniden değerlendirilmesi ve şartların iyileşmediği durumlarda öğrencilerin yerleştirilmemesi kararlaştırıldı. Ocak 2023-Haziran 2024 döneminde, koşullara uymayan 12 bin 927 işletmenin sözleşmesi denetimler sonucunda sonlandırdı. Benzer bir şekilde, bir sonraki eğitim-öğretim yılında, denetimler sonucunda 23 bin 252 işletme uygunsuz bulunarak sözleşmesi feshedildi. Ancak, bu süreçte değerlendirme sonrasında fesih işlemlerinin ve/ya şartların iyileşmesinin denetimlerinin öğretmenlere bırakılması, öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine yönelik süreçlere dahil edilmesi sendikalar tarafından eleştirildi. Ayrıca, aynı yönetmelikle MESEM’lerde verilen iş güvenliği eğitimine yönelik adımlar da sıkılaştırıldı. Öğrenciler dönem ortasında MESEM’e kaydolsalar bile iş güvenliği ve sağlığı eğitimi almaları şartı getirildi. 

Denetim kağıt üzerinde haftada bir, ancak koşulların belirlediği sıklıkla…

Uygulamalı eğitim verilen işletmelerdeki denetimlerden sorumlu olan öğretmenlere koordinatör öğretmen deniyor. Yasal mevzuat, koordinatör öğretmenlerin her hafta düzenli olarak işletmeleri ziyaret etmesini, öğrencilerin devamsızlıklarını izlemesini, not işlerini tamamlamasını ve işyeri koşullarını denetlemesini söylese de pratikte denetimlerin içeriği ve sıklığı konularında çok farklı deneyimler öne çıkıyor.

Koordinatör öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, koordinatörlük görevinin hangi sıklıkla yapılabileceğini belirleyen birincil unsur. Her ne kadar son zamanlarda MESEM’lere kayıt konusunda okul yöneticilerine kontenjan sınırı koyma hakkı tanınmış olsa da MESEM’lerdeki öğrenci sayılarının hızlı bir şekilde artması öğretmen başına düşen öğrenci sayısının bazı okullarda ciddi şekilde yükselmesine yol açıyor. Yapılan görüşmelerde, koordinatör öğretmenin yalnızca 18 öğrenciden de 70 öğrenciden de sorumlu olduğu örneklerle karşılaştık.

İş sağlığıyla ilgili pek çok şeyi öğretmene yüklediler. Bu okulda koordinatör öğretmen başına 30 işyeri düşüyor. Bir ay içinde gezmesi lazım. Çocuklarla Whatsapp grupları kuruluyor. ‘İşyerinde bir şey olmasını beklemeden söyle, hemen yaz’ diyoruz. Çocuklar öğretmenlerini bilgilendiriyor. Bize denetleyin diyorlar ama biz uzman değiliz, sürekli iş yerinde değiliz. Öğrenci baret takıyor mu, ayakkabı giyiyor mu; En fazla ona bakabiliyoruz. Bir de çocuklara okulda iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili videolu eğitim veriliyor. Bazı işyerlerinde iş sağlığı güvenliği uzmanı var, bazılarında yok.”
(Öğretmen)

Buna ek olarak, şehrin büyüklüğünün ve işletmelerin okula uzaklığının da yapılması gereken ziyaretlerin sıklığında belirleyici olduğunu söylemek mümkün. Küçük şehirlerde veya ilçelerde öğretmenler çoğunlukla yasal mevzuatın şart koştuğu haftalık ziyaretlerini gerçekleştirebiliyorken büyük şehirlerde ve/ya işletmenin okuldan uzak olduğu durumlarda ziyaretlerin ayda hatta iki ayda bire dek uzayan aralıklarla yapıldığı örneklerle karşılaştık. Görüştüğümüz MESEM’lerden birinde, bir koordinatör öğretmenin okuldan 30 km uzaktaki bir işletmeye gitmesi gerektiği söylendi. Benzer bir şekilde bir sanayi sitesinde yaptığımız görüşmede, işletmede çırak olarak çalışan bir öğrencinin 15 km uzaktaki bir MESEM’e devam ettiğinin ve çalışmaya başladığı birkaç aylık süreçte koordinatör öğretmeninin işletmeyi hiç ziyaret etmediğini; işletmeyle aynı ilçede bir MESEM’e devam eden diğer çırak öğrencinin öğretmeninin ise düzenli aralıklarla işletmeyi ziyaret ettiğini öğrendik. Bazı öğrenciler, öğretmenlerin ziyaretlerinin öğrencilere imza attırmaktan ibaret olduğunu, bazıları da kendi memnuniyetini sormak yerine ustabaşının memnuniyetini sorduğunu anlattı.

MEB tarafından yapılan bir açıklamada, çırak öğrenci çalıştıracak işletmelerde iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmesi zorunluluğu gibi ek tedbirlerin şart koşulmadığının ve denetimlerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapıldığının altı çiziliyor. Öğrenci bir işletmede pratik eğitimine başlamadan önce işyerinden ustalık belgesi, usta öğreticilik belgesi, vergi levhası, iş sağlığı ve güvenliği formu ve kimlik fotokopisi gibi belgeler isteniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ek olarak, koordinatör öğretmenler de işletmelerin uygunluğunu denetliyor. Ancak, bu süreçte öne çıkan bazı sorunlar da var.

Öğretmenler iş güvenliği konusunda yalnız

Bu sorunlardan biri birçok öğretmenin uzmanlıkları dışındaki alanlarda koordinatörlük görevi yapmaları ve kendilerini iş güvenliği konularında yetersiz ve yalnız hissetmeleri. 

Her şey koordinatör öğretmene bırakılıyor. İş güvenliği açısından tam bir denetleyici değilim ki. Ben bir, iki şeyi denetlerim ama sorumluluk sadece öğretmende olmamalı. 

İş güvenliği eğitimi alınıyor ama her iş yerine göre değişir. Alandan alana spesifik olmalı. Bir şey olduğunda da en altta kalan öğretmen oluyor. Böyle bir sorumluluk almak istemiyoruz, evrak iletiriz ama denetleme zor…”
(Öğretmen)

Yaptığımız görüşmelerde, meslek öğretmeni olmasına rağmen uzmanı olduğu meslek alanından farklı alanlarda koordinatörlük görevi yapan birçok öğretmene rastladık. Konaklama ve seyahat hizmetleri alanından olan bir öğretmen, makine teknolojisi alanından öğrencilerin koordinatörlüğünü yaptığını belirterek “Çocuk yaptığı işleri anlatıyor ama bende uzmanlık açısından karşılığı yok” diyor. Başka bir öğretmen “Mesleki ve teknik Anadolu lisesindeki öğretmen, mobilya alanında ama kuaförlüğe koordinatörlüğe gidiyor” diyor. 

Koordinatör öğretmen eksiğine dair sorunları çözmek adına Şubat 2025’te yasal mevzuatta bir değişiklik yapıldı. Koordinatörlük görevi için, meslek öğretmenlerinin yanı sıra gerekli durumlarda MESEM’lerde çalışan matematik, Türk dili ve edebiyatı, tarih ve din kültürü gibi, kültür dersleri öğretmenlerinin de koordinatörlük yapmalarının önü açıldı. Bunun önceki yıllara kıyasla iş yükünü azalttığı söylenebilir ancak koordinatörlük deneyimi olmasına rağmen uzmanlık konusunda kendisini yetersiz hisseden meslek öğretmenlerinin bile yaşadığı sorunların kültür dersleri öğretmenleri tarafından ne yoğunlukta yaşanacağı önemle takip edilmesi gereken bir konu. Bu konu üzerine konuştuğumuz, koordinatör öğretmenlerden sorumlu bir müdür yardımcısı, kültür derslerine giren öğretmenlerin iş güvenliği ve sağlığı eğitimi aldıklarını ve ihtiyaç hâllerinde onları desteklediklerini söyledi.

İşyerindeki sorunların çözümü: İşyeri değiştirmek 

Denetimlerin sıklığından sonra öne çıkan bir diğer sorun ise koordinatör öğretmenlerin denetim süreçlerini nasıl yönettikleri ve sorun olması hâlinde hangi adımları takip ettikleri. Öğretmenler ve idareciler, işyerleri üzerinde oldukça sınırlı bir yaptırım gücüne sahip olduklarını vurguluyorlar. Bir MESEM müdür yardımcısı, şikayette bulunulsa bile verilen süre içerisinde sorunların kağıt üzerinde halledildiğini ancak uygulamada işyeri koşullarının değişmediğini açıklıkla ifade etti. 

Benzer bir şekilde, işverenle konuşmak dışında atılacak kısıtlı adımları olduğunu söyleyen birçok öğretmen ve idareci, sorunların konuşulduktan sonra da çözülmemesi durumunda işverenle sözleşmeyi feshetme yoluna gittiklerini ve öğrencilerini başka bir işletmeye yerleştirdiklerini söyledi. Koşullara dair, öğretmenlerin öğrencilerle konuşurken ve işyeri ziyaretleri sırasında kişisel inisiyatif olarak tabir edilebilecek noktalara ve önlemlere dikkat ettiklerini görüyoruz. Bir MESEM koordinatör öğretmeni, asansör alanında çalışan öğrencileriyle konuşurken “asansör çukuruna indim” diyen bir öğrenci duyduğu anda öğrencisini işyerinden aldığını, çünkü asansör çukurunun o yaştaki bir çocuk için oldukça tehlikeli olduğunu söylüyor. Bir diğer öğretmen, metal ayakkabı giymenin şart olduğu sanayi koşullarında öğrencinin terlikle dolaştığını gördüğünde yine öğrencisine yeni bir işletme bulma yolunu tercih ettiğini anlatıyor. Ev teknolojisi alanında koordinatörlük yapan bir başka öğretmen ise öğrencilerinin çamaşır ya da bulaşık makinesi taşımamasını işverene şart koştuğunu ve böyle bir durum duyması hâlinde öğrencisini işletmesinden alacağını söylüyor. Buna paralel bir şekilde, maaş ödemelerini alamayan veya sözleşme koşullarına uyum sağlamayan işletmelerle iş sözleşmelerinin feshedildiğini belirtiyorlar. Ancak, öğretmenlerin sözleşme feshetme yoluna gitmelerinin öğrencilerle ve velilerle aralarını açtıkları durumlarla da karşılaştık. Bu süreçte yeni işyeri bulma konusunda yaşanabilecek zorluklar ve belirli bir süre içerisinde yeni işyeri bulunmaması hâlinde öğrencinin sınıf tekrarı yapacak olması, bu tartışmanın önemli nedenlerinden.

Öğretmen ve idarecilerin MESEM programı kapsamındaki işletmelerin denetiminde öğrenciyi işletmeden almak, koşulları kötü işletmeleri kara listelere dahil etmek ve buraya yeni öğrenci göndermemek gibi daha geçici ve kişisel inisiyatifle oluşturulmuş çözümler geliştirdikleri dikkat çekiyor. Koordinatör öğretmen başına düşen öğrenci ve dolayısıyla işletme sayısının yüksekliği, farklı alanlarda uzmanlığı olan öğretmenlerin çalışma koşullarını ve makinelere hakim olmadığı işyerlerini ziyaret etmek zorunda kalmaları denetimlerin niteliğine dair soru işaretlerini artırıyor. MESEM programına yoğun olarak katılan orta ve küçük işletmelerin denetim süreçlerinde sık bir şekilde ziyaret edilmemesi, bu tip işyerlerinde iş güvenliği önlemlerinin ve danışmanlık hizmetlerinin çoğunlukla kağıt üzerinde kalması, program kapsamında işyeri kazalarının yaşanmasına yol açabiliyor.

Değerlendirme 

Eğitim deneyimi, çocuğun iyi olma hâlinin en önemli parçalarından biri. Okul sadece akademik becerilerin kazandırıldığı bir mekân değil. Okul, sosyal duygusal öğrenmenin gerçekleştiği, çocukların sosyalleştiği, korunduğu, birey olmayı ve toplumsal yaşamı tecrübe ettikleri bir mekân olma potansiyeli taşıyor. Okulun bu işlevini düşündüğümüzde, MESEM’e devam eden çocuklar okulun bu potansiyelinden hayli uzakta. Çocuklar hanelerindeki, ebeveynleri arasındaki sosyo-ekonomik eşitsizlikleri eğitimle aşabilmeli. Okullarda gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri kültür-sanat, spor, kulüp ve atölyeler gibi etkinliklerin güçlendirilmesi, okullar arasındaki imkân ve öğrenme farklılıklarının kapatılabilmesi, tüm çocukların nitelikli eğitime erişimi ve devamı için çok önemli. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencileri eğitimde tutabilmek için destek mekanizmalarının da güçlenmesi gerekiyor. Tüm bunlara dair çözümleri güçlendirmeden, artırmadan MESEM’ler tıpkı saha görüşmelerinde tanık olduğumuz örnekler gibi sadece sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı, akademik açıdan zayıf, disiplin sorunu yaşayan çocukları nereye yönlendirebiliriz sorusunun cevabı hâline gelebilir. Eğitimdeki fırsat eşitsizliklerini derinleştirebilir. 

Mevzuatta öğrenci, işyerinde değil 

MESEM programı, Bakanlık tarafından örgün eğitim içerisinde değerlendiriliyor. Ancak, çocukların ve gençlerin okulda geçirdikleri süreden fazlasını işletmelerde geçirmeleri ve kendilerini öğrenciden çok bir çalışan olarak görmeleri, MESEM’leri bir örgün eğitim programı olarak değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Öğrencilerin eğitim açısından sahip oldukları imkânlar, “okul”daki ve işletmelerdeki koşulları onların sadece kağıt üzerinde öğrenci olduklarını gösteriyor.

Yaptığımız görüşmeler öğrencilerin MESEM’lere kaydolmasından, işyerlerindeki koşullarına, hem “okul”da hem de işletmelerde aldıkları eğitimin niteliğine dair sorulması gereken pek çok soru olduğunu bir kere daha gösteriyor.

Anlatılanlar, mevzuattaki kurallara, düzenlemelere rağmen, MESEM’lerde çocuğun iyi olma hâlinin, çalışma ortamlarının uygunluğunun ve eğitimin niteliğinin büyük ölçüde işletme sahibinin ve usta öğreticinin inisiyatifine, bilgi ve becerisine kalabildiğini gösteriyor. Sahada duyduğumuz deneyimler MESEM’lerin “çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak kullanılmasını meşrulaştırdığı” eleştirilerinin bir karşılığı olduğunu gösteriyor. Öğrencilerin eğitim süreçlerinden çok üretim süreçlerinin parçası hâline gelmesi, çocukların gelişimsel ihtiyaçlarının geri planda kalması ve iş güvenliği riskleri, mevcut yapının çocuk hakları açısından yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. 

  • Öncelikle mesleki eğitimdeki mevcut durum ve ihtiyaçlar düşünülerek, MESEM’lerde eğitim ve işyeri dengesi çocuk haklarını önceleyen bir bakış açısıyla ele alınmalı ve yeniden kurgulanmalı. 
  • İşletmelerin çocukların yalnızca iş öğrendikleri yerler değil, yaşlarına uygun bir şekilde zihinsel, sosyo-duygusal gelişimlerini destekleyecek şekilde kurgulanmaları da bir diğer önemli nokta. 
  • MESEM’lere dahil olan işletmelerdeki usta öğreticiler belirli aralıklarla aldıkları çeşitli eğitimlerle desteklenmeli.
  • İş güvenliği ve sağlığı konusundaki yetersizlikler, eksikler sadece koordinatör öğretmenlerin altından kalkabileceği veya değiştirebileceği bir sorun değil. Bu nedenle, işletme denetimlerinde öğretmen sorumluluğunun eğitim-öğretim faaliyetleriyle sınırlı kalması ve iş güvenliğine yönelik denetimlerin alanın uzmanları tarafından gerçekleşmesi gerekiyor. 
  • İş güvenliği uzmanlarının sayısı artana kadar, özellikle kazaların yoğun olarak gerçekleştiği alanlarda (makine, motor, inşaat gibi), koordinatör öğretmenlerin bu alanlardan seçilmesi, öğretmenlerin denetime gittikleri işletmeleri daha etkin bir şekilde denetlemelerini sağlayacaktır.
  • Çalışma Bakanlığı tarafından düzenlenen “Çocuk ve Genç İşçi̇leri̇n Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeli̇k”, çocuk işçilerin çalışabilecekleri alanları ve sektörleri yaş gruplarına göre ayırarak belirliyor. Ancak, MESEM programındaki sektör ve alanlara baktığımızda, yönetmelikle bir uyumsuzluk dikkat çekiyor. Ağır sektör olarak tanımlanabilecek ve yönetmelikte çocuk işçilerin çalışabileceği sektörler dışında kalan motor, makina ve inşaat gibi alanların MESEM programında yer alması ve öğrencilerin 9. sınıf itibarıyla bu sektörlerde çalışabilmesi öne çıkan tutarsızlık olarak dikkat çekiyor. Bu bağlamda, ağır olarak tanımlanan ve yüksek kaza riski bulunan sektörlerde öğrencilerin çırak olarak işe başlayabilecekleri yaşın yükseltilmesi bir çözüm olabilir. 
  • Birçok MESEM’de koordinatör öğretmen ve idarecilerin, çalışma koşulları kötü olan işyerlerini kara listeye aldıklarını ve bu işletmelere öğrenci göndermediklerini deneyimledik. Bu tip, inisiyatife dayanan önlemlerin çırak öğrenciye sahip başka kurumlarla da paylaşılması ve denetim süreçlerinde üretilen bilginin yaygınlaştırılmasına da ihtiyaç var.
  • Özellikle büyükşehirlerde artan mesafeler denetimlerin düzenli aralıklarla yapılmasının önündeki en büyük engellerden biri. İşletmeler ve okul arasındaki mesafeye sınır konulmalı.

Saha ziyaretleri boyunca yaptığımız görüşmelerde, birçok aktör (işveren, öğretmen ve idareci) çıraklıkla uzmanlaşılan işlerde erken yaşta başlamanın öneminden bahsetti ve çoğunlukla “ağaç yaşken eğilir” atasözünü kullandı. Bu nedenle, çeşitli eleştirilerini bu yazıya yansıttığımız birçok aktör MESEM programının nitelikli çalışan yetiştirmek için gerekli, ancak geliştirilmesi gereken tarafları olan bir program olduğunu öne sürdü. Bu noktada belki de öne çıkan en önemli sorunlardan biri, çocukların işletmelerde karşılaştığı iş sağlığı ve güvenliği sorunları. Türkiye, 2023 ve 2024 yıllarında 100 bin çalışan başına düşen ölümlü iş kazası sayısında Avrupa ülkeleri arasında birinci, 100 bin çalışan başına düşen ölümlü olmayan iş kazalarında ise Avrupa ülkeleri arasında Fransa’nın ardından ikinci sıradadır. Türkiye’de iş güvenliğine yönelik tedbirlerde görülen yaygın sorunlar, aynı sorunların MESEM programı kapsamında işletmelerde çırak olarak çalışan çocukların da yaşamasına, yaralanmasına ve hayatını kaybetmesine yol açıyor. Bu nedenle, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinde gerçekleşecek topyekün bir iyileşme, iş kazalarını ciddi bir oranda azaltmakla birlikte çocukların fiziksel sağlıklarını da koruyacaktır. Ancak, çocukların fiziksel sağlıkları ile birlikte bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimlerini destekleyici önlemler alınması da programın geliştirilmesi gereken bir diğer önemli noktası.

Sonuç olarak, kısa vadede, çocukların maruz kaldığı hak ihlallerini azaltacak önlemlerin alınması çok önemli. Ancak mesleki eğitim, çocukların eğitim hakkını ve gelişimini merkeze alan güvenli bir öğrenme alanına dönüşmediği sürece mevcut sorunların devam etmesi ve MESEM’lerin çocuk işçiliğiyle birlikte anılması kaçınılmaz görünüyor.

Dipnotlar

¹Devlet katkısı verilen alanlar Orta Vadeli Program'da belirlenen hedefler doğrultusunda 29 Eylül 2023 tarihinde yeniden düzenlendi. Güzellik ve saç bakım hizmetleri, büro yönetimi, muhasebe ve finansman ve pazarlama ve perakende alanlarında devlet teşviği sona erdi.

²Yasaya göre, örgün ortaöğretim kurumlarında iki kez sınıf tekrarı yapan öğrenciler, MESEM’e veya açık lisesine geçiş yapar. (Bkz. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/09/20230908-2.htm)

³2025-26 eğitim-öğretim yılında başlayan ve ortaokul-lise öğrenci gruplarını hedefleyen Mesleki İlgi ve Beceri Envanterleri mesleki rehberlik ve yönlendirme süreçlerini iyileştirmeyi amaçlıyor.

Umay Aktaş Salman

Eğitim Reformu Girişimi Araştırmacısı ve Medya Koordinatörü

Kayıhan Kesbiç

Politika Analisti

2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Aynı bölümde ilk yüksek lisans derecesini aldı. 2019-2020 akademik yılında Jean Monnet bursiyeri olarak Kent Üniversitesi’nde Uluslararası Göç alanında ikinci yüksek lisansını tamamladı. ERG’de Politika Analisti olarak çalışan Kesbiç, mülteci çocukların eğitimine ve yoksulluğun eğitime etkilerine yoğunlaşıyor.

Bu İçerikler İlginizi Çekebilir
erg_Abstract_editorial_illustration_peaceful_schools_violence_06ff41b1-6ca5-4319-b271-5b3e207a51d6_2
Okulda Şiddetin Ardındaki Yapısal Gerçeklik
Uzmanlar Doğa Temelli Eğitim Bildirisini ve Türkiye’deki Durumu Değerlendiriyor
1 2 3 4 40 41 42
Skip to content